Kerim eline, sabahtan beri incelediği ve bir şey bulamadığı mavi dosyayı tekrar aldı. Yeniden hayatı buna bağlıymış gibi inceledi. Ki hayatı bu dosyaya bağlıydı. Fakat hiçbir şey bulamadı. Tekrar bilgisayara döndü. Saat 9 da ofise gelmiş yeni bir ipucu bulmayı umut etmişti. Ama umutları altı aydır olduğu gibi yine suya düşmüştü.
Masasının çekmecesinden notları olan siyah bir ajanda aldı. Ardından belki bir şeyi gözden kaçırmışımdır diye kalemini de almak için uzandı. Kalem yüzünden eli yanana kadar güneşin varlığından habersizdi. Güneşin ışığı masasının neredeyse yarısını kapladığı halde. Bilgisayarda o haberi birisi okumuş mu diye baktı. Okunmamasını umut etti. Haber 2 ay önce bir şekilde basına sızdırılmış ve Türkiye'yi haberdar etmek için haber sayfalarından birine yüklenmişti. Kerim bunu duyup ilk kez habere baktığında, bunu kimin veya kimlerin sızdırdığını bulunmasını istemişti. Bulunmuş ve işten attırıldıkları gibi onların icabına bakılmıştı. Kerim öyle umuyordu. Habere baktığında inanamadı.
Okunmuştu.
Hemen sekreteri Nuray'ı çağırdı. Telefonu kapatana kadar gözünü okuyan kişinin hesabından ayırmadı. Kapı çalındı.
"Gir." dedi yüksek gür sesiyle.
"Efendim beni çağırmıştınız." Dedi ince çekingen sesiyle Nuray.
"Gel Nuray gel. Çok iyi haberlerim var. İyi mi kötü mü tam olarak emin değilim ama Çok kötü de olamaz." Nuray masanın güneş vuran, sağ tarafına gelip ne olduğunu tahmin etmeye çalıştı.
"Yoksa bulundu mu efendim?" dedi umutla. Nuray işe girdiğinde, basit bir sekreterlik diye düşünmüştü. Böyle karman çorman, tehlikeli bir işe bulaştığını bilmiyordu. Nuray hep korkmuştu ama işini yapıp her şeye burnunu sokmamak işe yaramış, onu yaşatmaya yetmişti. Nuray yirmi üç yaşında olan normal bir kızdı sadece. Bu kişinin bulunmasını her şeyden çok istiyordu. Çok sıkılmış, bıkmış ve yorulmuştu.
"Bilmiyorum. Ama bir bağlantısı var sanırım. Yani illa o olacak diye bir şey yok en azından ona bir adım daha yaklaştık. Değil mi Nuray?" Kerim beklentiyle Nuray'a bakıyordu. Delirmiş gibiydi Kerim. Aylardır işe yarar küçük bir şey bulamadığı için şimdi bulduğuna inanmıyordu. İşe o kadar çok bağlanmıştı ki çok nadir tıraş olmaya başlamış, gözlerinin altı da yorgunluktan morarmıştı. Yüzü de eskisinden daha solgundu kanı çekilmiş gibiydi. Bir şey bulduğunu algılamakta zorlanıyordu Kerim. Nuray onun yüzüne dayanamayıp, onu üzmemek için, "Elbette efendim. Neden onu bulmayalım ki? Dönüşüp bizi yok etmediğine göre hala insan olmalı. Ama dönüşmeye başlamış. Bunu araştırdığına göre sadece birkaç haftamız kalmış olmalı." Diye tahmin yürüttü. Kerim tedirgin olup bu sefer cep telefonunu eline aldı. Kız konuşmanın sadece Kerim Beyin tarafından duymuştu.
"Alo. Sanırım onu bulduk... Hayır ama... Evet, sayfaya bakmış ve 10 dakika boyunca haberi okumuş. Sanırım inanamayıp tekrar tekrar okudu... Hayır, başka bir bilgi yok... Tamam, merak etmeyin siz... Hayır, daha yapmadım... Pekâlâ, birkaç dakika sonra sizi tekrar ararım." Diyerek telefonu kapatıp masaya attırıverdi. Yüzündeki teri eline silip arkasına yaslandı. Masaya birkaç saniye baktıktan sonra "Nuray, bana bu e-posta adresinin kimin olduğunu bulmanı istiyorum. Ve nerede olduğunu. Kaç yaşında, okuyorsa hangi okul, annesi ve babası kim, yaşıyorlar mı? ... En çok okuduğu kitaba kadar her şeyi bilmek istiyorum. Hastane raporlarını da bulursan iyi olur." dedi kesin bir sesle.
Nuray onaylayıp odadan çıktı. Kendi masasındaki bilgisayara gidip o araştıran kişiyi aramaya başladı. Bu sırada Kerim odasında diğer dosyalara bakıp kaybolan kişilerin kayıtlarına baktı. Tam işine dalmıştı ki içeri iki adam girdi. Kerim neye uğradığını şaşırarak ayağa fırladı, o kadar hızlı fırladı ki dönen siyah koltuğu yere düştü. Kalbi o kadar hızlı çarpıyordu ki patlayacak sandı.
"Buraya aklınızın estiği gibi giremezsiniz." dedi. Sesinin otoriter çıkmasını sağlamaya çalışsa da titrek çıkmış ona ihanet etmişti.
Nuray onların arkasından girdi. Telaşlı ve korkmuş şekilde. "Efendim, onlara söylemeye çalıştım ama beni dinlemediler..."
"Sus artık!" diye gürledi genç olanı. Nuray suspus olmuş, av olan bir ceylan gibi adama bakıyordu.
Kerim, odasının ona ait olduğunu kendine hatırlattı. Ve olabildiğince sakin bir şekilde, "Tamam anladım. Sen çıkabilirsin." dedi. Kadın aceleyle kapıyı kapattı. Kerim kaşlarını çatmıştı. Adamlar ona döndü ve masasına yaklaşıp, "Haberlerini detaylı bir şekilde almaya geldik Kerim Bey." dedi biri. Adamın yaşı büyüktü. Adamı ilk kez bu işle uğraşmaya başladığında görmüştü. O zamanda beri değişmemişti. Hem de hiç. Adamla yedi yıl önce çalışmaya başlamıştı. Hiç yüzü değişmemişti tek bir kırışıklık yoktu, Kerim adamın yaşını hiç öğrenemedi.
Adama dönüp "Daha yeni hesaba bakılıyor. Kim olduğunu birkaç dakika içerisinde öğreniriz." dedi.
"O zaman... Bizi misafir etmekten çekinmezsin değil mi Kerim?" diyerek Kerim'in sağ taraftaki misafir koltuğuna oturdu. Pis bir şekilde gülerek Kerim'e bakıyordu. Çakıl taşı gibi gri gözleri Kerim'i küçümsüyor onunla alay ediyordu. Kerim sinirden titredi. Adam onun sinirini görüyor ve yüzünü ciddileşerek kendisine bir şey yapamayacağını, Kerim'e hatırlatıyordu. Bu küçük bakışma olduğu sırada genç olan oturdu. Genç olanın yaşının en fazla yirmi olduğunu düşünüyordu Kerim. Ama yirmi beş yaşında biri gibi davranıyor, çok az konuşuyordu. Genç olanın saçları siyahtı. Hayatında hiç böylesine karanlık bir siyah saç görmemişti Kerim. Gözleri de maviydi. Dudakları küçük ama normal kalınlıktaydı. Kemikli bir burnu, ince tehditkâr mavi ateş saçan gözleriyle, Kerim' e bakıyordu. Kerim ondan gözlerini ayırarak diğer adama döndü.
"E işler nasıl Kerim? Altı aydır neler buldun anlat bakalım." dedi Kanlı Hayat. Lakabı buydu. Kerim'den böyle seslenmesini istemişti. Kerim de ona uygun bir isim tahmin edememişti zaten.
"Zaten liderinize her gün rapor veriyorum köpeklerine rapor vermek zorunda değilim." dedi oturarak. Oturduğu gibi birden havalanması bir oldu. Boğazı sıkılıyordu, nefes almakta bırak zorlanmayı, nefes almak nedir onu bile unutmuştu Kerim. Sırtı duvara dayanmıştı. Duvara dayandığı anda kafasında bir acı hissetti. Duvarda bir kayganlık hissetti. Ne olduğunu anlamamakla beraber gözlerini açmakta zorlanıyordu. Ama sesleri boğukta olsa anlıyordu.
"Bana bak senin kafanı öyle bir ezerim ki ezik bir sinekten farkın kalmaz. Anladın mı beni! Eğer bir daha bizden birine hakaret edecek olursan seni bundan beter yaparlar benim yaptığım, yanında sinek ısırığı gibi kalır. Umarım beni anlamışsındır böcek." diyerek yere bıraktı genç olanı.
Kıraç böyle insanlardan nefret etmişti. Adam birinin önemli adamı diye patronluk taslamasaydı belki bu kadar kızmazdı Kıraç. Adamı ilk gördüğü gün de sevmemişti zaten hepsi onun suçuydu. Kıraç' ın babasını öldürmeseydi işler bu kadar karışık olmayacaktı. Babası bunu yıllardır yapıyordu. Ve tam anlamıyla bir uzmandı. Kıraç babasını elbette sevmişti. Onun için canını bile vermişti. Fakat babası yaşayacağına Kıraç hayatta kalmıştı. Bu saçmalıktı. Zaten çok fazla 19 yaşında kalmıştı. Fazlasına gerek yoktu.
Kıraç arkasını döndüğünde Kanlı Hayat, "Sakin olmalısın Kıraç. O bize lazım işimiz bittiğinde onu istediğin kadar ezebilirsin. Ama şu anda ona ihtiyacımız var. Hem de onu bulmadan önce bu böceğe zarar verip bilgilere ulaşamazsak sonsuza dek acılar içinde kalırız. Onun ölümünden trilyonlarca kat acı çeker cezalandırılırız." diye telkin etti. Bu arada Kerim boğazını ovuşturup kalkmakla meşguldü.
"Tamam haklısın." Kerim'e dönerek "Dediklerimi aklından çıkarırsan hafızanı yoklayacağın bir kafan kalmaz." Cümlesini bitirdiği an Nuray kapıdan içeri girmişti.
"Efendim... Kızı buldum. O-" sözünü kesen Kıraç'tı.
"Kız mı? Bu imkânsız bir sonrakinin erkek zannediyordun. Çocuk öldü. Kız nerden çıktı?" herkesten açıklama beklermiş gibi herkese birer bakış attı. Bu açıklama görevi sonunda Kanlı Hayat' a kalmıştı.
"Kıraç, galiba haberimiz olmayan bir ölüm yaşanmış veya başka bir şey... Kerim? Bize açıklasan iyi edersin." Herkes Kerim'e bakıyordu Kerim de Nuray'a. Nuray onu anlayıp konuşmaya başladı.
"Kız bir Zera olabilir. Çünkü annesi ile yaşıyor. Babası ölmüş. Bir trafik kazasında araba çarpmış..."
"Babasının adı ne?" diye sordu genç olan.
"Sorun da orada başlıyor zaten. Babasının adı Uraz Karan. Kızın doğduğu yılda öldüğü yazıyor. Kızın hastane raporlarına baktım. Aynı hastanede babası ölmüş. Ama..." Nuray tereddütte kalmıştı.
"Aması ne çıldırtma beni!" diye kıza başta olduğu gibi tekrar gürledi Kıraç.
"Babasının mezarı veya öldüğüne dair bir kaydı yok. O yıllarda bir ceset morg tan kaybolmuş. Gizemli bir şekilde. Ceset Uraz Karan' a ait. Ve ceset hiçbir zaman bulunamamış. Fakat hiçbir ölüm kaydı da yok. Bir nüfus belgesi de. Yani anlaşılan adam gizemli bir şekilde kaybolmuş."
"Nüfus belgesi ne zaman iptal edilmiş?" dedi Kanlı Hayat. Kızına soyadı verebilmek için daha önce bir tane yaptırmış olmalıydı. Ve de evlenmek için.
"Kayıp olmasından üç gün sonra." Nuray olabildiğince sakin ve profesyonel görünmeye çalışıyordu. Hatta farkında olmadan o kadar iyi oynamıştı ki Kerim bu tavrını gerçek sanıp şaşırmıştı.
"Peki, kim iptal ettirmiş?" dedi Kerim. Nuray geldiğinden beri ilk cümlesiydi.
"Uraz Karan'ın kendisi."