Sinan Bey, Selim’in durumunu sakinleştirdikten sonra aceleyle bir at arabası çağırmıştı. O anki düşüncesi yalnızca Selim’i güvenli bir şekilde bir yere götürmek, ona daha fazla zarar gelmesini engellemekti. Araba, karanlıkta yavaşça ilerlerken Sinan Bey, Selim’i nazikçe taşıdı. Her adımda, Selim’in ellerinden gelen titremeyi hissetmişti. Sanki bir ölüye bakıyormuş gibi, onun vücudunun ağırlığı, her adımda Sinan Bey’in omuzlarına daha fazla yük bindiriyordu. Selim, bir çocuk gibi, Isabelle’i sayıklıyordu. “İsabelle... İsabelle...” diyerek ağlıyordu. Sinan Bey, genç adamın bu haline dayanamıyordu, ama tek yapabileceği ona güvenli bir sığınak sağlamaktı. Selim’in yanına, emziren kadını da almak gerektiğine karar verdi. Hem bebeğe bakması için, hem de Selim’in yanından ayrılmaması için kadına

