YSÇ 6

2533 Kelimeler
Yanımda duran Yusuf abimle Bahar aynı anda hayır, deyince Özgür abi "hayırdır Yusuf sen neden hayır dedin koçum?" Derken, abime şüpheyle bakıyordu, ah o kaşlar yine çatık. Hadi açıkla bakalım sevgili abicim, diyen iç sesime çak bir beşlik yaptım. "Neden olsun abi yani biliyorsun Bahar'ın burada işe başlaması demek kovulan müşteri, kırılan tabak, bar... diye, abim devam edeceği sırada Bahar abime kırgın bir bakış attıktan sonra "aşk olsun Yusuf abi ben sakar mıyım, sen onu mu demek istiyorsun?" Yusuf abim de hemen lafı toparlamaya çalıştı, "değilsin tabi de, yani bazen elin ayağın dolaşıyor ya o yüzden dedim," abim konuştukça battı. Özgür abi onların hâline bir of çekerek yanındaki telefona uzandı. "Osman bize dört çay getir bir tanesi çok açık olsun," derken gözleri beni bulmuştu. Benim çayımı unutmamış olması nedense hoşuma gitti. "Ayakta dikilmeye daha ne kadar devam edeceksiniz. Otursanıza kızım," diye kükrediyce biz de onun masasının önündeki siyah deri koltuğa otururken gergindik, biz oturunca Özgür abi "anlatın bakalım, ne işiniz var sanayide?" Yanımda oturan Bahar huzursuzca kıpırdayınca iş başa düştü diye Yusuf abime dönüp onun kızgın gözlerine baktım. "Abi, kendine yeni sevgili yapmışsın, bizim neden haberimiz yok? Sosyal medya olmasa sevgilin olduğundan bile haberimiz olmayacak," diye tek nefeste konuştuğumda abimin şaşkınlıktan kaşları yukarı kalktı "sen büyüdünde bana hesap mı soruyorsun ufaklık?" Ben de ona gözlerimi kıstım ve kötü olduğunu düşündüğüm bir bakış attım. O benim bu kötü bakışımdan etkilendi mi, tâbi ki de hayır, üstelik bir de benim halime sırıttı. "Ben ufaklık değilim! Soracağım tâbi sen bana hesap sorarsan, ben de sana sorarım. Kim bu Hande?" Abimin benim sözlerime rahatsız olduğu Bahar'a kaçamak bakışlar atmasından da belli oluyordu. "Önemli biri değil," diye ağzının içinde geveledi. "Pardon abi ama sen hiç böyle şeyler yazmazdın eğer bu kız senin için önemli değilse neden sosyal medyada ilişki başladı diye yazdın?" "Uzatma kızım önemli değil diyorsam önemli değildir," bunu söylerken yine Bahar'a kaçamak bakışlar atıyordu. Sevgili abim bir şeyler çeviriyor ya hadi hayırlısı! "Tamam senin için önemli birisi olmayabilir ama bu yazdığını teyzem, annem ve tüm akrabalar gördüğünde onlara ne söyleyeceksin? Belki de hepsi ilişki başladı yazdığını sosyal medyadan gördüler!" Abim hiç umrunda değilmiş gibi lakayıt bir şekilde, "ee ne olmuş görsünler" diye omuzlarını kaldırıp indirdi ya, benim keçiler de kaçtıkları yerden geri geldi. Hem kızın abisinin yanında kıza çaktırmadan kaçamak bakışlar at, sonra git başka kızla ilişki başladı yaz, oh ne âlâ memleket. "Nasıl ee abi ya, sen hiç teyzemin bu habere ne kadar sevineceğini düşünmüyor musun? Hadi kız istemeye gidiyoruz diye teyzem haftaya çiçekle çikolatayı kaptığı gibi adaya gelir haberin olsun. 'Sen eee ne olmuş diyorsun' ya hani. Bilgin olsun diye diyorum senin haberin bile olmadan kendini nikah masasında buluverirsin. Zaten kadının tek derdi seni evlendirmek. Bu ilişki başladı durumunu gördü ya bittin oğlum sen," derken bu kez ben ona sırıttım, bir an teyzemin çiçek ve çikolata ile kapıya dayandığı sahne gözümde canlanır gibi oldu. Melike teyzem diğer oğulları Yakup ve Yunus abimi evlendirdiği için tek bekâr Yusuf abim kalmıştı. Abim de iş yeri açınca teyzem artık oğlumun işi de var diye abimin evlilik işini hâliyle hızlandırırdı. Bunları nereden mi biliyorum? Tabi ki de annemden, annem bizim komşulara bile soruyor, 'tanıdığınız iyi bir kız varsa, Yusuf'u evlendireceğiz' diye. Anlayacağınız teyzemle, annem iki koldan abimin başını bağlamak için uğraşıyorlar. Uzaktan tanıdık ve akrabalara 'Yusuf için kız arıyorum şöyle münasip birisi varsa arayıp haber verin' diye herkese haber bile yolladılar. Beni girdiğim düşüncelerden kurtaran abimin sıkıntılı sesi oldu. "Lan, ben annem faktörünü unuttum ya! Of ki off! Ben kendi başımı yaktım görüyorsun değil mi abi?" Deyince, abimin yüzündeki şaşkın ifadeye Özgür abiyle ben gülerken, Bahar yine sessiz kaldı. Bahar yüzünde zoraki gülümseme ile bizim konuşmalarımızı dinliyordu. Bu defa Özgür abiye sordum. "Abi, sen tanıyor musun bu Hande'yi?" Elini teslim oluyorum der gibi yukarı kaldırdı ve yüzünde çarpık bir gülümseme ile "hiç bana sorma! Ben de şuan senden öğreniyorum, bu kız yeni galiba. Ben bu kızı Yusuf'un yanında hiç görmedim" işte, şimdi kafam karışmıştı. Çünkü Yusuf abimle Özgür abi birbirlerinden hiç bir şeylerini saklamazlardı. Ben bunları düşünürken tekrar abime baktım, o da kafası karışmış gibi Bahar'a bakıyordu; onun dikkatini çekmek için "abi" diyerek bana bakmasını sağladım. Zira Özgür abi de elini cenesine koymuş kirli sakalını sıvazlarken şüpheli gözlerle onları inceliyordu. "Tamam, başımın belası sana evde anlatırım," onun sözlerini tek kaşımı havaya kaldırarak dinledim. "Burada ne güzel konuşuyoruz işte, anlatsan ne olacak ki, hem biliyorsun ben eve gidene kadar meraktan çatlarım." Abim ya sabır der gibi tavana baktı. Özgür abinin ofisinin kapısı tıklayınca abim rahat bir nefas aldı. Özgür abi, tok bariton sesi ile "gir" dedi. Osman abi elindeki tepsiyle içeriye girince bize başıyla selam verdi. Elindeki tepsiyi bizim önümüzdeki ahşap orta sehpaya bıraktı, "hoş geldiniz kızlar, nasılsınız?" Diye her zamanki gibi güleç yüzüyle sordu, Bahar'la her zamanki gibi koro hâlinde, "iyiyiz abi, sen nasılsın?" Dedik, bizim halimize gülümseyen Osman abi"ben de durumlar aynı kızlar, çalışmaya devam, ee siz bu yıl çalışmaya gelmiyor musunuz?" Diye sorunca, aslında uzun süredir aklımda olanları anlattım. "Şahsen patronla anlaşırsam bu yaz da burada çalışmayı düşünüyorum abi" dedim, Osman abi de babacan bir tavırla "hadi hayırlısı bakalım. Başka isteğiniz var mı?" Diye sorunca, yine koro halinde "yok" dedik. Osman abi bizim halimize gülerek ofisten çıktı. O gittikten sonra bizimkilere baktığımda tüm gözler bana dönmüştü, onlara ne var dercesine baktım. Bahar "sen çalışmayı mı düşünüyorsun Ayşenur, bundan benim neden haberim yok?" Diye sorarken kaşlarını çatmıştı. Abisi kılıklı... Ben çalışmadan duramam ki, tâbi ki de çalışmayı düşünüyordum üniversiteyi kazanırsam masraflarım da kendi emeğimin olmasını istiyordum. Bu düşüncelerimi ilk babamla konuşacaktım ama sınavdan yeni çıktığımız için zamanım olmamıştı. Babamdan önce bugün burada konuşmak nasipmiş. Özgür abiye,"aslında bu konuyu ilk babamla konuşup sonra seninle konuşmak istiyordum abi ama nasipte tam tersini yapmak varmış." Omuzlarımı kaldırıp indirdim, "o zaman ilk sana sorayım, abi bu yaz da burada çalışabilir miyim?" Benim sözlerimi işitince Özgür abinin kaşları hayretle yukarı kalktı. "Benden izin mi alıyorsun? Ayşenur sen zaten buranın ortağısın izine ihtiyacın yok." "Biliyorum abi ama şuan lokantaları babamlar değil sen işletiyorsun. Onlar sadece arkadaşları ile muhabbet etmeye ve zaman öldürmeye geliyorlar buraya. Eminim bu yaz buralara bile uğramazlar" diyerek kıkırdadım. Onlarda benim halime gülüp söylediklerime hak verdiler. "Biliyorsun bu yıl üniversite sınavına girdim, eğer bu yıl üniversiteyi kazanabilirsem okul masrafları için çalışmak istiyorum. Kazanamazsam o zaman da dersane masrafları için kullanırım kazandığım parayı. Ne diyorsun patron burada bana iş var mı?" Diye sorduğumda başını inanamiyorum dercesine sağa sola salladı "tâbi ki de sana her zaman iş var. İstediğin zaman gel başla. Zaten biliyorsun burada yazın işler daha yoğun oluyor." "Ayşenur burada işe başlarsa ben de başlarım" bunu söyleyen tembelliği ile nam salmış arkadaşım Bahar mıydı? Ben ona şaşkınlıkla bakarken. Özgür abi her sıkıntılı anında yaptığı şeyi yapıp ensesisini kaşıdı. "Senin bu söylediğin nasıl olacak Bahar Hanım? Okula giderken bile annem seni yarım saatte zor uyandırıyor. Geçen yıl bir gün işe geldiğinde olanları da unutmamak lazım!" Bahar Özgür abinin sözlerini işitince yerinde dikleşti. Her strese girdiğinde olduğu gibi başladı taramalı tüfek gibi saydırma ya. "Aaa neden erken kalkamıyormuşun kalkarım canım ben de! Ayşenur çalışıyorsa ben de çalışacağım. Eğer ben çalışmazsam annem o gün senin bu gün benim gezdirir durur. Ay düşüne biliyor musun abi? Bir sürü kilo alırım o günlerde, bir de o yetmiyormuş gibi üstüne üstlük oradaki teyzeler beni evlendirmeye bile kalkarlar. Ay yok kalsın ben istemiyorum en iyisi çalışayım, dimi abi?" Özgür abi Bahar'a kızgın bir bakış atınca ben de çaktırmadan Yusuf abime baktım, Bahar'a yüzünde kocaman gülümsemeyle gözleri parlayarak bakıyordu. Kız bunlar olmuş da okeye dönüyorlar ya. Kafamdaki tilkilerin kuyruğunu yakalama işim Özgür abinin kükremesi ile yarım kaldı. "Ne diyorsun kızım sen? Ne evlenmesi? Ne kocası? Bahar kırdırma kızım bana bir tarafını! Otur oturduğun yerde!" Diye bağırırken, Yusuf abimin de elleri yanında yumruk yapmıştı. Bahar, "ama abi ne dedim ki şimdi? Ne yaptım da bana kızıyorsun?" "Adamı sinir etme kızım! Ne evliliği, senin yaşın kaç daha?!" Tâbi benim saf ve sazan arkadaşım anında lafa atladı "on sekiz," deyince onun bu saflığı hepimizi güldürmüştü. Özgür abi de baktı Bahar'dan kurtuluş yok mecburen kabullendi. "Tamam o zaman, ne zaman istiyorsanız gelin işe başlayın. Bahar sen mutfaktaki elemanlara yardım edeceksin, tek kuralım bu. Ayşenur'da nerede eksik elaman varsa onlara yardım edecek, bakalım işler iyi giderse bu yıl çarşıda bir yer daha açmak istiyorum. Çarşının merkezinde yeni yapılan inşaatten istediğim yeri aldık, inşaatın bitmesini bekliyorum sizin anlayacağınız işler büyüyor." Deyince hepimiz hadi hayırlısı dedik. Konuşmamız bitince, abim işinin başına dönmesi gerektiğini söylerken, Bahar'a kaçamak bir bakış daha atmayı ihmal etmedi, aslında onların bu halini izlemek keyifliydi. Abim gidince bizde eve gitmek için ayaklandık Özgür abi de bizimle birlikte ayağa kalktı. O ayağa kalkınca sanki odanın içi birden dolmuştu. "Ben sizi bırakırım, düşün önüme" dediği, zaman bizde paşa paşa peşine düştük, sıkıysa düşmeyin, adamın boyu bir doksan, kilosu da yüz kilonun üzerinde bize bağırınca bile tırsıyorum, üzerime yürüdüğünü düşünmek bile istemiyorum! Arabaya binip yola çıktığımızda, arada onunla dikiz aynasından göz göze geliyorduk, nedense bugün Özgür abinin bana baktığını hissediyordum. Sanki onun bana olan bakışları değişmişti, ya da ben onun bana böyle baktığını yeni fark ediyordum. Onun bana bakması ilgi göstemesi nedense hoşuma gitmişti, aynada gözlerimiz tekrar kesişince kalp atışlarım hızlanmış, yüzüm kızarmaya başlamıştı. İlk defa böyle oluyordum, Salih'le el ele tutuştuğumuz da bile bu kadar heyecanlanmamıştım. Neredeyse elimi kalbimin üzerine koyacak ve sakin olmasını söyleyecektim. Aslında şöyle alıcı gözle bakınca Özgür abi yakışıklı adamdı, simsiyah gür saçları, insanı delip geçen kahverengi güzel gözleri, kadınları bile kıskandıracak kadar uzun kirpikleri, düz ve şekilli burnu ve erkeksi köşeli çenesi vardı. Yani anlayacağınız hangi kız onun kendisine baktığını hissetse benim verdiğim gibi tepki verirdi. Nereden mi biliyorum, tâbi ki iş yerindeki kızları, bizim okulda ki kızları ve müşterilerin ona nasıl baktığını gördüm de o yüzden biliyordum. Aslında düşününce ona bakan her kız beni biraz rahatsız etmişti, bunun nedenini kendime sorduğum da, abime bakan kızlara duyduğum kızgınlık olduğunu, kendi kendime söylemiş durmuştum. Dikiz aynasından onu incelediğimi fark edince, yüzünde çapkın bir gülümseme belirdi. Allah'ım yer yarılsında ben de içine gireyim, ay bu çok utanç verici, adamı resmen süzerken yakalandım iyi mi? Bir an ne yapacağımı şaşırdım bocalamaya başladım, ne yapsam diye düşünürken yanaklarıma kan hücum etti. Eminim ki şuan beyaz yüzüm kıpkırmızı olmuştur, oflayarak gözlerimi kaçırdım ve utanç içinde camdan dışarı bakmaya başladım. Allah'ım az önce ben ne yapmıştım? Ay resmen az önce abi dediğim adamı incelemiş, bir de o yetmezmiş gibi onu beğenmiştim, ay Allah'ım bu ne utanç verici bir durum! Ben utancımla boğuşurken nihayet eve gelmiştik. Arabayı kendi evlerinin önünde durduğunu fark ettiğim an arabadan kendimi resmen dışarı attım. Arabadan indiğimde bacaklarım titriyordu. Temiz havayı içime çekmem lazımdı evet evet bu iyi gelir diye derin nefesler aldım, oksijen içime nüfus ederken kendimi daha iyi hissetmeye başladım. Onun bakışlarından ve o kendine has odunla misk kokusundan kurtulduğumda, biraz olsun kendime geldim. Tam onlara hadi görüşürüz diyecekken, mahalleden komşumuz Şükran ablanın ufak oğlu Şahin'in Bahar abla diye bağırması ile hepimiz ona baktık. "Bahar abla!" Şahin arkadaşlarıyla top oynamayı bırakıp, yanımıza nefes nefese koştu, Şahin küçük ellerini dizlerine koyup nefeslenirken. Bahar'da eğilip Şahin'in başını okşadı "ne haber Şahin. Ay sen görüşmeyeli büyümüşsün! Ay nasıl da yakışıklı olmuşsun Şahin sen ya, yerim seni ben" diyerek Şahin'in yanaklarını sıktı "tabi büyüdüm Bahar abla. Biliyor musun, geçen hafta sünnetde oldum! Bahar abla beni bekle tamam mı? Ben büyüyünce seninle evleneceğim," demesiyle, bugün Özgür abi bilmem kaçıncı defa kükredi "laaan Şahin ben senin var ya, gel lan buraya bacaksız ben senin," diye başlayan küfürünü elimle ağzını kapatarak engelledim. Özgür abi bir elime bir bana baktı ve şaşkınlıkla bir iki defa gözlerini kırpıştırdı. Ne yaptığımı fark ettiğimde ben de renk yavaş yavaş al dan mora dönmeye başladı. Yaptığım şeyi fark ettiğim an hızla elimi onun sıcak dudaklarından çektim. Gözlerimi kaçırdım ve ondan başka her tarafa bakmaya başladım. Tabi bunu fırsat bilen Şahin, arkadaşlarının yanına kaçmıştı bile. Akıllı çocuğun hâli başka oluyor, tehlikeyi sezince anında sıvıştı. Ama bu çocuğun öğreneceği daha çok şey vardı, ilk öğreneceği şeyse bir kızın abisinin yanında seninle evlenicem denmemesiydi, kızın abisinin yanında öyle denir mi ayo? Denmez tabi Şahin'in öğreneceği çok şeyi vardı çok. Of bu çocuk akıllanmazdı, arkadaşlarının yanına giden Şahin onlardan cesaret almış olacak ki! "Bahar abla annemler siz de, abin gidince bana haber ver tamam mı? Senin yanına gelirim," diye yeniden bağırdı. Tâbi bunu duyan Özgür abi "lan ben senin," diye Şahin'in üzerine doğru bir iki adım yürümüştü ki bir baktık Şahin ve saz arkadaşları yok... "Lan Bahar! Lan Bahar! Ne yapıcağım kızım ben seninle? Ufacık oğlanları bile peşine taktın. Ne geziyor kızım senin peşinde bu velet?" "Pes artık abi ya, ben ne yaptım şimdi? Beni ufacık çocuktan kıskanıyorsan suç benim mi? Kıskanma canım sen de aaa!" Diye sitem eden Bahar'a, Özgür abi sabır dercesine bakıyordu. Şimdi bunda kızın ne suçu vardı ki canım. Yok ya bu erkek milletinin kafası farklı çalışıyor yeminle, bu gördüklerimden sonra buna kesin emin oldum. "Yürü Ayşenur yürü annen de bizdedir. İçeriye girelim yoksa abim ya kendi çıldıracak ya da beni çıldırtacak" onların haline dayanamayıp güldüğümde Bahar Hanım güldüğüm için bana ölümcül bakışlar attı, orası ayrı. Bu halleri artık onların günlük rutini olmuştu, Özgür abi kıskanç bir adamdı, Bahar'da güzel olunca bu yüzden onların bu tartışma hiç bitmiyordu. Kapıya geldiğimizde Bahar bana bakıp yüzünü buruşturdu, "ben zile basarım aman sen dur! İçerdekilere yazık etme!" Deyince ben de ona her zamanki gibi dil çıkardım. Bizim bu halimize arkadan bir kıkırtı sesi geldi, arkama dönüp baktığımda, Özgür abi işaret ve orta parmağının tersiyle güldüğünü gizlemeye çalışıyordu. Bu erkeklerin kıkırdaması neden insanın bu kadar hoşuna gidiyor? Ona kaşlarımı çattım ve gözlerimi kısarak kötü olduğunu düşündüğüm bir bakış attım. Benim bu hareketimle Özgür abinin tek kaşı havaya kalkarken, dudağıda ukala bir biçimde kıvrıldı. Biz onunla bakışırken kapı açıldı. Ona son bir bakış atıp açılmış olan kapıdan içeri girdim. Bahar'ların uzun olan koridorundan geçerek salona girdiğimizde, Bahar misafirlere hoş geldin diyordu. Ben de yan komşumuz olan Asuman abladan başlayarak hepsine hoş geldiniz demeye başladım, camın kenarındaki tekli, pudra rengi koltukta oturan Melahat teyze ile bir an göz göze geldik. Ben yüzümde tebessüm ile yanına giderken, Melahat teyzede gözlerini kısmış şüpheyle beni inceliyordu. Bu kadın neden şimdi benim röntgenimi çekmek ister gibi bana bakıyordu ki? Onun bakışlarından rahatsız olduğum için hemen annemin yanına geçtim. "Ee kızlar okul bitti. Sizin sınav nasıl geçti. Bizim Büşra zorlanmış" diyen Şükran ablaya baktım, kızı Büşra bizimle birlikte büyümüştü. Biz Anadolu lisesine giderken Büşra ise kız meslek lisesine gitmişti. "Ben bir sayısalda zorlandım abla ama diğerleri çok zor değildi." "Sen bu ineğe bakma Şükran abla, Büşra haklı sınav zordu," diyen Bahar'ı Seher teyzem "Bahar!" Diye uyardı. "Ay maşallah Selma. Kızın geçen yıl gördüğümden daha büyüyüp serpilmiş," bunları söyleyen de Şükran ablanın görümcesi, Fatma ablaydı. Fatma abla İstanbul'da oturuyordu ve yazları tatil için anne, babasının yanına Adapazarı'na geliyordu. "Çok şükür büyüdü," derken annem Seher teyzeye tedirgin bir bakış attı. "Ben de bugün senin Çağla'yı gördüm Fatma. Çağla'da bayağı büyümüş. Şahin'in peşinde geziyordu," diyen Seher teyzelerin yan komşusu Feride ablaydı. "Ay sorma Feride abla Çağla tutturdu ben büyüyünce Şahin'le evleneceğim diye. Şahin'de bugün ben seninle değil Bahar ablayla evleneceğim deyince benimki başladı ağlamaya, ağlaya ağlaya uyudu. O yüzden annem buraya gelemedi," deyince bizimkilerden ay canımlardan tutun. Erkek milleti çocukken bile aynı diyenler, bu defa erkek milleti hakkında konuşmaya başladılar... Durumdan anlaşıldığı gibi bizim mahallenin bugün durum değerlendirme günüydü. Tüm komşular bugün kim kız arıyor, kim evleniyor, kim kaynanası ile kavga etmiş. Kimin kocası ne odunluk yapmış işte hepsi bu bugün bu evde bu masaya yatırılacaktı...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE