4. BÖLÜM
Kathy o an, gözünü bürüyen karanlıktan değil ama kalbini hızla saran korkudan bakışını bulanıklaştığını, yerin ayağının altından kaydığını hissetti. Kaçmıştı! Demir parmaklıklar ardından, kalın duvarlardan kurtulmuştu. O adam bir insan bile değildi sanki. Duvarları geçen bir canavar, parmaklıkları aşabilen bir şeytandı! Kathy o an adamın uyarısını hatırladı. Git demişti! Oysa o aptallık edip tıpkı bir koyun gibi katilinin kendisine ulaşmasını beklemişti.
“Nasıl kaçar? Siz orada değil miydiniz?” diye soran genç kız sorusunun cevabını elbette beklemiyordu. Zavallı adam da buz gibi havaya rağmen şıpır şıpır terlerken genç kıza büyük bir mahcubiyetle baktı.
“Anma törenindeydik. Kilidi bir tür çakıyla çıkarıp kaçmış. Ne yazık ki silahını ve diğer eşyalarını da kasayı kırarak almış.”
Kathy’nin içini nasıl da ferahlatmıştı ama. Bir tek hamlede o adamın kendisinin korkudan öldürebileceğine emindi. Silahı olmasa da olurdu!
“Lütfen Bayan Adams acele edin derhal gitmeliyiz. Sizi hemen Oslo’ya götürmem gerek.”
Kathy hızla başını sallayıp aceleyle otele yöneldi. Çantasını almalıydı hiç olmazsa. Yaşlı adam da peşinden koştururken birkaç dakikaya kadar odaya çıkıp çantasını almıştı. Kendisine yardım eden otel sahibesi Kathy’e sıkıca sarılıp şans dilerken kulağına fısıldadı: “Umarım olmaz ama o pislik seni yakalarsa kadınlığını kullan. Son çaren buysa yap!”
Kathy o kadar şaşırdı ki neredeyse kahkaha atacaktı. Kadınlığını kullanmak bir yılanda bile etkili olabilirdi belki ama o adamda asla! O bir robota dönüşmüş gibiydi. Bakışlardan en ufak bir duygu kırıntısını değil okumak izine bile rastlamamıştı. Öldürmeye ayarlanmış son teknoloji bir ölüm makinesi gibiydi Ethan Fell. Kathy bundan adı kadar emindi.
Telaşla polis müdürünün aracına binerken de montuna daha sıkı sarıldı, bir insana, bir dostuna sarılır gibiydi ama kimsesi yoktu. O an aklına Misha geldi. O şeytan Rachel Misha’ya zarar verebilir miydi sahiden? Ne berbat bir hayatı vardı.
“Merak etmeyin bu araçta güvende olacaksınız Bayan Adams. O katil ancak canına susamışsa karşımıza çıkar” diyen Bay Nicholson övünerek geniş aracı gösterdi. Vahşi doğa şartlarına uygun olan yarı kamyonet polis aracı dışarından gerçekten güvenli duruyordu. Kathy biraz olsun rahatlasa da bu kasabada hiçbir şeyin yeterince güvenli olduğundan emin olamıyordu. Ön koltuğa geçti ve bir an evvel bu kabustan kurtulmak için saniyeleri saymaya başladı.
Troms’un kırsal yolundan çıkıp anayola geçtiklerinden Kathy iyice rahatlamıştı. Katili kaçıp gitmiş, izini kaybettirmeyi ummuş olabilirdi. Genç kız hızla bu fikri kafasından attı. O adama dair tüm öngörüleri tam aksi şekilde sonuçlanıyordu her defasında. Şimdi de yine aptalca bir tahminde bulunmuştu. Ethan korkup da kaçıp gitmişse bu gerçekten ilginç olurdu. Kathy ensesinde soğuk havanın ürperten temasını hissederken polis müdürüne hiçbir şey belli etmedi. Adam da kızın tedirginliğini fark ederek rahatlatma amaçlı birkaç cümle geveledi.
“Benim kızım da Keele Üniversitesi’nde okuyor.”
Kathy hangi bölüm gibi klasik sorular sorarken İngiltere’nin kara bulutlarının altı ay akşam olan bu yerden bile daha çekilir olduğunu söyledi. Genç kız hala bu insanların nasıl olur da bu karanlıktan şikâyet etmeden yaşadıklarına şaşırıyordu. Bu hayat tarzını düşünmek onu gerçeklerin korkunçluğundan alı koyabilmişti. En azından bir süreliğine… Yaşlı adamla Norveç hayatını konuşurken ilk kez katilini düşünmediği için mutluydu. Ancak mutluluk çok kısa sürdü. Ethan kendini en dehşetli şekilde hatırlatınca Kathy korkuyla çığlık attı. Polis arabası hızla bir duvara çarpar gibi savrulunca genç kız hemen yanlarındaki kamyonu fark etti. Ethan sürücü koltuğunda orta büyüklükteki kamyonu araçlarının üzerine üzerine sürüyordu.
“Kahrolası adam. Bay Erich’in kamyonetini çalmış.” Polis müdürü bir yandan da silahına davrandı. Fakat aracın hakimiyetini dahi zorlukla sağlamaya çalışırken ateş edebilmesine imkân yoktu. Tek yapabildiği durmadan gaza basmak, hızını arttırıp onları ölüme götürecek olan kamyondan kaçmaya çalışmaktı.
Kathy’nin korku dolu çığlıkları ve sertçe kapıya çarparak savrulan bedeni henüz iyileşmemiş yarılarının acısını arttırıyordu. Ethan’ın korkunç bakışı ve yüzünden silinmeyen ürkütücü kararlığını gören genç kız nefesinin kesildiğini hissetti. İçindeki nefret öylesine büyüktü ki sanki o an her şeyi yapabilecek cesarete sahipmiş gibi hissetti. Polise döndü ve bağırdı. “Silahınızı verin!”
“Nasıl kullanabileceğinizi biliyor musunuz?” diye soran adam Kathy’nin kararlı bakışlarıyla daha fazla üstelemedi ve hızla kabzasından çıkardığı silahı Kathy’e uzattı.
“Geçen sefer ıskaladım ama bu sefer seni öldüreceğim!” Silahı adamın camına doğrulttu.
Ethan kızın elindekini görünce alayla sırıttı ve direksiyonu sertçe kırıp polis aracına yeniden vurdu. Artık oyun oynamayacaktı. Bu kadar oyalandığı yeterdi. Şu lanet hapisten çıkıp kimseye görünmeden kızı araması ve sonunda o polis müdürüyle görmesinin ardından bir hayli zaman geçmişti. Hiçbir işi bu kadar uzamamış, bu kadar sekteye uğramamıştı. Polis aracını takip edip kasabadan yeterince uzaklaştığına kanaat getirip doğru zamanı bulduktan sonra da harekete geçmişti.
Kathy denen o aptal kızın; yüz yüze, nefes nefeseyken bile ateş etmekten yoksun olması yetmiyormuş gibi şimdi de bu kadar mesafeden kendisini vuracağını düşünmesi acınasıydı. Üstelik öncesinde gözlerine ölümcül bir öfkeyle bakmış ve bir de orta parmağını uzatıp hareket çekmişti. Ethan bu kıza gerçekten inanmıyordu. Ölmeye gönüllü olmak buydu anlaşılan.
Kızın Beceriksizce uzattığı silahı gördükten sonra da direksiyonu hızla sola kırdı. Bu defa amacına ulaşmıştı!
Vurduğu polis aracı yolun dışına sürükleyerek sıra sıra dizilmiş büyük çamlardan birine çarparak durunca araçtan dumanlar yükselmeye başladı. Bu çarpışmanın etkisiyle Kathy’nin elindeki silah aracın derinliklerine düşerken polis müdürü de ağaca geçen ön kısımla koltuğu arasına sıkışıp bayılmıştı. Kathy adamın kafasından sızan kanları görünce dehşetle çığlık atıp, onu sıkıştığı şoför mahallinden çıkarmaya çalıştı ancak bu mümkün değildi. Polis müdürü Nicholson yarı açık gözleriyle başını dayadığı direksiyondan kıza seslendi.
“Ben iyiyim, kaçın, kaçın diyorum.”
“Sizi böyle bırakamam.”
“Hedef ben değilim. Bana bir şey olmayacak.” Adam zorlukla konuşuyordu.
Kathy başını hızla sallayıp itiraz ederken yolun karşı kıyısındaki kamyonetin kapısını açan adamı gördü. Yere düşen silahı aramayı denedi ama pert olmuş araçta o küçücük şeyi bulması imkansızdı.
Yaşlı adam son kalan gücüyle bağırdı. “Sana kaç diyorum. Güneye doğru. Çok geçmeden bir kasaba göreceksin.”
Genç kız daha fazla direnemedi. Hızla kapıyı açıp ormanın derinliklerine koştu. Ethan da kamyondan çıkıp ağaca geçmiş arabaya yöneldi. Yaralı adamı görünce onunla daha fazla uğraşmak istemediği için silaha yöneldi. Birkaç aramadan sonra silahı bulamayınca vazgeçti. Neyse ki kendi silahı vardı ve içindeki tek mermi işini görürdü.
Tek bir saniye duraksamadan Kathy’nin peşine düştü. Hayvan izlerinin bile olmadığı bu tenha ormanda yerini bariz şekilde belli eden ayak izlerini takip etmek bugüne kadar ki en kolay sürek avı olacaktı.
Kathy o kadar hızlı koşuyordu ki ciğerinde nefes kalmamıştı. Vücuduna ağırlık yapan montunu hızla çıkarıp attı. Uzun mont ayaklarına dolanıyor ve hareketlerini engelliyordu. Nereye koşabileceğini bilmese de bu sefer pes etmeyecekti. Katilinin onu bulmasına izin vermeyecekti.
İnişli çıkışlı arazide karlara bata çıka koşarken yüksek bir uçurumdan hızla yuvarlandı ve tüm vücudu kesici çamlara batarken derisinde hissettiği sızının etkisiyle gözleri doldu. Ayağa kalktığı an ise az önce kayarak yuvarlandığı tepede dikilen Ethan’ı gördü. O duraklamadan kendini boşluğa bırakmıştı! Bedeni karların etkisiyle aşağıya düşerken Kathy koşusunu sürdürüyordu. Genç kız katilinin kafasını sertçe bir kayaya çarparak parçalamasını ummanın gerçekleşmesi imkânsız bir dilek olduğunu biliyordu. Ara ara arkasına bakıp Ethan’ı gözetlese de bunun bir faydası yoktu. Sadece kaçıyordu. Bu dondurucu havada, bu ıssız coğrafyada nereye gittiğini bilmeden koşuyordu!
Umudunu tamamen yitirdiği o an karşısına çıkan görüntüye inanamadı. Hayal görüp görmediğini umursamadan koşmaya devam etti. Sevinmeye dahi zamanı yoktu. Yakında küçük bir kasaba görünüyordu. Köy demek burası daha doğru bir tanım olurdu.
Hızını arttırıp koşarken Ethan da mesafeyi kapatmıştı. Bu kız gerçekten iyi koşuyordu. Çabasını takdir ediyordu ancak kaçışı yoktu. Aralarında birkaç metre kalmışken onu yakalayamazsa şansının azalacağını görmüştü. Kız köye varırsa bu iş çetrefilli bir hâle girerdi.
Kathy gücünün son kırıntılarını kullanarak karlara bata çıka koşmaya devam ediyordu. Köy çok yakındı! Neredeyse varmıştı. Birini görebilirse… Hayır! İki kişiyi görüyordu artık. Görüş alanına en yakın olan evin yan tarafından çıkmış iki kişiydi bunlar. Apaçıktı! Hayal değildi. Genç kız bağırmaya başladı. Biri adam, diğeri genç bir delikanlıydı. İkisi de Kathy’i duymuştu ancak daha iyisi adamın silahı vardı! Belli ki ava çıkmıştı! Kızın nefesi o kadar kesilmişti ki onlara ulaştığında yere yığıldı. Ellerini dizine koyup sadece düzenli soluklara kavuşmak istiyordu. Katilini bile unutmuştu.
“Hanımefendi siz iyi misiniz? Ne işiniz var bu ormanda!” diye sordu orta yaşlı adam.
Norveç dilinde konuşuyorlardı. İlk gittiği kasabaya turistler geldiği için çoğunluk İngilizce biliyordu ancak küçük köylerde durum farklıydı.
Kız eliyle koştuğu yeri gösterdi. “Ben, ben.. Peşimde..” dedi İngilizce.
“Demek buradaydın seni yaramaz” diyen bir ses bu üç kişinin arasına dolunca Kathy büyük bir şok içinde doğruldu ve ona baktı. Ethan tek harekette uzandı ve koluyla kızı sarıp omuzlarını sıktı.
“Bu kadar iyi koştuğunu bilmiyordum sevgilim” diyen Ethan Kathy’nin hayatla bağlarını söküp almıştı sanki. Genç kız adama hayretle bakarken Norveçlilerden genç olanı İngilizce sordu.
“Babam burada ne yaptığınızı, nereye gittiğinizi soruyor.” Bir yandan onların sevgili gibi göründüğünü babasına anlatmaya başladı.
“Aracımız yolda bozuldu. Haritada buraya yakın bir köy olduğunu görünce buraya geldik. Küçük bir yarış yaparken karım beni yendi” diye konuştu Ethan.
Kathy katilinin kollarından çıkmak için çırpınıyordu. “Hayır hayır. Durum böyle değil.” Fakat o kollardan çıkamadı. Ethan onu bir kıza gibi sarmıştı. Kız çırpındığı bir an onunla göz göze gelince aniden durdu. Bir an sonra erkeğin hamlesiyle buza döndü adeta. Çünkü Ethan, önce montundan görünen silahı sonra iki Norveçliyi göstermişti. Kathy korkuyla susmak zorunda kaldı. Şu zavallı adamı ve oğlunu gözünü kırpmadan vurabilirdi!
“Demek aracınız bozuldu. Nereye gidiyordunuz?”
“Troms’a gidiyorduk. Karımın orada akrabaları var” diye yanıtladı onu Ethan. Bu adama ve oğluna zarar vermek istemediği bir gerçekti. Hiç kimseyi sebepsiz ve parasız vurmazdı. Buradan kurtulur kurtulmaz işlerine ara vereceği de bir gerçekti. Bu lanet kızla çok zaman kaybetmişti. Üstelik durmadan arayan Rachel’a da bir cevap vermesi gerekiyordu. Bir de şimdiye hakkında çoktan arama çıkarılmış ve tüm Norveç’e dağıtılmış olabilirdi.
Adam Norveççe yanıt verirken oğlu çeviriye devam etti. “Babam köye gelebileceğinizi, evimizin üst katında kalabileceğinizi söylüyor. Ekipler araç tamiri için ancak yarın gelebilirlermiş.”
Kathy titrerken Ethan bütün süreci yönetiyordu. “Çok iyi olur. Karım da çok yoruldu.” Kızın omzunu daha sıkı sardı. Bu kesinlikle bir uyarı tutuşuydu. Her an üçünün işini bitirebileceğine dair bir göz dağıydı!
Kathy, katilin kollarında dünyadan soyutlanmış sadece yürüyordu. Kendi kurtuluşu için masum insanların ölümüne sebep olamazdı. Zaten bunu başaracağı da şüpheliydi. Bu adamın elinden kurtulmak imkansızdı. Bu hissiz makinanın, rol yaptığına, normal eşlermiş gibi davrandığına inanamıyordu! Sanki sahiden evlilerdi! Evli ha? Kathy bir anda acı bir kahkaha atınca herkes dönüp ona baktı.
“İyi misin hayatım?” diye soran Ethan tehditkar bir şekilde kızın elini sıktı. Kathy mesajı aldıktan sonra tırnağını adamın eline geçirdi ve dişlerinin arasında “İyiyim” dedi.
Geldikleri ev üç katlı ahşaptan bir evdi. Normal şartlarda evin görünüşü Kathy’i büyülerdi fakat şu an başka bir büyünün tesiri altındaydı. Ethan Fell denen o adamın kollarında olduğuna inanmıyordu. Zihninden sayısız plan dönüyor, kurtuluş hesapları yapıyor fakat tasarlarken bile hiçbirinde kurtulamıyordu. Nasıl çıkacaktı bu cehennemden! Otel sahibi yaşlı kadının öğüdü hatırladı. Aniden bunu zihninden sildi. Yapamazdı!
“Elbette misafirsiniz ama evi pansiyon olarak kullanırım” dedi adam. Böyle bir yere hangi turistin geleceğini merak eden Ethan cüzdanından yüz euro çıkarıp adama uzatırken adam memnun olduğu bir bakış attı.
Sarsak adımlarla merdiveni çıkan Kathy ise montunu attığı ve koşarken terlediği için şimdi ölümüne üşüyordu. Ethan afallamış duran kızı kolundan tutup hızla kendine çekti. Kollarıyla onu sarıp sırtında ellerini gezdirdi. Isıtmak ister gibiydi. Ancak Kathy’e göre bu bir aptallık yapmaması için bir başka açık bir uyarıydı.
“Oda sıcaktır. Birazdan ısınırsınız.” Yaşlı adam onlara kapıyı açıp bir ihtiyaçları olursa çağırmalarını söyleyerek çıktı. Saat akşam yedi civarında olmalıydı. Kathy’nin zaman kavramı kalmamıştı. Genç kız az sonra başına gelecekleri önemsemeden odanın penceresine yöneldi. Ethan ayakta itidalli bir şekilde durmuş onu izliyordu. Kızın ince bir bedeni, normal bir boyu vardı. Siyah saçları beline kadar uzanıyordu. Kollarıyla kendisi sarıp soğuktan korunmaya çalışır gibiydi fakat korunmaya çalıştığı şey bambaşkaydı. Her an bayılacaktı sanki. Elini destek almak ister gibi pencerenin pervazına dayadı. Bedenini güçlükle kontrol ediyordu.
“İzin ver de Bay Nicholson’u kurtarayım,” diye fısıldadı güçsüzce. Polis müdürü tek başına o karanlıkta, yaralı bir halde ölüme terk edilmişti.
Ethan buz gibi bir sakinlikle yanıt verdi. “Onun için yapabileceğin hiçbir şey yok.”
Kathy nefretle ona dönerken “Seni aşağılık katil” diye bağırdı. Pencere önünde duran bir çoğu çoktan yanmış olan kalın mumu erkeğe doğru fırlattı. Yüzündeki nefret gözlerinden yaş olarak akmaya başlamıştı.
Daha fazla duramadı. Bağırdı, bütün gücüyle “İmdaaaat!”
Ethan hızla ona yaklaştı ve bir eliyle kızın bileğini sertçe tutup diğeriyle ağzını kapattı. Onun kolayca, neredeyse hiç güç harcamadan kıskıvrak yakalayıp susturmuştu.
Kathy, ağzına dayanmış o koca ele aldırmadan bağırmak için çabalamaya devam ediyordu.
“Kes sesini!” diyen bir ses tenine ulaştı. “Kesmezsen sen dâhil buradaki herkesi öldürürüm!”
Kathy başını sallayabildi. Bu susacağına dair bir işaretti. Ethan onu yavaşça bıraktı. Önce ağzındaki elini çekti, sonra o incecik bileği çözdü. Fakat bir saniye sonra hiç beklemediği bir şey oldu. Yüzünde aniden, kararlı, hızlı ve gücünün bu kadar olabileceğini asla tahmin etmediği şiddetli bir tokat hissetti. Kathy tüm nefretini yüklediği o tokadı planlamadan atmıştı. Öfkesi o an bir yanardağ olup Kathy’i yutabilecek olan adam, kızın bileğini daha beter sıkarken o bileği hızla çevirip sırtına dayadı. Ardından acıdan kasılan o bedeni kendine bastırdı. Kathy’nin sırtı artık onun göğsündeydi. Birbirlerine tamamen temas halindeydiler. Bunu fark etmek genç adamı hazırlıksız yakaladı. Kızı hızla kendinden uzağa itti.
Kathy de onun sıcaklığını ve saçına değen sinirli nefesini hissedince o da benzer hislere bürünmüştü. Kendine lanetler yağdırırken adamın itmesiyle küfürler savurup ondan uzaklaştırdı.
Bir süre sonra da tamamen hissiz bir şekilde dışarıyı izlemeye başladı. Az sonra gelecek olana hiçbir zaman hazır olamazdı. İnsan ölüme nasıl hazır olabilirdi ki! Büyük camın önünde durup göz alabildiğine uzanan beyaz örtüyü seyretti Kathy. Uzakta bir çam ağacından iri bir kar parçası düşünce dallar büyük bir yükten kurtulmuşçasına havalandı. Yaşama dair tek kanıt buydu, tek hareket, tek iz…
Biliyordu… Nefes alışverişleri bile sayılıydı. Hiç anlamadığı, hiç bilmediği, asla dâhil olmadığı konular yüzünden hayatı son bulacaktı. O soğuk metali şakağında hissettiğinden beri korku dolu saniyeleri sayıyordu. Saymayı kesip de kaderine razı olunca da “O”na döndü.
Odadaki siyah ve deriden geniş koltuğa yayılmıştı genç adam.
“Peki ben kaçıncı olacağım…” diye sordu. Kollarıyla bedenini sardı. Kendisinden başka kimse onu kurtaramazdı. Hayır! Kendisi de bunu yapamazdı.
Genç adama kayıtsızca bakarken “Kaç?” diye yineledi sorusunu. İçinden bir yerlerde çift bir sayıya denk gelmeyi umdu. Tek sayıları oldu olası sevmezdi. Onlar ikiye bölünmeyecek kadar bencillerdi. “Düşündüğün şeye bak” diye mırıldandı kendi kendine. zihni karmakarıştı.
“On bir!”
Kathy alay edercesine sırıttı. Sayıların, skorların hiçbir önemi yoktu. Önemli olan tek şey; bir yol bulmasıydı. Onu kurtaracak, kaçıracak bir yol, katilini ikna edecek, aklını karıştıracak, hatta tereddüde düşürecek bir yol… O an aklına tamamen çılgınca bir fikir geldi. İnsan hayatı için her şeyi yapar mıydı? Belki de yapmalıydı…
“Son bir isteğim var” diye fısıldadı ansızın. “Bilirsin idam mahkumlarına son bir istek hakkı tanınır.”
Katili elindeki Glock marka silahına susturucuyu takmakla meşgulken kafasını kaldırıp kıza bakmadan sadece “Söyle” dedi.
“Benimle…” diye başladı sözlerine Kathy. Umutsuzca gülümsedi. “Benimle yat…”