Beklemek insanı gerçekten yıpratıyor bugün bunu daha iyi anladım. Gün geceye gece de sabahına kavuştu ama babam hala uyanmadı. Meğer benim yıkılmaz, yorulmaz sandığım babam yorgunmuş da, o yüzden uyanmıyormuş. Yoksa benim babam bu kadar çok uyumazdı ki, her gün erkenden kalkar Besmeleyle dükkanını açardı.
"Anne neden hala kimse birşey söylemiyor, kaç saat oldu neden kimse bize bilgi vermiyor?" Ben konuştum annem dinledi. Tüm gece boyunca bekleme odasında oturduğumuz koltukta beni kollarına alıp birlikte yan yana oturduğumuzdan itibaren annem ne tek kelime konuş ne de tek lokma birşey yedimişti. Sadece bana sarılıp saçlarımı okşamıştı.
Annem dün gece susmuş sabah olduğu halde hiç konuşmamışdı. Tam yine anne diyecektim ki cam kapı aralandı ve babam yaşlarında, en az babam kadar uzun boylu, kır saçlı, gözlüklü doktor gözüktü. Hep birlikte ayağa kalkıp doktorun yanına gitiğimizde doktor bizim kalabalık halimizi görünce yüzünde anlayışlı bir gülümseme belirdi.
"Ahmet Yılmaz'ın yakınları" hep birlikte biziz değince, doktor konuşmaya başladı.
"Öncelikle hasta buraya geldiğinde kalp krizi geçiriyordu. İlk müdahalenin ardından acil anjiyo yapmamız gerekti. Biz anjiyo yaparken hastamız tekrar bir kriz daha geçirdi, onu tedbir amaçlı biraz uyutalım ve sabah ki durumuna göre uyandıralım diye düşündük. Hastamız yaklaşık bir saat önce uyandı, şuan durumu iyi. Gece boyu gözlem yapmak için onu yoğun bakımda tuttuk, tekrar bir kriz geçirme durumunda müdahale etmek için. Ahmet Bey'e de, söylediğimiz gibi en kısa zamanda bypass ameliyatı olması gerekiyor. Ahmet Bey de Kroner arter hastalığı var, yani kalbe giden üç damarı tıkalı onları acilen açmamız lazım, çünkü bu durum Ahmet Bey'in kalbini zorluyor. Hastamızın durumu şuan iyi birazdan normal odaya alacağız. Lütfen Ahmet Bey'i fazla yormayın ve onun odasına kalabalık girmemeye dikkat edelim. Hepinize geçmiş olsun" deyip gitti. Az sonra yoğun bakımın kapıları yeniden açıldığında iki hasta bakıcı eşliğinde babam gözüktü.
Babam sedyeyle yanımıza gelince, sanki bir gecede o koca vücudu çökmüş gibi geldi bana. Babamın beyaz olan teni sanki daha beyazlamış, ela olan gözleri çökmüş, gözlerinin feri sönmüştü. Babamı odasına götürmek için yanımızdan geçiyorlardı ki babamın elini tuttum "babacığım" elini tuttuğumda, beni her zaman seven, sarıp sarmalayan, sıcak olan eli şimdi buz gibi ve cansızdı.
Babam da benim elimi cansız bir şekilde sıkarken, kireç gibi olmuş yüzünde zoraki bir tebessüm belirdi. Annem, babamın yanına geldi ve öbür elini tuttu. Annem sesizce ağlıyor babam görmesin diye de gizlice gözyaşlarını siliyordu. Hasta bakıcılar babamı hasta asansörüne bindirecekleri sırada "kaçıncı kata çıkarıyorsunuz babamı, oda numarası kaç?" Telaşlı çıkan sesimle, aklıma ilk gelen soruları sormuştum hasta bakıcıya "Üçüncü kat, bin iki yüz yirmi beş numaralı oda. Müsade edin." Diyerek, onlar asansöre binince, yangın merdivenine yöneldim, asansörü bekleyemezdim.
Ben merdivenleri titreyen bacaklarımla çıkarken. İkinci kata geldiğimde artık nefes alamıyordum, ellerimi dizime koyup derin derin nefesler almaya başladım. Arkamda bir hareketlilik hissettiğim de omzumun üstünden baktım. Özgür abi benim peşimden gelmişti. Derin bir nefes alıp doğruldum ve ona doğru döneceğim sırada dengemi kaybedip tökezledim. Yorgun olan bedenim artık beni taşımıyordu. Beni düşmekten yine o kurtardı. Belimden tutarak dengede durmamı sağladı, beni kendine doğru çekip sarıldı. O şevkatle beni sarmalarken aynı anda saçlarımı okşuyordu.
"Kendine hiç dikkat etmiyorsun! Annene destek olabilmen için senin ayakta ve güçlü olman lazım, değil mi? Küçüğüm"
Onun sözleri sanki bir barajın kapaklarının açılmasına neden oldu. Kollarımı onun kalın beline doladım ve başımı göğsüne yaslayıp, huzur veren o kokusunu içime çektim. Gözlerimi yakan gözyaşlarını tutamıyordum. Gözlerimden tek tek yaşlar akarken, fısıltı gibi çıkan sesimle, "ben...ben çok korktum. Babama birşey olacak diye çok korktum. Ben onsuz nasıl yaşanır bilmiyorum ki? Bilmek istemiyorum, ona birşey olmaz değil mi?" Dün babamın kriz geçirdiğini duyduğum andan itibaren sanki donmuştum da onun bana sarılması ile tüm buzlarım erimiş gibi hissettim. "şşşt" diye saçımı okşayıp beni teselli ederken, içimde biriken tüm duyguları boşaltana kadar ağladım.
Annemin yanında güçlü duracağım diye, ağlamamaya özen göstermiştim ama artık gözyaşlarımı tutamıyordum. Biraz sakinleştiğimi anlayınca, sevecen bir ses tonuyla, "iyi misin?" Diye sorarken elini çeneme koymuş başımı yukarı kaldırıyordu. Onun gözlerine bakmak için belimi az geri yatırmam gerekiyordu. Ben ondan bir basamak yüksekte olduğum hâlde yine de benden uzundu.
Onun derin kahverengi gözlerine bakarken evet anlamında başımı salladım. Bakışları bir müddet yüzümde dolaştı ve bakışları gözümle dudaklarım arasında gidip geldi. Kendini benden uzaklaştırırken onun da benden ayrılmak istemiyormuş gibi bir hali vardı. Acaba ben mi bu hareketlerini yanlış anlıyordum? Yoksa gerçekten öyle miydi? Birbirimizden ayrıldığımız da bir an üşüdüğümü hissettim, o elimi tutuğu anda sanki tüm vücuduma elektrik verilmiş gibi oldum. Bizim birleşen ellerimize baktığımda, onun kocaman esmer elinin içinde benim beyaz elim küçücük kalmıştı. Gözlerimi birleşen ellerimizden çekip, onun kahve harelerine baktığımda yine yüzünde ne düşündüğünü belli etmeyen ifade vardı. Bir basamak daha çıkıp benimle aynı basamağa geldi ama durmadı ve elimi bırakmadan kalan son katı benimle birlikte çıktı. Koridora çıktığımızda elimi onun sıcak ellerinden çekmek istediğimde çatık kaşları ile bana öyle bir baktı ki! Sesli şekilde yutkundum.
Koridorda birlikte birkaç adım ilerlediğimizde bizimkiler koridorun sonunda babamın olduğunu tahmin ettiğim bir odanın önünde bekliyorlardı. Tekrar elimi çekmek isteyince, bu defa zorluk çıkarmadı. Onun yanından giderken arkamdan bezgince nefes verdiğini duydum.
Babamın olduğu odanın önüne geldiğimde teyzemler ve Salih oradaydı. Salih'in kızgın öfkeli bakışlarının muhatabı oldum, ne yapmıştım ki ben şimdi de? Bana düşmanıymışım gibi bakıyordu bu adam? Onu yok sayarak kapının önünde bekleyen Ali amcaların yanına gittim. Kapının önüne geldiğimde Seher teyzeyle Melike teyzem gelip bana sıkıca sarıldılar. Serap teyzemse bir yabancı gibi köşede Salihle oturmaya devam etti. Serap teyzem, genelde tüm kuzenlerimle bana karşı her zaman mesafeli ve soğuktu.
Melike teyzem her zamanki gibi beni anne şevkati ile kollarının arasına alıp sarıldı, öptü. "Teyze, annem odada mı?" "evet kuzum o da yeni girdi."
"Ben babama bakayım," diye onun kollarından çıktım. Teyzem, "tamam kızım" diye saçımı okşadı. Kapıya doğru attığım bu iki adımlık mesafe benim için o kadar uzundu ki, sanki her adımda o mesafe biraz daha uzadı.
İçeriye girdiğimde annem babamın elini tutmuştu diğer eliyle de yüzünü okşuyordu. Kapının açıldığını duyunca annemin ağlamaktan kızarmış gözleri beni buldu. Annem benim olduğumu fark edince babamın yüzündeki elini yavaşça çekti. Onlar ne kadar birbirlerini çok sevselerde benim yanımda bile hareketlerine dikkat ederlerdi. Bir gün anneme neden böylesiniz diye sorduğumda "biz annemizden öyle gördük kızım insan değişmiyor ki" demişti.
"Babacığım" diye onların yanına doğru giderken, babam serum olmayan kolunu bana gel der gibi açtı. Babamın yanına gittiğimde ona zarar vermeden açtığı koluna sarıldım "çok korktum baba! Nasılsın? İyi misin? Bir yerin ağrıyor mu?" Babam güçlü çıkarmaya çalıştığı ses tonuyla. "Görüyor musun kızım bomba gibiyim! Ben senin babanım biriciğim aynı senin gibi güçlüyüm öyle değil mi?"
"Evet yakışıklım. Seninle ben her zaman güçlü oluruz" dediğimde, aklımdan geçen düşünceyse, artık gerçekten güçlü olmam gerektiğiydi. Çünkü benim annemle babam gerçekten güçlü karaktere sahip insanlardı, öyle en ufak şeyde yıkılmaz pes etmezlerdi. Ben de onlar gibi olacaktım, onların benim olmamı isteği gibi güçlü olacaktım. Babamın kolunun altından çıkıp yanaklarından öptüm " babacığım sen benim kahramansın onun için çabucak iyileşmen gerekiyor yoksa beni annemin terliklerinden kim kurtaracak dimi ama. Bir an evvel evimize döneceksin ve birlikte annemi yine kızdıracağız."
Babam bu kez daha güçlü şekilde gülümseyip elimi tuttu "senin kahramanın seni her zaman o terliklerden kurtarmaya hazır biriciğim, ayrıca bilirsin anneni sinir etme teklifini hayatta kaçırmam." Babam bana sevgiyle bakıp göz kırpınca, onun hâline kıkırdadım.
Annem bize kızmış gibi bir ifade takındı ve gözlerini kısarak "siz ikiniz yine ne planlıyorsunuz! Yalnız plan yaparken unuttuğunuz birşey var Ayşenur Hanım, baban hasta olduğu için seni bu kez terlikten kim kurtaracak?" Annem beni tehdit ederken ciddi yüz ifadesi takınamayınca babamla onun bu haline kıkırdadık. Annem de bizim halimize dayanamayıp gülmeye başladı. Bizde işler böyleydi. Biz babamla annemi kızdıracak mutlaka bir şeyler yapardık, annemde bize kızınca eline terliği alırdı. Babam çoğunlukla tehlikeli kimyasal silah terliği etkisiz hale getirirdi ama bazen babandan seken birkaç terlik parçası benim kıymetli popoma denk gelirdi tâbi.
Hemşire Hanım kontrol için odamıza geldiğinde annemle beni görünce, "hastanın yanında tek kişi kalsın lütfen. Bir de ziyaretçiler en fazla beş dakika odada kalsın, odayı da sık sık havalandırın, geçmiş olsun" diyerek babamın kontrolünü yapıp çıktı. Annem, elimi tuttu ve "sen teyzenle birlikte eve geç. Ben burada babanla kalırım" dedi.
"Ben de burada kalmak istiyorum eve gitmek istemiyorum. Ben dışarıda oturur babamın çıkmasını beklerim."
"Olmaz kızım, burada perişan olursun, biz de yarın büyük ihtimalle çıkacağız zaten. Hadi kızım sen eve git, aklım sen de kalmasın"
"Ama" diye itiraz edecektim ki annem.
"Ben burada babanın yanında kalıyorum, sen de eve gidiyorsun küçük Hanım, konu kapanmıştır! Hadi" dedi.
Mecburen annemle babamın yanaklarından öpüp dışarı çıktım. Herkes sırayla tek tek babamı ziyaret girince, hemşire Hanım, beş dakika dediği için, annem herkesi en fazla beş dakika içeride tuttu. Çünkü annem için babamın sağlığı her şeyden önemliydi.
Annemleri hastanede bırakıp eve geldiğimizde teyzemler mutfağa yemek yapmak için geçti, biz de Salih'le salonda tek kaldık, onun kızgın ve öfkeli bakışlarından rahatsız olduğum için teyzemlerin yanına gitmeye karar verdim. Ayağa kalktığımda Salih ani bir hareketle benim önüme geçti. O aniden önüme çıkınca geriye doğru bir adım atıp ona kızgın bir bakış attım, "ne yaptığını sanıyorsun sen? Çekil önümden" diye, sesizce tısladım.
Salih'in gözleri kararmıştı ve sinirli olduğu her halinden belli oluyordu, kolumdan tuttu, bir de hakkı varmış gibi hesap sorma cüreti gösterdi.
"O herifin sürekli senin etrafında ne işi var?"
Şaşkınlık içinde ona baka kaldım, ne diyordu bu gerizekalı ya?
"Pardon, senin bana bunu sormaya hakkın var mı? Kimsin sen? Bana bunu ne hakla sorabiliyorsun?"
"Beni kıskandırmak için bilerek o herife yanaşıyorsun değil mi? Sırf seni kıskanayım diye?"
Karşımda ukala bir tavırla gülüp yanıma yaklaştı, elinin tersi ile yanağımı okşamaya kalkınca tiksintiyle onun gözlerine bakarak elini ittirdim.
"Sen! Sen...ne iğrenç bir insansın Salih? Sen o kızla karşıma geldiğinde benim için bittin! Anladın mı bittin! Sen benim için zerre kadar önemli değilsin." Üzerine basa basa gözlerinin içine bakarak.
"BEN SENİ UMURSAMIYORUM SALİH" dedim.
"Hayır Ayşenur sen hala beni seviyorsun! Anladın mı sadece beni seviyorsun! Bak ben bir hata yaptım! Tamam kabul ediyorum çok hatalıyım, ama sen son zamanlarda bana karşı hep mesafeliydin, ben...ben o yüzden ani bir kararla Belma'yla nişanlandım ama hata yaptığımı şimdi anlıyorum. Bana bir şans daha ver Ayşenur!"
Ona şaşkınlık içinde baktım! Ne diyordu bu Allah aşkına? Bu işler böyle çocuk oyuncağı mıydı? Peki ya o kızın duyguları ne olacaktı? Ya benim duygularım, hislerim ne olacaktı? Bu kadar basit miydi herşey? Kendini ne zannediyordu bu? Hiç mi Belma'yı ve beni düşünmüyordu? Benim tanıdığımı sandığım Salih bu kadar bencil miydi gerçekten? Ben hiç mi görmemiştim onun bu yönünü? Beynim onun söylediklerini idrak edince.
"Ne saçmalıyorsun sen be! O kızla tam bir yıl çıkmışsın, bir de karşıma geçmiş hata yaptım diyorsun! Salih sen benim hayatımın içine ettin! Anladın mı içine ettin! Senin yüzünden kimseye güvenemiyorum ben be."
Salih kumral saçlarından elini geçirdi, beyaz olan yüzü iyice gerildi, yeşil gözlerindeyse kıvılcımlar çıkıyordu. Tekrar üzerime bir adım atacağı sırada tek elimi kaldırıp onu durdurdum.
"Benden uzak dur Salih! Seninle yaşadığımız herşey geride kaldı, aramızda artık hiçbir şey olamaz anladın mı, olamaz! Sen beni aldattın, kadınlık gururumla oynadın, şimdi hiçbir şey olmamış gibi seninle birlikte olma mı istiyorsun? Delisin sen! Sana bunu bir kez söyleyeceğim Salih ve bu iş burada bitecek! Ben seni hafızamdan, beynimden, özellikle kalbimden sildim. Sen artık benim için bittin, yoksun! Ben artık önüme bakıyorum. Sen benim arkada bıraktığımsın. Bana yaptığın irençliğ, bari o zavallı kıza da yapma! O kıza yazık etme!"
Sinirden elim ayağım titrerken sesimin titrememesine şükrettim. Konuşmamı bitirdiğimde sinirden elim ayağım titreyerek odama kendimi zor attım. Kapıya sırtımı yaslayıp aşağıya doğru yavaşça kaydım. Allah'ım az önce yaşadıklarım neydi böyle? Resmen kâbus du.
Herşey bu kadar basit miydi? Ben hata yaptım deyince herşey düzeliyor muydu? Onun için ağladığım zamana ve gözyaşlarıma acıdım. Salih bu kadar karaktersiz miydi gerçekten? Onun yıllarca bu yüzünü görmemiş miydim? Artık onun için daha fazla ağlamayacaktım bir daha onun için gözyaşı dökmeyecektim. Titreyen bacaklarımla ayağa kalktım, kendimi yatağa attığımda, yorgun olan vücudum ve beynim artık isyan ediyordu...
Ertesi gün hastaneye erkenden gittiğimizde doktorlar vizitteydi. Muayene sonunda, babamın çıkmasında bir sakınca görülmedi. Biz babamı çıkarmak için hazırlarken, Özgür abi çıkış işlemlerini yapmak için aşağıya indi. İşlemleri hallettikten sonra yanımıza gelip çıkış işlemleri tamam deyince babam hepimizden önce çıkışa yöneldi.
Babamın ameliyatı için bir hafta sonrası için gün verdiler. O güne kadar dinlenmesi, kendini yormaması ve stresten uzak durması gerekiyormuş. Arabanın arka kapısını açıp bineceğim sırada, babam arka koltuğa geçti, annem de diğer taraftan onun yanına geçtiğinde mecburen ön koltuğa oturdum. Arabada kimsenin çıtı çıkmıyordu, herkes kendi kabuğuna çekilmişti, kim bilir şuan onların akıllarından da neler geçiyordu. Sesiz geçen araba yolculuğumuzda çok geçmeden bizim evin önünde durduk.
Eve geldiğimizde, teyzemler bizde olduğu için biz hastaneden gelmeden yemekleri hazırlamışlar bizi bekliyorlardı. Eve girer girmez annem babam için oturma odasına hasta yatağı hazırladı.
"Bu yataktan çıkmıyorsun Ahmet yoksa külahları değişiriz haberin olsun" diye babama ufak çaplı bir tehditte bulundu, babamda teslim oldum der gibi ellerini kaldırdı. "Sen yeter ki iste sultanım, sağımdan, soluma bile dönmem. Senin sözlerin benim için emirdir" deyince hepimiz onların bu haline gülen gözlerle izledik.
Babamla annemin haline imrenerek baktım insan otuz yıllık evli olup da, bir kez bile kavga etmez mi? İşte benim babam ve annem öyleydi, bir defa bile kavga ettiklerini görmedim.
Bakışlarım bir an karşımda olan Salih'e kaydı. Salih'de gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. Herkesin yanında ne yapıyordu bu salak ya. Ona kızgın bakış atıp Salih'i yok saydım ve mutfağa geçtim. Teyzelerim yemek işini hallettiği için salata yapmaya başladım.
Salih'in beni huzursuz eden bakışlarını görmemek için mutfaktaki işlerle oyalanırken arkamda bir hareketlilik hissettiğim de arkamı döndüm ve Bahar'ı gördüm . Üstelik gelirken eli boş gelmemiş bir tepsi tatlı yapmıştı. "Ahmet amca sever diye ona şekerpare yaptım" dediği zaman, ona gözlerimi kocaman açarak baktım. "Kızım sen şaka mısın? Adam kalp krizi geçirdi, sen tutmuş ona şekerpare yapmışsın. Şekerpare de margarin var Bahar'cığım, margarinde babama yasak" dediğimde Bahar mahçup olmuştu.
"Ay vallahi unuttum ben Ayşenur ya, özür dilerim, ee şimdi ben bu tatlıları ne yapayım?" Ona gözlerimi devirdim, bazen bu kız gerçekten çok saf olabiliyor.
"Ne demek ne yapacaksın şaşkın koy masanın üzerine biz yeriz. İçerisi ne kadar kalabalık görmüyor musun? Ama yine de saklayalım babam görmesin, bilirsin o tatlıyı çok sever biz uyuyunca bile dayanamaz kalkar yer" benim bu söylediğime, Bahar'la birlikte güldük, cidden babam tatlıyı görünce dayanamazdı, özellikle şekerpare ve baklava değince onun için akan sular dururdu. Bahar yanıma gelip bana sıkıca sarıldı. "Yorgun gözüküyorsun kuzum, teyzenler de bizde buradayız, biz buradayken sen de git biraz dinlen istersen, olmaz mı?"
Doğrusunu söylemek gerekirse bedenen yorgundum ama beynim daha çok yorgundu. Bir hafta sonra olacak ameliyatı düşünmek şimdiden beni yorulmaya başlamıştım bile, nasıl olacak, kolay geçecek mi diye düşünmekten kendimi alamıyordum. Bahar'a gerçeği söyleyerek "iyi olmaya çalıyorum canım ama inşallah şu ameliyattan sonra daha iyi olacağım."
"Geçecek bunlar kuzum ya, Ahmet amca güçlüdür, bak gör birkaç haftaya iyileşecektir ve biz çiçeklerine bastık, ya da çok suladık diye, bizi yine kovalıyacaktır görürsün."
Bahar haklıydı, babam bahçeyle uğraşmayı çok severdi. Bahçemizdeki çeşitli çiçekleri, gülleri babam kendi eliyle dikmişti. Belki benim hanımelini sevmemin nedeni de buydu çünkü bizim bahçeye giriş yaptığımız demir kapının üzerinden hanımelleri sarkıyordu. İlk baharda o hanımelinin kokusu tüm mahalleyi sarardı, evimizin arka tarafında da ufak bir bahçe yapmıştı babam, orada da çeşitli sebzeler yetiştirirdi. Babam yorgun olduğu zaman bazen bize 'kızlar benim şu bahçeyi bir sulayın' derdi sonra dayanamaz yine bizim peşimizden gelir ve 'bahçemi mahvettiniz zavallı çiçeklerim diye bizi kovalamaya başlardı, ( kaç defa babamın elinden zor kurtulduk bir bilseniz ) bunları hatırlamak yüzümde kocaman bir tebessüm oluşmasına neden oldu.
İyileşirdi değil mi benim babam? Yine beni kolunun altına alıp sarıp sarmalar 'ben buradayım, yanındayım, her zaman arkandayım, hiç korkma kızım bir hata yaptığında hiç kimseye değil bana gel bir çaresini buluruz' derdi, değil mi? İşte benim babam böyle iyi bir adamdı. Allah'ım onu bize bağışlasın.
Akşam olunca, teyzemleri yolcu ettikten sonra, annem babamı kontrol etmek için yatak odasına gitti. Ben de oturma odamızda ki koltuğa attım kendimi. Babam hastaneden çıkalı iki gün olmuştu, bu iki günde Nazi annem resmen canıma okumuştu, gelen giden hiç eksilmemiş sürekli birşey ikram etmiştik. Annem misafir ikramsız gönderilmez demiş, o yüzden beni mutfağa sokmuş ve benim maratonu böylece başlamış oldu. Kızım kalk çay koy, kek yap, kek getir, kurabiye yap, kurabiye getir. Canıma okudu resmen kadın ya, yorgun bir hâlde elime kumandayı aldım ve kanallarda zap yapmaya başladım. "Kanallarda da hiç birşey yok arkadaş" diye tekrar televizyonu kapattım. Bu saatte sadece spor programı vardı mübarek. Elime telefonu aldım ve Bahar'a mesaj attım. Ne haber kız gereksiz bugün görüşemedik diye yazdım bu dünyada en sevdiğim şeylerden birisi Bahar'ı sinir etmek olduğunu söylemiş miydim? Söylemediysem söyleyim o zaman, o uyuzda beni sinir etmek de bir numara ya neyse. Bahar az sonra cırlayarak bizim eve gelir ve bu mesaj için iki saat kafamı ütülerdi.
Telefonun ekranına baktım, mesajı görmüştü ama cevap vermemişti ee bizim eve de gelmedi. Bu hiç Bahar'lık bir durum değildi. Bahar'a tekrar mesaj attım iyi misin kuzum? Az sonra bu mesajıda gördü ama yine cevap vermedi, var bunda bir iş. Tam Bahar'ı arayacaktım ki annemle, babam beraber oturma odasına geldiler. Annem babama oturması için yardım etmek isteyince, babam öyle bir bakış attı ki annem tamam deyip geri çekildi.
Ben onların bu haline kıkırdayınca, annem "Ayşenur terlik gelecek annem dikkatli ol istersen" dedi, anneme teslim oldum der gibi ellerimi kaldırdım. Hep tehdit hep tehdit bu nasıl iş arkadaş?
Babam boğazını temizleyip, ona bakmamızı sağladı. Sanırım babam önemli bir konu hakkında konuşacaktı. Annemle babama baktığımızda babam konuşmaya başladı. "Biliyorsunuz pazartesi günü ameliyat olacağım, o yüzden sözümü kesmeden dinlerseniz sevinirim, ikiniz de!" Tâbi bunu anneme bakarak belirtti, ben başımı salladım onu yormak istemiyordum o yüzden sessizce onu dinledim.
"Bundan bir kaç hafta önce Ali benimle önemli bir şey konuşmak isteğini söyledi," söyleyeceği kelimeler onun için zormuş gibi önce yutkundu sonra derin bir nefes aldı. Yüzü acı çekiyormuş gibi buruştu, güçlü çıkarmaya çalıştığı sesi ile konuşmaya devam etti.
"Açıkçası önce ben lokantalar için konuşacak sandım. Biliyorsunuz işlere artık eskisi gibi baktığımız söylenemez, ikimizin de" babam buruk bir şekilde gülümsedi ve devam etti "Özgür sağolsun bize pek bir iş bırakmıyor. Ali benimle iş için konuşmak istememiş kızım, senin ile ilgili konuşmak isteğini söyledi. Ali İlk başta senin hakkında konuşmak istediğini söyleyince şaşırmadım desem yalan olur."
Benim gözlerim her duyduğum kelimede daha fazla büyüdü, benim ile ilgili ne konuşmuş olabilirdi ki Ali amca. Yoksa Bahar ağzından Salih'le ilgili birşey mi kaçırmıştı? O yüzden mi, Ali amca babamla konuşmuştu? Bahar koca ağzını tutamamış herşeyi anlatmış olabilir miydi? Offf hayır ya herşey zaten bitmişti ki, ne gerek vardı anlatmaya, yoksa babam bu yüzden mi kriz geçirmişti?
Eğer benim yüzümdense işte buna dayanamazdım, ben aklımdaki sorularla babama baktığımda o ise tekrar derin bir nefes daha aldı ve beni şoke eden sözleri söyledi.
"Kızım Ali benden seni Özgür'e istedi..."