20. BÖLÜM: ZİLLET (*aşağılanma)

2229 Kelimeler
Kelimenin tam anlamıyla ürperdim. Ellerim, ellerinin arasındayken titremesinden korktum fakat bedenimin tepkilerini söndüremedim. Ruhum ümitlenmesin diye onu çarmıha gerdim. Tiz tiz çığlıkları, acı çeken sokak köpeğini andırsa da hiç oralı olmadım. Ümitlenemezdi ve beni de kendisiyle beraber cehennemin en can alıcı korlarına atamazdı. Bedenim bitkindi, üzerinde taşıyamazdı lavların verdiği yanıkları. Ve kokum yanık kokusuyla karışamazdı. "Kendine gel istersen." dedim sesimi sert tutmaya çabalayarak. "Önce sevgilin olmasına rağmen benimle üç gün, yalnız başına, evde kaldın. Sonra dans etmeye zorladın ve şimdi de saçma sapan cümleler kurup bir kez daha kadına ihanet ediyorsun." Boğazımı temizlemek amacıyla yalandan öksürdüm ve kelimeler dışarı çıkmadan, öldüresiye boğazıma dizildiler "Yaren Hanım ile yakınlaşmanı da es geçmeyelim. Karaktersiz olmak özel seçimin mi?" Ellerimin arasındaki bedeninin gerildiğini hissedebiliyordum. Bilerek veya bilmeyerek elimi hafif sıkmaya başlamıştı. "Neyse, lütfen masaya geçebilir miyiz?" derken gözleri gözlerimle adeta sevişiyordu. Öyle uyumlulardı ki sanki birbirleri için yaratmıştı Allah onları. Bedenlerine öyle hasretle dokunmuşlardı ki gözlerim yandığından sızısını hissetmiştim. "Daha yeni çıktık. Madem benimle dans etmek istemiyordun sevgilim olduğunu söylemeseydin. Bende bunu tasdikledim, biraz daha sık dişini." Kelimeler cansızdı. Ne ruhu vardı ne bedeni, ölü gibi buz gibi çıkmıştı dudaklarından. "Katlanacağız mecbur." Kesinlikle kötü dans etmiyordu fakat kasılan bedeniyle temasta olmak beni de geriyordu. Huyunu suyunu bilmediğim yabancı bir adamdı ve kelimelerimi seçemiyor oluşum beni zora sokuyordu. "Yarın kıyafetlerini almak için buluşalım." dedi bedeni biraz rahata kavuşurken. "Ben adres atarım, sen kargolarsın. Buluşmamıza gerek yok." Bu adamın hal ve hareketleri benim sinirlerimi germeyi başarıyordu. Böylesi adamlardan nefret ediyordum, madem seviyorsunuz başka birileriyle buluşmak için can atmayın! "Eğer sorun sevgilimin olmasıy..." Konuşmasına izin vermeden kestim lafını. Kelimelerinin boğazına dizilişi bana zevk verdi ve dudaklarım memnuniyetle kıvırıldı. "Sorun o değil. İlk defa sevgilisi olan birisini görmüyorum sonuçta. Sorun bunu bana söylememen ve benim aptal gibi senin evinde kalmam. Amacım yemin ederim yardımdan başka bir şey değildi fakat bunu bilsem yapmazdım. Vicdanımın sesini cümle alem duysa bile umurumda olmazdı." "Yardım edemedin. Hala vicdanın sızlıyor mu?" Tabii ki hayırdı! Onunla öpüşecek kadar da yardım hırsı bürünmemişti bedenime. Belimde olan elleriyle beni daha fazla kendine çekti. Bedenlerimiz birbirine neredeyse yapışıktı. Yaptığı hareket içimdeki duyguların canlanmasına neden oldu. Yeni ergenliğe girmiş kızlar gibi en ufak yakınlaşmakta etkilenmem çok acınasıydı. Tanrım, şu an tüm insanları unutmuş daha fazla yaklaşmasını istemem çok utanç vericiydi. "Eğer sevgilim olmasaydı benimle öpüşür müydün?" Dikkatimi toplayamıyor, cümlelerine odaklanamıyordum. Bedenime yaslı olan koca cüssesi aklımı başımdan almaya yetiyordu. İçimde oluk oluk istek aktı. Bu çok yanlıştı, ellerimle adamı kendime daha fazla yaklaştırmak istemem günahtı. Aciz bir varlıktım, sevdiği birisi olan adamı isteyecek kadar acizdim. Ellerim, şeytanın ellerine benzedi ve omuzlarını istemsizce sıktım. Lütfen anlamasındı bana ne olduğunu! Utançtan geberebilirdim fakat şu an tek hissettiğim arzuydu. Utanmasam adama yapışacak raddeye gelmiştim. "Öpmemi ister miydin?" Konuştum fakat konuşmaz olsaydım. Sert yutkunuşumu duymaması imkansızdı. Anlardı büyük ihtimalle şu an ne derece süveydama günah eklediğimi. "Şu an seni öpsem ne yaparsın?" diye sordum saf saf. Gözlerimi gözlerinden çekip dudaklarına yönlendirdim. Dişlerimin arasına dudaklarımı alıp ezdim. Onun dudaklarına bakıp kendi dudaklarıma işkence etmemi gördü. Gördü fakat hakkımda ne düşündüğünü önemsemedim. "Günaha mı sürükleneceğiz?" gözleri hala yüzümde mıhlıydı. "Fakat sana söyledim Ayza, kalbimdekine ihanet edemem. Bedenim acıdan kıvranıyor, uykusuzluktan gözlerim sızım sızım sızlıyor fakat bu ona değer." Tam anlamıyla kendimden utandım. Az önce dudaklarına baka baka konuştuğum adam beni bozguna uğrattı. Cayır cayır yanan bedenime utanç eklendi ve yanaklarımın kızarmamasını ümit ettim. "Bedenimi bedenine yasladın ve yeniden doyumsuzluğunu gösterdin. Tek kadınla yetinemeyecek kadar doyumsuzsun. Ben seni denedim Hakim. Hemcinsime ihanet edecek kadar alçalmadım. Zira devam etseydim karşı koyamayacağın belliydi, kasılan vücudun ele veriyor seni." Gözümü kırpmadan yalan söyledim. Bu yalana kendim bile inandım, az önce vücudumda bariz beliren arzuyu unutup. Gözlerine alay edercesine bakmayı sürdürdüm. Şu an yaptığım şeyden utanç duydum. Suçluydum fakat tam anlamıyla zeytinyağı gibi üste çıkmıştım. "Doyumsuz olan kişiyi tartışmakta fayda var. Dudaklarımı kemirip seni yoldan çıkartmak isteyen kişi ben değilim. Suçluluk psikolojisiyle hareket ediyorsun fakat ben bunu anlamayacak kadar aptal değilim." Ne diyeceğimi bilemeden yutkundum. Adam en başından beri farkınaydı ve ben onu çocuk kandırır gibi kandırmaya çalışmıştım. Düştüğüm durum karşısında yerin yedi kat dibine saplanmak istedim. Gururum kana boyandı ve yerle bir edildi. "İnsancıl duygular bunlar. Utanacak bir şey yapmadım. Sende beni kendine yaklaştırmasaydın da bende seni arzulamasaydım." Gözlerindeki zilleti tattım. Acınası bakıyordu sanki, ya da ben kendime acıdığım için öyle hissediyordum emin değildim. Dünya ve ay dönmeye devam etti, yıldızlar hareketliydi, insanlar öldü ve yeni bebekler doğdu. Dünya hayatı normal akışındayken benim bedenim ölmeye mahkûm bırakıldı. Şeytanın bana hazırladığı o sinsi isteğe yenik düşüp kendimi alçaltmıştım. Böcek gibi ezildim düşüncelerimin altında. Yaptığım hata tokat gibi yüzüme çarpıldı ve bedenim mızrak kadar sert tokadı bekliyormuş gibi sonunda eski haline döndü. "Oturalım mı artık?" Yüzüne bakmaya cesaret edemedim. Dans eden insanlara ve etrafa bakıp konuşmuştum. Onay vermiş olacak ki belimde olan ellerini çekti ve elimden tutup bir İstanbul Beyefendisi gibi beni masaya yönlendirdi. "Dans için teşekkür ederim." Dedi. Adamın neredeyse ırzına geçmeye niyetlenmiştim fakat buna rağmen kibarlığından ödün vermedi. "Güzel dans ediyorsun." Tamamıyla iltifat etmek için söylediği belliydi. Vücuduma bıraktığı karıncalanma sayesine hiçbir şeye odaklanamamıştım. Sessiz kaldım ve sonunda masaya ulaştık. Sandalyemi çekip oturmamı bekledi ve ardından o da kendi yerine, Yaren Hanım'ın boş olan sandalyesinin, yanında oturdu. Sandalyeye yeni oturmuştum ki abimin sesi ile bakışlarımı ona yönlendirdim. "Hadi güzelim eve gidelim. Geç oldu zaten yarın erken uyanacaksın." Hiç sevmezdi zaten böyle gergin ortamları. Davetlerden nefret ederdi, bu kadarına bile benim için katlandığını biliyordum. Hava soğuk olduğu için yanıma aldığım ceketi, sandalyenin başından çıkarıp giyindim. Masadakilere hitaben "İyi akşamlar." dedim ve abimde ayaklandı. Gelinle damada, hayırlı olsun, deyip çıktık. Haydi bismillah. Şimdi sorgu başlayacaktı. Daha arabaya varmamıştık bile abim duramamıştı. "Hadi anlatmaya başla. Yaşın geldi anlıyorum fakat hayatında birisinin olduğunu illa böyle mi öğrenmem gerekiyordu? Herkesle birlikle öğrendim! Abinim ben senin kızım, ne derdin olursa paylaş hayatında olan biteni söyle diye kaç kez daha tembihleyeceğim." İsyanında çok haklıydı. "Abi sevgilim falan değil. O adam arabayla çarptığım kişi. Hani rüyamda görmüştüm ya." diye hatırlatmada bulundum. "Sevgili mi oldunuz hemen?" Gözlerini irice açmıştı ve sesi de şaşırdığının kanıtıydı. "Hayır yalan söyledim onu zor sokmak için. O da ayak uydurdu napayım abi?" Umursamazca söylediğim cümle ardından şuursuzca güldü. "Manyak mısın sen Ayza!" Bana nadir sesini yükseltirdi ve bu da onlardan biriydi. Haklıydı fakat bu kadar da yükselmesindi! "Hadi Yaren Hanım onun sevgilisi olsaydı. Ne yapacaktın, adamla sevgilinin arası bozulunca? Her şeyi geçtim patronun o kadın senin. Niye yaptın bunu?" O an içimdeki insanlık duygusunu sorguladım. Hazan yaprağı gibi içim titredi ve insanlık duygusunun kırıntıları dahi bulamadı. Leyl vaktinin gökyüzünün rengi ruhuma geçmişti. Ay bile içimdeki kararmayı aydınlatamadı ve ben cehennemin en kör noktasını tattım. Ruhum semadan arza şimşek hızıyla çakıldı ve tüm kemiklerim günahımın bedelini ödercesine çatır çatır kırıldı. "Hoşlanıyor musun yoksa o adamdan?" Cidden bu insanlık dışı ve düşüncesiz davranışlarımın nedeni ondan hoşlandığım için olabilir miydi? Kalbimde birisi var, demesine rağmen ben o kişinin Yaren Hanım olabileceğini mi çekememiştim? "Saçmalama abi. Bir anda çocukluk ettim ve söyleyiverdim işte. Düşündüğün gibi sevgili falan değiliz." Bana inanmasını ümit edercesine konuştum çünkü kötü bir insan olarak bilmesini istemezdim. Ardından arabaya binip kısa yolculuğa bedenimizi mahkûm bıraktık. ? Sabah mahmurluğum tam üzerimden gitmemişken büronun önünde kendimi bulmuştum. Dün pek uyuyamamıştım ve Efdal'in söylediği sözlerin her bir harfi bile sanki kulaklarımda yankılanıp durmuştu. Gece birkaç defa uyandığımı da hatırlıyordum. Neden onun söylediği her bir kelimeyi dahi zihnimde yaşatmaya devam ettiğimi bilmiyordum. Doğruyu söylemek gerekirse bunu bilmekte istemiyordum. Evet, aklıma geliyordu, en ufak hareketi vücudumdaki hücrelerin kaynamasını sağlıyordu fakat bunun nedeninin kesinlikle bilmek istemiyordum. Kendi duygularım üzerime is gibi yapışmışken ben burnumu kapatıp koklamamayı tercih ediyordum. Kaçıyordum fakat neyden kaçtığımı bilmiyordum.  Kışa yaklaşırken Kayseri'nin sert rüzgârı, otopark büronun hemen önünde olmasına rağmen, tenime kendini nakletmişti. Üzerime giyindiğim cekete sımsıkı sarılırken sonunda bedenimin üşümesi içeriye girdiğim an etkisini azaltmıştı.  "Günaydın Ayza Hanım. Bugün duruşmanız var ancak öncesinde bir adam sizinle görüşmek istiyor. Ayrıca Yaren Hanım, müsait olduğunuz zaman diliminde yanına uğramanızı istedi."  Zeynep'in art arda sıraladığı programın beni boğduğunu hissettim. Her avukat, hatta her insan mesleğini severek yapmalıydı. Ben neden yapamıyordum? "Ben odama geçtikten sonra gelen beyefendiyi al odama." Topuklu ayakkabılarımın çıkardığı ses eşliğinde odama girip saçımı gelişigüzel düzenledim.  Biraz sonra kapım çalındığında "Girin." dedim. Gelen beyefendi otuzlu yaşlarında ve oldukça şık giyinimli biriydi. Ayağa kalkıp elimi uzattığımda tereddüt etmeden elimi sıktı. "Merhaba Avukat Ayza Hanım." Gülümsedim ve "Merhaba." demekle yetindim.  'Avukat Ayza' Beynimde yankılanmaya başladı. Şikâyet etsem de mesleğimden onuru gururu vardı.  Ben oturduktan sonra o da oturdu ve direkt olarak konuşmaya başladı. "Ben buraya arkadaşım için geldim. Arkadaşım dediğime bakmayın lütfen kardeşten farksızdır benim için." Gözlerimi irice açmış ona bakarken bir anda sustu.  "Gözleriniz..." Öyle bir baktı ki gözlerime benim de imkânım olsa gözümde bir şey olduğunu sanıp kendi gözlerime bakardım. "Gözleriniz çok güzel siz bana pür dikkat bakarsanız anlatamam. Cümlelerimi toparlayamıyorum." Bu kesinlikle öylesine edilmiş bir iltifat değildi. Cidden rahatsız olmuşa benziyordu. Öyle ki gözlerini gözlerimden kaçırmaya çalışıyor fakat yine de kendini gözlerimin içine bakarken buluyordu.  "Öncelikle isminizi öğrenebilir miyim? Hitap ederken sorun yaşamamak adına soruyorum." Garip bir adama benziyordu fakat itiraf etmeliyim ki çok dikkat çekiciydi. İri siyaha yakın gözleri tıpkı bir zeytini andırıyordu. Sakalları baş göstermişti uzun olmasa da kısa da sayılmazdı. Kendini belli etmekten geri kalmıyorlardı. Düzgün dudakları bir erkeğe yakışacak derecede dolgundu.  "Tabii ki ben Mehmet Emin Ziran." "Eğer gözlerimden rahatsız oluyorsanı..." "Hayır. Asla! Sadece bakamıyorum, rahatsız olmakla alakalı değil." Büyük bir yalan söylemişim gibi abartılı biçimde sözümü kestiğinde neye uğradığımı şaşırmıştım doğrusu. "Siz dikkatinizi toplayın diye gözlerinize bakamayacağım." dedim sanki küçük bir çocuğa laf anlatır gibi.  "Çok teşekkür ederim Avukat Hanım." Minnetle bana baktığına emindim. Bende o sıra her zerresini ezbere bildiğim odamda gözlerimi gezdirdim.  "Dinliyorum sizi Mehmet Emin Bey." "Ben ve ortağım 'Ziran Holdingin' sahibiyiz. O öncelerinde sahibiydi daha doğrusu. Avukat Hanım, benim arkadaşım büyük bir kumpasa getirildi. Bir gün bara eğlenmeye gitmiş. Herkes tarafından olmasa da tanınan birisi. Etrafında kadınlar eksik olmuyor ama o her gün biriyle yatıp kalkan birisi değil lütfen yanlış anlamayın."  "Mehmet Emin Bey, arkadaşınızı bana savunarak bir şey elde edemezsiniz. Her çapkın birey suçlu sayılmıyor. Lütfen kendi yorumunuzu katmadan anlatın tüm olan biteni. Zaten kimse en yakınına bazı şeyleri konduramaz öyle değil mi?" Deyip gülümsedim.  "O geceyi bir kadınla geçirmiş. Orada çalışan güvenlik görevlileri birlikte çıktıklarını söylediler. Kameralarda da gözüküyorlar zaten sarmaş dolaş halleri. Sonra arkadaşımın evine gitmişler ve sabah uyandığında kadını yatakta kanlar içinde bulmuş. Hiçbir şey hatırlamıyormuş, normalde bünyesi dayanıklıdır ne kadar içse de her şeyi unutacak hale gelmez. O kadın belki de ilaç verdi arkadaşıma. O kimseyi öldürebilecek birisi değil." Evet böyle olaylarda her zaman kadınlar haklı çıkmıyordu. Öldürülen onca kadının yanı sıra kandırılan erkeklerde epeyce fazlaydı fakat avukatı kandıran zanlı veya zanlı yakınlarının sayısı da onlardan da fazlaydı.  "Mehmet Emin Bey..." Cümlemi toparlamak amacıyla sertçe yutkundum. "Ben arkadaşınızın avukatlığını yaparsam hemcinsime ve bütün topluma en çokta ettiğim yemine ihanet etmiş olurum. Siz arkadaşınızın böyle bir şey yapabileceğine inanmıyorsunuz fakat bazen en yakınımızı bile tanıyamayız. Eğer cidden katil arkadaşınız ise vicdanım rahat etmez. Zaten maddi durumunuzda iyiymiş siz en iyisinden bir avukat bulursunuz." Tüm ümidinin solduğunu gözümle şahit oldum resmen. "Avukat Hanım son yıllarda başarınız tüm Kayseri'ye yayıldı. Sizden iyi bir avukat bulacağımı sanmıyorum ayrıca deliller hemen silinmeden bana yardım etmeniz gerekiyor. Lütfen, eğer arkadaşım katil çıkarsa yani deliller o yönde olursa sizi zorlamayacağım. Ama şu an bana yardımcı olmanız gerekiyor." Çaresizliği sanki ses tellerinden çıkıp bana ulaşmıştı.  "Ben sadece boşanma avukatlığı yapıyorum. Cinayet canlısı bireyi iyi bir şekilde savunabileceğime nasıl bu kadar inanabilirsiniz ki?"  "Niye size güvenmemi çok yargılıyorsunuz? Ben size de arkadaşıma da güveniyorum. Mahkemesi iki gün sonra ve sizin bana yardımcı olmanız gerekiyor. Ayrıca inanın emeğinizin karşılığını fazlasıyla alacaksınız." Şimdi de ikna etmek için paraya başvuruyordu.  "Bana gerekli raporları getirin ve bende arkadaşınızı nasıl savunacağıma bakayım."  Gerekli evrakları aldıktan sonra Mehmet Emin Bey gitmişti ve bende duruşma saatine kadar okumuştum. Şüpheli bir ölümdü, deliller yetersizdi belki de cidden katil değildi. Ayrıca gelen mermiler yakın mesafeden ateş edilmemişti. Bu kadar uzaktan ancak silah kullanmasını gerçekten iyi bilen birisi vurabilirdi. Ayrıca sabah camın karıldığı da söylenmişti. Kumpasa düşmüş olması büyük olasıydı. Olan zavallı kadına olmuştu.  Adliyeye gitmek için tam hazırlanmış çıkacaktım ki kapım çalındı gelen Yaren Hanım'dı. "Buyurun Yaren Hanım." dedim sorgulayıcı ses tonumla.  "Ayzacım, hayırlı olsun demek için geldim. Aslında Zeynep'le birlikte yanıma uğraman gerektiğini söylemiştim ancak sen gelmeyince ben geleyim dedim tatlım." Tüm samimiyetsizliğini gülüşünde toplamıştı sanki. Yaren Hanım'dan bir anda bu kadar nefret etmem normal miydi?  "Teşekkür ederim Yaren Hanım. Ben dün aldatıldığımı sanıp size sert çıkıştım kusuruma bakmayın." Bir an önce bu odadan ve gereksiz muhabbetten kaçmak istiyordum ancak Yaren Hanım buna izin vermiyordu.  "Canım benimle aldatılmasın ancak dikkat et. Sana bir sır vereyim." Dostane bir yaklaşım gibi gözükse de sadece süpürgesi eksikti!  "Efdal olgun kadınlardan hoşlanıyormuş. Bunu tüm hukuk camiası bilir ancak sizin gibi alt seviye avukatların kulağına gelmemiş olabilir. Yaşlı kurt ablalarına sevgilini kaptırma tatlım." Topuklu ayakkabıları adeta popsuna değecekti!  "Bu da çıkarılan bir dedikodulardan birisi sanırım. Merak etmeyin Yaren Hanım, Efdal bana çok bağlıdır. Ayrıca bu kulaktan dolma bilgileri nereden alıyorsunuz şaşıyorum doğrusu. Bizim gibi alt seviye avukatlar en azından mahalledeki gün yapan teyzeler gibi oturup dedikodu yapmıyoruz."  Kendimi ezdirecek değildim elbette. İşten atılma korkusu olsa da kendi benliğimi çiğnetmezdim.  "Karşında patronun duruyor senin ne bu laubalilik! Sözlerine dikkat et yoksa..." Ne beni kovmakla mı tehdit edecekti!  "Bence siz sözlerinize dikkat edin, özel hayatı iş hayatına karıştıracak derecede disiplinsiz davranışınız, yaşınıza bakmadan Efdal ile aramı bozmaya çalışmanız hiç etik davranışlar değil. Size olan saygımı yitirmeme izin vermeyin Yaren Hanım." Karşılıklı münakaşaya girmeden olayı tatlıya bağlamıştık ve sonunda kendimi adliye koridorlarında bulmuştum. Zihnimde ise Yaren Hanım'ın sözleri yankılanıyordu.  "Efdal olgun kadınlardan hoşlanıyormuş.”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE