8. Bölüm:Kıraç Geçmişine Kafa Tutuyor

1687 Kelimeler
"Anlat kendini. Seni iyice tanımak istiyorum." dedim. Bunu gülümseyerek söylemiştim çünkü onu dinleyip hepsinden kurtulmak ve onunla gitmek istiyordum. Ama öncelikle onun kim olduğunu öğrenmeliydim. Yüzü düşmüştü neden bilmiyordum. Daha sormadan anlatmaya başladı. "Ben 1973 yılında doğdum. On dokuz yaşıma kadar gayet normal bir hayat yaşadım üniversitedeyken bir camdan bakıyordum. O günü adım gibi hatırlıyorum. Manzarada dağlar vardı, uçsuz bucaksız dağlar... Ve bir şekilde başım dönmeye başladı. Her şey bulanıklaşıp önümde renk cümbüşüne dönmüşlerdi. Aşağıya ne zaman veya nasıl düştüğüm hakkında hiçbir fikrim yok. Düştüğümde kafamı çok kötü çarptığımı hatırlıyorum. Gözlerim kapanırken en son gördüğüm şey başımın yerde yarattığı oyuğun çatlaklarıydı." dedi ve iç çekti. Sesi önceden şefkatli bir sesti ve ses hardal sarısıydı. Şimdi ise sesi duyulduğu gibi buz mavisiydi ayrıca sesi gittikçe buz kadar sertleşmişti. "İyi misin? Sesi neden buz mavisi ki." son cümlemden sonra, hikâye boyunca yere bakan Kıraç, birden yüzüme şaşkınlıkla baktı. Hayır, hayır sesli söylemiş olamam. Lütfen, lütfen! Geç olmuş olsa da refleks olarak elimle ağızımı kapadım. "Ne dedin sen?" söylemişim. O bana doğru yaklaşmaya başladı ben de yatağın başucuna doğru geri geri sürükledim kendimi. "Sen sesleri mi görüyorsun?" dedi. Şimdi ona ne diyebilirdim ki? Ah kahretsin! Benim ağızımı eşek arısı soksun inşallah. "Yok canım. Ses görünür müymüş hiç? Yunus muyum ben? Sen yanlış anladın sesin buz gibi demek istedim." Tam kolunu diğer tarafıma koyup beni hapsedecekti ki? Sol tarafa doğru yuvarlanıp yatağın o tarafında ayağa kalktım. Şimdi aramızda koskocaman bir yatak vardı ve karşı karşıyaydık. O da bana anlam verememiş bir halde bakarken "Sen hiç mi sözlüğe bakmadın kızım? Gibi kelimesiyle mavi kelimesi aynı şey mi?" dedi. Ne diyeceğimi bilmiyordum ama yine de inkâr etmeye kararlıydım. Her ne kadar saçma olsa da... Şu an beynim çalışmadığını düşünüyorsanız haklısınız. "Benim için aynı şey belki." evet çok ama çok saçmaladığımın farkındaydım ama ne yapabilirdim ki? "Niye sen dün mavi ceket giyerken gibi ceket giyeyim mi dedin?" dedi ve takılmış plak gibi inkâr etmeye kalkıştım "evet belki... Bir dakika sen benim dün ne giydiğimi nereden biliyorsun?" dediğim anda gözleri fal taşı gibi açıldı. "Şey... Of ben senin gibi inkârcı olmak istemiyorum. Bu yüzden evet seni gördüm. Hatta seni izledim." dedi ve tepkimi inceledi. Beni takıntılı bir manyak gibi takip etmişti. Belki de avı gibi... Buna çok sinirlenmiştim. Ona sövmek için ağzımı açtığım sırada kelimeler yerine, ağzımdan öksürükler çıktı. Yüzü bozuldu, benimde sinirim geçmeye başladı. Daha büyük sorunlarımız vardı. Ve bu takip durumunun sorunlarımızın en küçüğü olduğunun farkındaydım. Ancak birden sormam gereken bir soru aklıma geldi. Öksürüklerimin arasından şunu dedim :"O balkondaki sen miydin?" kafasını sallayarak onayladı. "Ama bu nasıl olur seni göremiyordum. Sadece orada birinin varlığını hissetmiştim." diyerek kafamda teoriler üretmeye başladım. Daha ben bu teorileri gerçekleştiremeden bütün teorilerimi suya düşürecek bir cümle söyleyeceğini bilmeden ona baktım. "Ben görünmez olabilirim. Hatta dur sana göstereyim." dedi ve gözlerini kapattı. Ardından vücudu kasılıp gözleri seyirdi. Sonra yavaş yavaş soldu ve birkaç saniye sonra kayboldu. Kaybolmadan bir saniye önce gözlerini hayal mayal açtığını görmüştüm. Bu öksürüğümü geçirmeye yetmişti. Etrafıma baktım kimse yoktu. "Kıraç" diye duyabileceği şekilde fısıldadım. Sesim şeffafa yakın bir griydi. Tekrar seslendim, ses gelmeyince yatağa oturdum ve gözlerimi kapayarak başımı arkaya attım. İki dakika boyunca öyle kaldım ama sonra başımı kaldırdığım anda yatakta bağdaş kurarak dibime oturmuş Kıraç'ı gördüm. Korkudan midem patlayacaktı. O nasıl olacaksa artık... "Ah! Ödüm koptu." diyerek başparmağımla damağımı kaldırdım. Önümde sırıtmış oturuyordu. Onu görünce benim de sırıtasım gelmişti. Çok geçmeden evimde gizlice geldiğini ve sessiz olmamız gerektiğini unutup gülmeye başladık. Çok geçmeden ikimiz kahkaha atıp duruyorduk. Kahkalarımızın sonu gelmiyordu. Gülüşü bir yaratığa göre kalın ama akan su gibiydi. Ses gökyüzü mavisiydi. Benim kahkalarımın sesi ise, koyu mandalinaydı. Gülmeyi kestiğimizde yatakta yan yana uzanıyorduk. Sonra Kıraç hikâyesine devam etmek istedi bende karşı çıkmadım. "Dönüşüm sürecinde o kadar acı çekmiştim ki kim olduğumu, niye bu acıyı çektiğimi bile unutmuştum. Ölmek istedim. Ölümün bu kadar acılı olmaması gerekiyordu. Hani beyaz ışık gördüm derler ya. Yalan. Büyük yalan. Bırak beyaz ışığı, tek bir ışık bile yoktu. Karanlıkta tutunacak tek bir ışık... Yoktu. Neyse... Gözlerimi açtığımda geceydi. Hastane odasında bir adam vardı. Adamın adı Oktay'dı. Bana nasıl avlanacağımı, nasıl bu görünmezlik işini kontrol edeceğimi o öğretti. Bana bildiğim her şeyi o öğretti. Babam gibiydi. Ki benim ailem bir yangın sırasında benim doğduğum günün gecesinde öldüler." sessizleşince ona doğru dönüp ona sarıldım. O da bana sarılıp başımın üzerini öptü. Sonra da kucağına başımı koydum. Öylece durduk. Birden turuncu sesli cümlemi söylemek istedim. "Sekiz yaşımda evimizde bir yangın çıkmıştı. Bende yangından kaçarken merdivenlerden yuvarlanıp ateşin üzerine sırtüstü düşmüştüm. O zamanda kalan izim bile var." sanırım itiraf oyunu oynuyorduk, çünkü Kıraç'ta konuşmaya başladı "Bende on yedi yaşımda serserinin tekiydim. Kavganın birine daha karıştığım sırada göğsümü bir bıçak derin bir şekilde çizdi. İzi vampire dönüştükten sonra bile kaldı. Geçmesi gerekiyordu fakat nedeni bilmesem de hiç geçmedi." benim başımı kaldırdı ve "Hadi bir şey deneyelim." diyerek doğruldu. Bende doğrulunca bana gözünü dikerek bakmaya başladı. "Hey ni-" deyince elini kaldırarak beni susturdu ardından eliyle gözlerimi kapattı. İki eliyle omuzlarımı tuttu. Bekledim. Sonra içimi sesi kadar sert buz gibi bir soğuk kapladı. Önce omuzlarımdan başlayıp, oradan kollarıma, sonra karnıma doğru geldi. Sanki... Elektik çarpmış gibiydim. Bütün vücudumu bir titreme kapladı. Gözlerimi açıp neler olduğuna baktım. Kıraç gülümseyerek bana bakıyordu. "Bir yere gitmedin değil mi?" Kafamı hayır anlamında salladım. "Elizya cevap versene" deyince gözüm ellerime gitti. En azından elim olduğunu zannettiğim bomboş çarşafa. Ellerim yoktu. Daha doğrusu görünmüyorlardı. "Ah! Kıraç ne oldu bana? Ne yaptın sen bana? Ellerimi geri getir!" vücuduma bakınca bakacak bir vücudum olmadığını fark ettim. "Bana ne yaptın sen? Düzelt şunu!" diye bağırmaya başladım. "Elizya bağırıp durma. Sadece görünmez oldun bu kadar. Ver evet ben yaptım. Aynaya baksana." dedi ve şifonyerin aynasına gittim. Filmlerdeki vampirler gibi hissetmiştim kendimi. Aynada yansımam yoktu. "Vay canına..." diye fısıldadım. "Şimdi tekrar otur da seni görünür yapayım." dedi. Bende birkaç derin nefes alarak oturdum. Paniktim. Oturdum ve onu bekledim. "Elimi tut." dedi yaptım. Ardından içimdeki bütün soğukluğu alıp götürdü. Sanki vakumla çeker gibiydi. Ona baktım beni görüyordu bu yüzünden ve bakışlarından belliydi. Beş dakika sonra sırıtıp "Hoş geldin meleğim." dedi. Tekrar aynaya gittim. Yansımamı gördüğümde rahat bir nefes aldım. Geri önüne gidip oturdum ve o sırıtıp dururken beklemediği bir şey yapıp onu yastığa doğru ittirdim ve bu sefer ben gülüp durdum. Birden diğer odadan ses geldi. Annem uyanmıştı. Kapıya baktım. Sonra da Kıraç'a bakmak için döndüm. Fakat... Kıraç yoktu ve cam açıktı anında kapattım. Kapı açıldı. "Kızım gülme sesleri duydum." dedi annem uykulu bir şekilde. Biraz bahane aradım birden sözcükler ağzımdan dökülüverdi "Hiç telefondan esprilere bakıyordum uyku tutmadı da." dedim pek inandırıcı olduğum söylenemezdi. İki gece önce bu şekilde uyuyakaldığım için bulmak zor olmamıştı. Ama zaten uykuluydu. Büyük ihtimalle sabah, bu konuşmamızı yarım yamalak hatırlayacaktı. "Yatsana kızım yarın okulun var." "Merak etme şimdi yatarım. İyi geceler annem." "İyi geceler bir tanem" dedi ve kapıyı kapattı. Arkama baktım. Kıraç orada uzanmış yatıyordu. "Neden görünmez olmadın ki?" diye sordum. Anlamsız geliyordu bana. "Çünkü akıllı şey, odaklanmak gerekiyor." o bu ukalalığı yaparken ışığı kapatıp başucu lambamı açtım ve yanına uzandım. "Ne odaklanması bunu yirmi yıldır yapmıyor musun sen? Birden puf diye kaybolman gerekmiyor mu?" dedim bence çok ama çok uzun bir süreydi. Bana ters ters bakmaya başladı. "Hayır, hanımefendi," elleriyle patlama işaretiymiş gibi hızlıca iki yana açtı "öyle puf diye kaybolamam." benim saçma taklidimi yapmıştı. "Ayrıca bunu uzun süredir yapmıyorum paslanmış gibiyim ve puf diye kaybolmam için, daha yaşlı olmam gerek ben şu an küçük bir vampirim." dediği anda gözlerimi pörtleterek ona döndüm. "Küçük mü? Sen kırk üç yaşındasın. Teknik olarak. Yani en fazla kaç yaşında olabilirsin ki zaten?" son cümlemi gülerek söylemiştim. "Seni bulmaya çalışan adam M.Ö 976 yılında doğdu." deyince kısık sesle "Ne! Oha!" dedim. O yıllarda nasıl vampir olmuştu acaba? Bunu dediğim anda yüzüme güldü. Konuyu değiştirmek için merak ettiğim milyonlarca sorularımdan birini sordum: "Ne zamandan beri yapıyorsun bunu?" "On altı yaşımdan beri." dedi ellerine bakarak. "Bir dakika bunu insanken de mi yapıyordun?" başını evet anlamında salladı. "Ama bu nasıl olur?" seslice düşünmeye başlamıştım. "Sen bunu insanken yapıyorsan başka neler yapabilirsin kim bilir? Acaba başka yeteneklerin de var mıydı yoksa bu yeteneklerin şu vampirlik zıvanalarından mı ibaret?" ellerimi sallayarak demiştim. "Hey! Bir dakika dur. Vampirlik zıvanaları mı? Senin bu 'vampirlik zıvanaları' dediğin şey benim ikinci kez yaşamamı sağladı. Ve bu 'vampirlik zıvanaları' sayesinde şu an güvendesin. Ayrıca neler yaptığıma gelince; insan gözünün göremeyeceği şekilde hızlıyım, bütün aldığım yaralar iyileşir, Asla soğuktan veya sıcaktan etkilenmem, ayrıca aynalarda görünmeme kısmı tamamen saçmalık. Aslına bakarsan biz... Bozuk televizyon gibi görünürüz." diyerek aynaya baktı. Lambanın loş ışığında gerçekten de öyle görünüyordu. Arkasına geçip ikimizin farkına baktım. Tuhaf görünüyorduk. "Gözler peki?" diye sordum bazen gözleri olması gerekenden daha çok parlıyordu. "Önceden gözlerim açık kahverengiydi. Dönüştükten sonra bu renk oldu. Normalde gri olması gerekiyordu. Neden böyle olduğunu kimse bilmiyor... Ben dâhil." diyerek hüzünle iç çekti. Sonra da bana döndü, döndüğünde merhametli bir şekilde gülümsüyordu. "Başka soru?" Son bir sorum vardı. "Güneş ışığı." dedim. "Bunu sormanı bekliyordum." diyerek gömleğinin bir düğmesini çözdü. "Ne yapıyorsun sen? Kendine gel Kıraç." diyerek uzaklaştım. "Yahu saçma sapan konuşma, sadece omzumu gösterecektim." diyerek sol omzunu açtı. Omzunda bir çukur vardı. Çukur siyahtı ve etrafında ağaç dalları gibi deriye kök salmışlardı. "Bu da ne?" zorlukla söylemiştim. "Daha vampir olalı yedi yıl geçmişti. Bir gece bir kız görmüştüm gözleri yemyeşildi. O kadar yeşildi ki karanlıkta iki araba farı gibi parlıyorlardı. Sonra kız gelip ellerini kaldırdı ve birden kendimi ağaca doğru uçarken buldum. Omzumdan. Sonra kız 'buna ihtiyacın olacak' deyip gitti. Haklıydı oldu da." Gülmesi bana müzik gibi gelmişti. "Kızın bir Leras olduğunu düşünüyorum." dedi. Gözlerimi kısarak ne diyor bu? Düşüncesine girdim.ç "O ne be?" dedim anlam veremeyerek. "Cadılara böyle deriz. Fakat başka bir şey de olabilir. Ne olduğunu tahmin edemesem de..." dedi yüzünü buruşturarak. "Her neyse. Seni gördüm gayet iyisin. Sonra görüşürüz meleğim." dedi ve beni şaşırtarak anlımdan, iki saniyeden daha uzun bir şekilde öptü. Hem yanan, hem de gıdıklanan anlımı tutarak ona şaşkınca baktım. O da bu sırada camdan çıkıp bana gülümsedi. Ardından aşağı atladı. Fakat korktuğum şey başımıza gelmedi hatta aşağı baktığımda ayakta durmuş, bir eli cebinde olan ve sırıtan bir Kıraç'la karşı karşıya geldim. "Hoşça kal" diye bana el salladı. "Ben bu yaşta kalpten giden ilk yarı melek olmadan, git buradan!" diye onu azarladım. O hızlıca gittikten sonra yatağa giderken kendi kendime "Kalbime inecekti ya. Manyak vampir."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE