YSÇ 7

2889 Kelimeler
Annemin yanında oturduğum süre boyunca Melehat teyzenin bakışlarını üzerimde hissetmek beni rahatsız etmeye başlamıştım ki mutfağa kaçan Bahar'ın yanına gitmek için annemden izin aldım. Koridora çıktığımda Özgür abiyle göz göze geldik, benim kızaran yanaklarımı görünce tek kaşını havaya kaldırıp yanımdan banyoya geçerken çapkınca bir bakış attı. O banyoya girince tuttuğumun bile farkında olmadığım nefesimi bıraktım. Onun arkasından bakmayı kestim ve mutfağa kızarmış bir yüzle daldım. Çay dolduran Bahar beni görünce korkuyla parmağını damağına götürdü ve bana kızgın bir bakış attıktan sonra, çemkirdi. "Allah seni kahretmesin Ayşenur, ödümü patlattın kızım. Ne oluyor sana? Ne bu telaş?" Şaşkınlıkla bir ona bir de hazırladığı tabağa bakmaya başladım. Bu kız bu tabağı ne ara hazırlamıştı yahu? "Ne olmuş ki halime? Melahat teyzenin meraklı bakışlarından kaçtım," diye kıkırdadım. Bana sen deli misin dercesine bakınca devam ettim "sen kalktıktan sonra kadın resmen benim röntgen filmimi çekmek ister gibi bana bakıp durdu. Onun meraklı bakışlarından kurtulmak için ben de kendimi mutfağa ışınladım." "Hiç birşey anlamadım ama neyse. Sen Melahat teyzeyi boş ver de, abimle size ne oluyor onu söyle? Bana bak aranızda birşey var da bana mı söylemiyorsun?" "Ne olmuş bize, ne yapmışız ki biz? O sana birşey mi söyledi? Birşeycikler mi yapmışız ki biz? Ay Bahar biz ne yapmışız?" Diye ben saçmalayınca Bahar gülmeye başladı. Ay kız sonunda kafayı yedi iyi mi? "Ne gülüyorsun be manyak. Ay bak hala gülüyor," diye koluna vurdum. Bahar yanıma gelip ellerimden tuttu ve gözlerimin içine bakarak sessizce fısıldadı "Ayşenur sen abimden hoşlanıyorsun canım" "Yok canım, ben ve Özgür abiden hoşlanmak! Yok...yok...daha neler! Tamam bugün bakmış olabilirim ama o sadece bir bakıştı. İnsan bir defa baktı diye hemen hoşlanıyorsun denilir mi canım? Denilmez demi ama yani denilmemesi gerekiyor dimi..." Ben nefes almadan konuşunca, Bahar'ın gözleri benim her cümlemde biraz daha büyüdü ve kocaman oldu. "Sen," dedi, fısıltı gibi bir sesle! Derin bir nefes aldı. Mutfak dolabından bir bardak, bir tabak aldı. Demliği eline alıp bir bardakta bana çay doldurdu. Ne yani şimdi birşey demiyecek miydi? Neydi bu? Bahar tabakları masaya koydu ve benim şaşkın bakışlarıma aldırmadan poğaçasından koca bir ısırık aldı. "Orada daha ne kadar dikilmeyi düşünüyorsun Ayşenur'cuğum. Kızım zaten gelin olunca bolca dikilirsin. Otur sana!" Bahar'ın konuşması bitince arkadamda bir ses duyuldu. Dönüp baktığımda karşımdaki kişiyle Bahar ve koca çenesine içimden ağza alınmayacak küfürler savurdum. Melahat teyze şaşkınlık içinde bir bana bir Bahar'a baktı. Bir sen eksiktin anasını satayım Melahat teyze. Vur Melahat teyze düşene bir de sen vur, demek geldi içimden. İç sesime, sen de kapa artık şu koca çeneni diye çemkirdim. Melahat teyze ondan beklenmeyecek bir hareket yaptı ve hiç birşey sormadan gayet kibarca "Bahar kızım ben bir çay daha alabilir miyim?" Bahar'a bardağını uzatınca Bahar'da gayet kibar bir sesle,"tabi Melahat teyze hemen dolduramayım. Sen zahmet etmeseydin seslenseydin ben gelir alırdım." "Yok kızım oturmaktan dizlerim ağrıdı da, az yürüyeyim dedim. Doğrusu şu kadarcık yol bile iyi geldi dizlerime," diye Melahat teyze geliş sebebini savundu. Melahat teyze çayını aldıktan sonra bize son kez şüpheci bir bakış atıp mutfaktan çıktı. Baharın yanına gidip, "konuştuklarımızı duydumu sence, ayy Bahar duyduysa kesin yanlış anlamıştır. O yanlış anladıklarını da başkalarına yanlış da anlatır şimdi o. Of ne yapıcağım ben şimdi. Ay annemlerin de kulağına giderse ben boku yedim demektir bak görürsün" diye bir aşağı bir yukarı mutfağı arşınladım. Ben stresten konuşup mutfakta volta atarken Bahar Hanım mı ne yapıyor? Oturmuş kısır yiyor! Bok ye Bahar! Tövbe yarabbi nimete ne diyorum ben ya. Tövbe tövbe hepsi bu kız yüzünden Allah'ım ne olur beni affet. Ona sinirli bir bakış attıktan sonra gidip yanına oturdum. "Sen beni dinliyor musun?" Bahar yüzünde sinsi gülümseyle bana baktı ve "dinlemez olur muyum yengeciğim?" dedi ya, Allah benim belamı vermesin. Bunun diline düştüm ya siddin sene kurtulamam artık. Ay yok yok ben öleyim, yaşayıp bunların maskarası olacağıma ölüp kurtulayım dimi ama. Tam Bahar'a "ben var ya senin" diye başlıyordum ki. "Ben acıktım Bahar, bana da bir tabak hazırla" diyen Özgür abiyle cinayet planlarım suya düşmüş oldu. Bahar Hanımın bugün hamaratlığı üzerindeydi "hemen abi" diye yerinden kalkan Bahar'a sinirli ve kızgın bakışlar göndermeyi ihmal etmedim. Özgür abi masada benim diğer yanıma oturunca iki kardeşin arasında kalmış oldum resmen. O yanıma oturduğunda yeni duş aldığı için burnuma onun beni mest eden kokusu doldu. O yanımda oturduğu için ne yemek yiyebildim ne de doğru düzgün nefes alabildim. Tabi biz yemeğimizi yerken arada birbirimize kaçamak bakış atmayı ihmal etmedik. Bahar'da bizim bu halimize alttan alttan gülüyordu. Ah bir de Melahat teyze faktörü var tâbi. Biz yemeğimizi bitirene kadar Melahat teyze kendine üç defa çay doldurmaya geldi. Bu kadın ne çay içiyormuş arkadaş. Herkes içerden çayımızı doldurun diye seslenirken, Melehat teyze bugün kendisi çayını gelip aldı. Normalde hiç yerinden kalkmayan kadına bugün birşey oldu ya hadi hayırlısı... O günden sonra biz Bahar'la lokantada işe başladık ve bir haftadır Bahar Hanım hiç şikayet etmeden işe benimle birlikte geliyordu. Ha tâbi bir de bu hafta boyunca Bahar'ın bana sürekli yenge demesini söylemiyorum daha doğrusu söylemek bile istemiyorum. "Böyle söyleyip durma gerizekalı, bak şimdi kafana terlik gelecek! Kızım bir şeyi kırk defa söylersen olurmuş," dedim. Bu seferde her fırsatta söylemeye başladı gereksiz. O değilde o böyle konuşurken Özgür abi bizi duyarsa aramızda birşey var sanacak. Sahi onunla benim aramda ne vardı? Ben de bilmiyorum ki, sanki ona doğru çekiliyorum. Bu geçtiğimiz bir haftada ikimizin de hareketlerinde bir değişim olmadı desem yalan olur, o bana daha sıcak davranıyordu. Sanki onun için kırmaktan korktuğu en değerli varlıkmışım gibi davranıyordu. Buna karşılık bir birliktelik başlatmak için ne bir adım atıyordu ne de benden uzak duruyordu. Ne zaman etrafta olsa onun keskin delici bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bazen de gözlerime öyle bir bakıyordu ki, sanki benim gözlerimde kayboluyor aradığı her neyse bulmaya çalışıyordu. Tâbi onun o bakışlarının da beni benden aldığını söylememe gerek yok. Ben mi ne hissediyorum? Tamemen kafa karışıklığı, düşüncelerim karman cormandı. Tamam onu görünce ellerim titriyor kalbimde sanki milli koşucular yüz metre engellide ipi ilk kim göğüsleyecek diye depar atıyordu ama! Ama, işte koskocaman bir ama vardı, yani o Özgür abiydi benim çocukluğum, gençliğimdi, ben hiç bu zamana kadar ona sevgili, aşık gözü ile bakmamıştım ki, ben ona abi derken şimdi başka birşey nasıl diyecektim. Benim için bunu düşünmesi bile tuhaftı, off bu nasıl iş arkadaş, iki ucu boklu değnek derler ya, hah işte benim şu anki ikilemimi anlatan cümle resmen bu. "Ayşenur masa dokuzun servisi hazır." Mutfak servis penceresinden bağıran Bahar'a bakıp tamam dercesine başımı salladım ve masa silme işime geri döndüm... Servis penceresinin önüne gittiğimde Bahar'a "yolla," diye seslendim. Uyuz yanıma yaklaşıp "buyur yengeciğim" demez mi? Gözlerim kocaman oldu. Hemen etrafa kimse var mı diye baktım? Allah'tan yakınımızda kimse yoktu, yoksa ben bu gereksizi yolardım. Bir of çektim ve elindeki tabağı alıp yanımdaki ufak servis masasına bıraktım. "Seni var ya mahvederim kızım. Yolarım o mısır püskülü saçlarını. Senin sayende herkes onunla aramızda birşey yokken birşey var sanacak. Ya sen söylerken biri duysa ne olacağını hiç düşündün mü? Peki abinin kulağına gitse ne yaparız Bahar?" Ona sinirli bir bakış attım ve hışımla masadan tabağı alıp müşteriye götürdüm. Masadaki kişiyi görünce bir an şaşırmadım dersem yalan olur. Bu da ne arıyordu burada ya. O gün kafede gördüğümüz çocuğun beni tanıdığı bakışlarından belli oluyordu. "O seni burada görmek ne güzel güzelim. Senin elinden de yemek yemekte varmış," karşınızda hiç böcek varmış gibi hissettiniz mi siz? İşte ben tam da onu hissediyorum şuan. "Bu yemeği ben pişirmedim" kollarımı önümde bağladım ve itici bir şekilde kaşlarımla önündeki yemeği gösterdim. "Ben sadece servisini yapıyorum. Dolayısıyla benim elimden yememiş oluyorsunuz beyefendi," dedim tüm iticiliğimle, bu çocuk da nereden çıkmıştı şimdi ya? Servisini bitirip yanından gideceğim sırada getirdiğim Adana kebabına bakıp. "Ben bu yemeği yemem soğumuş git bana yenisini getir," dediğinde. Yüzümdeki sahte gülümsememle "tabi efendim hay hay," dedim soğuk ve itici olduğunu düşündüğüm bir ses tonuyla... Eğer bu tabağıda beğenmesin kafasından aşağı boca etmeyen Ayşenur değildir. O değilde böyle birşey yapınca bunu adam sanıp bana kızacaklardı. Bu dördüncü tabakdı, yahu dört tabak! Birisi soğuk, birisi acı, (gerizekalı herif Adana kebap dediğin acı olur dememek için kendimi zor tuttum) diğeri de damak zevkine uymamış beyefendinin. Şimdi ise Adana'dan vazgeçmiş beyti istemişti. Eğer bu siparişe de bir şey derse kafasından aşağıya boca etme hayalleri kuruyordum. "Buyurun istediğiniz beyti efendim," dediğimde içimden saymaya başladım, bir iki üç dört "tamam gidebilirsin." Tüh be tüm hayallerimin suya düştü, gördünüz mü? Oysa bu gerizekalıya on a kadar süre vermiştim yazık oldu tüm hayallerime. Yorgunluktan kendimi servis penceresinin yanındaki sandalyeye bıraktım. Ben oturunca Bahar'da pencereden başını uzattı "kim bu gıcık kaçtır tabak değiştiriyor" "Geçen gün kafede gördüğümüz çocuk vardı ya o. Aklınca bana ders veriyor gerizekalı!" "Sen o gereksizi şimdi boş ver. Bizim muhteşem ikili Ceyda'la Ceren bugün buluşalım diyor, sen ne dersin? Bir haftadır yoksunuz bugünde gelmesseniz yarın dükkanı basarız, akşama kadar da size yapmadığımız işkenceyi bırakmayız, ayrıca bilginiz olsun, tüm müşterileri kaçırırız diyorlar. O yüzden bugün erken çıkalım mı?" Bahar'ın sözleriyle onların o halleri gözümün önünde canlandı bir an. Gerçekten o iki çatlak dediğini yapardı, onlar aklıma gelince gülümsedim. "Bana uyar, sen abinden izin al da, gidelim" Bahar sanki benden bu cevabı bekliyormuş gibi birden ortalıktan kayboldu. Biraz sonra Özgür abiyle birlikte geldiklerinde, onlara şaşkınlıkla baktım. "Abim bizi çarşıya bırakacakmış," diyen Bahar abisinin arkasından kaş göz işareti yapıyordu, "gerek yoktu aslında. Biz giderdik," diye ağzımın içinde geveledim. "Benim de kapalı çarşıda az işim var, geçerken de sizi bırakırım hem siz de otobüs beklememiş olursunuz." O bunları söyleyerek yanımdan geçerken Bahar'da kolumdan tutup çıkışa doğru sürükledi... Bizim kızlarla birlikte zaman geçirmeyi onlarla konuşmayı özlemişim. Ceyda masanın üstünden bana doğru eğilip meraklı gri gözleri ile bana bakmaya başladığında, kaşlarım havaya kalktı. "Ayşenur, Özgür abiyle nasıl gidiyor işler. Eminim kadınlar sırf onu görmek için lokantaya geliyorlardır. Ah biliyor musun ben de onunla gelmek istiyorum," dediğinde, içtiğim çay boğazıma kaçtı. Bunları söyleyen bizim en sessizimiz Ceyda olamazdı değil mi? Allah aşkına bu kız ne diyordu böyle? Benim şaşkın halim kızların hoşuna gitmiş olmalı ki kıkırdadılar. "Ne diyorsun kızım sen o ne biçim söz öyle? Tövbe yarabbi" "Hadi ama Ayşenur Bahar bizi anlamaz çünkü o onun abiyi, ama bizde de göz var kızım! Adam taş gibi taş, o boy, o pos, o kasları demiyorum bile, biz de insanız dimi ama gavurun oğlu!" Yahu bu kıza ne olmuştu böyle? Onun her söylediği kelimede gözlerim biraz daha büyüyüp kocaman oldu. Ay bu kız kudurmuş yahu, alnına koca harflerle ACİL KOCAYA ARANIYOR yazılması lazım. Bu defa Ceren, Ceyda'nın kaldığı yerden devam etti. "Bahar, Özgür abinin kız arkadaşı var mı?" "Hayır canım neden ki?" "Ay neden olacak sapşik, eğer onunla aramızı yaparsan! Benden sana güzel yenge olur! Kız söz veriyorum seni çok kızdırmam!" Üçü Ceren'in söylediklerine kıkırdarken, benim gözümün önüne kırmızı bir sis perdesi inmeye başladı. Hışımla bizim fingirdeklere döndüm. "Kızım siz kafayı mı yediniz! Bu ne biçim konuşma öyle! O, Sizin abiniz, siz onun hakkında nasıl böyle konuşursunuz?" Benim konuşmam bitince onlar gülmeye başladı. Ne oldu şimdi yahu ben ne söyledim de gülüyorlar? Bir yerim mi açık kaldı neden gülüyorsunuz? Dememek için kendimi zor tuttum. Ben sinirden kudururken onlar hala gülüyorlardı. "Açında bir yerinize gülün kızım. Ne oldu da gülüyorsunuz? Neye güldüğünüzü söyleyin de, ben de güleyim? Eğer böyle gülmeye devam edecekseniz ben gidiyorum, bu ne ya!" Diye trip attım. Üçü birden hem gülüyor hem de ağızlarına fermuar çekiyorlardı. "Ayrıca siz bana neden gülüyorsunuz onuda anlamış değilim ya, neyse!" "Ay bu iyice saf olmuş Bahar ya! Ne oldu kızım sana? Ayşenur'cuğum canım arkadaşım Özgür abi bizim abimiz oluyor da! Senin olmuyor mu?" Bunları söyleyen bu defa çaçaron Ceren'di ona gözlerimi kırpıştırarak baktım. Yüzümde şaşkın bir ifade olunca Ceren devam etti "az önce dedin ya kızım? O sizin abiniz diye? canım o bizim abimiz de senin değil mi?" Yüzüm yavaş yavaş kızarırken ne söylesem diye bocalamaya başladım. "Sen ne saçmalıyorsun kızım, o tabi ki benim de abim! Onu da nereden çıkardın?" Allah aşkına bunların amacı neydi? Neden böyle sorular soruyorlardı bana? Dertleri eğer beni utandırmaksa başarıyorlardı. Yardım ister gibi Bahar'a baktım ama son golü de ondan yedim iyi mi? "Kızlar! Lütfen yengemi ve abimi rahat bırakır mısınız?" Pislik bunları söylerken karşımda sırıtıyordu. Acaba onun o çalı süpürgesi saçlarını yolsam kaç yıl yatardım. Onlara kötü bir bakış attım ve çantamı yan taraftaki sandalyeden almak için hamle yaptım, tam çantamı alıyordum ki Bahar elimi tuttu. Bırak der gibi elimi çektim ve hışımla çantamı aldım. Ceyda'da "lütfen Ayşenur şaka yaptık kuzum ya. Hadi yerine otur." "Şakaymış başlarım sizin şakanıza be!" Hem söylendim, hem de geri yerime oturdum. Bahar "kızma bize lütfen Ayşenur. Sizin bu ara abimle aranızda bir çekim var. Kızlar sadece bir gün ziyarete geldikleri hâlde onlar da sizin aranızdaki çekimi fark etmişler. Ceren abimin sana bir kaç kez baktığını görmüş, bana sordukların da, ben de var gibi dedim. Bir sen anlamıyorsun ya da anlamak istemiyorsun. Onun için kızlarla böyle birşey yapalım dedik." Gerçekten bizim aramızda bir şey mi vardı ve ben bunu anlamayacak kadar saf mıydım? Tamam aramızda çekim vardı ama başka birşey yoktu ki. "Abin bana çıkma mı teklif etti Bahar? Senden hoşlanıyorum dedi de benim mi haberim yok? " Bahar yine engin hayat bilgisini anlatmaya başladı. Kız resmen bizi röntgenlemek için işe girmiş be kardeşim. "Kızım siz bu aralar birbirinize dalıp dalıp gidiyorsunuz. İş yerinde abimi her gördüğümde gözü hep senin üzerinde oluyor. Sen de ne zaman o gelse ona kaçamak bakışlar atıyorsun." O da bana mı bakıyormuş? Yüzümde şapşal bir gülümseme olmaya başlayınca kendimi toparladım. Kızın söylediği o kadar şeyden bula bula bunu mu buldum ben ya? Vallahi aptalım! Kızların söylediklerinden o kadar utanmıştım ki! Acaba deve kuşu gibi başımı bir yere göme bilir miyim diye düşünmedim değil! Gerçekten onunla benim aramda ne vardı? Ben de aramızda olan şeyin ne olduğunu bilmediğim için sıkıntılı nefes alıp verdim. Bir of çekip kızlara baktığımda yüzlerinde anlayışlı bir gülümsemeyle bana bakıyorlardı. Sanırım içimdeki duyguları birileriyle paylaşmam benim içinde daha iyi olacaktı. Belki bana yardımcı da olurlardı. "Bilmiyorum kızlar. Bilemiyorum içimde olan duygunun ne olduğunu ona karşı ne hissettiğimi inanın ben de bilmiyorum. Sadece o bana bakınca gözlerinin derinliklerinde bir yer var, beni alıp o derinliklere götürüyor. Ve ben onun gözlerinde kayboluyorum. Sizce ben ona karşı ne hissediyorum?" Sözlerim bitince, gözümden bir damla yaş elimin üzerine düştü. Bahar anlayışla elimi sıkıp "sen abimden hoşlanıyorsun kuzum! Bunda utanılacak birşey yok ki. Bu hepimizinde başına gelebilir," onun bu sözüne Ceren hemen atladı. "Beni o katagorinin dışında tutun lütfen! O yontulmamış odungillerle uğraşamam! Ay o odunlar hiç benlik değiller, kızım erkeklerin çoğu öküz ," onun bu söylemleri bizi güldürürken "hiç gülmeyin ben aşık olmayacağım! Ne öyle mırç mırç," Ceren iğrenmiş gibi yaparak bizim sesli şekilde gülmemizi sağladı. Kızlara içimi döktükten sonra sınav sonuçları ve puanımız iyi olursa hangi okulu tercih yapıcağımızın tartışmasını yapmaya başladık. Ortak kararımız hepimiz aynı yeri tercih edelim ve birlikte ev tutalımdı. Okul ve ev planları yaptığımız sırada o kafenin girişinde belirdi. Etrafı arayan keskin gözleri anında beni buldu, kararlı ve hızlı adımlarla yanımıza gelirken, telaşlı gibi bir hali vardı. Yanımıza gelip "hadi kızlar kalkmanız lazım" deyince, kızlarla birimize baktık, Bahar "hayırdır abi birşey mi oldu?" "Çıkalım anlatacağım" biz toplanırken o da bizim hesabı ödemeye kasaya gitti. Birlikte kafeden çıktığımızda arabayı park ettiği yere doğru yürürken yanına gittim "ne oldu bir sorun mu var?" Aniden adımları durdu ve telaşlı gözleri beni buldu, derin bir nefes çekti içine "bir şey söyleyeceğim ama korkma tamam mı?" Hani bir kitapta okur ve dersin ki, hadi canım yazarda burada abartmış dersin. İnanmazsın daha doğrusu inanmak istemezsin, işte ben tam o anı yaşıyorum. Aniden kalbim sıkışmaya nefes alamamaya başladım. Biliyorum ki onun söyleyeceklerinden canım yanacak. Lütfen Allah'ım annem ve babama birşey olmasın diye içimden dua ettim. İnsan hissediyor biliyor musun? Kesin onlardan birisine birşey oldu. Ayaklarım titremeye başlayınca titrek çıkan sesimle zar zor sorabildim. "Kim?" "Baban ufak bir kalp krizi geçirdi ama durumu iyi. Merak etme bizimkiler yanında." Hani derler ya zaman durdu diye gerçekten duruyormuş. İlk önce ne söylediğini algılamayadım, sonra algım açıldı. Titreyen bacaklarıma yürü komutunu verdim. Yürümek isterken ayaklarım birbirine dolandı ve sendeledim tam o anda bir el tuttu kolumu o tutmasa sanki düşecekmişim gibi hissettim. Kolumu tutan kişiye minnetle baktım. Her zor durumda olduğum gibi yine yanımda yine yanı başımdaydı. Merhametli kahve gözlerine baktığımda sanki benim düşüncelerimi okumuştu. "Ben her zaman yanındayım" dedi. Bizimkilerle sessizce arabaya bindiğimizde elimi tutmaları ve sessiz desdeklerine zira minnettardım. Benim konuşacak ne kelimem ne de mecalim vardı. Allah'tan hastaneye yakındık da on dakikada geldik ama o on dakika sanki bana on saat gibi geldi. Resepsiyondaki kıza babamın nerede olduğunu sorduğumuzda, bizi yoğun bakım odalarının olduğu kata yönlendirdi. Alt kata indiğimizde annemler yoğun bakımla bekleme salonunu ayıran cam kapının önünde bekliyorlardı, "anne" diyen titrek sesime lanet ettim. Benim ağlamaklı sesime annem döndüğünde, annemin benim gibi yeşil olan gözleri ağlamaktan kızarmış beyazlarına kırmızılık çökmüştü. Onu bu halde görünce dayanamadım ve kollarına koşup onun sıcağına sığındım; annem beni kollarının arasına alıp sıkıca sarmaladı. "Anne..." "Şşşt ağlama biriciğim. Senin baban güçlüdür bizi bırakmaz. Benim onsuz yaşayamayacağımı bilir. Hadi ağlama, ağlama ki bu annende ayakta ve güçlü durabilsin" annem hem saçlarımı okşuyor, hem beni teselli ediyordu. Annemin sözleri ve dokunuşları olmazsa ben ne yapardım?... Hastanede beklemenin berbat birşey olduğunu size söylemiş miydim? Evet kesinlikle berbat bir şey. Dakikalar saat gibi saatlerde gün gibi gelir insana. Babam kalp krizi geçirmiş ve doktorlar durumuna bakacaklarmış, büyük ihtimal bi bypass ameliyatı olması gerekiyormuş. Babamın kalbe giden damarları tıkanmış, üç damarı sıkıntılıymış, doktorlar şimdi babamın uyanmasını bekliyorlarmış. Duruma göre hareket edeceklermiş, babamın doktoru bize bunları anlatırken sadece doktora boş gözlerle baktım. Sanki duygularım gitmiş hissizleşmiştim. Donuk gözlerle yoğun bakımı bizden ayıran cam kapıya bakıyordum. Her hangi biri çıkıp da hastanız iyi çıkarabilirsiniz diyecek diye, umut işte insan bekliyor... Beğenmeyi ve yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiyle kalın ?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE