Adım Nur’du. Parlaklık, ışık anlamına geliyordu. Aydınlık tarafımda değil, karanlık taraftaydım artık. Artık adımın gölgesinde, bir köşede sinmiş ve hayatımı orada yaşamaya çalışıyordum. Işığı görmeye o kadar alışmıştım ki, ışığın bir de gölgesinin olduğunu unutmuştum. Işık vardı ama gölge de vardı. Işık alamadığı için yoktu gölgeler, ışık olduğu için gölgeler olurdu. Ben, gölgedeydim. Karanlıkta. En dipte. Artık yüzeye ulaşabilir miydim, bilmiyordum. Bir daha ışığı görebilecek miydim, emin değildim. Önümü bile göremiyordum. Bir daha ışığı göremeyecektim. Gölgede olacaktım, daima... Ama sonra bir şey oldu, karanlığın içinden biri çıkageldi. Bana yaklaştıkça ısınıyordum, gözüme ışık geliyordu. Bana ışık getiren kimdi? “Nur, Nur ben buradayım.” Ona inanabilir miydim? “Nur, ben geldim

