Ece, koltuğunda otururken gözleri parladı; titreyen elleriyle dizlerini kavradı, sesi hem öfke hem de çaresizlikle doluydu: “Ben… ben senin vitrinde görüp alacağın bir oyuncak mıyım?” dedi, kelimeleri kesik kesik ama güçlü bir biçimde havada yankılandı. “Seni böyle seveceğimi mi sanıyorsun? Ne yapacaksın… seni sevmeyen bir kadınla?” Aslan, bir an duraksadı; derin bir nefes aldı, bakışlarını Ece’den ayırmadı. Gözlerinde öfke ve şaşkınlıkla karışık bir hayranlık parladı. Bu sözler, onun kararlılığını sarsmak yerine daha da derinlemesine alevlendirmişti. “Ece…” dedi, sesi tok ve sert ama bir o kadar da etkileyici. “Ben, seni seveceğini ummak için beklemiyorum. Ama içimde yanan bu ateş… sadece senin varlığınla sönecek. Seni istemek, sadece bir arzum değil; benim gerçeğim. Sen istemesen de,

