7.BÖLÜM

995 Kelimeler
7. BÖLÜM Yerde bir süre ağladım. Sonunda biri beni fark etti ve yanıma yaklaştı. Ellerimden tutup kaldırdı. “Hadi kızım, gel, seni yukarı götüreyim,” dedi. O sırada bir kadın Cihan’a bağırıyordu: “Sen benim kocamsın!” İşte o an sanki boynumdan bir damar koptu. Kanımın hızla aktığını, sıcaklığının vücuduma yayıldığını hissettim. Bu bir tükenişti. “Benim onayım yok bu evliliğe! Ben aşiret kızıyım, üzerime kuma alamazsın!” diye haykırdı kadın, sesindeki çaresizlikle... Ardından kendini bırakıp ağlamaya başladı. Hıçkırıklarımız birbirine karıştı. İki kadının da hayatı mahvolmuştu ama herkes susuyordu. Ne kadar isyan edebilirdik? Ne kadar dayanabilirdik bu acıya? Kendimi toparlayıp bağırmak üzereydim ki, kolumdaki orta yaşlı kadın fısıltıyla uyardı: “Şiişt, sakin ol kızım. Çok bağırma, yoksa seni de öldürürler. Aşiret toplanır, akşam hüküm verir. Bize düşen sabretmek ve Allah’a tevekkül etmektir.” Söylediklerini algılayamayacak kadar kötü durumdaydım. Ona sıkı sıkı sarıldım ve ağlamaya devam ettim. Ayaklarımın bağı çözüldü, artık kendimi taşıyamıyordum. O da beni bırakmadı, kucaklarcasına tuttu ve bir odaya götürüp yatağa yatırdı. “Biraz dinlen, şimdi geliyorum,” diyerek çıktı. Yapabildiğim tek şey ağlamaktı. Aklımda babam vardı. Ne yapıyordu şimdi? Hâlâ o adamların elinde miydi? Telefonumu alıp hemen polisi aradım. Panikle bir şeyler anlatmaya çalıştım ama sesim boğuluyordu. Sonunda, “Beni kaçırdılar, kurtarın! Konum atıyorum!” diyerek kapattım. Ardından konumu gönderdim. Babamı aradım ama açmadı. Anneannem geldi aklıma, onu da aradım, o da açmadı. Son çare mesaj atmak geldi aklıma: Anneanne beni kaçırdılar. Babamın kafasına silah dayadılar. Kurtar bizi. Tam o sırada kapıdan gelen sesle telefonu sakladım. Kapı yavaşça açıldı. Biraz önce odadan çıkan kadın yine gelmişti. Sakin ve gülümseyen bir ifadeyle yaklaştı. “Daha iyi misin?” “Bana yardım et, ne olur kurtar beni bu adamdan. Hem evliymiş, hâlâ evlenmekten bahsediyor. Azman bu!” dedim, hızlı ve yardım bekleyen bir tonla. Tedirgin görünüyordu ama yatağın ucuna oturup ellerimi tuttu. “Burada her kadının bir hikâyesi olur. Kimininki acıyla sürer, kimininki yarım kalır. Ben de buralı değilim. Karımla, bebeğimle yaşarken kocamı öldürdüler. Bir oğlum var ama varla yok arası. Benimle bağı kalmadı ama beni göndermediler... Seni nasıl göndersinler? Burada kadının hükmü yoktur, bilmez misiniz?” Sözleriyle birlikte daha çok ağlamaya başladım. Korkum her geçen dakika büyüyordu. “Ben artık gideyim. Sen de kendini daha fazla üzme. Vardır her şeyin bir çaresi, yavrum,” deyip çıktı. Ağlamaktan yorgun düşmüştüm. Gözlerim cayır cayır yanıyordu. Hemen telefonu elime alıp baktım. Babam ve anneannem aramıştı. Önce babamı aradım. Üçüncü çalmada açtı: “Kızım, nasılsın? İyi misin?” Ağlamaktan konuşamıyordum. “Ağlama kızım, kurtaracağım seni,” deyince içim biraz rahatladı. “Nasıl?” diyebildim. “Sakın korkma, gelip seni alacağım.” O sırada kapı açıldı, Cihan içeri girdi. “Ooo küçük cadı, bakalım kimle konuşuyorsun?” deyip telefonu elimden zorla aldı. “Zamanınız azalıyor Halil Ağa. Ne gelen var ne giden. Boran piçi nerede? Yeğenini arasan iyi edersin, yoksa akşam nikâha beklerim,” deyip kapattı ve telefonu cebine koydu. “Ver onu bana!” dedim yataktan kalkarak. Gözlerime baktı: “Uslu dur,” dedi sadece ve kapıyı kilitleyerek çıktı. Beynimin tüm bu olanları kabul etmesi imkânsızdı. “Allah’ım, ne olur hepsi bir rüya olsun!” diye bağırarak ağladım. Öfkem geçmiyordu. Odayı dağıtmaya başladım. Ne yatakta nevresim kaldı, ne de vazolar sağlam. Her şey yerle bir olmuştu; tıpkı içim gibi... Artık ne öfkemin biteceği vardı, ne de onu koyacak bir yerim. Odada, tek başıma yığılıp kaldım. Kimsesiz ve kırılmış... Gözümü açtığımda kolumda serum vardı. Yanımda o yumuşak yüzlü kadın oturuyordu. “Uyandın mı? Bizi çok korkuttun, kızım,” dedi. Cevap veremedim. Gözlerimi yavaşça açıp kapadım. Serum bittikten sonra çıkardı. Ardından yanıma oturup: “Kalk kızım, hazırlanman gerekiyor,” dedi başını önüne eğerek. Gözlerime bakamıyordu. Saat yedi olmuştu. Artık evlenmem gerekiyordu. Ne babam gelmişti ne polis ne de anneannem... Serumun etkisiyle mi bilmem ama öfkem dinmişti. Yerini sakinlik ve hissizlik almıştı. İnsanın ailesinden beklediği yardım gelmeyince gelen o duygunun tarifi yoktu. Ama anladım ki bu iş ne ağlamayla ne de bağırmakla çözülecekti. Artık aklımla hareket etmeliydim. Bu evlilikten kaçamıyorsam, onu geçersiz kılmanın bir yolunu bulmalıydım. Yavaşça yerimden kalktım. Hiçbir şey belli etmeyecektim. Kabul etmiş gibi davranacak, hoca sorduğunda “hayır” diyerek nikâhı iptal edecektim. Böylece zaman kazanırdım. Belki o zamana kadar biri gelir, bir mucize olurdu. Yatağın yanına bırakılan beyaz elbiseyi giydim. Kadın beni hazırlarken öyle narin davranıyordu ki... Böyle bir durumda olmasak, ona doya doya sarılırdım. Bana baktı, gözleri doldu. “Çok güzel olmuşsun,” dedi. Tepki vermedim, başımı öne eğip koluna girdim. Göz göze gelsek ağlayacaktım, bu yüzden kaçtım bakışlarından. Salona doğru ilerledik. Hoca gelmişti. Yere minderler serilmişti, Cihan hocayla birlikte oturuyordu. Arkası bize dönüktü. Kadınlardan biri içli içli ağlıyordu. Muhtemelen Cihan’ın karısıydı. Beni görünce gözyaşlarını sildi, sinirle baktı ve odadan çıktı. Yüreğim tekrar sızladı. Onun için mi üzüldüm, kendi halime mi... bilmiyorum. Gözyaşlarım durmadı. Ağlaya ağlaya Cihan’ın yanına oturdum. O da hiç bakmadı bana. Belki o da üzülüyordu ama başka çözüm aramak istemedi. Suçluydu. Hoca konuşmaya başladı. “Ana adı, baba adı…” derken “Mehir olarak ne istiyorsun?” diye sorduğunda kaşlarım çatıldı. “Mehir ne demek?” diye düşünürken, Cihan bana hayranlıkla bakıyordu. Bu bakış beni ürküttü. Hemen gözlerimi kaçırdım. Benden hoşlanıyor olabilir miydi? Karısı varken… “Ben bir şey istemiyorum, Hoca Efendi,” dedim çatallaşmış sesimle. Cihan yine gülümsedi. Sanırım gerçekten benden etkilenmişti. Başımı sağa sola sallayıp “olmaz” dercesine baktım ama o çoktan konuşmaya başlamıştı: “Bir araba, bir ev, bir de…” Sözünü tamamlamasına izin vermedim. Çığlık attım: “Hayır! Hiçbir şey istemiyorum! Evlenmek de istemiyorum! Anlamıyor musunuz? Evlenmiyorum! Git, kimi öldürüyorsan öldür! Umurumda değil! Bırakın beni!” Bir çırpıda yerimden kalktım. Cihan kolumdan tuttu. Tüm heybetiyle karşıma geçip: “Otur şuraya!” dedi sertçe. “Ne o, kardeşini öldürmemek için mi beni öldürüyorsun? İkisini de tanımıyorum! Kimi öldürüyorsan öldür, ama beni rahat bırak!” Sinirlenmişti. Gözlerini gözlerimden ayırmıyor, kolumu bırakmıyordu. Korkuyordum ama başka çarem yoktu. O sırada siren sesleri duyuldu. Konağın kapısında bir umut yeşerdi içimde. Heyecanla gözlerim parladı. Kapıdan giren adama baktım. Cihan’ın gözleri hâlâ üzerimdeydi. Yaklaştı, kulağıma fısıldadı: “Kurtulma şansını da kaybettin, küçük cadı.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE