3. BÖLÜM
Ethan loş odada, ayaklarının dibinde yatan Kathy’nin yere dağılmış saçlarına bakarken hayatında hiç düşünmediği kadar düşündü. Tetiği çekmek çok kolaydı ama kalbi nedense tutukluk yapmıştı. Hayatı boyunca pek çok kötü şey yapmıştı ancak bu kadar kötüsü ilk olacaktı. Bu his bir an için onu rahatsız etse de iş işti. Konumunu düzeltti ve işi şansa bırakmamak için direkt kızın başını hedef aldı. Gözlerini kapatıp derin bir nefes vermişti ki odanın kapısı gürültüyle açıldı.
“Seni lanet olası, elindekini hemen bırakmazsan yemin ediyorum kafanı gövdenden ayırırım!” Otelin sahibi yaşlı kadın elindeki tüfeği kızgın gözlerle Ethan’a dikti.
Ethan bunun gerçek olduğuna inanamıyordu. Böyle gülünç bir sorunla karşılaşmayı beklemiyordu. Sorunu gülünç görünse de ciddiydi! Adam anbean öfkesinin artışını hissederken omzundan oluk oluk akan kanı da sol tarafında iyice hissetmeye başlamıştı. Yeterince hızlı olursa bu kadını devre dışı bırakabilir miydi? Hayır! Buna zaman bulamayabileceği gibi yapmak da istemiyordu. İşi bir kişilikti! Daha fazlası zarar demekti.
Kadının elindeki tüfeğin Rus yapımı güçlü bir av tüfeği olduğunu görmüştü. Yüz metre öteden bir geyiği boynuzlarında bir ağaca geçirebilirdi ve Ethan’ın duvardaki Eyfel kulesi tablosuna çivilenmeye hiç niyeti yoktu. Üstelik kadının yüzündeki iğrenme ve kızgınlık ifadesi ise onun gözünü kırpmadan kendisini vuracağını fısıldıyordu. Kızgın bir nefes bıraktı. Tüm bunların sorumlusu Kathy’di! Yalnızca bir iş olduğu için değil, canını bu kadar sıktığı için de bir an önce icabına bakmak istiyordu.
Elbette daima bir planı olurdu. Elindeki silahı havaya doğrulttu ve sessizce konuştu: “Peki pes ediyorum bayan, şimdi de silahı yatağa bırakıyorum.”
Yaşlı kadın tombul vücuduna sıkı sıkıya dayandırdığı tüfeği daha bir kavradı ve her an her şeye hazırlıklı olduğunu belli edercesine duruşunu düzeltti.
Ethan silahı yavaşça yatağa bıraktı. Fakat bu hareketiyle omzundaki ağrı şiddetlendi ve kendini bir anda yer buldu. Artık yapabileceği bir hamlesi kalmamıştı. Duvara yaslanırken eliyle omzunu tuttu, kan içinde kalan simsiyah deri ceketini çıkardı.
Yaşlı kadın temkinli adımlarla içeriye girerken Ethan da gözlerini kapattı. İlk kez başarısızlığa uğramıştı, hem de tamamen amatörler tarafından. Eğer Kathy’i öldürmek için gereken kararlılığı bekletmeden gösterseydi şu an bu sefil durumda olmayacaktı. Ethan yine de kaygısızdı. Bu küçük kasabada, bu beyaz tutsaklıkta Kathy’nin kaçabileceği hiçbir yer yoktu. Sonunda işini gerçekleştirecek ve o parayı alacaktı!
~
Kathy gözlerini açınca flu bir tavan gördü. Ardından hızla kaşları çatıldı. Başındaki ağrının bugüne kadar hissettiği hiçbir şeyle benzerliği yoktu. Bilinci bir süre sonra tamamen açılınca da korkuyla ürperdi. Sanki hala o adamdan kaçıyormuş gibi hızla yataktan çıkmak istedi. Ortalık o kadar sessizdi ki bir an kendini morgda sandı. Belki de ölmüştü de ruhu öylece ortalarda dolanıyordu. Eliyle kendini yoklarken hâlâ vücudunu hissettiği için sevindi ve üzerinde basit bir hastane kıyafeti varken yataktan kalktı.
Küçük bölmesi mavi bir muşambayla ayrılmıştı. Perdeyi çekip nerede olduğunu anlamak isterken aniden nefesi kesildi. Katili de bölmenin diğer tarafında, bir eli yatağa kelepçeli, baygın bir halde yatıyordu! Aralarında iki metre ya vardı ya yoktu… Onu böyle yakında görmek ölümü bir kez daha ensesinde hissetmesine neden oldu. Kelepçeli olması bir şey değiştirmiyordu çünkü hâlâ deli gibi korkuyordu. Adamın üst tarafı tamamen çıplaktı ve omzundaki sargı hemen genç kızın dikkatini çekti. Doğru ya onu vurmuştu. Bu adi herifi tam kalbinden değil ıskalayarak omzundan delmişti. Beyaz sargının üzerindeki kan lekelerini görünce yaptığı işten memnuniyet duysa da böyle hissettiği için, birini vurduğuna sevindiği için bir yandan rahatlık duyuyordu. Fakat yumuşa kalpli olma zamanı değildi. Bu adam az daha onu öldürecekti!
Ona bakmaya daha fazla dayanamadı. İçini saran ürpertiyle yatağına çöktü. Bir süre adamın yüzünü inceledi. Tıpkı babasının cenaze töreninde olduğu gibi yine iliklerine kadar korkuyla doldu. Bu adamın yüzü, sanki katil olduğunu gösterir şekilde acımasızdı. Tavrı mı öyleydi Kathy mi onu zihninde böyle kodlamıştı bilmiyordu fakat bir yılan kadar soğuk olduğu barizdi. Gözlerini hatırlıyordu Kathy. Dün gece onunla göz göze, yüz yüze gelmişti. Karanlığa rağmen o yeşil gözleri seçebilmiş ve kendinden utansa da bir an için kalbi hızla atmıştı. İçini saran bu tuhaf duygudan olabildiğine kaçmak istiyordu. Bakışlarını çevirdi, sonraki adımı planlamaya çalıştı.
“Uyandınız mı?” diye sordu biri o an. İçeriye giren kır saçlı, gözlüklü, zayıf ve uzun bir adam olan doktordu.
Kathy yalnızca başını salladı. Katiliyle aynı odada kalmış olmaktan dolayı tedirgindi. Bu da doktorun ya da polisin ya da herkesin düşüncesizliğiydi ve genç kız somurtan suratıyla kendini ele veriyordu.
“Maalesef başka odamız yok. Burası küçük bir kasaba ve yatılı hastalarımız pek olmaz. Neyse ki dün gece kapınızda bekleyen memur Krohg’ın sadece birkaç kırığı vardı. Yoksa şüpheliyle aynı yatağı paylaşacaktı”.” Genç kızın gerginliğini almak istercesine gülümsedi.
“Özür dilerim ben hala etkisindeyim” diyen Kathy yaşlı adamın kendisine acıyan gözlerle bakmasına neden oldu. Doktorun ne sebeple öldürülmek istediğini soramadığı belliydi. Kathy’nin ise cevabını bilmediği bir soruyu yanıtlaması imkansızdı.
“Polis müdürü bay Nicholson ifadenizi almak için dışarıda bekliyor. Eğer kendinizi daha iyi hissediyorsanız” demişti ki Kathy atıldı: “Evet evet iyiyim. Sadece bir an önce bitmesini istiyorum bu kâbusun.”
Birkaç dakika sonra polis müdürü içeriye girdi. Katile bakıp kelepçesini kontrol etti ve doktora çıkmasını işaret edip Kathy’nin bölmesinin muşambasını çekti.
Bu sırada Ethan da ayıktı. Kathy uyandıktan kısa bir süre önce o da uyanmıştı. Bileğindeki kelepçeyi fark etmesiyle sessizce durmaya devam etti. Ne olup bittiğini duymak istiyordu. Bu küçük kasabada ne bir kelepçe ne de yerel bir polis memuru onu durdurabilirdi.
Ethan yan taraftan gelen seslere kulak kabarttı. Polis memuru Kathy’e bu adamın kendisini niçin öldürmek istediği soruyor Kathy bilmediğine dair cümleler kuruyordu.
“Durumu İngiliz Konsolosluğuna ve İnterpol’e bildirdik. Birkaç gün içinde MI6 ajanları onun için gelecektir. Böyle umuyoruz. Ancak şu an için sizin de bir yere gitmeniz yasak Bayan Adams. İfadeniz alınacaktır. Eğer hastaneden çıkacak durumdaysanız otelde konaklamanız sağlanacak.” Demek bu işe İngiliz İstihbaratı bakacaktı.
Kathy olayın profesyonellere kalmasından mutlu fakat yine o kâbus oteline döneceğini anlayıp bezgince adama baktı. Tüm bu formalitelerden nefret ediyordu. Keşke doktor gelmeden katilini yastığıyla boğsaydı. Tüm denilenleri onayladıktan sonra aklındaki soruyu sordu genç kız. “Ben peki nasıl kurtuldum. En son bayılmıştım.”
“Bayan Heiberg yukarıda televizyon izlerken kırılan dökülen bir şeylerin sesini duymuş. Polis memuru Fjell’in de sizin kapınızda beklediğini bildiğinden ters giden bir şeyler olduğunu anlamış. Kocasından kalan boş av tüfeğini kapıp odanıza çıkmış. Zaten şüpheli yaralı olduğundan geriye yapılacak pek bir şey kalmadı.”
Boş tüfek mi? Kathy neredeyse bayılacaktı. Onu kurtaran kadına içi minnetle dolarken yan tarafta hala varlığını hissettiği katilini hatırlayınca da onun tüm kasabayı gözünü kırpmadan öldürebileceğini anladı.
“Onu neden burada tutuyorsunuz. Sandığınızdan çok daha tehlikeli biri O!”
“Yarası ciddi değil ama bilinci açılır açılmaz nezarete atılacak. Sonra da İngiliz istihbaratını bekleyeceğiz.” diye karşılık verdi polis müdürü. Kathy tüm bu ifadelerin bir rutini tamamlamak için yapıldığını anladı. İngiliz istihbaratı gelip katilini alana kadar güvende olmayacağını biliyordu. Bu hisle ürperdi. Onun nezarette olması biraz olsun iyi hissetmesini sağlıyordu.
Polis gözetiminde otele geçip Misha’yı aradı. Ona şimdilik hiçbir şey anlatmamanın ne iyisi olduğunu fark etti. Ancak Misha, ona ulaşmayınca meraktan öldüğünü söylediyse de Kathy iyi olduğuna dair birkaç cümle kurdu. Misha ise birkaç gündür kendisini takip eden birkaç adamın varlığından bahsederken Kathy yeni bir korku dalgasına kapıldı. Misha’ya derhal başka bir ülkeye tatile çıkmasını öğütledi. Tabii bunu yaparken sevgilisiyle romantik bir tatil bahanesini kullandı ama Rachel’ın tüm tanıdıklarına zarar verecek kadar kötü planlar kurduğundan arkadaşına bahsetmedi.
Otele geçtiğinde ise hayatını kurtaran Bayan Heiberg Kathy’nin tüm bu günlerde neşelenmesini sağlayan tek şey oldu.
“Ah tatlım. O adam da kimdi ve neden senin peşinde!” diye sordu yaşlı kadın. Kasabalarında son elli yılda yaşanan en büyük olay buydu.
“Bilmiyorum Bayan Heiberg.” Kathy sorulardan ve geri kalan her şeyden kaçmak istiyordu.
Kadın onun korkusunu görünce gevşemesini sağlar diye büyük bir kahkaha attı ve espri yapmayı seçti. “Ah itiraf etmeyelim ki şerefsiz adam çok yakışıklıydı! Elimdeki boş tüfekle başını gövdesinden koparacağımı söylediğimde sanırım bana inandı. Bu kadar kolay inanacağını bilseydim ona başka şeyler teklif ederdim.” Amacı işe yaramıştı şimdi Kathy de gülümsemişti. Genç kız hafif yerel yemekten birkaç lokma yedikten sonra da odasına geçti. Neyse ki dün kaldığı oda değildi ve oraya göre çok daha konforlu bir oda ayırtılmıştı kendisine.
Dün gecenin korkunç anıları aklına doldu bu sırada. Kolunda adamın güçlü elinin temasını, kulağında onun nefesini, şakağında soğuk metali hala hissediyordu. İkinci kez ondan kurtulmuştu ve üçüncüsünün olmayacağına emindi. Kaçıp kurtulmak, Rachel’dan uzakta olmak için geldiği bu kasabada şimdi tutsaktı ve artık buradan kurtulmanın planlarını yapıyordu. Birkaç yüz metre ötesinde o adamın varlığını unutmak ise imkansızdı. Katili her saniye Kathy’nin kanına daha çok işliyordu!
~
Ethan Kathy çıkar çıkmaz uyandı. Yarasının sargıları nezarette değişecekti ve sakin kasabalılar bile her an bu küçük sağlık merkezini basabilecek gibi duruyorlardı. Polis Müdürü bunu göze almadı ve sabah erkenden doktordan aldığı talimatla Ethan’ı karakola götürdü.
Genç adamın omzu her sızladığında Kathy’i hatırlıyordu. Hayır onu aklından hiç çıkarmamıştı ki. Hafife aldığı ve aptal dürtüler yüzünden temizlemekte geciktiği bu kız tüm bu gereksiz pürüzlerin oluşmasına neden olmuştu. Şimdi silahı yoktu ve lanet bir odada tutsak edilmişti.
“Onunla konuşmak istiyorum,” dedi hücresine alındıktan sonra.
Hücresi iki odalı polis karakolundaki büyük odaya yapılmıştı. Yaşlı polis müdürü Nicholson Ethan’ı kibirle süzdü ve bu isteğini düşüneceğini söyledi. Tabii Kathy’nin katilinin bu isteğini reddedeceğini biliyordu.
Fakat öyle olmadı.
O adamın kendisiyle konuşmak istediğini duyan Kathy kısa bir şaşkınlık geçirse de bunu kabul etti. Adamın kendisine buradan çıkması için yalvaracağına emindi. Belki de her şeyin bir kaza olduğunu söylemesini isteyecek ve MI6’ya verilmemesi karşılığında istediği her şeyi yapacaktı. Kathy bir an için bunu düşündü. Onu buradan çıkarıp Rachel’in üstüne salmayı mesela. Bu eğlenceli olabilirdi. Ah ne eğlencesi ama! Bir yılan kadar soğuk katiliyle bir anlaşmaya varmak bile Kathy’nin elli yıllık kâbus stokunu doldurmaya yeterdi.
Öğlene doğru genç kız karakola geçti. Kasabadan aldığı kalın yünlü siyah kazağının üstüne hâkî yeşili askeri tarzda bir kaban giymişti. Siyah bir atkı ve deri eldiveniyle soğuktan korunurken, altına gri bir kot pantolon ve tüylü uzun çizmeler çekmişti. Uzun saçlarını açık bırakarak kulaklarını kapatmış, örme bir bereyle de bu buz kesen kasabanın soğuğunda bir sıcaklık bulmasını sağlamıştı. O adamın derin yeşili gözlerini görmesi ise Norveç’in soğukluğundan bile daha çok üşüttü kendisini.
Yaşlı polis müdürünün gözetiminde hücrenin karşısına konan bir sandalyeye oturdu. Polisin memurundan adamın adının Ethan Fell olduğunu öğrenmişti. Onunla böyle yüz yüze olmak ondan kaçmaktan bile korkunçtu. Sanki her an o demir parmaklıkları aşıp gelebilirdi.
Ethan kısa bir an için Kathy’i süzdü ancak ilk cümlelerinin muhatabı polisti. “Lütfen bize izin verin” dedi. Yaşlı adam kaşlarını çattı. İtiraz etmeye hazırlanırken Kathy araya kararlıca başını salladı. Korksa da o da bu adamla yalnız kalmak istiyordu. Korkuyor olsa da söyleyeceklerini önemsiyordu. Belki Rachel hakkında bilgi veriri.
Polis müdür çıkınca genç kız sandalyesini düzeltti. Gerginliğini belli etmemeye çalışarak başını dikleştirdi, kollarını göğsünde birleştirip dinliyorum dercesine adama baktı.
Ethan hafif bir gülümsemeyle Kathy’i süzdü. Açık yeşil gözleri o geceki gibi netti ve kirpikleri sonsuza gidecekmiş gibi upuzundu. Simsiyah saçları ve baştan ayağa siyaha bürünmüş kıyafeti içindeki beyaz teni bir ışık gibi aydınlanıyordu. Dudağının kenarına yerleşmiş kibirli gülücük adama kafa tutar nitelikteydi. Ne kadar da kararlı duruyordu. Belli ki aralarındaki demir parmaklığa güveniyordu. Doğru ya en son karşılaşmalarından onu öldürmemesi için yalvarmıştı bu kız. Şimdi ise dünyanın sahibiymiş gibi özgüvenli bir ifade vardı yüzünde. Ethan bu halinden hoşnuttu kızın. Dik başlı, güçlü, kudretli, ölümsüz ve göz alıcı bir Tanrıça! Ölümsüz sıfatı ne yazık ki bu kıza uygun değildi.
“Ne istiyorsun” diye sordu bir süre sonra genç kız. Birbirlerini sonsuza kadar süzemezlerdi ya! Birinin konuşması gerekiyordu.
Genç adam belli belirsiz gülümsedi. “Sana bir teklifim, daha doğrusu önerim var.”
İşte Kathy’nin beklediği zavallı sözler. Bu adam her ne kadar kendinden emin gibi karşısında kurulsa da onun da korkuları vardı. Hapis gibi. Şimdi de kıza basit ve aptal bir teklif sunup serbest kalmayı düşlüyordu muhakkak.
“Neymiş teklifin?”
Tek kelime söyledi genç adam... “Kaçmalısın.”
Ve bu tek kelimenin her bir harfi kızın kalbine tek tek saplandı sanki. İrkildi, üşüdü ve titreyen sesiyle “Bu da ne demek?” diye sordu.
Ayağa kalktı ve demir parmaklıklara dokundu. “Benden kaçmalısın… Zamanın varken seni uyarıyorum. Hemen kaç. Çünkü yakında buradan çıkacağım ve seni bulduğumda elimden kurtulman ancak dünyanın tepetaklak olmasıyla mümkün olacak. Aklın varsa şimdi, hemen çek git bu kasabadan!”
Kathy ürpertisini göstermemeye gayret ederek alaycı ve zoraki bir kahkaha atıp adama baktı. Onun bu ukala tavrına şaşırmıştı elbette ama kızdığı daha belirgindi. Parmaklıklar ardından çıkacağına nasıl bu kadar emindi? Bir an için bunun gerçek olduğunu düşündü. Yine o adamın kendisini yakaladığı, başına o uğursuz silahı dayadığını hayal edip kanı çekilmişe döndü.
“Sonsuza kadar bu dört duvar arasında kalacaksın seni pislik! Beni bir daha gördüğünde de mahkemede olacağız ve seni ömür boyu hapse attıracağım. Tabi o kadını da!” Hışımla ayağa kalktı. İçinden binlerce düşünce geçiyordu. Bu küstah sözler karşısında hırsla doluyordu. Okulu bitirmesi için yarım dönemi vardı ve bitince kendi avukatlığını kendisi yapıp bu adamı layık olduğu yere gönderecekti!
Tamamen çıkmadan son bir kez Ethan’a baktı ve üstünlüğünü belli edercesine iğrenerek sırıttı. Bakışları buluştuğu an ise iki yırtıcı hayvanın birbirini öldürmek için bakıştığı vahşi doğa sahnesinde gibiydiler.
Nihayetinde genç kız Ethan’ı dinlemedi ve kasabadaki otelde kalarak İngilizleri bekledi. Ethan da hücresinde durup kızın çıktığı kapıya bakıyordu. Ardından gözü duvara kaydı ve afişi gördü. Hafifçe gülümsedi. Planı kusursuzdu.
Afişteki yazıyı okudu.
“Osla ve Utoya Adası Katliam’ını anmak için 23 Kasım’da tüm ülkede saat 13:00 te Ulusal Saygı Duruşuna geçilecektir. Resmi İdarecilerin yönetimi altındaki halkıyla beraber belirtilen saatteki anmaya katılımlarının sağlanması rica olunur.
Norveç Parlamentosu.”
O gün resmi ve sivil tüm kasabalı, günün ortasında gece karanlığına bürünen küçük yerleşkenin meydanında toplandı. İki kişi hariç. Biri hücresinde, eline aldığı çakısıyla bekleyen Ethan, diğeri akşam üstü geleceğini söylenen İngiliz Gizli Servisini bekleyen Kathy! İki yabancı ülkelerinden çok uzakta bu kasabada av ve avcı rolüne bürünmüş kendilerine biçilen kaderi yaşıyordu.
Avcı olan genç adam botunun topuğunda sakladığı çakısını çıkardı ve hücrenin kapısının kilidini açmakta kullandı. Anlaşılan kimse bu küçük kasabaya yüksek güvenlikli, elektronik parmaklıklar koymamıştı! Polis müdürü anmada olduğu için işini rahatlıkla yaptı ve yaklaşık on dakika uğraştıktan sonra da açtı. Neyse ki hücrede kelepçeleri çıkarılmıştı. Bir de onunla ilgilenmek zorunda kalmamıştı. Karakolun kilitlenen kapılarını açmak ise çok daha kolaydı ve birkaç dakika sonra dışarıdaydı. Hayalet kasabaya dönmüş alanda elini kolunu sallayarak çıktı ve Otele yöneldi.
Kathy hava almak için dışarı çıkmıştı. Üşüdüğünü hissedince otele dönmeye karar vermişti. Yavaş adımlarla otele doğru giderken hızla kendisine gelen polis müdürünü gördü. Tek bir adım daha atamadan olduğu yerde donakaldı.
“Bayan Adams hemen kasaba dışına çıkmalısınız. Sizi derhal buradan uzaklaştıracağım. Lütfen zaman kaybetmeden şuradaki araca binin” dedi yaşlı adam nefes nefese.
Kathy korkunç bir hisle baş başa kalırken “Neden? Ne oldu?” diye sordu.
“O adam, Ethan Fell kaçmış!”