“İçine ekledim kendi numaramla, Haktan abinin numarasını.” dediğinde Esved, oturduğu ön koltuğunda kıpırdandı. “Köye döndüğümüzde annemin defterinden birkaç kişinin numarasını da alırsın Nazlı. Herhangi bir acil durumda ulaşabilesin birilerine.” diye devam ettirdi Haktan abi.
“Sizin şu araç nerede?”
“Bu kavşaktan sağa dön abi. Oradan düz gidince.”
“Saklı bahçenin oralarda o zaman?”
“Şu kamp alanından bahsediyorsun dimi?” diye sordu Esved. Haktan abi olumlu anlamda başını salladığında devam etti. “Aynen. Oranın yakınında.”
“Kamp alanı mı varmış oralarda.” diye sordum kendime mani olamadan, aynı zamanda telefonu inceleyip. “Tehlikeli bölge değil mi.”
“İnsanlar tüm tehlikeyi göze alarak giderler oraya zaten küçüğüm.”
Ekranın üzerindeki parmağımı duraksatan küçüğüm demesiyle birlikte yutkunurken, başımı kaldırıp ona bir bakış attım. Hastaneden çıktığında o bahsettiği dükkana gidip son model bir telefon alıp hat taktırmıştı adıma diye. Her şeyden uzak olduğumuz anlarda, sanki tüm dünyaya karşı gelen bir yeni gezegende gibiymişiz gibi hissettiriyordu bana. Hoşuma da gidiyor ama bir yandan da Esved garip de geliyordu. İnsan hiç tanımadığı biri uğrunda bunca şeye katlanır mıydı? İmam nikahı, son model telefon ve sıradan bir köy! Oysa o sıradanlığa karşı gelen o gece, tüm dengeleri değiştirmişti sanki.
“Abinlerin orayı gözetleme ihtimali var mı Nazlı?” diye sordu Haktan abi. Eh. Haklı olarak ya Nazlı!
“Bizim atladığımızı gördükten sonra çekip gitmişlerdir onlar. Adlarına bir leke bulanmasın diye.” dedim. Yalana zaten batmıştık. Biraz daha batsak ne olabilirdi?
“Sanırım geldik.”
Başımı, camdan yana çevirip etrafa göz attım. İleride ortaya park edilen son model araçlardan olana, aracı tüm dikkatleri üzerine çekmeyi becerdiğinde boğazıma oturan yumru karşılığında gözlerimi etrafta gezdirdim. O gece hislerin yoğunluğundan pek fark edilmemişti. Ama oldukça ıssız ve geceleri tehlikeyi barındırabilecek kadar çoğu yere uzaktı. Fakat ölmeyi dileyene ne fark ederdi ki? Gözünün gördüğü tek şeye bulanan ölüm, ölümün kıyısında tutulan hayal kırıklığı başrolü oynayıp durmuştu içimde.
İrkilerek başımı eğip çektim gözlerimi oralardan. Durdurulan araca karşılık Esved bana bakış atıp araçtan indiğinde, Haktan abi de inmiş beni tek başıma koymuşlardı arabada.
Oysa uyandığımdan beri düşünmeye fırsat kalmamıştı pek fazla. Babamı, annemi.. Rüyalarıma giren abimi. Hiç gelmeyen, elini uzatmayan abimi. İçime işlemişti sanki özlemi. Çocukluğuma döndürmeyi dilemişti o sesi. Ne çok dilerdim aslında yeniden bana cimcime demesini.
Seçimini yaptığı hayatta, bir daha el uzatmazdı bana. Huyu öyleydi. Bir kere gel dediyse eğer, ikinciye uzatmazdı elini. Tutmamıştım. Tutmayı da hiç dilememiştim. Üzülmemiştim de kırılmamıştım da. Annesini seçiyordu çünkü.. Benim babam! dediğim babama karşı, annesini seçiyordu. Suçunu, günahını bildiğim kadını.
Bir aya kadar da hiç pişmanlık duymamıştım. Niye duyacaktım? Ben haklıydım. Giden abimdi ama suçlusu annemdi. Kendi günahına rağmen, benden aldığı aileye rağmen abimi de almıştı. Babam da demişti öyle. Geriye kimseyi kaldırmayıncaya kadar yok etmeye direndiğini anlatıp durmuştu çocukluğum boyunca.
Abim Koray’da, zaten kendi gücüne erişene dek babasına boyun eğmiş daha sonra çekip gitmişti. Değiştirdiği soyadıyla artık Seymen’de değildi..
Kapılar yeniden açıldığında daldığım düşüncelerin zindanından kendimi kurtarıp içeriye giren bedenlere baktım.
“Yollatır aldırırız birilerine. Şimdi sürmemen daha iyi.”
“İyiyim doktor.” derken kapısını çekip, tiz soğuğu kesti.
“Olayın üzerinden daha saatler geçti. Kendinize biraz zaman tanıyın Esved.”
Onlar aralarında sohbete başladıklarında bende telefonu yeniden açıp arama motorunda ismimi yazıp arattım. Eh. Dünkü tartışmamızın üzerine muhtemelen bir arkadaşıma gidip orada kaldığımı düşünüyordu. Okuldan gelen devamsızlık mesajına karşı öfkeleniyor, bana karşı hiddetini çoğaltıyor olmalıydı. Mira, biricik babasının ona kalmasının memnuniyetiyle evin kızı modunda annesi ise ortadan kalkan soruna karşı omuzlarına en sonunda gururu yüklemişti.
Ama kimsenin aklına gelmezdi intiharına sürüklenen Nazlı Seymen. Herkese hafif görünürdü. Bir ömüre sığdırdığı anneme nefretime karşı, aslında tek günahkarın babam olduğunu öğrenmiştim ben.
Önüme çıkan davetten fotoğraflar, babamın iş haberleriyle birlikte nefsimi verirken başımı iki yana salladım. Ne bekliyordum ki. Bana bir şey olduğunu hissedeceğini falan mı? Dünyaları mı sererdi önüne beni arattırmak için? Eh.. Cevap belliydi; hayır.
Geçen bir sürenin ardından köye vardığımızda, Çolpan nene arabanın sesini duymasıyla birlikte kapıya çıkmıştı. Yüzünde heyecanlı ifade bizi beklerken açtığım kapıyla birlikte yanıma varmıştı. “He, kötü var mıdır bir şeyler kızım?” diye sordu.
“Yok Çolpan nene. İyiyiz ikimizde.”
“Çok şükür vallahi! Gittiniz gideli hep dualar ettim peşinizden. Oğlum da dalında çok iyi doktordur hele. Korkmayın siz kızım.” diyerek koydu elini koluma.
“Sizler de hoşgeldiniz çocuklarım. Ama seninle gel elbiselere gidelim de bakalım Nazlı kızım.”
“Hazırlığa başladınız mı nenem?” Esved, sorusunu Çolpan neneye sesinin imâsını ise bana yöneltirken alt dudağımı ısırıp bakışlarımı kaçırdım. “Tabi başladık hele oğlum! Ama hocamız yarın gelecek.” dedi. “Bugün bir işi varmış öyle söyleyiverdi. Amanın şansınıza da hava buz gibi. Geçin haydi, hastalanacaksınız bir de!” Ardı sıra beni belimden ittirerek evden içeriye doğru yönelttiğinde, beni bugün gözlerimi açtığım odaya sokup yatağın üzerine dizili elbiseleri birer birer gösterdi.
Beyaz elbiseler bir sürüydü.
Yatağın tam ortasına konulan bir tanesi dikkatimi çekerken, ona doğru ilerleyip parmak uçlarımla dokundum. Uzun kolları, boynunu açıkta bırakan bir modeldi. Bele tam oturup, aşağı doğru kabarıklaşırken dizlerin biraz altında kalabilen modelindeydi. Kenara bırakılan beyaz şal ile birlikte gülümsedim.
“Bu çok güzel.”
“Umay’ım getiriverdi. Şehir de vardır butiği. Söyleyiverdim anasına. Hemen getiriverdiler sağ olsunlar!”
“Nenem.. Ne çok uğraşmışsın sen.”
“Olur mu öyle kızım? Siz bize rabbimin emanetlerisiniz hele. Bir kuş gibi indiniz köyümüze.” dedi kocaman gülümsemeyle. “Çok şükür sapasağlamsınız. Hiçbir şeyiniz de yok.” Belli belirsiz başımı salladım.
“Şimdi haydi giydirelim seni. Bakalım olacak mı?”
“Nene.” dedim. “Yarın,” derken sessizce iç çekip elbiseyi kavradım omuz kısımlarından doğru.
“Heyecan sardı yüreğini kıpır kıpır değil mi kızım?” dedi. Sanki içimi bilmişçesine.
“Evet nene..”
“İnsan sevdiğine varacağı vakit yüreğini, anlamları yetemeyecek bir heyecan sarar güzel kızım. Eli ayağı dolaşır birbirine. Sevda öyledir ki.. Yerle göğü bir eder sanki. Böyle kelebekler çırpınır buranda..” dediğinde, elini koydu karnımın üzerine. “İnsan böyle mi sevebilir mi? Diye sordurur kendine. Sevda öyledir ki, öyle yüce öyle kudretli ki iki sevdalının arasına bir dünya girse yine de o dünyayı aşar kavuşturur seni sevdalına.”
Sevda öyledir ki, öyle yüce öyle kudretli ki iki sevdalının arasına bir dünya girse yine de o dünyayı aşar kavuşturur seni sevdalına.
“Kavuşturur mu gerçekten nene?”
“Kavuşturur tabi güzel kızım.” dedi. Yiğit.. Belki bir ihtimaldi ama o ihtimalleri de yok eden babam olmuştu. Kavuşulması güçken, artık imkansızlığa dönmüştü. Oysa zaten iki sevdalı olamamıştık biz. Ben uzaktan uzağa severken, o beni hiçbir zaman görmeyi becerememişti. Yani kavuşulacak sevdalılar kalmamıştı geriye. Zaten hiçte olmamıştı.
Aldığım ağrı kesiciler, ağrımı hafifletmeye yeterken doktorumuzun yanımızda olması oldukça avantaj olmuştu. Çolpan nenenin yardımları üzerine dikkatle giydiğim elbise, bir daha hiç diğerlerini denettirmeye gerek kaldırtmadı.
Ocak ayının soğuk havalarına mani olduktan arka bahçedeki eğlenceyi, evin içerisine alınmış diğer odalara göre büyük kalan salonda yapılma kararı alınmıştı. Önce imam nikahı kıyılacak daha sonra tüm misafirler gelindiğinde köylünün eğlencesi başlayacaktı.
Elbise seçim ve denemeleri bitmesinin üzerine yemek yemek üzerine mutfağa geçilmiş, Çolpan nenenin ellerinden onların Sinop iline özel yaptığı yemeklerinden yerken tanışmak için de bahane kılınmıştı. Hep yakınmıştı oğlunun daha uzaklarda olup çok nadiren gelmesinden, Haktan abi de haftanın iki günü gelip gördüğünden bahsederken Çolpan nene yetmiyor oğlum, yetmiyor diye yakına durmuştu
Sıcacık bir aile havası sarmıştı.
Hiç uzanmadığım ellere uzanmıştım sanki.
“Sen bir kızım var diye bahsetmiştin nenem. O nerede?”
“Şehirdedir oda evladım. Ben tüm evlatlarımı vere durdum İstanbul’a! O hepten hayırsız. Ne arar durur, ne gele durur.”
“Okuyorsa yoğundur. Ondan fırsat bulamamıştır nenem. Hem abisinin yanında yaşamıyor mu? Aklın kalmasın senin.”
“Sor bakayım senin oğlun işinden başını kaldırıp kız kardeşini görüyor mu diye!” dediğinde, bulaşıkları makineye koymayı bitirip kapağını kapattım.
“Abiler biraz fazla ihmal ediyorlar kız kardeşlerini.” diye fısıldadım. “Gözleri görmüyor, gönülleri de dayanıyor demek ki.”
“Kız sana hiç sormadım ya ben. Kaç yaşındasın sen bakayım?”
“On sekiz. On sekiz, nenem.”
“Anam! Çokta küçükmüşsün ya sen.”
“Sevda yaş mı dinliyor nenem?”
“Seninkilerin niye izin vermediği belli oldu kızım. Daha çok erken değil midir? Eski devirde miyiz de gelin ediyorsun kendini bu yaşlarda.” dedi şakına şakına. “Ama nene, onlar beni başka biriyle evlendireceklerdi!” dedim hızla. Abart Naz! Abartmaları seversin sen.. “Uhey! Konu orada değişir kızım. Sende dedin başkasıyla evleneceğime, sevdiğimle evleneyim.” Başımı olumlu sallayıp alt dudağımı ısırdım.
“Sen geçiver bakayım salona. Ben revani yapıverdiydim, hazırlayıpta getireyim.”
“Yardım edeyim ya ben nene.”
“Kız sana sen yeni iyileşiyorsun! Geç otur. Yarın nikahınız var sizin.”
“Ama-”
“İtiraz istemiyorum kızım. Haydi! Haydi!” diyerek beni kovduğunda, mutfaktan çıkıp salona yöneleceğim sırada çalan kapıyla birlikte ben açıyorum! diye seslenerek kapıya yöneldim.
“Ayy! Biz geldik.”
Orta yaşlarda bir kadın ve yanında genç bir kadın kapıda duruyordular. Ellerinde dolu dolu poşetler, yüzlerinde heyecanlı ifadeyle ayakkabılarını çıkarttılar. “Gelin sen miydin kızım? Tü tü maşallah! Ne de güzelmiş kız Çolpan nene. Haydi çekil bakayım. Sana getirdik bir şeyler gelin hanım.” Orta yaşlardaki kadın ard arda söylenip içeriye girdiğinde, yanındaki kadın da bana gülümseyip girmişti peşinden. Şaşkınca onlara bakıp kapıyı kapattım.
“Hoş geldin ahiretliğim. Geçin siz şöyle Nazlı kızımın odasına. Salonda erkekler.” deyip bana döndü Çolpan nene. “Bahsettiğim Umay kızım bu, Nazlı kızım. Annesi de Ayşe. Ahiretliğim Ayşe.” dedi. Gülümseyip memnun olduğumu belirtirken, ikisi de ellerinde poşetlerle odaya girmiştiler.
“Ne getirdiler ki bana Çolpan nene?”
“Gelin olacan ya kızım sen.” dedi, imalı imalı.
“Evet..”
“Heh. Gelin için süslü püslü kıyafetler.” dediğinde sesi kısılmış, erkeklerin duymasından çekinir gibi. “Anla işte kızım! Aa! Geç bakayım. Haktan oğlum, Esved oğlum mutfakta revani var. Koyuverin kendinize! Aman kalkıp alsınlar vallahi. Şimdi bizim işimiz önemli.” Beni odaya sokuşturup yatağın üzerine serilen gecelikler gözlerimle buluşurken, gözlerimi büyülterek bakakaldım her birine. Arkamızdaki kapıyı kapatmıştı Çolpan nene.
“Bunlar..”
“Çok şanslısın Nazlı kızım, Esved geliverdi yanıma. Dedi bohça işlerinden falan anlamıyorum ben pek, bildiğin tanıdığın var mı Çolpan nenecim diyiverdi.”
“Esved mi dedi?” diye sordum şaşkınca.
“Esved’de ne değişik bir isimmiş öyle kız gelin hanım. Anlamı ne?”
“Kara demek, Ayşe teyze.”
“Sende ne meraklısın anne. Sen dur bırak merakı şimdi. Kız beğensin.” dediğinde bana dönüp baktı, gülümseyerek. “Bunlar biraz şey.. Çok açık değil mi sanki?” diye mırıldandım utangaç bir şekilde.
“Aman kız! Sanki hiç görmeyecek gibi ha.”
“Anne!” diye uyardı Umay yine.
“He valla Ayşe’m.” Dilimin ucunu ısırarak bakışlarımı yeniden geceliklerin üzerine indirdim. “Tüm bunlar burada bulunuyor mu ya..” diye kendime engel olamadan sorduğumda, beni cevaplayan Ayşe teyze oldu. “He bulunuyor kızım. Bir evlenen mi oluyor, arıyoruz Umay’ımı; getir bakayım bir şeyler diyoruz, getiriyor Şehir’den bir sürü şey.”
“Adım çıktı mı bir kere, geziyor dilden dile işte. Ne yapacaksın Nazlı.” dedi gülerek. “Siz çıksanıza biraz ya. Anne sen gidip gör bir damat beyi. Çolpan nene sende eşlik et ahiretliğine. Biz de kız kıza bakalım edelim yani!”
“He valla Ayşe. Ne diye girdik bunların arasına. Revani yaptıydım gel yiyelim.”
“Aman yedirme Çolpan nene! Çıkıyor sonra şekeri, inmiyor.”
“Sen sus bakayım kız! Nereye inmiyormuş hele? Bir indiriyorum onu ben, aklın hayalin şaşar.”
“Üç hafta önce hastanelik olduğumuzu unutma gece gece anne.”
“O üç hafta önceydi.”
“Ay yarabbim sen bana sabır ver!” diye şakındı Umay.
“O sabrı bana verdim Rabbim. Vallahi bir kız doğurmuşum Çolpan’ım. İnat mı inat. Vallahi burnumdan getiriyor.”
“Sanki kötülüğüne söyleniyoruz.”
“Aman ahiretliğim.. Takılma sen. En azından kızın oğlun yanında. Benim oğlum nerelerdedir, kızım nerelerdedir.”
“He valla Çolpan’ım. Sende haklısın.” diyerek odadan çıktıklarında, engel olamadığım kahkahamı saldığımda Umay’da bana eşlik etmişti. Arkalarından kapattıkları kapının üzerine, “ya gerçekten ikisi birbirinden deli.” dedi Umay.
“Biraz..”
“Biraz değil, baya baya. Bi bırakmadılar ki tanışalım doğru düzgün. Neyse baştan alalım biz seninle en iyisi. Umay ben.” diyerek uzattığı eliyle, elini tuttum gülümseyip. “Nazlı. Memnun oldum Umay.”
“Bende çok memnun oldum. Valla sizi görmeden hikayelerinizi duyduk dilden dile. Adınıza roman yazılır gerçekten.”
“Biraz trajedili.”
“Her aşkın bir zorluğu vardır demeli o zaman.”
“Evet.”
“Bakma yolladık ama, haklılar. Günümüzde neler neler alıp giyiyorlar. Bunlar kapalı bile sayılır.” dedi, gecelikleri gösterip. “Saten modeller çoğunlukla ilgi çekiyor. Çolpan nene, incecik bedeni var diyince bende küçük bedenlerden getirdim ki iyi ki öyle yapmışım.”
“Şey.. Normal, gömlekli falan uzun yok muydu ki? Üşürüm ben. Çok üşürüm. Geceleri hemde. Donarım.”
“Bir abla tavsiyesi. İşveli cilveli ol, adın gibi yani. Nazlı’sın sen. Nazlı ol. İnsan hem sevdiğinin yanında, üşüdüğünü hissetmez bile.” dedi göz kırpıp. Eh! Ne sevdiğimdi ama! Sen kaşındın Nazlı. Adam seni uyardı hastanede! Bohça demiş bir de! Bohça!
İlk gözüme çarpan zümrüt yeşili balenli bir gecelikti. Üst kısmı büstiyer modelinde, altı ise saydamlığını korurken içinde tangası vardı. Eh. Miniydi.
Bir diğeri, beyaz saten düz mini bir gecelikti. İnce ip askıları, sırt kısmında çaprazlamış, çaprazlardan doğru aşağıya doğru saydamlaşırken kendini vurguladığı kısım olmuştu. Gözlerimi diğerlerinin üzerinde de gezdirmeye başladığım sırada Umay farklı bir çantadan yeni şeyler de çıkartmaya koyulmuştu.
“Çolpan nene eline, yeni gelinlik ne varsa getir dediğinden..”
“Yani..” dememle kapı açılırken, Çolpan nene geldi yanımıza.
“Damat ne getirdiyse alıyoruz dedi Umay’ım.”
“Öyle mi demiş?”
“He valla kızım. Bonkör damat. Şimdi Ceyhun’lara haber saldık, onların satılık evleri vardı bir tane. Böyle müstakil, önü açık. Yeni yapı. Vallahi çok güzel orası. Orası için görüşecekmiş Esved oğlum.”
“Göle yakın olan değil mi Çolpan nene? Orası çok güzeldir. Buranın en güzel evi denebilir hatta.” dedi Umay. “Bir manzarası var. Bak bak izle yani.”
“Ne güzel. Ne güzel.. Şey bana bahsetmedi de hiçbir şeyden. Şaşırdım ondan yani. Aslında ben onunla bir görüşsem iznin olursa Çolpan nenem?”
“Tabi kızım. Umay sen şunların üzerine örtüver. Evsed! Oğlum! Bir gel de bakıver!” Şen şakraktı Çolpan nene, Umay da onun dediğini yapıp odadan çıktığında Esved’in gelmesiyle nenem de çıkmış bizi yalnız bırakmıştı.
“Esved! Ne yapıyorsun sen..” dediğimde, sırtını yasladığı bedeniyle sakalını ovuşturdu. “Ne yapıyormuşum küçük?” dedi, sanki inadına yapar gibi. “Bohça mohça. Ev! Falan..” dedim.
“Devamlı burada kalamayacağımıza göre küçük? Niye şaşırdın bu kadar.”
“Sen ciddisin yani?” dedim, gözleri kısılırken yüzünde sanki bende görmeyi beklediği hareketlerin memnuniyeti belirginleşmişti. “Neyde ciddiyim küçüğüm?”
“Tek bir lafımla, her şeyi silip benimle evlenecek misin gerçekten?” dedim. Elimi kaldırıp küçük odanın içerisini gösterdim. “Tek bir isteğimle, gitmek istemiyorum diye.. Benim için, burada mı kalacaksın Esved? Yaptığın masraflar, gözünü dahi kırpmadan aldığın son model telefon, bohçalar ama hepsini almalar ve ev bakmalar.” dedim nefes nefese. “Arabanın modelinden bahsetmiyorum bile. Bu güce sahipsin. Az çok durumunu tahmin etmemek için aptal olmak gerekir. Yirmi beşte yaşındasın. Eğlence uğruna hayatını feda edemeyecek kadar bilinçlisin de. Her şeyini geride bırakıp benimle, burada kalmayı kabul ettirecek hikayen ne senin?”
“Bazı hikayeler anlatılmaz küçük.”
“Yaptıklarının üzerini kapatacak bulmuşsun bir kılıf. Her seferinde onu öne sürüyorsun Esved.”
“O vakit sorun sende. Sormamayı öğren ki, sorduğun soruların da kalmasın cevapsız.”
“Neden?” diye direttim.
“Son defa. Tekrara düştüğüm ilk defa, sana bir kez daha soracağım Nazlı. Bu nikahı gerçekten istiyor musun?” dedi. Kaşlarımı kaldırdım. Başım öfkeyle karışık aşağı yukarı sallanırken, dudaklarımdan hızla döküldü, “evet!” kelimesi. Yatağa dönüp üzeri örtülen geceliklerden bir taneyi çekip alarak, Esved’e çevirdim.
“İlk gecemizde, bunu mu istersin giymemi yoks-”
Sözler, tutuldu geceye.
Ay çığlığını döktü, karanlığa.
Sessizliğe akıttı, zehrini.
Zehrine, işledi tutkununu.
Belime yerleştirdiği eli, bedenimi kavradığı üzerine sertçe bedenine çekti. Dudaklarımın üzerine örtülen dudakları, hiç beklemediğim bir temasın varlığı karşısında güçsüz kalıp titredi.
Parmaklarımın arasında sıkı sıkıya tutulan gecelik, heyecanın güçsüz kıldığı parmaklarımın arasından kayıp giderken, dudaklarım dudaklarına esir kaldı..
İlk öpücüğüm de, diğer ilklerimin sahibi olacak adama teslim oldu.