ZOR GÜNLER

1489 Kelimeler
YAZAR ANLATIMI Ofisin kapısı Ayora’nın arkasından kapandığında, odada ağır bir sessizlik kaldı. Sessizliğin ortasında yalnızca betanın —Ayora’nın babasının— hızlanan nefesi duyuluyordu. Alfa, masasının arkasında hiçbir şeyi şaşırmadan, zaten biliyormuş gibi duran bir ifadeyle ona baktı. “Yıllardır sakladığın sır,” dedi alfa, gözlerini kısmadan. “Bugün Ayora’nın kaderine gölge düşürdü.” Bu bir soru değildi. Bu bir suçlamaydı. Ve beta bunu çok iyi biliyordu. Beta başını eğdi. Olanları tekrar anlatmasına gerek yoktu; alfa her şeyi biliyordu. Ama alfa’nın bilmesi, suçluluğun ağırlığını azaltmıyordu—tam tersine, arttırıyordu. Alfa konuşmaya devam etti: “İnsan kasabasındaki iş gezisi. Bara girdiğin gece. O kadın.” Sesi keskinleşti. “Ve yaptığın ihanet.” Beta’nın içi çekildi. Her kelime, yıllar önce attığı bir adımın yankısıydı ve o yankı hâlâ kulaklarında çınlıyordu. Evet… o gece. Karısıyla kavgalı olduğu, eş bağının acıyı iki katına taşıdığı o dönem. Alkolün bulanıklaştırdığı zihin. İnsanın sıcak gülümsemesi. Ve kendi zayıflığı. Hepsi bir film şeridi gibi gözlerinin önünde canlandı. Keşke geri dönebilsem. Keşke o geceyi silebilsem. Ama hayat geri sarılmıyordu. Alfa yavaşça ayağa kalktı, masanın önüne doğru birkaç adım attı. “Bu ilişki Ayora doğana kadar sürdü,” dedi, betanın kabul etmesini bekler gibi değil, zaten biliyormuş gibi. “Sen durduramadın. Kesemedin. Kaçamadın.” Beta gözlerini kapadı. Evet… durduramadı. Çünkü o dönem her kavga, her acı, her sessizlik onu o kadına daha çok itmişti. Ve Ayora doğduğunda… kadının onu bırakıp gitmesi, hayatının en keskin tokadıydı. Alfa devam etti: “Karın… her şeyi hissetti. Eş bağı gerçeği saklamaz.” Alfa’nın sesi alçaldı ama ağırlığı daha da arttı. “Ses çıkarmadı. Sana değil… kendi kırgınlığına yenik düştü.” Beta başını önüne eğdi. Evet, karısı gerçekten hiçbir şey söylememişti. Susarak cezalandırmıştı. Ama yine de Ayora’yı bağrına basmıştı. “Ve senin o gece yaptığın hata,” dedi alfa, “bugün Ayora’nın kurdunu alamayışının sebebi olabilir.” Beta’nın içi çekildi. Bu cümle en büyük korkusuydu. Tanrıça’nın onu reddetmesi… Sürünün hissedememesi… Alfa’ysa bunun yalnızca mantıksal sonucunu dile getiriyordu. “Kanı bizimkilerle aynı değil,” dedi alfa. “Gerçek annesi insan. Tanrıça bunu bilir.” Beta’nın zihni çığlıklar atıyordu: Masum olan Ayora! Suçlu benim, ben! Ama bu gerçeğin Ayora’yı korumaya yetmediğini de biliyordu. Alfa, betanın bu düşüncelerini okur gibi konuştu: “Ben bunu yıllar önce öğrendim. Lunan da biliyor. Karın da biliyor.” Sonra sesi sertleşti: “Bu sır gömülmeliydi. Ama Ayora’nın kurdu gelmediği anda… Tanrıça bu sırrı açmış demektir.” Beta dizlerinin üzerine çöktü. Ellerini başına götürdü. “Ne istersen yap hazırım,” dedi fısıltıyla. “Ama kızımı koru. Onu sürüye feda edemem. Onu öldürmelerine izin veremem. Ben ettim… masum olan o değil.” Alfa’nın bakışı bir an yumuşar gibi oldu—ama sadece bir an. “Bu sır asla duyulmamalı,” dedi. “Kızın insan kanı taşıyor olabilir. Belki yarım kan bile değildir. Ama o yine de senin kızın. Onu korumak benim görevim… senin yaptığın hataları telafi etmek de.” Beta gözlerini kaldırdı. Alfa’nın yüzüne baktı. İçindeki tek soru dudaklarından döküldü: “Peki… Tanrıça onu tamamen reddettiyse? Ya hiç kurt değilse?” Alfa uzun bir sessizlikten sonra yanıt verdi: “O zaman… kızın bu sürüde yaşayamayacak kadar özel demektir.” BİR AY SONRA AYORANIN ANLATIMI Akademiye adım attığım ilk günden beri havanın değiştiğini hissediyordum. Kimsenin bana açıkça bir şey söylediği yoktu… ama herkes bakıyordu. Bakışlarını hızlıca kaçırıyorlardı, yine de üzerimde o ağırlığı hissediyordum. Arel’in ve abimin sürüdeki gücünü herkes biliyordu. Onlardan korktukları için yüzüme karşı tek kelime etmeye cesaret edemiyorlardı. Ama sessizlik… bazen en büyük bağırıştan daha çok acıtıyordu. Koridorlardan ne zaman geçsem fısıltılar kulaklarımda yankılanıyordu: “Kurdunu alamamış…” “Tanrıça onu seçmemiş…” “Onda bir sorun var.” Sanki herkes aynı cümleyi tekrar tekrar söylüyordu. Sanki her kelime omzuma görünmez bir taş gibi çarpıyordu. Ama en kötüsü Maral’dı… ve onun peşinden ayrılmayan kız grubu. Arel yanımdayken bir melek gibi davranıyorlardı. Sanki ben varmışım da yokmuşum gibi. Ama beni yalnız gördükleri her an… yüzleri değişiyordu. Bir gün merdivenlerden yukarı çıkarken Maral önüme atladı. Gözlerinde o tanıdık parıltı vardı—zehirli bir parıltı. “Elbette,” dedi başını yana eğerek. “Kurdun olmayınca böyle sendelemeler normaldir.” Arkasındaki kızlar kıkırdadı. İçlerinden biri ağzını eline kapatıp bana bakarak kahkahasını bastırmaya çalıştı. Ben sadece yürümeye devam ettim. Ne dersem diyeyim beni ezmek için fırsat kolladıklarını biliyordum. Cevap verirsem büyüyecekti. Susmak… çoğu zaman tek seçeneğimdi. Ama içimde birikenleri susturamıyordum. Maral birkaç adım ilerleyip kulağıma doğru eğildi. Sesini yalnızca benim duyabileceğim kadar alçalttı. “Gerçekten yazık… herkes kurdunu alırken senin elinde hiçbir şey olmaması… çok talihsiz.” Bir an göz göze geldik. Elim titrediğini fark ettim ama yüzüme yansıtmamaya çalıştım. O ise gülümsedi—zafer kazanmış gibi. Derse girdiğimde sınıfın içi uğultu gibiydi. Birkaç kişi beni görünce hemen başka yere bakıyor, bazıları ise gözlerini üzerimde gezdirip kendi aralarında fısıldaşıyordu. Kimse bir şey söylemiyordu ama söylememeleri söylemekten daha çok acıtıyordu. Bazen gerçekten nefes alamadığımı hissediyordum. Öğle arasında tek başıma arka bahçeye çıktım. Burada genelde kimse olmazdı. Sessizlik… belki biraz iyi gelirdi. Bankın ucuna oturdum. Ellerimi birbirine kenetledim. Gözlerimi gökyüzüne kaldırdım. Az önce duyduğum fısıltılar hâlâ kulağımdan gitmiyordu. “Tanrıça onu seçmedi.” “Belki de hiç kurt olamayacak.” Göğsümde bir ağırlık çöktü. Sanki biri içimde dolaşıp bütün kırılgan yerlerimi tek tek buluyor, bastırıyordu. “Neden ben…” diye fısıldadım kendi kendime. “Ben ne yaptım…” Cevap yoktu. Cevap hep yoktu. Güçlü durmak zorunda olduğumu biliyordum. Ailem, abim, Arel… hepsi bana güveniyordu. Ama onlar görmüyordu. Görmüyorlardı… Maral’ın beni merdivenlerden nasıl ittiğini. Arkadaşlarının arkamdan nasıl güldüğünü. Koridorda herkesin bana bakıp hemen başını çevirmesini… Sanki midelerini bulandırıyormuşum gibi. Her gün biraz daha eksiliyordum. Biraz daha sessizleşiyordum. Biraz daha içime kapanıyordum. O bankta otururken gözlerim yanmaya başladı. Ağlamak istemiyordum. Kendime söz vermiştim artık ağlamayacağım diye. Ama gözyaşı bazen söz dinlemiyordu. Yine de elimi yüzüme götürüp sildim. “Dayan,” diye fısıldadım kendime. “Sadece dayan…” Ama içimde bir şey ağır ağır çöküyordu. Sanki göğsümün tam ortasında görünmez bir çatlak büyüyor… her gün biraz daha genişliyordu. Ve ben… O çatlak büyürken hâlâ güçlü durmaya çalışıyordum.... Akademinin bahçesinde yalnız başıma oturup kendimi toparlamaya çalıştığım o dakikalardan sonra derslere döndüm ama içimdeki ağırlık, omuzlarıma yapışıp kalmış gibiydi. Gün bitmek bilmiyordu. Son dersten çıktığımda koridor neredeyse boştu. Bu saatte herkes ya antrenmana gider ya da arkadaş gruplarıyla toplanırdı. Ben her zamanki gibi yalnız yürüyordum. Koridorun sonundaki büyük pencerenin altından geçerken arkamdan tanıdık bir kahkaha yükseldi. Maral. O kahkahayı duyan herkes nasıl irkilmez bilmiyorum. Ben her seferinde irkiliyorum. Adımlarımı hızlandırmaya çalıştım ama çok geçti. Omzuma bir el dokundu—sertçe. “Dur bi’.” Ayaklarım istemsizce durdu. Yavaşça arkamı döndüm. Maral bana bakıyordu ama yüzündeki gülümseme… dişleri göstermeyen o hafif eğimli ifade… tamamen zehir doluydu. Arkasında iki kız daha vardı. Hepsinin gözleri aynı şevkle parlıyordu: küçük düşürmenin zevki. “Bütün gün seni aradık,” dedi Maral, sanki özlüyormuş gibi. “Ama yalnız kalmayı ne kadar sevdiğini biliyoruz tabii.” “Bir şey söylemek istemiyorum,” dedim, sesim titremesin diye dişlerimi sıkarak. “O zaten problem,” dedi. “Hiçbir şey söylemiyorsun. Hiçbir şey yapmıyorsun. Sessiz, zayıf, boş bir kabuk gibi dolaşıyorsun.” İçimden bir parça daha koptu. Bir adım daha yaklaştı. Yüzüme eğildi. Nefesi yanağımı yaktı. “Ben olsam… Tanrıça’nın beni reddetmesine bu kadar sessiz kalamazdım. Ne hissettin? Hm? O an… hiçbir şey gelmediğinde? Karşında karanlıktan başka bir şey durmadığında?” Yutkundum. Gözlerime yaş doldu ama izin vermedim akmasına. Konuşmadım. Konuşamasam da olurdu. Sessizlik beni korur sanırdım. Ama bugün sessizlik beni korumuyordu. Maral başını yana eğdi, beni süzdü. “Biliyor musun Ayora… Tanrıça’nın seni neden seçmediğini herkes konuşuyor. Belki çok zayıfsın. Belki hiç kurt olamayacaksın. Belki de…” Durdu. Gülümsemesi genişledi. En çok can acıtan kısmı sakince, neredeyse fısıltıyla söyledi: “Belki de bir kusurun var.” O an… boğazımın düğümlendiğini hissettim. İçimde küçük bir çocuk ağlamak istedi. Ama ben sadece nefes almaya çalışıyordum. Arkasındaki kızlardan biri güldü. “Bir kusuru olduğu çok belli değil mi? Herkes fark etti.” Diğeri omuz silkti. “Yani Tanrıça boşuna reddetmez. Bir şey var bunda. Bir eksik, bir yanlış… bir şey.” Bu kelime—eksik—sanki göğsümde açılmış yaraya tuz döktü. “Bırakın,” diyebildim sonunda. “Gitmek istiyorum.” “Tabii ki,” dedi Maral, teatral bir nezaketle. “Yol senin Ayora.” Ama ben yürümeye başladığım anda arkamdan bir şey geldi. Bir mırıldanma… alaycı bir ses… Ve sonra bir cümle: “Alfa soyundan geliyorsun ama içi boş… ne ironik.” O cümle bıçak gibi saplandı. Adımlarım durdu. Bacaklarım titredi. Onlara dönmedim. Dönseydim kırılırdım. Sadece yürüdüm. Koşar gibi… nefesim kesilecek gibi… Akademiden çıkar çıkmaz binanın arkasındaki boş alana yöneldim. Kimsenin olmadığı o yere. Duvarın dibine çöktüm. Ellerimi saçlarıma gömdüm. Ve… kırıldım. Sessizce, içimi çekerek, boğazım yanarak ağladım. Kurdu olmayan bir kurt adayı. Herkesin konuştuğu bir kusur. Kimsenin söylemediği ama herkesin bildiği bir eksiklik. “Benimle ilgili ne yanlış var…” diye fısıldadım titreyen dudaklarımla. “Ben neden böyleyim…” Sanki içimdeki bütün gücün damarları kesilmişti. Sanki hayatta tutunduğum her dal bir anda elimden alınmıştı. Ay tanrısının sessizliği, sürünün bakışları, Maral’ın zehri, fısıltılar, gülüşler… Hepsi birleşti. Ve o duvarın dibinde… İlk kez… Gerçekten yalnız olduğumu hissettim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE