Arabanın içinde sessizlik hâkimdi. Mardin’in tozlu yolları, akşamın karanlığıyla birlikte daha da ağırlaşmıştı. Farların aydınlattığı her karış toprak, Demir’in içindeki karmaşaya benziyordu. Direksiyonu sıkıca tutuyordu; parmak kemikleri gerilmişti. Alt çenesi kasılmış, dudakları çizgi gibi olmuştu. Yan koltukta oturan Oğuz, göz ucuyla baktı. Derin bir iç çekti ama hemen konuşmadı. Demir’in sinirli olduğunu görebiliyordu. Hele avukatın o “zina” tehdidinden sonra… Herkesi donup bırakmıştı ama en çok da Demir’i. Yüzü camdan yansıyan solgun ışıkta daha sert görünüyordu. Direksiyonun başında bir asker gibi dimdikti ama… içi darmadağındı. Çünkü ne avukatın sözleri ne de dilekçedeki imza kısmı çıkıyordu aklından. “Sadece boşanmak istiyor…” Adam bunu söylerken ne kadar rahattı. O kadar rah

