2.BÖLÜM

1566 Kelimeler
NAZLI SEYMEN Yıllar Önce Ellerin tuttuğu bir elma şekeri, dudaklarımda kocaman gülümsemeyi sarf ederken kalbimin; annemin de dediği gibi pır pır ettiğini hissettim. Babacığım. Benim prensim bana işten dönüşü kocaman ama koskocaman bir elma şekeri getirmişti! Kırmızı kırmızı. En sevdiğim kıpkırmızımsı renginde. "Senin gönlünü çalmak elma şekerine mi bakıyor yani Nazlı?" Evet abi. Şey. Gönlümü nasıl çalacaksın ki?" Abim bunun üzerine gülerken, elma şekerimi yalamaya devam ettim. Ama bir yandan da kızgınlıkla bakıyor, ellerimi birleştirip arkamı dönmek istiyordum abiciğime. Bilmiyordum işte! Bilmiyordum. "Bir tek abiler çalabilir gönlünü." "Ama babam da çalmış abi. Öyle dedin ya az öncecik." "Babalar çalmasın." "O nedenmiş? Sen bana elma şekeri almıyorsun ki! Hep babam alıyor bir kerem." "Annem kızıyor ya deli. Elma şekeri yiye yiye, elma şekeri gibi olursun yoksa." ""Elma şekeri gibi çok mu tatlıcık olurum yoksa?" diye sordum heyecanla. Gözlerim abimden doğru elma şekerine dönüp bakıp kaldım. "O zamana sürekli elma şekeri yiyeyim abi! Çok mu çok tatlış olurum." Yine gülmeye başladığında, koluma vurdu hafiften. "Elma şekeri gibi tatlı olmazsın Nazlı. Kilo alırsın, kilo." dediğinde, kızgınca oturduğum yerden kalkıp ayaklarımı vurdum yere. "Sen kıskanıyorsun bir kerem babamı bana aldığı elma şekerini abi!" dedim. "Ama kıskanma. Prensler bir kerem, prenseslerine alır elma şekeri." "O prensin, prensesi sen mi oluyorsun yoksa annem mi cimcime?" "Ben tabi ki!" "Sen?" "Evet. Ben!" "Prenslerin, prensesleri eşleri olur cimcime." "Hayır. Biricik kızları olur!" "Masal anlatıyorum geceleri bir saat sana. Dinlemiyor musun sen beni bakayım?" "Masalları yazanlar yanlış yazmış abi! Sen yanlış biliyorsun bir kerem." dedim inatla. "Israrcısın yani sen prenslerin, prensesleri kızları olur konusunda? diye sordu abim. Başımı sallayıp elma şekerimi yemeye devam ettim. "O zaman bizim babamız kral, sende onun kızı olan prensesisin." dedi. "Kralların, kraliçeleri olur! Ben o zaman kraliçe olmak zorundayım abi." "Hani prensestin sen?" "Babacığım kral olur diyorsun ama abişim." dediğimde, yüzünü buruşturdu. "Ne? Ne? Abişim, ne?" "Abişim. Abişim, işte abişim." "Saçma saçma şeyler söyleme kızım. Arkadaşlarımın içinde de söylersin bir de." "Abim değil misin ama? Abimsin işte." "Heh doğru sözcük; abi. Abişim falan yok. Unut bakayım cimcime. Bizim de bir karizmamız var canım." "Karizma ne demek?" "İlgi duyulan, demek cimcime. Sen karıştırma o konuları da, abi de bakayım." "Tamam abiş. Abi. Dedi-" "Cimcime!" "Ne oldu ki abicim?" dedim gülerek. "Sen çok fenasın, elma şekeri." dedi. "Fenasın, ne demek abi?" "Yaramaz demek." 1Hı? Yo! Ben? Ben yaramaz falan değilim abi!" Günümüz Zamanı "Abi.." Cimcime. "Ah." karanlığa yumulu gözlerim, dış dünyadan gelen seslere karışan abimin sesiyle güçlükle nefes aldırttı. Cimcime, diyor.. Sen çok yaramazsın, diye yalancı bir sahtelikle kızıyordu. Araya giren yabancı bir ses, abimin sesine karışıyor; beni duyuyor musun? diye sormaktaydı. O kimdi? Ben nerdeydim? Sen nerdesin Nazlı? Nazlı. Benim Nazlı. Ben Çolpan nenen, kızım. Beni duyuyor musun hele? dedi. Ben Nazlı'ysam, Çolpan nene de kimdi? Gözlerim kapalı kalmaya kendini zorlarken, kulağım dış sesleri işittiriyordu bana. Onuyor vallahi de parmakları. Yaşıyorsun hele güzel kızım. Parmaklarım mı oynuyordu? "Prensin, prensesi sen mi oluyorsun yoksa annem mi cimcime?" Abi.. Abim. Benim çocukluğumda kalan, mutlu izleri. "Abi.." "Ben tabi ki!" "Abi.." Vallahi de Hatçe'nin dediği doğruymuş hele! Ah zavallı kızım, sen meraklana burada kimse zarar veremez size. dedi. Hatçe de kimdi? Kim bana zarar verecekti? Bu lanet yerde ne oluyordu?! Bekleyiver doktor oğlumu çağırıyorum kızım. dedi. Hastanedeydim. Derin bir soluk almaya çalışırken, bedenidme hissettiğim ağrıyla yüzüm buruştu. Kuruyan dilim damağım, bir yudum suya hasret kalırken gözlerimi usul usul açmaya koyuldum. Fakat hastane odasının içini saran aydınlığına değil, karanlığa çanak tutan odanın içerisi gözlerime şahit tuttu. Burasının hastane olmadığı kesindi de, doktor olan doktor nereden gelecekti? Bedenimi ani hareketle kaldırmaya çalışırken, karnıma saplanan ağrı beni olduğum yere kenetledi. "Sakin olun." dedi yabancı bir erkek sesi. Bu kimdi? Gözlerim, küçük odanın içerisine giren erkeğe çevrildiğinde uzandırıldıgım yatağa doğru gelen bedende dolaştırdım üstün körü gözlerimi. "Ani hareketlerden uzak durmanız gerek bir süre." Siz kimsiniz?" diye sordum. "Haktan Yılmaz." "Yani?" "Benim bahsettiğim doktor oğlum olan, kızım." Kaşlarımı çatıp yaşlı kadına döndüğümde aklımda dönen isimleri kontrol ettim. Doktor. Hatçe. Ve Çolpan! Ben Çolpan nenen kızım, demişti.. O Çolpan bu Çolpan olmalıydı! "Neredeyim ben?" diye sordum. İçimi çekip usulca elimi kaldırdığımda, soğuk sanki tüm tenime işlemiş gibi titriyordu. Gözlerime çarpan sarı, üzerinde toz pembe rengindeki çiçeklerle süslü olan elbisenin kollarına karşı elimi hızla bedenime attım. Derin bir nefes alıp avuçlarımı yatağın yüzeyine bastırdığımda, kendimi yukarı çekmeye çalıştım. "Siz kimsiniz? Ben neredeyim!" "Güvendesiniz kızım." dedi Çolpan nene. "Güvendeyiz?" "Tabi ya hele! Güvendesiniz. Meraklanma güzel kızım." "Yaşanılanları hatırlamıyor musun?" Yutkundum. Yaşanılanlar.. "Senden nefret ediyorum, baba!" "Atlayacaksan kim olduğumun ne önemi var?" "Esved." Esved! "Esved.. Esved nerede?" "Buradayım küçük." Sesin yönünde başımı çevirip ona baktım. Siyah saçları dağınıktı. Kömür karasına çalan kahverengi gözleri, dikkatle bana bakıyordu. Kapının kenarına yaslanan bedenini doğrultup yanıma doğru gelmeye başladı. Üzerindeki siyah tişörtü, altındaki eşofman altıyla salaş bir görünüm sağlıyordu. "İyi görünüyorsun." dedi Esved. "Ağrım var biraz." diyerek kendimi açıkladım ona. "Hastaneye gidip sizin kontrollerinizi yaptırmamız gerek." dedi doktor Haktan. "Biz neredeyiz ki?" diye sordum. "Atmaca köyündesiniz kızım. Haktan'ım oğlum sende darlama çocukları! Kaç kere anlattım sana. Peşindekileri biliyorsun." Peşimizdekiler? Esved benden önce davradı. "Biraz kendine gelmesi lazım Haktan." "Gel oğlum sen. Biraz konuşsunlar çocuklar." diyerek çıkarttı Çolpan hanım, doktor Haktan'ı. Arkalarından kapattıkları kapının gıcırdayan sesiyle yüzümü buruşturdum. "Ne oluyor.. Biz buraya nasıl geldik?" "Biz atlarken, köylülerden biri görmüş." dedi. "Peşimizde olanlar kim peki?" "Bizi birlikte atlarken gördüklerinde, birinden kaçıyoruz sanmış." "Kaçmıyorduk ama." "Bunu kimse bilmiyor ama." dedi, yatağın kenarına oturup. Dudaklarımı yalayıp derin bir nefes aldım. "Ölmeyi becerememişiz yine." dedim, dudaklarım acı ama alaylı bir kıvrımla kıvrılırken. "Yine yaşama tutulmuş bedenlerimiz." Eli, yatağın üzerine baskı uygulayan elime parmak uçlarıyla temas etti. Gözlerim onun yüzünden inip ellerine çevrildiğinde sessizce içimi çektim. "Sende benimle ölmek istedin Esved." "Ölmeyi dileyenlerin yeriyse orası, demek o zaman." "Öyle miymiş?" "Öyleymiş." "Burası da ne güzelmiş, baksana.. Herkesten uzakta sanki." Üzerimdeki elbiseme bakıp kıkırdadım. "Ben, ben değilim ya sanki." "Hoşuna gitmiş gibi." dediğinde, olumlu anlamda başımı salladım. "Ben.. Ben olmak istemiyorum artık." diye mırıldandım. "Babana mı kırgınlığın?" dedi. Şaşkınlıkla ona döndüğümde, kendini açıklar gibi devam etti. "Nefret ettiğini bağırıyordun o kenarda." "Evet." derken, yaş tutmaya bel bağlayan gözlerimi kırpıştırıp devam ettim. "Kimden kaçtığımızı sanmışlar peki? Sorabildin mi?" diye sordum Esved'e. Kıvrılan dudakları, bana cevap vermeyi ön gösterir niteliğinde başını salladı. "Aileleri tarafından onaylanmayan ilişkilerin mağdur iki çifti, hikayesine başrol bulmuşlar seninle beni." "Herkesin dilinde iki aşığız yani?" "Öyle." "Kader.. Ne şaşırtıcı. Hiç tanımadığım bir adamla düştüğüm uçurumdan, hayatta kaldığımız yetmiyor gibi köylüye karşı iki aşık olarak biliniyoruz." Bastırmaya çalıştığım gülümsememe karşı alt dudağımı ısırdım. Esved sadece, "öyle," demekle yetinmiş ve gözlerini üzerimden çekmişti. "Sen neden ölmeyi gözed aldın?" diye sorduğumda hafifçe yaklaşmıştım. "Benim belimden tutup, birlikte ölmeyi göze olacak kadar.. Canına kıyma sebebin neydi?" "Bir gönül meselesi küçük. Anlamazsın." Dudak büküp omuz silktim. Hiç anlamazdım ama, hiç! "Kaç yaşında sanıyorsun sen beni. On üç mü?" "Yirmiden fazla olmadığın belli." dedi. Kaşlarımı öyle mi dercesine kaldırıp, "sen kaç yaşındasın? Kırk mı? dedim. Dudakları kıvrılmıştı. "Seksen yaşında bir dede yapsaydın beni, küçük. Kırk az oldu." "Sahi. Sen söyle. Kaç yaşındasın sen Esved?" "Yirmi beş." "Çokta küçük değilmişim o zaman." derken, kıpırdandım yerimde. "On sekizimdeyim ne de olsa." Eh. On sekiz yaşında henüz olmasam da olacaktım. "Aradaki yedi yaş küçümsenmediği taktirde." dedi. "Sinir etmesene sen beni." "Vallahi daha müsaade falan edemezdim. Nikahınız falan da yok sizin. Öyle bir başlarına kalınmaz odalarrda." diyerek girdi içeriye Çolpan hanım. "Abov! Oğlum kalk sen oradan bakayım. Ayıptır da." "Biz aslında nikah kıydırmaya gidiyorduk Çolpan hanım." dedim bir atakla. "Nazlı." diye uyardı Esved. "Anam öyle mi? Hanım mı! Hanım da nereden çıktı güzel kızım. Nene de sen bana. Çolpan nene." derken, hemen ardından devam etti. "Nazlı mıydı senin adın güzel kızım? Vallahi de çok güzelmiş adın. İşveli, edalı derler anlamına." Esved'in az önce kalktığı yere geçip oturdu. "İmam nikahı mı kıydıracaktınız siz bakayım." "Evet Çolpan nene. Babamların haberi olmasın diye çok çabaladık ama öğrendiler yine yerimiiz." "Hiç meraklanma kızım sen. Buralarda kimseler bulamaz sizi." "Ne nikahıymış bakalım?" Doktor Haktan odadan içeri girip yatağın baş ucunda durdu. "Bizim nikahımız doktor Haktan bey." "Tam yerini bulmuşsunuz o vakit." "Öyle mi diyorsunuz?" dedim kıkırdayıp Esved'e yandan bir bakış atarken. Kıstığı gözleri, bana bakarken sen devam et der gibiydi aynı! Herkes bir ağızdan konuşuyorsa, bize de onlara ayak uydurmak düşerdi! Düşmez miydi? Düşerdi tabi. "Ama önce sizi hastaneye götürmemiz gerkiyor." "Ya haber ederlerse oğlum. Vallahi de bir mucize olup kurtulmuşlar. Bir daha o ateşe girmeye gerek var mıdır?" dedi Çolpan nene. Neyse ki benim diyeceklerimi demişti. "Sistemlere girmeden hallederim." "Size ne kadar teşekkür etsek az kalır, doktor Haktan bey." "Haktan abi desen yeterli." dedi gülerek. ""Uy! Nikahımız da vadır hele. Siz gidince bende köylüye habeerdar eder, hazırlıklara başlarız. Öyle imam nikahı diyip geçmeyeceksin evladım. Bizi buralarda düğün dernek kuruverirler." "Çolpan nene hiç öyle abartıya, aceleye gerek yok." dedi Esved. Kabullenmiş miydi? Yoksa geçiştirme sözleri miydi tüm bunlar? Çatılan kaşlarımla kollarımı göğsümde birleştirirken, Çolpan nene de bana ayak uydurdu. "Olur mu uşağım! Siz nikah için gelivermişsiniz buralara kadar. Hem siz artık buranın emanetlerisiniz." "Sen çok karışma istersen annem. Gel böyle. Hem bak ben şimdi onları hastaneye götüreceğim. Sen kimseye haber edeyim deme." "Ben o zaman, benim kızın giydiklerinden getireyim." "Evet. Sen öyle yap sultanım." "Ama kimselere mi haber etmeyeyim oğlum?" "Evet." dedi Haktan abi. "Ama nikah, düğün derneksiz olur mu?" "Daha iyileşmediler ya." "Vallahi de billahi de Esved oğlum daylan gibi, sapasağlam! Maşallah maşallah! Tü tü tü." "Yani Haktan abim. Çolpan neen haklı. Şu endama, boya posa bak. Hiç var mı bir yerinde bir şey?" "Pek gaza geldin bakıyorum da küçü-ğüm." dedi Esved. "Sen o zaman hazırlıkları başlat nene. Nikahımız var bugün." diye tamamladı cümlesini. Ney!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE