9. Bölüm: Misafirlerim Var

1503 Kelimeler
Ona aşağıdan sırıtarak baktım ve "Hoşça kal!" dedim. Ben bunu derken yüzüme şaşkın ve korkmuş bir şekilde bakıyordu. Benim için endişelenmişti. Bu düşünce karnımın ağrımasına ve dizlerimin titremesine neden oldu. Hatta sanki bunu daha da belirtmek istermiş gibi "Ben bu yaşta kalpten giden ilk yarı melek olmadan, git buradan!" diye beni azarladı. Ve onu daha fazla delirtmek istemedim çünkü annesi ortaya çıkarsa ona nasıl açıklayacağımı düşünmek istemiyordum. Ayrıca kadıncağızın canını yakarsam yukardaki endişeli Zera beni asla, asla ama asla affetmezdi. Koşarken nerede uyuyacağımı düşündüm. Ama hiçbir yer bulamıyordum. En sonunda şuna karar verdim: O eski eve yine gitmek zorundaydım. Dün gece avlandıktan sonra, insanken yaşadığım evde uyumuştum. Bu ev ahşap bir kulübeydi. Kulübede bir küçük, açık renkli bir oda vardı, odada yayları cozulmuş bir yatak, çürük, koyu kahve bir dolap ve tozlu bir ayna vardı. Oturma odasında iki maviden eser kalmamış kanepe, küçük beyaz bir sehpa vardı. Mutfak kısmında da siyah, mermer bir tezgâh ve grileşmiş bir buzdolabı vardı. Buzdolabının buzluk yerinin arkasında bir tanede gizli bölmesi bulunuyordu, içinde de birkaç kan torbası. Bir de küçük tuvalet. Ev, Elizya'nın evinden iki yüz metre uzaktaydı sadece. Eve vardığımda kapının kenarındaki bir saksıda, fesleğen vardı. Çok fazla zarar görmemişti. Elimi toprağın içine soktum. Toprak düşündüğümden daha soğuk ve ıslaktı. İçinden anahtarı çekip aldım ve kapıyı açıp içeri girdim. Ardından gözlerim fal taşı gibi açıldı. Durumu anlatmanın tek yolu; Her şey her yerdeydi. Çatal bıçaklar yere düşmüş, koltukların altına bile gitmişti. Eskiden bardak ve tabak olan parçalar yere, çam ağacının yaprakları gibi dağılmış, salonun yarısını kaplamıştı. Koltuklar yamuk duruyor, minderleri yere düşmüş bir şekilde, sehpanın altında duruyordu. Sehpada yan olarak devrilmiş durumdaydı. Dün üstünde kan içtiğimde bıraktığım büyük bir kupa duruyordu, fakat şimdi parçalanmış siyah parçalardan başka bir şey değildi. Buzdolabının tam kapatılmadığını fark ettim. "Hayır, hayır, hayır, hayır!" dedim keder ve ümitsizlikle. Ama yine de içimde küçük umut olsa da, bu umudun yalan olduğunu biliyordum. İçine baktığımda gizli bölme açıktı. Kanların hiç biri yoktu. Elbette kanları alacaklardı. Hazır insan kanı varken bunu hiç ziyan ederler miydi? İçindeki hayvan kanlarını da insan içine çıkıp araştırma yaptıklarında kullanacaklardı. Bunun onlar için en pratik iki güzelliği vardı: Bir, beni yavaş yavaş ve işkenceyle öldürmeyi kolaylaştırmışlardı. Çünkü burada fazla kan kaynağı yoktu. Hayvan bulmam neredeyse imkânsızdı ve bir önceki gece sadece şanslıydım. İki, onlara resmen daha fazla güçlenme şansı vermiştim. Harika! Kendi kendime hırlayıp sertçe dolabın kapağını kapattım. Dolap ileri geri sallandı sallandı sonra bir güç tükenmesi sesi duydum, sanırım bozmuştum. Bunu kimin yaptığını iyi biliyordum. Lider. Odaya resmen köpürerek girdim. Eğer bir çizgi film karakteri olsaydım, sanırım kıpkırmızı bir rengim olurdu ve bastığım yerler yanık izleriyle dolu olurdu. Odaya girdiğimde çarşaflar yere doğru sarkıyordu. Dolabım açıktı ve kıyafetlerim yerlerde sürünüyordu. Odam resmen bekâr bir egenin odası gibi görünüyordu. Aynamın mikroplara ayrılmış olduğunu saymazsak elbette. Hayır, şunu anlamadım aynamdan ne istediniz ulan. Ne yaptı size şerefsizliğinizi mi gösterdi yoksa? Kendi kendime hüzünlü bir şekilde gülümsedim. Kıyafetlerime dokunmamışlardı. Benimle resmen dalga geçiyorlardı! Tekrar hırladım. Sonra yatağımın –yatağımdan geriye ne kaldıysa– üzerinde bir kâğıt gördüm. Kâğıdı alıp okudum. Sanırım biraz aç kalacaksın hain. Ama sorun etme kurtulma şansın var. Zera'yı öldür ve seni affeder, istediğin yaşama hakkına saygı duyar, dostça ayrılırız. Yoksa ölen sen olursun. Ve inan bana hızlı bir ölüm olmayacağını garanti ederim. Aksi takdirde onu biz öldüreceğiz, hem de senin gözlerinin önünde. İyi düşün bir haftan var. Kâğıdı buruşturup yere attım. Ardından aklıma geldi. Elizya! Evden çıkmadan önce yatağı hançerimle dikine ayırdım. Aynamı bile kırmışlardı ama yatağımın içine bakmak o aptalların aklına gelmemişti. Eh bu da benim işime gelirdi. İçindeki çantayı çıkarıp içine baktım. Paralarım oradaydı. Her şeyim oradaydı. Silaâr için paralar lazımdı. Paraların içinde birkaç kömür kurşunları vardı. Kömür diğer vampirleri eritirdi. Onları mum gibi eritirdi. Ben hariç. Neden diğer bütün vampirlerden farklı olduğumu anlayamamıştım. İlk on yıl boyunca Oktay ile yaşamıştım, sadece avlanırken, birkaç tane vampirle karşılaşmıştık. Her yerde birkaç dostu vardı ve onun yetiştirdiği bir vampir olduğumu öğrendiklerinde, bütün dostları büyük ihtimalle yardımıma koşardı. Ama önce Elizya 'yı yaşatmalıydım. Koştum nefesim kesilen kadar koştum- Birden yedi yıl öncesini tekrar yaşayıp, ters bir şekilde uçmasaydım ve kafamın arkasını ağaca çarpmasaydım daha da koşabilirdim. Ellerimden ve ağaçtan destek alarak kalktım. Ve başımın arkasını tutarak karşımda beni küçük bir un çuvalı gibi fırlatan kişiye baktım. Serhat! Serhat, eskiden Lider ile beraberdi. Sonra da bir Leras' a âşık olup bizi bırakmak zorunda kaldı. Ondan Leras'ı öldürmesi istenmişti. Fakat onu öldüremeyeceğini iyi biliyordum. Kız da zaten ona ihanet ediyordu ama Serhat'ın gözleri aşktan kör olmuş bir haldeydi, kızı öldürmek zorunda kalmıştım çünkü o zaman bu kadar asi ve cesur değildim. Kafama kömür kurşun dolu olan bir silah dayanmıştı. Ne yapacağımı bilememiştim bu yüzden kızı öldürmek zorundaydım. Ve onu öldürdüğümde Lider beni korumuş ve Serhat'ı def etmişti. Ama şimdi Lider yoktu. Serhat karşımdaydı. Ve gerçekten çok kızgındı 27 yaşındaydı fakat insan kanıyla beslenirdi bu yüzden ondan daha güçsüzdüm. Ve Elizya tehlikedeydi. Belki ona Liderden ayrıldığımı anlatır ve onun tarafında olduğumu belirtirsem biraz olsun yaşamama izin verirdi. Bende bir an önce Elizya'yı uyarır ve oradan kaçırırdım. Ama başka şansım yoktu. "Serhat biliyorum on yıldır intikam ateşiyle yanıyorsun ama bilmediğin şeyler var-" "Ben her şeyi biliyorum seni hain!" diye gürleyerek sözümü kesti. Öyle bir gürlemeydi ki orada olan bütün kuşlar, resmen acil göç alarmı varmış gibi anında çeşitli taraflara uçtular. Yeter artık hain falan değildim. "Ben hain değilim!" sesim ormanda yankılanarak dağıldı. "Yeter artık! Anlamdan dinlemeden insanlara birer pislikmiş muamele yapmayı kes! O kız sana ihanet ediyordu. Yerini nerden biliyorduk sanıyorsun, o söyledi aptal! Ve şimdi sen ihanet edeceksin bana!" dediğim anda yüzünde şaşkınlık geldi ama hâla kızgınlık temeli olduğu için kalmıştı. O kızgınlığı götürmek ne mümkün? "Bir kızı kurtarmam gerek! Şimdi çekil yolumdan! Birkaç gün beklersen ölmezsin." diyerek onun yanından geçmeye çalıştım ama ağaca boğazımdan yapışmam bir saniyeden kısa sürdü. "Bana bak Lider'in iti-" "Evimi mahvetti ve şimdi masum bir kızı öldürmeye çalışıyor. Beni de. Senin sevgilini o tuttu... Kuzen." Bir kuzeninle aynı klanda olmak gerçekten çok zor iş. Elini boğazımdan çekmedi fakat gevşetti. Yere bakıp düşündü. Bu iyi işte, onun kafasını karıştırmıştım. Sonra yüzü sinirle dolup taştı. Ardında eskisinden daha sert bir şekilde, boğazımı tekrar sıktı. "Yanında kimse yok ve senden daha güçlüyüm. Kim dedi sana insandan çok hayvan kanıyla ve yapay kanlarla beslen diye? Sen ne biçim bir vampirsin kuzen? Bunu sana öğretmediler mi? Biz katil olmak için yaratıldık." "Sana... Bir şeyi hatırlatayım... Kuzen... Biz dönüştürüldük" biraz nefes aldım. Boğazımı o kadar sıkıyordu ki, nefes almak dünyanın en zor işi gibi gelmesi ayrı, konuşmaya çalıştıkça yanan bir boğazla uğraşmak ayrı zordu, "Bunu unuttun... mu?" "Elbet unutmadım. Unutmak ne mümkün, fakat sen ikinci kez ölmek zorundasın Kıraç. Güçsüzsün. Yavaşsın. Üzgünüm." dedi. Üzgün olmadığını ikimizde iyi biliyorduk. Ölüme hazırlanmak istemiyordum. Daha çok işim vardı. Birden onu tekmeledim. Ve o da ileride ki ağaca uçtu. Ağaç sallanmıştı ve Serhat ayağa kalktığında direkt olarak boğazına yapıştım. Bana hırlıyor karşı koymaya çalışıyordu. Birden bir boş anımda beni fırlattı. Geriye giderken bir dala tutunup orada takla attım ve ona tekme attım. Yere düşünce hemen üzerine gelip yumruklamaya başladım. Bir yandan da ona açıklama yapıyordum. Sanki gerekliymiş gibi. "Ben sana ihanet etmedim sana ihanet eden," bir yumruk "Uğruna beni, kardeşin gibi beraber büyüdüğün kuzenini öldürmek istediğin Leras'tı." bir yumruk daha "Ve ben senin için iyilik yaptım aptal!" bir tane daha yumruk "Ya sen ölecektin ya da o." bir diğer yumruk "Sağ ol ama ben onu öldürmeyi tercih ettim." diyerek bir tane daha yumruk attım. "Ve bende şimdi bir Zera'yı kurtarmaya gidiyorum yani senden pek bir farkım yok ama ben aptal bir âşık değilim." dedim bu sefer boğazını iyice sıktım. Sonra da hançerimi boğazına dayadım. "Bana... aptal diyorsun ama... kendin şeytanın tekini... kurtarmaya gidiyorsun. Kendine bir bak... benim eski halimi almış... gibisin." dediği anda kafa attım. Ardından da deli gibi yumruklamaya başladım. Elizya kötü biri değildi bunu onu ilk gördüğümde anlamıştım. Sadece saftirikti. "Dur yeter! Dursana lan!" diye bağırıyordu yumruklarımın arasından. Fakat benim niyetim yoktu sonra da o benim üzerime çıkıp benim boğazımı sıkmaya başladı. Tam hançerimi ona dayayacakken elimdekini alıp yukarıma doğru fırlattı. Boynumu kırmakla niyetliydi. "Bana akıl veren sen, bir Zera'nın hayatını kurtarmaya gitmeye çalışıyorsun. Niye?" dedi bana yaklaşarak. Bu sefer anlatma sırası bendeydi. "Liderden kötü ayrıldım... ve tek kurtuluşum o Zera... Sana daha fazla açıklamamı bekleme..." dedim. Bir tereddüt yaşadı ama en sonunda sinirlenerek üzerimden kalktı. Eyvallah ya kaburgamı kırdın be ayı. Kendini hafif sanıyor galiba diye düşündüm. "Peki, ama tek bir şartım bu kızı göreceğim. Ve düşüncelerinde bir tuhaflık yakaladığım an onu gebertirim bilmiş ol." "Ona elini sürersen senin kafanı kendi ellerimle kopartırım!" Dedim ama buna güldü. Neden bugün herkes dalga geçmek zorunda ki? Bu gerçekten çok ama çok sinir bozucu. Hançerimi yerden alıp kınına geri soktum. Serhat küçükken insanları düşüncelerini okurdu. Bu vampire dönüştükten sonra da, benim yeteneğimde olduğu gibi, daha da güçlenmişti. Küçükken herkesle dalga geçer eğlenirdik, iki kardeşten daha yakındık. İkiz gibiydik. Ama o vampirliğin verdiği yeteneklere kapılınca değişti. Daha kötü biri oldu ve vahşileşip merhamet ve vicdanını kaybetti. En sonunda o Leras olayı olunca da benden tamamen kopmuştu. Eğer teklifini kabul etmezsem Elizya'yı kendi yöntemleriyle görecekti. Kabul etmek zorundaydım. "Pekâlâ, ama bu şimdi olmaz yarın akşam." kabul ettim. Kahretsin!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE