25 Ocak 2023, 18:01
Heyecan. Dili, tutkun eden.
İnsanı lâl edendi, heyecan..
Belki saniyelerin, saatler kadar uzun hissettirdiği anlara karşındı bu an. Üzerimdeki elbisenin, beyazlara bürüneniydi. Siyah saçlarımı örten dantelli şal, saçlarımdan aşağı dökülüyordu. Hemen önümdeydi. Birkaç adım ötemde.. Mesafelerin, mesafeler kadar hissettirmediği teninin tenime çok yakın hissettirdiği o anın içerisinde kalınmıştı.
Kömür karasına çalan gözleri, daha önce hiç görmediğim bir ifadeye bürünmüştü. Farklıydı. Farkındalığını da çalıyordu gözleri. Zihnimi kör eden, bu güne armağan edilen birçok şarkıdan bir tanesi mırıldanıyordu sanki içimde. Şarkı söylemeyi, çok seven bir kız çocuğu armağan etmişti ona!
Sevinç doluydu. Çocukluk hayallerinden biriydi, rüya gibi bir evliliği görmek. Evlendiğini görmek.. Bir zamanlar anne ve babasının, rüya gibi evlendiğini izlediği kameralardaki gibi. Işıl Işıl.
Oysa hiç beklenmeyenle evlenmişti, Nazlı Seymen’de; bugün.
Beklenenleri sollarken, sanki dünyanın en güzel organizasyonu yapılmış gibiydi. Hayallerimden öteye taşınmıştı. Beyaz Lale’lerden yapılan buketi vermişlerdi, elime. İmam nikahından çok daha öteye kılınmıştı. Güzeldi.
Güzeldi..
Gözleri, gözlerimden ayrılmazken ellerini kaldırdığını hissettim. Baktı. Bakmaya devam ederken, iki eli de buldu yüzümü. Yüzümden doğru saçlarıma çıkan elleri, şalı usul usul indirdi omuzlarıma doğru. Siyah uzun saçlarımı açıkta bırakırken, şalı alıp yanındaki komidinin üzerine bıraktı.
“Nereden çıktın karşıma sen böyle?” diye sordu. Sessizliğin içinde, ses olurken sesi. Hitap ettiği ben oldum. Sadece ikimizi barındıran bu oda, evin içerisinde kimsenin olmadığının rahatlığı üzerimizdeydi.
Herkes gitmiş. Ayşe teyzelerin evinin yolunu tutmuşlardı. Dünden öyle planlanmıştı her şey. Daha fazla utandırmaya yüz tutmuş gibi, evi bize bırakacaklarından bahsetmiştiler.
“Kader.” dedim. Daha önce söylediğim gibi, kendimi tekrarlarken gözlerinin içine baka baka; kader dedim.
“Kadere inanmadığımı biliyorsun küçük.”
“O da senin sorunun Esved.” dediğimde, elleri saçlarımdan doğru omuzlarıma indi. Üzerimdeki beyaz elbisenin omuz kısımlarını tutarken, heyecanın hızlandırdığı nefes alışverişlerim kendime mani olamamamı sağlıyordu. “Bir kaderden daha fazlasısın sen küçük.” dedi.
“İnanmak, güç geliyor değil mi..” diye sordum. “Birlikte düştüğümüz uçurumun, bizi hayata yeniden bağladığı gibi.”
“Birbirimize merhem olabilecek güce sahip olunabilseydi, belki hayat; her ipini kopardığı yerden yeniden çiçek açar. denebilirdi küçük”
“Belki de yaşamak için güce sahip olmamız gerekmiyordur Esved.”
“Yaşayamazsın.”
“Yaşayabilirsin.” dedim. Parmak uçlarımda yükselirken, ellerim onun omuzlarına tutunmuş yüzlerimiz arasındaki mesafelere kapatmaya çanak tutmuştu. “Yaşamak için kimseye duymadığımız ihtiyaç gibi,” diye mırıldanırken derin bir nefes aldım. “İnsan kendi için de yaşayabilir.” dedim.
“Ölmeyi dileyen kız mı söylüyor bunu?”
“Belki.”
Gözleri, gözlerimden kayıp dudaklarıma indiğinde içini çekti. “Burada olmayacak küçüğüm.” dedi.
“Ne?”
“Sen, bizim yatağımızda kadınım olacaksın küçük.”
“Yarın akşam.” dedim heyecanla.
“Yarın akşam?"
“Yarın akşama yetişir mi her şey?” diye sordum. 26 Ocak benim doğum günümdü! On sekizimdi. On sekiz yaşımdı! “Ne bu acele?” derken, omuzlarımdan indirdiği eli belimi kavramış kendine yaslamıştı.
“Yarını özel kılan bir sebebim var.”
“Nedir o özel sebep?”
“Bende saklı.” dedim, gülümsememi bastırıp alt dudağımı ısırırken. “Kocanın ya hani.” dedi, o da.
“Kocamsın, kocamsın. Beyim!” dedim kıkırdayarak. “Sen, sende saklıları söylemiyorsun bir kere! Bende söylemem işte böyle sana.”
“Ateşle oynuyorsun küçüğüm.”
“Ateşi istemesek, başından kabullenmezdik ya.”
“Tanımadığın biriyle evlenmek, fazla mı cesaret işi yoksa aptallık mı?” diye sordu. Aslında bir sorudan öteydi. “Sadece anı yaşamaya bakanların işi, belki de.” dedim bende.
“Kötü biri olmamdan hiç korkmuyor musun küçük?”
“Dedim ya. Ölüm beni korkutamamış.. Ölümün korkutmadığı ruhu, daha fazla kim korkutabilir? Ölümden ötesi yok ya. Bana ölümden fazlasını yapamazsın, Esved.”
“Akıl almazsın.”
“Ve sen. Tekrara düşmezdin.” dedim gülümseyerek.
“Beni fazlasıyla tekrara düşürtecek gibisin.”
“Belki.” dedim.
“Çoğunlukla.” dedi.
Birkaç Saat Önce, 25 Ocak 2023 16:20
“Çok güzel oldun.” dedi Umay, rujun kapağını kapatıp aynanın üzerinden bana baktığı sırada. Dudakları, samimi bir gülümseme ile kıvrılmış bugünü özel kılan nikaha beni hazırlayan kılmıştı kendini. “Çok güzeldin, çok daha güzel oldun.” Yanaklarımı ısıtan kırmızı kanın eşliğinde alt dudağımı ısırıp başımı eğdim utançla. “Teşekkür ederim Umay.”
“Rica ederim. Karşımdaki güzel olunca, güzel sonuçlar çıkarmamak imkansız zaten.”
“Ya da o senin güzel bakış açın diyebiliriz.” dediğimde ona dönüp kocaman gülümsedim. Yatağın üzerine bırakılan elbise, yerli yerinde duruyordu. Makyajımı yapmış, saçlarımı hafiften dalgalandırmamda yardımcı olduğu gibi üzerine yeniden rujumu tazelemişti.
Ağrılarımım epey epey dindiğini hissetsem de çok geniş hareketlerde bulunamadığımdan, elbiseyi giymem için de yardımcı oldu Umay. Şimdi saçlarım omuzlarımdan aşağı dökülürken neredeyse belime kadar uzandığını fark etmiştim bugün. Hafiften dalgalı modeli, beğeniyle dudaklarımı kıvırtırken şal’a uzanıp aldı.
Saçlarımın üzerine örttüğünde, birazdan gelecek imam için neredeyse hazır gibi bir şeydik. Fakat bugün kahvaltı dışında hiç görmediğim Esved, neredeydi hiçbir fikrim yoktu. İçimi saran sıcacık heyecanın eşliğinde şal’ı bağlamasıyla, yeniden aynaya dönüp baktım kendime.
“İnsan sevdiği zaman görmüyor değil mi gözü hiçbir şeyi Nazlı?” diye sordu Umay. Ah. En yanlış kişiye, belki de en yanlış zamanda. “Evet.” dedim, cevabını benim bile bilmediğim soruya. “Sanırım insan sevdiğinde, gözü de gönlü de sevdanın dışında hiçbir şeyi bilmiyor da görmüyor da.” diye mırıldandım.
“Sizin sevdanız çok güçlüymüş. Tüm her şeyi geride bırakıp, ölümü dahi göze alabilecek kadar..”
“İnsan sevdiğiyle yaşamıyorsa, niye yaşıyor ki bu hayatı?”
“Bu da bencilliğe kaymıyor mu biraz?” diye sordu. Soruyordu. Sorgusu bana değil de kendine gibiydi.
“Yaşamak için de biraz bencil olmak gerekmiyor mu?” dedim, sorusuna karşı soruyla.
“Belki.”
“Zorlama yaşamaktansa, nefes aldığın yer neredeyse orayı seçmek gerekiyor bence.”
“Yanlışsa bile mi?”
“Herkesin doğrusu yanlışı kendine göre. Senin doğrun, başkalarına yanlış gelebilir.” dedim. “Öyle mi diyorsun?” dediğinde, başımı salladım. “Başkaları uğruna feda edilemeyecek kadar, değerli hayat. Senin fedakarlığın, senden bir şey götürüyorsa eğer ne anlamı kalır? Senden geriye bir şey kalmadığı vakit.”
“Belki.” dedi, kaşlarını çatıp başını salladı. “Ya da haklısın.. Ben bilmiyorum. Gerçekten..” diyerek nefesini verdi.
“Eğer anlatmak istersen Umay, dinlerim.”
“Şimdi değil. Sizin mutlu gününüzde, kendime dert ortağı seçemem seni Naz.”
“Peki.. O zaman başka bir gün seni kahve içmeye davet ederim. Ne dersin?”
“İşte o olabilir.” diyerek gülüştük. Kapının açılması üzerine içeriye giren Çolpan nene, beni görmesi üzerine bir uhey! Çekerken, utanarak başını eğmiş elbisemin eteklerinden tutmuştum. “Ne de güzel olmuşsun sen kızım.”
“Hepsi senin sayende nenem.”
“Nene, hiç farkında değil bu kız güzelliğinin.” dedi Umay. “He valla Umay kızım! Gör oluvermiş bu kız kendine.” diye söylenerek içeriye girdi. Dolu dolu olan gözleri baştan aşağı beni incelerken, elini dudaklarının üzerine kapatıp bakmaya devam etti.
“Uy uşağım! Nasıl da güzel oluvermiş.”
“Vallahi de gör oluvermiş nenem be!” diye Umay şakacı bir tavırla taklit etti Çolpan neneyi. Nenem de eline geçen ilk yastığı Umay’a fırlatıp dururken, “hele sen çok konuşma kız! Eletiver şu odamdaki nazar boncuğunu.”
“Ne yapacaksın ki nazar boncuğunu nene?” diye sordum.
“Hele sana takacağım kızım. Vallahi su gibi oluvermişsin! Nazar değer nazar.”
“Kimin nazarı değsin bize nene.” derken Umay çoktan gitmiş, Çolpan nenenin söylediği yerden nazar boncuğunu alış gelmişti. Çolpan nene aldığı nazar boncuğunu, elbisemin iç kısmından bir yerine takmaya koyulurken aynı zamanda da nasihatler vermeye başladı. “Sen daha gençsin güzel kızım. Bilmezsin insan içlerini. Ehey! Neleri var neleri. Hele burada. İstanbul’un insanları farklı derler de inanmazdım. Ama diyeceksin ki nerde yok o insanlar, vallahi her yere sıçradılar! Küçük yerler, şimdi büyük yerlerden daha beter oluverip çıkıverdi ya.” dedi.
“Evli mevli demezler, dikerler o kenafir gözlerini! Senin kocanın da maşallahı var şimdik. Ayşen’iydi, Nur’uydu, Gülendam’ıydı.. Derken isimler çoğalır çoğalır gidiverir maazallah!”
“Bu isimler, örnek verilen mi yoksa öylesine dillendirilen isimler mi nene?” diye sordum. “Örnek örnek. Dikkat et yani sen bunlara. Özellikle Ayşen’lere, Nur’lara ve Gülendam’lara.” dedi Umay.
“Ha öyle.”
“Öyle öyle.” dedi Çolpan nene. Aynı zamanda taktığı nazar boncuğunu daha takamamış gibi oyalanıyor ve nasihatlerine devam ediyordu. “İşveli, cilveli oluver ki kocanın üzerinde tut gözlerini. Maazallah! Esved oğlumun durumunun iyi olduğunu duyan kenafir gözlülerden uzat tut sen.”
“Bir şey mi gördün sen nene?”
“Yok kızım. Vallahi senin kocan, senin için uğraşıp duruyor benim oğlumla bugünden beridir. Eve bakıp geldiler. Eşya falan seçivermişler hep.”
“O kadar yani?”
“O kadar tabi. Demem o ki, sen kuracağın arkadaşlıklara da kocanın kurduracağı arkadaşlıklara da dikkatli oluver. Kadın olarak bu evliliğin ipini ellerinin arasında tut ki, kocanın lafı bile geçemesin sana. Bir evlilikte kadın her zaman önde olmalıdır kızım. O evi eviren çeviren kadındır.”
“Ne güzel konuştun Çolpan nenem.” dedi Umay.
“He vallahi Umay kızım. Evimden ilk defa bir kız gelin olup çıkıyor.” derken, ellerini çekip koluma koydu destek olur gibi. “Uy güzel kızım benim. Yaşın da daha küçük hele. Ondandır da düşüyorum üzerine.”
“Sağ ol nenem..” diyerek yanaklarına öpücük kondurdum.
“İyi ki varsın.”
“Sende varsın iyi ki uşağım.”
“Uy Çolpan! Hoca gelecek ya şimdi. Çağırın damadı, gelsin de görsün gelinini!” diyerek içeriye giren Çolpan nenenin deyimiyle Hatçe teyze, telaşlı telaşlıydı. Bana dönüp baktığında yüzündeki telaşını bir anlığına silip gülümsedi. “Ne kadar da güzel olmuşsun kız Nazlı. Vallah seni ilk gördüğümde de dedim, bu kız bir içim su!” derken, gülerek vurdu Çolpan nenenin koluna.
“Uhey! Acıttın ya canımı Hatçe.”
“Pardon Çolpan’ım. Nerede bu damat?”
“Haktan abiyle arka bahçedelerdi, Hatice teyze. Ben çağıyorum şimdi.”
“Tamamdır kızım. Ulan Çolpan, ne aceleniz vardı da bu kızı everiyorsunuz hemen? Bir kına gecesi yapaydık. İstettirseydik bu uşağa, bir tuzlu kahvesini içirseydi.”
“Ben ona içiririm her gün tuzlu kahvesini Hatice teyzem. Merak etme sen.” derken kıkırdamıştım. “Sen de ne fena çıkıverdin kız! Aferin sana. Böyle çektireceksin kocana! Erkekler hak ediyor mu ediyor, bitiverdi olay!”
“Ula verdiği tavsiyeye bak hele.” diye çıkıştı Ayşe teyze odadan içeriye girdiğinde. “Nikah günü olacak iş midir Hatçe! Haydi çıkın. Hoca geldi sayılır.” Hep birlikte çıktıklarında, kapatılan kapının ardında kalmış ve heyecanın içimi sarmasına müsaade ederken yerimde kıpırdanır olmuştum. Farklıydı.. Yaşananlar, yaşananların getirdiği onlarca şey ama en önemlisi ise bu nikah.
Tek bir sözümün gücü yetmişti, bugünü çağırmaya.
Eğer o gün Çolpan nenenin söylediklerini onaylamasaydım bugüne gelen bir nikah, huzurun adını verdikleri Atmaca köyünde kalmamı sağlayan hiçbir sebep olmayacaktı. Ben mutluydum. Burada, gülümsemeyi yeniden hatırlamış gibi kocaman gülücükler dudaklarıma yerleşirken hayatı yeniden bulmuş gibi hissettiriyordu bana.
Her şeye özel kılınmıştı.
Herkese.
Ama en çok babama. Abim zaten hep uzağımda kalmıştı. Annem ise hiç oldurtamamıştım içimde. Şimdi mi? Şimdi, burada tüm suçluluklarım pişmanlıklarım diniyor üzeri baskılanıyordu.
Hayat buradaydı.
Uzun zaman sonra, nefes aldığımı hissettiğim tek yer burası olmuştu.
Kapanan kapının üzerine çok geçmeden çalındığında gir diyerek seslendim. Kulp usulca aşağı inip kapının aralanmasına müsaade ettiğinde, Esved’in bedeni de gözler önüne serpilmişti. Üzerindeki siyah takım elbisesi, bedenine tam ölçülerde tıpkı bir jilet gibi duruyordu bedeninde! Yapılı siyah saçları, uzamaya yüz tutan sakallarını tıraş ederken bıraktığı sadece kirli sakalı olmuştu.
İçeri girdi. Arkasından kapattığı kapının kulpunda kısa bir an kalan eli, kömür karasına çalan gözlerini bedenimde usul bir yavaşlıkta gezdirerek yüzüme çıkarttığında gözlerindeki manayı anlamak güç gelmişti. Nefes aldı içine. Elini çektiği kapı kulpundan, bana doğru bir adım attı.
“Güzel olmuşsun.” dedi.
Sakin ol' Sakin tut kendini Nazlı! Ahh.
“Güzelin mi olmuşum?” dedim, cilveli cilveli. Dudaklarım bastırılmayan gülücüklere çanak tutar bir haliyle, ela gözlerin eşliğinde onu izliyordu.
“Nazlı.” derken, sesi uyarır gibiydi.. Ama nasıl bir uyarı, onu Esved bile farkında olamamış gibiydi. Gözlerimi ondan çekip yere baktım, ellerim aynı zamanda şalıma gitmiş hafifçe parmak uçlarımla dokunmuştu.
“Arkanı dön küçüğüm.”
“Arkamı mı döneyim?” dediğimde başımı kaldırıp ona bakmıştım. “Her dediğimi tekrarlayacaksak, bu merasim sabaha kadar sürer. Ha küçük?” dedi. Ah! İnadına yapıyordu. Ama dediğini yapmış, ona arkamı dönmüştüm. Koca sözü dinle Nazlı. Kıkırdamamak adına dudaklarımı bastırırken, arkamda hissettiğim Esved’in bedeni adeta taş kesilmemi sağlamıştı.
“Ne yapıyorsun?”
“Ne yapabilirim Nazlı?”
“Ne çok Nazlı dedin.” derken hızla devam ettim. “Nereden bilebilirim ne yapıyorsun? Çok yakınımdasın sanki..” Kontrol etmek adına bir adım geriye gideceğim vakit çarptığım bedene karşı hızla öne atılmış, aradaki mesafeyi açacağım sıra kolumu sıkı sıkıya kavrayan ele karşı olduğum yerde kalmıştım.
“Uslu dur.”
“Esved!”
“Ulan! Bir taktırmadın kolyeyi. Kal olduğun yerde.”
Kolye? Kolye mi?
“Sen bana kolye mi aldın?”
“Ve şimdi müsaadenle takacağım, küçük. Dur olduğun yerde.”
“Yaa! Teşekkür ederim.” diyerek döneceğim sırada, “Nazlı!” demesiyle hızla durmuştum. “Ama pardon..” dedim mahçup mahçup. Esved ise benim sakinliğimden faydalanarak kolyeyi takmıştı.
“Ve şimdi oldu.” dedi.
“Oldu mu gerçekten?”
Güldü. “Gerçekten oldu Nazlı.” dedi.
Usulca elimi boynuma çıkarttığım an hissettiğim varlığına karşı bedenimi ondan tarafa döndürdüm. Dudaklarım, belli belirsiz bir gülümsemenin eşliğinde kıvrıldığında içimdeki heyecanı tam anlamıyla yansıtamayan dudaklarım olmuştu. Hediye almanın mıydı, yoksa daha önce hissetmediğim bir sıcaklığın üzerimdeki etkisinden mi kaynaklandığına emin değildim.
Gözlerine çevrilen gözlerim, parmak uçlarımda hissettiğim karınalanma hissine karşın içime çektiğim derin bir hava oldu.
“Esved..”
“Söyle, küçük.”
“Sanırım aldığım en güzel hediye bu..” dedim, titreyen dudaklarımla. “Görmeden mi?” diye sordu. “Bilmem. Aldığım, dünyanın en güzel hediyesi hissi var üzerimde.” Gözleri, yüzümden doğru boynuma indiğinde parmaklarımın kavradığı kolyenin üzerinden dokundu. Parmağımın üzerinden taşan, parmağı boynuma değdiğinde yakıcı hissiyle yutkunup gözlerimi gözlerinden çekemedim.
“Bakmayacak mısın?”
“Nasıl bakacağım?” diye sordum kendime engel olamadan. Gülerek, hafifçe bedenini çevirip köşedeki komidinin üzerindeki aynayı gösterdi. “Burada, küçük.”
“Oradaymış..” dedim, nefesimi verip. “Geçeyim.” Başını sallayıp hafifçe kenara çekip, bana yer açtığında komidinin karşısına geçip küçük aynanın üzerinden baktım boynuma.
Minimal bir kalp kolyeydi. Üzerindeki taş, parıldıyor oldukça iyi bir görünümü sunuyordu
“Bana kalbini mi verdiğini ima ediyorsun kocacım?”
“Bir daha söyle bakayım.”
“Neyi?” dedim, alt dudağımı ısırıp. O sırada kapı tıklanıp hafifçe aralanmasının üzerine Umay başını içeriye sokup, “hoca geldi.” demişti. Elime tutuşturduğu beyaz laleler oldu.
Ve her şey, tek bir sözün üzerine bir anda gelişmişti. Salona geçilmiş, herkes yerini almıştı. İmam, gönlünden merih olarak ne geçer diye sorduğunda, Umay ise bana açıklar gibi; nikah kıyılır müstakbel eşinden yani Esved'den ne istediğini soruyor demişti.
“Bana kolye aldı. O yeter bana." dediğimde, odanın içerisindekiler gülerken yandan bakışla Esved’e baktım. Daha ne isteyebilirdim ki? “Bir kilo altın, olur mu kü-Nazlı?"
Bir mi kilo?
Çüş!
"Fazla mı fazla olmaz mı?"
"Az bile?" demişti, bana cevap olarak.
"Kahraman oğlu Esved.. Demirhan kızı Nazlı'yı , bir kilo altın veyaa bedeeli olmak üzere eşliğe kabul ettin mi?" diye sordu hoca. "Kabul ettim." dedi Esved.
"Ve siz Demirhan kızı, Nazlı. Kahraman oğlu, Esved'i bir kilo altın veya bedeli olmak üzere eşliğe kabul ettin mi?"
Belki de mucizelere tanıklık olanı, oldu bugün.
Ölüme kanat tutan kanatlarımızı, ele verdi.
Esved..
"Kabul ettim."