bc

Yollarım Sana Çıktı

book_age18+
8.8K
TAKİP ET
53.7K
OKU
adventure
possessive
family
forced
goodgirl
drama
comedy
small town
betrayal
school
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Başımı yerden kaldırıp kalbimi kıranlara kırıldığımı göstermeyecek güçlü olacaktım. Güçlü ol dedim kendime, güçlü ol. Yüzümdeki sahte gülümseyle oturduğum yerde dikleştim ve "hayırlı olsun abi," dedim. Bundan sonra ne diyebilirdim ki? O artık benim için, "abi" olacaktı daha doğrusu olmak zorundaydı. Zaten benim karşıma elinden tuttuğu kızla geldikten sonra başka ne olabilirdi ki?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
YSÇ 1
Merhabalar öncelikle belirtmek isterim ki bu benim ilk kitabım. Bu kitaba başlarken de bilmenizi istediğim bir konu var, ben bu zamana kadar değil kitap yazmak mesaj yazmaya bile üşenen bir insandım. Bu arada hâlâ mesaj yazmaktan hiç hoşlanmıyorum:) Pandemi döneminde yıllarca ötelediğim ama her zaman yapmak istediğim bu serüvene başlamak istedim. Umarım buna pişman olamam ve sizler ilk kitabımı beğenirsiniz... Bilmenizi isterim ki bu kitabı yazarken, devamını yazacağım düşüncesiyle başladım. O yüzden yazarken gençlik yıllarımı düşünerek kaleme aldığımı unutmayın. Yani bundan yirmi, yirmi beş yıl öncesini ? ah kahretsin yine yaşım ortaya çıktı... Kitabımı bu zamana kadar bana güzel sesiyle şarkılar söyleyen can yoldaşım, sırdaşım dert ortağım Bahar'ıma ithaf ediyorum. Keyifli okumalar Kaşlarını çatarak bizim sıraya bakan Dilan hocaya, zorlukla gülümsedim ve yan tarafımda uyuklayan tembel arkadaşımın bacağını dürttüm. Bahar kollarının üstündeki başını hafifçe kaldırdı ve onu uyandırdığım için bana öfkeyle bakıp, "ne vuruyorsun kızım ya" diye utanmadan bir de beni azarladı. Kaş göz işaretiyle bize kızgın bakışlar atan Dilan hocayı işaret ettiğimde, Bahar gözlerini devirse de yine de başını masadan kaldırdı ve yerinde dikleşip kollarını önünde gıcık bir şekilde bağladı; suratsız bir ifadeyle dersi dinlemeye başladı... Ha, unutmadan bu arada ben Ayşenur, yanımdaki uyuz ise benim dostum, sırdaşım, can yoldaşım Bahar. Biz Bahar'la birlikte Sakarya Serdivan da oturuyoruz. Ben beyaz tenli, yeşil gözlü, bir yetmiş boyunda ve kahverengi uzun saçları olan sıradan bir kızım... Bahar ve ben doğduğumuz günden beri sürekli birlikteyiz. Bunun da iki nedeni var, birincisi ailelerimiz ortak iş yapıyor, ikincisi ise aynı mahallede karşılıklı evlerde oturuyoruz. Tâbi bizim bu kadar iyi arkadaş olmamızın en önemli sebeblerinden biri de annemlerimizin iyi anlaşması. Seher teyze yani Bahar'ın annesi ile benim annemin yedikleri içtikleri ayrı gitmez... Son ders zili çalınca Bahar'ın gözleri parladı, onun bu hâlini görünce gülümsemeden edemedim. Bir insan bu kadar mı okulu sevmez arkadaş!Bahar'ın mavi gözlerine bakarken sana inanamıyorum dercesine başımı salladığımda, Bahar bana ne dercesine omuzlarını kaldırıp indirdi; ikimizde o'nun bu hâline dayanamayıp kıkırdadık... Kitaplarımızı aceleyle çantalarımıza tıkıştırıp sınıfın çıkışına doğru yöneldik. Okulla evimizin arası fazla yoktu, onun için her gün okula yürüyerek gidip geliyorduk... Bizim mahalleye doğru yürürken Bahar, yine hava sıcak diye sızlanmaya başlayınca omzumun üzerinden onu kınayan bir bakış attım ve "hadi be kızım azıcık hızlı yürü" dedim. "Tamam anladık teyzen geliyor diye heyecanlısın ama bu sıcakta şu gariban arkadaşına biraz acısan diyorum." "Sıcakta seni yorduğum için gerçekten özür dilerim ama bir haftadır ondan haber alamıyorum, belki teyzemden bir haber alırım. Ya da kim bilir belki o da teyzemle gelmiştir," dedim. Bahar, her zaman ki gibi hâlime acıdı ve oflayarak yürümeye başladı... Adımlarım mı hızlandı, yoksa Bahar o koca totosunu kaldırmakta mı zorluk çekiyor bilmiyorum ama yolda sadece benim ayak seslerim duyuluyordu. Adımlarımı biraz yavaşlattım ve omzumun üzerinden Bahar'a baktım. Bahar, hızlı yürümekten yorgun düşmüştü ve ellerini dizine koymuş soluklanıyordu. Esmer yanakları sıcaktan kızarmış, maviş gözleri ise acı bana der gibi bakıyordu. "Yoruldum kızım ya, bana acımıyorsan bari ilerde doğacak olan çocuklarıma acı." Bahar'ın haline gülmemek için alt dudağımı ısırdım ve onu sinir etmek için elime geçen bu fırsatı kaçırmadım. "Hadi be kızım mızmızlamayı kes de yürü. Hem azıcık hızlı yürüsen ne olur ki, en fazla o koca popon biraz küçülür," dedim sıratarak. "Ha ha çok komiksin, senin Jennifer Lopez poposundan haberin yok galiba şekerim. Millet benim bu şahane kıçımı yaptırmak için doktorlara tonla para döküyor canım haberim var mı?! Ayrıca sen o sıska kıçınla benim şahane popoma laf söyleyecek düzeyde değilsin! Hayır yani o soğuk nevale için, benim gibi şirin mi şirin, güzel, tatlı arkadaşını yormaya değer mi?" Bahar'ın sözleri yüzümde buruk bir gülümseme olmasına neden oldu. Bahar, benim ilk heyecanım, ilk aşkım olan adamı, yani Salih'i benimsemiyor, hiç sevmiyordu, hatta sürekli beni Salih konusunda uyarıyordu. Salih'le ilk konuşmaya başladığımda ben daha on altı yaşındaydım. Salih, o zamanlar beni tatlı sözleriyle ve yaptığı sürprizlerle kandırmış, benim kalbimi çalmıştı... Birkaç ay önce Salih askerden gelmişti ve ilk günler yine eskisi gibi her şey yolundaydı ama bu ara sanki bir sorun vardı. Ama ne? Salih şu bir haftadır ne telefonlarımı açıyor ne de yazdığım mesajlara cevap vermiyordu. Salih, bir haftadır değişmişti! Ama neden bilmiyorum? Aramızda ne değişmişti?... Aklımdaki soruları bir kenara bıraktım ve Bahar'a inanmak istediğim şeyleri söyledim. "Askerden yeni geldiği için böyle davranıyor Bahar, yoksa o kadar da soğuk biri değil Salih." Sözlerime inanmayan Bahar, sen iflah olmazsın dercesine gözlerini devirdi... Bizim kızlar yani, Bahar, Ceren ve Ceyda hiç bir zaman Salih'le olan ilişkimi onaylamadılar. Onaylamadıkları gibi Salih'in beni sevdiğine de inanmıyorlar. Ve sürekli beni Salih konusunda uyarıp dikkatli olmam gerektiğini söylüyorlar. Ben onları dinliyor muyum peki? Ah tabi ki hayır. Ben de sürekli onlara Salih hakkında yanıldıklarını söylüyorum ama onlar da bana inanmıyor... Salih hakkındaki düşüncelerden sıyrılıp Bahar'ın, esmer yüzüne bakınca kalbim sızladı. Salih'i görürüm umuduyla yolda o kadar hızlı yürümüştüm ki, zavallı arkadaşımı düşünmemiştim. Bahar'ın oval yüzü ter içinde kalmış, alnında boncuk boncuk terler oluşmuştu, bebe saçları terli alnına yapışmış, maviş gözleri ise 'acı bana' der gibi bakıyordu. Onun hali içimi sızlatınca daha fazla dayanamadım ve "hadi gel şuraya oturup biraz dinlenelim öyle acıklı, acıklı bakma" dedim. Hay demez olaydım! Bayan çok bilmiş tek kaşını havaya manidar şekilde kaldırdı ve ironi ile "ay sağol ya, zahmet oldu! Eğer biraz daha böyle yürümek zorunda kalsaydım, bana yoldan geçen yardımsever bir yakışıklı bulmak zorunda kalacaktın. Şöyle en kaslı, en yakışıklı olanından!" Benimle dalga geçen Bahar'a dil çıkardım. Bahar'la bu bizim rutinimizdi. O, beni her zaman sinir ederdi ben de ona cevap veremediğim de, hep kolaya kaçar o'na dil çıkartırdım. Çantamızdaki sularımızı alıp depemize dikdik ve tek seferde hepsini bitirdik ;ah bu iyi geldi işte. "Sen de bize gelsene annem yine döktürmüştür. Hem yemeğimizi yedikten sonra yarın ki sınava çalışırız ne dersin?" "Valla benim canıma minnet, ben hemen gelirim de, önce Seher Sultandan izin almam lazım," dediğinde, haklısın dercesine başımı salladım. Seher Sultanla annem kesin kuralları olan kadınlardandır Onlardan izinsiz bir yere gittiğimizde sinir oluyorlar ve hiç acımadan cezayı kesiyorlar. Biz maalesef Bahar'la onların kurallarının çiğnenmemesi gerektiğini yaşayarak öğrendik. Bahar'la çocukluğumuz Sakarya Serdivan da, bu mahallede, hep birlikte geçti. Bahar'la bu mahallede birlikte gülüp birlikte ağladık. Bizim çocukluğumuzdan beri buralardaki komşuluk hiç değişmedi. Yazın hep birlikte piknikler düzenler, akşamları birlikte oturur semaver'de çay keyfi yaparız. Komşularla bağlarımız çok güçlü, tâbi bu durumun artıları olduğu gibi eksileri de var. Mesela komşular birbirlerinin hakkında her şeyi bilir ama her şeyi... Yani anlayacağınız bizim mahallede ne olay biter ne de dedikodu. Siz bakmayın benim dedikodu dediğime. Eğer anneme dedikodu yapıyorsunuz desem oho direk terliği popoma yerim. O yüzden onların yanında 'kızlar yine durum değerlendirmesi mi yapıyorsunuz,' derim şirince. Eh sonuçta ben akıllı insanım, o yüzden akıllı insanın hali başka değil ama?... Ha bu arada yanlış anlamayın, mahallemizde sadece dedikodu yok. Mahallemizde kimin bir eksiği, ya da ihtiyacı varsa hepimiz toparlanır birlikte onun ihtiyacını elimizden geldiğince karşılamaya çalışırız. Bu durum hala bizim buralarda her mahallede aşağı yukarı aynı... Mahalleye giriş yaptığımızda önce Bahar'ların evine doğru yöneldik. Bizim evin aksine iki katlı bahçeli evin önünde durduğumuzda, çocukluğumun yarısının geçtiği eve gülümseyerek baktım. Bahar'la bu evde ne günlerimiz geçti bir bilseniz ah ah. Bizimkiler yaz akşamları kamelya da semaver keyfi yaparken, biz Bahar'la gizlice Özgür abinin inşaat halindeki teras dubleks evine girer, evin terasında yıldızları seyrederken, temiz havayı içimize çeker, çay ve çekirdek keyfi yaparız... Bazı günlerde evin muhteşem, bir o kadar güzel manzarasından yıldızları seyreder, hayaller kurarız... Bahar'ların ikinci katı bizim evlerden farklıydı. Özgür abi evlendiği zaman o katta oturacaktı, onun için ikinci katın dubleks olmasını istemiş, projeyi de ona göre yaptırmıştı. İnşaatın kabası bitmişti ama içi hâlâ yapılmamıştı, çünkü Özgür abi evleneceği kızın evi kendi zevkine göre düzenlemesini istiyordu... Bahar'ların bahçe kapısını açtım ve Seher teyzemin yol boyu diktiği güllerin arasından geçerken kokularını içime çektim. Kapıya geldiğimizdeyse yüzümde hain bir gülümseme belirdi. Bahar'a,"sen dur, zile ben basarım" dedim ve zile her zamanki gibi alacaklı gibi basmaya başladım. Ve elimi zilden çekmeden sürekli basmaya devam ettim. Benim sürekli zile basmam sonunda Bahar'ı isyan ettirdi. "Aaa yeter ama ya, kızım annemin aklını alacaksın, böyle zile mi basılır, Allah Allah," diye çemkirince, sırıttım. "Lütfen bizim ilişkimize karışma, biz Seher teyzemle böyle anlaşıyoruz." Bahar, senden adam olmaz dercesine kafasını salladı ve cık cık çekti. Biz kapıyı Seher teyzenin açmasını beklerken bir an da kapıyı Özgür abi açtı. Özgür abi kaşları çatık bir hâlde "hoşgeldiniz," deyince, biz de her zamanki gibi koro hâlimizle "hoş bulduk," dedik. "Abi annem yok mu?" Bahar'ın abisi Özgür abi, yirmi altı yaşında, bir doksan boyunda, kahverengi derin dipsiz kuyuyu andıran gözleri, esmer sert yüz hatları olan çok yakışıklı bir adam. Tâbi onun bu kadar yakışıklı olması mahallede ve bizim lokantada hayranlarının olmasına neden oluyor. Bu durumdan faydalanmak isteyen Seher teyzeyle annem, onu evlendirmek için kız arayıp buluyorlardı ama Özgür abi, tüm kısmetlerine bahane buluyor ve her defasında annemlere evlenmek istemediğini söylüyordu... Özgür abi,"annem size gitti," derken, sanki kaşları daha çok çatıldı. Bir insanın kaşları yedi yirmi dört çatık olur mu arkadaş? Vallahi olurmuş şekil A da olduğu gibi. Bazen onun neden bu kadar asık suratlı olduğunu merak ediyorum... Yine Özgür abiye koro halinde "tamam abi sağ ol," dedik. Bizim halimize şaşıran Özgür abinin bu defa kaşları hayretle yukarı kalktı, "hayırdır, neden annemi arıyorsunuz?" Bahar'la birbirimize bakış attık ve aramızdaki sesiz iletişimde konuşan kişinin Bahar olmasına karar verdik. "Yarın sınavımız var da abi, anneme ders çalışmak için bu akşam Ayşenur'larda kalabilir miyim diye soracaktık." Bahar'ın sözlerini işiten Özgür abinin hayretle kaşları yukarı kalktı, "sen ve ders çalışmak, gözlerim yaşardı! Acaba bu ders çalışma hevesinizi neye borçluyuz Bahar Hanım," dedi, hafif alaylı bir ses tonuyla ama "aşk olsun abi ya" diye kırgınca konuşan Bahar'a, Özgür abi kıyamadı ve "gel buraya abisinin bir tanesi," diye Bahar'ı kollarının arasına aldı... "Asma o güzel yüzünü, ben sadece sana şaka yapmak istedim. Sen böyle ders çalışmak istiyorum deyince inan bana ben çok mutlu oluyorum." Özgür abi, her zaman bizimkinin okuması için elinden geleni yapıyor, bazen de okuması gerektiğini söyleyerek ona baskı yapıyordu ama benim aklı havada arkadaşım "ben okumak için şehir dışına gidersem Yusuf'um ne olacak, ben onu görmeden yapamam ki" diyor başka bir şey demiyordu. Sanki Yusuf abimin Bahar'ın aşkından haberi var da. Yusuf abi benim Melike teyzem oğluydu ve anladığınız gibi Bahar'ın çocukluk aşkı. Bahar çocukluğundan beri Yusuf abimi seviyor ve tüm hayallerini abim üzerine kuruyordu. Bazen Bahar'ın nasıl bu kadar sabırlı olduğunu düşünmeden edemiyorum, çünkü bir kadın için yüzüne bile bakmayan bir adama aşık olmak, çok zor olsa gerek. Yine de Bahar hiç bir zaman umudunu yitirmez, bir gün Yusuf da benim onu sevdiğim gibi beni sevecek der... Özgür abiyle Bahar'ın birbirine takılmalarını içim giderek izledim. Böyle zamanlarda tek çocuk olduğum için üzülmüyorum desem yalan olur. Ama ne yapmalıyım benim nasibim de böyleymiş. Annemle babam çocukları olmasını çok istemiş, tedavi olmuşlar ama annemin sağlık durumu buna hep engel olmuş. Nihayet yıllarca gördükleri tedavi sonuç verdiğinde ise aradan on yıl geçmiş ve ben olmuşum. O yüzden ben kardeş sevgisi nedir bilmiyorum ama sağ olsun ne Bahar ne de Özgür abi bana kardeş eksikliğini belli etmediler... Onlara bakarken yine dalıp gittiğimi Bahar koluma dokununca anladım. Özgür abiye "görüşürüz," dedikten sonra, sokağın karşına geçtik ve bizim mavi boyalı bahçe kapısını araladım. Derin bir nefes alıp bahçe kapısının üzerindeki hanımeli kokusunu içime çektim. Bahçedeki çiçeklerin arasından geçerken heyecandan bacaklarımın titremesine engel olamadım. Evimizin girişindeki üç basamak merdiveni çıktım ve yine zile alacaklı gibi basmaya başladım. Annem kapıyı açmayınca bu defa kapı tokmağıyla kapıya vurmaya başladım, annemin içeriden "kim bu alacaklı gibi kapıya vuran, Allah Allah," diye homurdandığını duydum. Onun böyle söylenmesi gülümsetti beni. Tontonum, "patlama patlama geldim. Çek o elini tokmaktan aaa," diye, içeriden sinirle söyleniyordu. Annem kapıyı aniden açınca içeri doğru tökezledim, düşmekten son an da kurtuldum ve kendimi toparlayıp doğruldum. Annemin kızgın yeşil gözlerine bakarken zorlukla gülümseyip "ben geldim" dedim. Annemle biz bakışırken arkadan gülme sesi gelince omzumun üzerinden ters ters uyuz arkadaşıma baktım, ya da baktığımı zannettim. Bahar'a 'sana bunun hesabını çok pis soracağım' bakışı attıktan sonra, anneme döndüm ve o'nun kızgın gözlerini görmezden gelip sırıttım. "Anacığım eve yorgun argın kızın geliyor ve sen onu kapıda bekletiyorsun, bu hiç olacak iş mi? Kız ben kapıda ağaç oldum ağaç," diye zeytin yağ gibi üste çıkmaya çalıştım ama kimin annesi anında davayı çaktı ve atar yapmaya başladı. "Nerede olacağım kız! Buradayım ya işte. Ne öyle tak tak, alacağı olan haciz memuru gibi kapıya vurup duruyorsun?" Annem bana fırça çekerken, Bahar Hanım da arkada halime kıs kıs gülüyordu. Ben sana bınun hesabını sorarım Bahar! "Aaaa, Ayşenur'cuğum çok ayıp. Ben sana az önce kapıya o kadar çok vurma demedim mi? Neden benim Sultanımı üzüyorsun," diyen Bahar Hanım tarafından anında satıldım. Bahar yanımdan geçerken beni kenara çekti ve annemin yanına gidip ona sarıldı. Bahar annemin gözüne girmek için yağ çekmeye başlayunca ona dudaklarımı oynayarak "pislik" dedim. Benden duymuş olmayın ama Bahar, yağcılık konusunda kesinlikle bir numara ve şuna eminim ki kimse yağcılık konusunda onun eline su dökemez... Bahar'a ölümcül bakışlar attım ama o beni hiç umursamadı ve anneme yağ yakmaya devam etti. "Nasılsın Selma Sultan, kız ben seni sadece bir gün görmedim ama sen zayıfladın mı ne? Benden duymuş olma ama böyle daha bir güzel olmuşsun Sultanım," diyerek benim tahtıma da göz dikti uyuz. Bahar'ın iltifatlarını duyan annemin ise yeşil gözleri ışıldadı. Ah biz kadınlar, hangi yaşta olursak olalım kimden duyarsak duyalım, güzel bir iltifatla hemen yelkenleri suya indiriyoruz hemen. Bahar'ın sözlerinden sonra annemin az önceki kızgınlığından eser kalmadı ve yüzündeki gülümsemeyle "hadi içeri geçin sıpalar," derken başını sizden adam olmaz dercesine salladı. Bahar salona geçince, ayakkabılarımı çıkarırken, sesimin fazla hevesli çıkmamasına özen göstererek, "teyzem geldi mi," diye sordum. Ama içimden de inşallah teyzemle birlikte Salih'te gelmiştir diye dua ettim. "Geldi" diyen annem içeriye kaçamak bakış atıp sır verircesine "Ayşenur, teyzen gelirken tek gelmemiş, Salih ve Salih'in bir arkadaşını yanında getirmiş." Deyince ufak çaplı kalp çarpıntısı yaşadım. Demek Salih'de buradaydı. Onu bir haftadır görmediğim için özlemiştim. Salih ismini duyunca misafir kim diye sormak aklıma gelmedi, sadece hızlanan kalbimi sakinleştirmeye çalıştım; heyecandan sanki karnımın içinde kelebekler köşe kapmaca oynamaya başladı. Annem oyalanmadan içeri geçince, ben de son kez üzerimi kontrol ettim, okul gömleğimi eteğimin içerisine koyup kendime çeki düzen verdim. Girişten salona doğru ilerlerken bir şeyi daha iyi anladım, meğer bizim koridorla salonun arası çok uzunmuş. Heyecandan titreyen bacaklarımla salona girdiğimde, ilk karşımdaki koltukta oturan Salih'i gördüm. Sonra, Salih yanındaki kızı. Ve son olarak Salih'in kızın elini tuttuğunu... Onları elleri kenetlenmiş hâlde otururken görünce bir an nefes alamadığımı hissettim. Bir anlık benim zavallı kalbim atmayı unuttu. Salih'le gözlerimiz kesişince, Salih yanındaki kızın elini öyle bir sıkı ki! Annemle konuşan kız dönüp Salih'e bakmak zorunda kaldı. Sonra Salih'in yanındaki kızın ela gözleri beni buldu. Yüzünde alaycı gülümsemeyle benim şaşkın gözlerime baktı. Ben ise onun gözlerine bakmak yerine onların birleşmiş ellerinden gözlerimi alamadım. Çıkmayan sesimle "hoş geldiniz" demeyi başardığımda, annem kaş göz işareti yaptı, teyzenin elini öp diye. Önce teyzelerimin elini öptüm sonra Salih'le yanındaki kıza "hoş geldiniz," demeyi başarabildim. Bacaklarım titreyerek Bahar'ın yanındaki boş sandalyeye oturduğumda, annem bana müjde verir gibi "Ayşenur bak bu Belma, Salih'in kız arkadaşı," dedi ya. İşte o zaman benim kalbim atmayı unuttu. Bir sözle kalbimin durabileceğini bilmiyordum ama öğrendim... Bir an sadece bir an benim küçük kalbim atmayı unuttu ve nefes alamadım. Kendime geldiğimde bu nasıl olur dercesine Salih'in yeşil gözlerine baktım. Bunu bana nasıl yaptın, bize nasıl kıydın? Bana söylediğin o sevgi sözleri yalan mıydı? Diye gözlerimle ona hesap sordum... Ama o hiç bir duygusu yokmuş, sanki biz bir yalanmışız, biz hiç bir şey yaşamamışız gibi davrandı ve gözlerini gözlerimden kaçırdı. Beni yok saydı. Salih ne benimle göz göze geldi ne de yanındaki kızın elini bıraktı... Yani Salih'in bana daha önce söylediği o sevgi sözcükleri yalan mıydı? 'Ayşenur ben bu eli tuttuysam bir daha bırakmam bırakamam' diyen o değil miydi, bana beni ne kadar çok sevdiğini söyleyen de oydu? Ama şuan sanki o değilmiş gibi davranıyordu. 'Bekle beni Ayşenur...askerden geldikten sonra bizimkilerle konuşacağım...ben hep seni sevdin ve seveceğim' diyen Salih'ti ama şimdi yanındaki kızın elini tutup bırakmayanda Salih'ti! Şimdi anlıyorum ki, daha düne kadar Salih benim elimi tutmuş olsa da aslında beni hiç sevmemişti. Gerçekten seven insan sevdiğine bunu reva görmez görmezdi... Kalbimin acısını bir kenara koymaya, içimdeki sesi de susturmaya çalıştım ama olmadı. Sahi benim bir sesim vardı değil mi? Ben de konuşabiliyordum. Önce şaşkınlıkla ağzımı açıp kapadım ama olmadı, sonra tekrar ağzımı açtığımda ise bir sesim varmış dedim ve içimdeki acıyı görmezden gelerek gülümsedim. Belki hayatım boyunca bu kadar sahte bir gülümseme daha yapmayacaktım, belki de hayatım boyunca bu kadar zor bir zaman da geçirmeyecektim, kim bilir her şeyi bilen Rabbim bilir tâbi ki. Başımı yerden kaldırıp kalbimi kıranlara kırıldığımı göstermeyecek güçlü olacaktım. Güçlü ol dedim kendime, güçlü ol. Yüzümdeki sahte gülümseyle oturduğum yerde dikleştim ve "hayırlı olsun abi," dedim. Bundan sonra ne diyebilirdim ki? O artık benim için, "abi" olacaktı daha doğrusu olmak zorundaydı. Zaten benim karşıma elinden tuttuğu kızla geldikten sonra başka ne olabilirdi ki? Salih, benim ona abi dememle ufak bir şok yaşasa da, "sağ ol kuzen," demeyi başardı. O konuşup 'sağ ol kuzen' dedi ya. İşte o an benim küçük kalbim bin parçaya bölündü ve kalbimin parçaları tüm etrafa saçıldı. İçimde kor ateşler yanarken, yüzümde sahte gülümsemeyle konuşulanları ruhsuz, duygusuz bir hâlde dinlemeye çalıştım. Bahar destek olmak istercesine elimi tuttu, onun bana öyle bir bakışı vardı ki, 'yapma' dedim gözlerimle 'yapma, acıma bana dedim.' O bana 'yanındayım ve hep yanında olacağım' der gibi bakarken elimi sıktı. Ben de onun gözlerinin içine bakarken 'biliyorum' dercesine baktım. Annemler teyzemle kendi aralarında konuşurken, ben dünyadan soyutlanmış, duygularımı, düşüncelerimi yitirmiş bir halde onları dinliyormuş gibi yaptım. Tek düşüne bildiğim şeyse nedendi? Salih, bana bunu neden yapmıştı? Onunla aramızda sadece bir haftadır bir soğukluk vardı. Yani bu bir hafta da Salih Belma'yı mı bulmuştu? Ama bir hafta bunun için erken değil mi? İnsan nasıl bir haftada tanıdığı bir kızın elini tutup bu benim kız arkadaşım derdi? Bahar'ın, Belma'ya sorduğu soru ile düşüncelerimden sıyrıldım. "Ne zamandır çıkıyorsunuz Belma? Sözlenmek için çok erken değil mi?" Diyen Bahar'a şaşkınlıkla baktım. Sahi bu kız ne diyordu öyle? Ne sözünden bahsediyordu? Ne ara buna karar vermişlerdi? Yani Salih bu kızı o kadar çok mu seviyordu, evlenecek kadar? Bana layık görmediğini ona layık görecek kadar! Belma "BİR SENEDİR çıkıyoruz," deyince, dünya benim için bir defa daha durdu. Salih resmen beni sırtımdan bıçakladı. Sahi beni kaç defa daha sırtımdan bıcaklayacaktı Salih? Duyduklarıma inanmak istemiyorum! Bu gerçek değil, gerçek olamaz! Bunu bana Salih yapmaz yapamaz! Bu...bu bir rüya olmalı, evet evet kesinlikle bu bir rüya ve birazdan annem gelecek, Ayşenur kalk kızım sabah oldu okula geç kalacaksın, diyecekti. Ve ben bu kabustan uyanacaktım, öyle değil mi? Karşımda birleşen ellere gözüm kayınca, rüya değil gerçeğin ta kendisi olduğunu anladım. Meğer benim yapmaz dediğim Salih'im, bir senedir başka bir kadınla beni aldatıyormuş. Üstelik bana seni seviyorum Ayşenur derken bunu yapıyormuş... BİR SENEDİR çıkıyoruz sözünü duyduğum da Salih'e nasıl baktıysam, Salih oturduğu yerde gerildi. Benim içimdeyse ufak bir yanardağı yandı yandı patlayarak lavları tüm etrafı saçıldı. Tıpkı benim kalbimin parçalarının etrafa saçıldığı gibi içimdeki ateş Salih'le Belma'nın kenetlenmiş ellerine bakarken, bir daha Salih için yanmamak üzere söndü... Bu akşam bu evden benim için bir cenaze çıktı, sevdiğim adam bugün burada benim gözümde öldü ve ben onu kalbimin en derinlere gömdüm. Bu saatten sonra benim için artık Salih diye birisi yok ve olmayacak. Onu asla affetmeyeceğim... İnşallah kendi cehenneminde sonsuza dek yanarsın Salih. Allah'tan en büyük isteğim, bu saatten sonra bu olacak. Yalan yok benim tattığım acıyı tatmasını istiyorum. O da benim yandığım ateşlerde yansın, benim şuan çektiğim acıların bin beterini çeksin istiyorum. "Rabbim neylerse güzel eyler. Bunda da vardır bir hikmet, sıkma o tatlı canını," der benim tontonum her zaman. Ben de öyle yapıcağım, bundan sonra önüme bakıp, düştüğüm yerden tekrar ve tekrar ayağa kalkacağım. Elbet bundan sonra da yaralarım olacak biliyorum ama bir gün o yaralar da kabuk bağlayacak ve ben düşe kalka hayatı öğreneceğim. Ve ayaklarımın üzerinde kalmayı bir şekilde öğreneceğim. Ve her düştüğümde ayağa daha güçlü kalkacağım ve hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim... Onların sözleneceğini duyduktan sonra kimseyle konuşmadım, daha doğrusu konuşamadım. Sessizliği kendime arkadaş, yoldaş edindim. Onlar konuştu ben sustum. Meğer onunla yanındaki kızın yarın sözü varmış. Teyzem de bu mutlu haberi vermek için buraya gelmiş. Bir görseniz teyzemin mutluluktan ayakları yere basmıyor, hatta teyzemin asık yüzünün ilk defa bu kadar güldüğünü görüyorum. "Tek oğlum var abla, öğle bir düğün yapacağım ki dost düşman duymayan kalmayacak. Malum bizi çeken var çekemeyen var," derken Seher teyzeye imali şekilde baktı. Ben mi ne yapıyorum, sadece susuyorum... Annem "hayırlı olsun kuzum, el birliğiyle yaparız benim yakışıklı yeğenime düğününü," dedi ya. İşte şimdi kalbim daha çok acıdı. Ah ah, annem bir bilse bu sözleriyle aslında benim içimde ne yangınlar yaktığını. Acaba bir daha böyle konuşur muydu? Sanırım konuzmadı. Ben tâbi bunları yine kendime saklıyorum ve anneme bir şey demiyor, sadece bir zavallı gibi yine susmayı tercih ediyorum... Teyzemler, yarın Belma denen bu kızı isteyip söz kesileceklermiş. Gelecek hafta sonu ise nişanları varmış. "Neden bu kadar acele ediyorsun Serap?" Sözleriyle Seher teyzem hislerime tercüman olmuştu. Gerçekten, neden bu acele? "Seher, sen böyle hayırlı işleri anlamazsın canım, malûm sen ne oğlunu evlendirdin ne de kızını. Böyle hayırlı iş uzatmaya gelmez." Teyzem her zamanki gibi sivri diliyle Seher teyzeye laf sokup küçük gördü. Seher teyzeyse her zamanki hanımefendiliyle, ya sabır dercesine teyzeme başını salladı. Ben mi ne yaptım? Tâbi ki sustum... Teyzemin her fırsatta Seher teyzeye neden böyle laf soktuğunu ve neden böyle davrandığını anlamıyordum. Acaba Özgür abiyle teyzemin kızı Sema ablam arasında yaşanan olay yüzünden mi teyzem böyle davranıyordu? Gerçi teyzem daha önce de Seher teyzeye böyle kötü davranıyordu. Aslında Sema ablamla Özgür abinin olayı öyle büyütülecek bir olay değildi. Sema ablam meğer Özgür abiden hoşlanıyormuş, o yüzden Özgür abiye çıkma teklifi etti, Özgür abi de, Sema ablama istemediğini söyledi. Yani aralarında büyütülecek bir şey olmadı. Bahar,"teyzen, o yüzden böyle davranıyor," diyordu ama bence teyzemin başka bir derdi vardı ama ne?... Teyzemler gidince külçe gibi olan vücudumla ayağa kalktım. Bahar, yanıma gelip bizimkilere çaktırmadan kolumdan tuttu ve bana destek oldu. "Bizim ders çalışmamız lazım," diyerek Bahar beni odama doğru sürükledi. Odama girdiğimizde, Bahar kapıyı kapatır kapatmaz sırtımı kapıya yaslayıp aşağıya doğru kaydım. Benim artık gücüm de, takatim de kalmadı, bu kadarına bile zor dayandım. Sesiz hıçkırıklar ağzımdan kaçarken, elimle ağzımı kapattım ve sesimin çıkmasını engelledim. Gözlerimden sicim gibi yaşlar akarken, içimde yangınlar yanıyordu ve bağıra çağıra ağlamak istiyordum ama sesimi çıkaramıyor, sesli ağlayamıyorum. Çünkü benim buna bile hakkım yok... Dudaklarımdan sadece "neden?" Sözcüğü dökülüyordu. Salih neden bana bunu yaptı? Neden bunu bana reva gördü? Sessizce ağladığım süre boyunca Bahar da benimle birlikte gözyaşı döktü. Bahar'la birlikte benim kandırılmış duygularıma, son kez de ismi lazım değil o şahıs için ağladım ve içimdeki zehiri akıttım. Bugün kendime söz veriyorum, yarın hayatıma kaldığım yerden devam edeceğim ve düştüğüm yerden daha güçlü bir ben olarak ayağa kalkacağım... "Şşşt," diyen canımın diğer yarısı bana sarıldı ve benimle birlikte sessiz gözyaşı döktü. "Geçecek. Unut onu. Bir gün seni gerçekten sevecek bir insan çıkacak karşına," dedi. Ben de biliyorum geçecekti, insanlar ne acılar ne badireler atlatıyordu da çoğu zaman acılara gülüp geçiyordu. Elbette benim acılarımda onların ki gibi geçecek, ben de bu acıyı unutacaktım. Sonra da hayata kaldığım yerden devam edecektim. Ve yeniden hayata güçlü tutunacak, her düştüğümde düştüğüm yerden daha güçlü ayağa kalkacaktım. Ve bir daha asla arkama bakmayacak, sadece ve sadece ileri bakacaktım... Bugünden sonra onu kaybettiğim için üzülmeyecek bir daha asla onun için ağlamayacaktım. Ben bir Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğacak ve bu aşkı kalbime gömecektim...

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.4K
bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
526.1K
bc

HÜKÜM

read
225.0K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.5K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook