19. Bölüm: ARZU

1872 Kelimeler
Yaren Hanım herhangi bir tepki vermedi fakat elimin üstündeki elini çekti ve ilk gözlerini o benim üzerimden çekti. Rahatlamışçasına derin nefes aldım. Aldığım nefesin bir yerlerine şadın sıkışmasını bekledim fakat en ufak zerresini bulamadım. "Benim kardeşim olduğun için seninle gurur duyuyordum." Kulağıma eğilip sıcak nefesini hissetmem beni huylandırmıştı evde olsak ona kıza kıza kaçardım fakat şu an herkesin gözleri üzerimizdeyken böyle bir şey yapmadım. Memnun olmuşçasına gülümsemekle yetindim. Gururumu okşamadı değildi fakat itidal sağlayıp bunu dışa vurmadım. Normalde şımarırdım ve beni daha fazla övmesini dahi beklerdim. "Ah, gelinle damat geliyor." dedi masadaki hiç tanımadığım kadın. Az önce ağzını bıçak açmıyordu fakat şu an çenesinin kilidi açılmıştı sanki. Bazı kadınlar beni öldürecekti. Herkes ayağa kalkıp delicesine alkışlamaya başladılar, doğrusu ayağa kalkacak halim yoktu. Uykusuzluktan dolayı bedenimi bitkin hissediyordum. Tamamen ayıp olmasın diye, nezaket gösteren insiyakıyla bende masadaki ve salondaki tüm insanlara uyup onları alkışlamaya başladım. Yüzümde en ufak gülümseme olmadı çünkü gülümsemek için gerekli enerjiyi ruhumda bulamadım. Buradaki insanlar sömürmüştü tüm mutluluğumu, enerjimi ve yaşama isteğimi. Yaren Hanım'ın abisi tıpkı onun erkek versiyonu gibiydi. Masalarına doğru yaklaştıkça yüzünü daha net seçebiliyordum ve Yaren Hanım'ın abisine benzediği aşikardı. Yüzüne vuran loş ışıklar kahve gözlerini buradan dahi belli ediyordu. Uzun boyluydu ve koca salonun ortasında dahi heybetli durmayı başarıyordu. Vücut yapısı, asker olduğunu çok belli ediyordu. Evleneceği kadın ise çok cılız değildi ve uzun boyunun yanında abes durmuyordu. Boyu boyuna tabirine tam anlamıyla uyuyorlardı. Uzaktan bir göz olarak bu çifte baksam birbirlerine ne kadar yakıştıklarını düşünmeden edemezdim. Sahnenin ortasında yer alan pistte durdular. Sanırım düğündeki ilk danslarını an itibariyle gerçekleştireceklerdi. "Onlar ilk danslarına başlarken heyecanlarını almak için genç çiftimize kocaman alkış." dediğinde salondaki kişiler sanki bu anı bekliyormuş gibi ellerini birbirlerine delice çarpmaya başladılar. Hepsinin enerjileri yaptığı alkış sesiyle dışarı çıkıyor gibiydi. Zihnimde alkış sesleri boş gürültü yaparken benim ellerim buluşup ses çıkarmadı. Gözlerim daldı ve gelinin üzerinde durdu. Yirmi beş yaşındaydım ve bu zamana kadar doğru dürüst ilişkim olmamıştı. Kimse bana karşı duygusal bir bağ hissetmiyordu çünkü onların gözünde, aklını rüyalarla bozmuş, genç bir kızdım. Hiçbir erkek, ortalama güzelliğin üstünde olmama rağmen, bana kadın gözüyle bakmıyordu. İlişkilerimde ki erkekler genelde cinsel bağ kurmak için beni kullanmaya çalışmışlardı fakat onların dediği gibi aklımı yitirmeyen genç kız olarak isteklerini yerine getirmemiştim. Ömrüm boyunca bakire olarak hayatıma devam edeceğim gerçeği bir kez daha ruhuma saplandı. Ben asla beyazlar içerisinde olamayacaktım çünkü erkekler aklı başında kadın isterdi. Kimse rüyalarını gerçekleştirmek için sokak sokak tanımadığı insanları arayan biriyle birliktelik yaşamak istemezdi. Gözlerimi, gelinliğin beyazlığı boyadı. Ruhum, kan revan içerisinde kaldı, ömür boyunca yalnız kalacağımızı ona hatırlatmamı istemezdi fakat ben ikimize de acımadım. Gözlerimi gelinlikten çekip geline yönlendirdim ve benim suratımı görmemle şoka uğradım. Göz bebeklerim büyümüştü, yığılmamak için masanın ucundan tutundum. 'Zihnim oyun oynuyor kanma.' diye söylendim kendi kendime fakat gelinliğin içerisinde dans eden hala benim bedenimdi. Gözlerimi çekmek istesem de gelinlikli bana mıhlandı. Salondaki herkes silindi ve ben kendime hayran hayran bakmaya başladım. Korku yoktu çünkü sadece kendimi gelinlikli gören bendim. Zihnim ilk defa iyi bir şey yapmıştı belki de. Hayatım boyunca karşılaşmayacağım manzara ile beni baş başa bıraktı. Üzerimde beyaz, kabarık ve hafif göğüs dekolteli gelinliği ben tercih etmezdim fakat o an gözüme bu kadarı bile muhteşem gözüktü. Zariftim. "Otursana Ayza." Kolumu dürten kişi ile gelinliği taşıyan hayali bedenim bir anda gitti. Ah, gerçekler ile bir kez daha yüzleşmiştim. Yüzümde bariz asıklık olduğuna neredeyse emindim. Zihnim beni önce diriltti sonra acımadan cehennemin öldürücü lavlarının arasına bırakıp gitmişti. "Ayza, otur bir tanem." Abimin sesi ile düşüncelerimin en ufak emaresi kalmadı ve silindi. "Dalmışım abi kurursa bakma." dedim masadakilere göz gezdirirken. Yaren Hanım dahi oturmuştu ve herkes bana sorgulayıcı bakış atmaktan kaçınmadı. Ah rezil olmuştum fakat o an bunu umursamadım. Kalçamı sandalye ile buluştururken bedenimin gevşediğini hissettim. Hayallere dalarken kendimi oldukça kaptırmıştım ve istemeden gerilmiş olmalıydım. "İyi misiniz Ayza Hanım?" diye resmi biçimde soru yöneltildi. Sesin sahibi oldukça tanıdıktı. Üç gün gece gündüz gördüğüm adama aitti. Rüyalarla alakalı sanıyor olmalıydı, içimdeki oluk oluk akan kandan bihaberdi tabii. Ben ona yardım ettiğim için belki de kendini borçlu hissediyordu yoksa bana ne olduğuyla neden ilgilensindi? "İyiyim teşekkür ederim Efdal Bey. Dalmışım sadece, uykusuzluktan olsa gerek." Evinde o uyumadığı için bende pek uyuyamamıştım. Misafirperverdi ve salona uyumam için yastık, çarşaf getirmişti. Hatta kendi odasındaki yatağın çarşaflarını değiştirip benim orada uyumamı dahi teklif etmişti fakat ben kabul etmemiştim. Salonda, yanı başımda bekleyince de uyuyamamıştım. "Dilerseniz hastaneye gidelim. Alışığım zaten sizinle hastaneye gitmeye." Kendi gibi atak geçirdiğimi falan mı sanıyordu? Üstelik beni ele vermemesi gerekiyordu. Onu tanımamış gibi yaptığımı biliyordu. Masadakilere, daha önce nasıl tanıştığımız hakkında ne diyecektim? Kulağımda çalan dans müziğini umursamadan düşünceler beynimde volta ediyordu. Kırılıp yere düşmesini umursamadan dört dönüyorlardı, zihnimin her köşesinde. Onları bir bir yakmadan yaptıkları işkenceye devam edeceklerini anladığımda kendimi düşüncelerimden soyutladım. Yanan düşüncelerimin kül kokusu, meşale kokusuna karıştı. "Nasıl yani siz tanışıyor musunuz?" Yaren Hanım keşke her şeye burnunuzu sokmasanız. "Evet, Efdal benim sevgilim." Madem beni ele vermişti kurtulsundu bu durumdan. Tanımamış gibi yapsa ben ona bulaşmazdım. Kendi evinde, 'Şimdi söyle Ayza, sevmediğim bir kadını öperek kendi kalbimdekine ihanet edebilir miyim?' demesine rağmen benimle üç gün aynı evde durmuştu. Şimdi açıklasındı sevdiği kadına, içinde bulunduğu durumu. "Ne diyorsun Ayza?" İlk sorgulayan abim olmuştu. Kulağına yaklaşıp, masadakilerin duymamasını amaçlayarak, "Yok abi öyle bir şey. Olayları anlatırım şu anlık çaktırma lütfen." Tüm sevimliliğimi yeşil irislerime toplayıp gözlerinin en derinine baktım. Bunu yemen gerekiyor abi çünkü şu an sana açıklama yapmam. "Ve siz az önce Efdal'i, benimki, diye tanıttınız. Efdal ya sizi benimle ya da beni sizinle aldatıyor. Ah, patronum ile aramızda bu denli ilişki olması beni ne kadar incitti ve yaraladı bilemezsiniz. Keşke en başından beri size söyleseydim ve sevgilime yanaşmasaydınız. Fakat özel hayatımı iş ortamında anlatamazdım." Şu an kafamda geçen senaryoyu canlandırmaktan hiç çekinmedim. Tilkiler bir bir oynadı. Başımızda bizi çekmek için dört dönen kameralar olsaydı kendimi dizi setinde gibi hissedebilirdim. "Hastaneye de çok gideriz çünkü beni önemsediği için en ufak yaralanmamda kendimizi hastanede buluruz. Sanırım onu tanımamış gibi yapmama bozuldu ya da ilişkimizi açıklamamı istediği için katıldı bu davete, bilemem ne düşündüğünü." Yeşil irislerime, yalanlarımın günahını toplayıp karşımdaki adama baktım. Soğuk kanlılıkla beni izliyordu. Onu 'şerefsiz' gibi lanse etmeme tepki göstermemişti. Resmen senle beni aynı anda götürüyor demiştim fakat çıtı bile çıkmamıştı. "Sen yanlış anladın hayatım. Biz Yaren Hanım'la sadece adliyede tanıştık ve nezaket göstererek beni abisinin düğününe davet etti. Benim seni aldatmam mümkün mü? Böylesine güzel ve seksi kadını aldatmak kimin haddine. Üstelik çokta iyi sevişi..." Cümlesini tamamlamasını için bildiğim tüm duaları ettim. Yüzümün kızardığına emindim çünkü yanaklarımda birer alev topları hissettim. Gözlerim fal taşına dönerken ruhumda gıcırdamalar oldu. Sanki yeniden diriliyordu duygularım, kadınlık hissim. Bu kadar kişinin önünde onunla seviştiğimi ima ediyordu buna haddi yoktu fakat gözlerimin önünde onunla kendimi hayal etmekten kendimi alamadım. Önce gelinlik şimdi de bu... Sanırım içinde bulunduğum yalnızlık beni oldukça zorluyordu. "Hay aksi, pardon sevgilim. Özelimizi başkalarının yanında anlatmam tabii ki hataydı. Dikkat edeceğim." "Kızardı kız. Hayatım normal böyle şeyler. Utanma!" Tanımadığım bir kadın konuştu. Yanımda abimin olduğunu bilmem tüylerimi ürpertiyordu. Kısıtlayıcı olmasa da çokta geniş değildi. Yaptığı imaların onu sinirlendireceğine emindim ve korkudan gözlerimi gözleriyle bile buluşturmadım. Neredeyse, tanıdığım tüm meslektaşlarımın önünde rezil olmuştum. "İşinde başarılı, Kayseri'deki en iyi hakimlerin başında gelebilen birisiniz siz." Konuşan tam karşımdaki, bizim büroda çalışan, Demir Bey idi. "Ayza Hanım'ın psikolojik sorunları olduğunu herkes bilir. Sizin yanınıza daha aklı başında, sizin gibi işinde başarılı birisinin yakıştırırdım." Mavi irisleri, Efdal ile konuşmasına rağmen bana bakıyordu. Gözümün içine baka baka deli olduğumu söylemişti. Yalakaydı. Yaren Hanım'a yalakalık olsun diye bu kadar ileri gidebiliyordu. Acı beni ele geçirdi. Her yanımı doldurdu ve çıkacak köşe bırakmadı. Feryat etmeyeyim diye de şeytanlaşmış insanlar dikti başıma. Bilmiyordu ki ben o insanlardan daha kötüydüm. İşlediğim günahlardan, yaktığım canlardan haberi yoktu sanırım. Sert kayaya çarptı, ben onu göğüs kafesimde dahi beslerdim fakat dışarıya en ufak neva çıkarmazdım. Kalbim acıdan kavrulurdu ama dudaklarım inatla bağını çözmezdi. "Sizin Ayza'nın kazandığı davalardan haberiniz yok sanırım. Ben, zeki kadınlardan hoşlanırım ve Ayza görüp görebileceğim en zeki kadınlardan. Hem işinde başarılı hem de oldukça zeki. Altı boş laflarla göz boyamanızı size yakıştıramadım." Dudaklarımı kendimi açıklamak için açmıştım ki Efdal'in sözleri ruhumu doyurdu. "Genç çiftimizi yalnız bırakmayın, sizi de dans etmeye piste davet ediyorum." "Gereksiz dedikodularınızı, biz danstan gelene kadar bitirirsiniz umarım. Zira laubali konuşmalardan hiç hoşlanmam. Özel hayatımla ilgili konuşulması ise beni sinirlendirir." dedi sandalyesinden ağır ağır kalkarken. Zaman yavaşladı. Ceketinin düğmesini ilikledi ve adımlarını bana yöneltti. Abimle aramızda durdu, elini uzattı. Göz bebeklerimin en derinine baktı, alev almasından korktum. "İlk dansımızın zamanı gelmiştir belki de." Teklif etmedi, 'zamanı geldi' dedi. Neyin zamanıydı bu? Kalbi dolu bir adamın elinden tutup dans etmemi mi istiyordu? Başka bir kadına olan bağlılığını benimle mi zedeliyordu? "Siz, Yaren Hanım ile edin dansınızı. Yaptıklarını unutmadım." Trip atar gibi söyledim fakat tripten çok başkaydı duygularım. İnsanlar öyle anlasın diye bilerek yapmıştım fakat günahım beni eziyordu. Aynı hatayı ikinci kez, Efdal ile sevgili olduğumuzu söyleyip yapmıştım. İkinci kez, sevdiği kadını düşünmeden öfkeme yenik düşmüştüm. Onun kalbi doluyken ellerini benim elimle dolduramazdı. "Ne münasebet. Bizim Efdal Bey ile aramızda hiçbir şey yok. Sözlerine dikkat et." Onu umursamadım, mastakiler de umursamadı. Herkes pür dikkat bize bakıyordu. Efdal hiç de bozulmuşa benzemiyordu ve mimik oynamadı yüzünden. Dudakları hafif yukarı doğruydu ve gülümsüyordu. Gözleri hala gözlerimle iletişim halindeydi. Gözlerinden bakışlarımı çektim çünkü tutuşacaktım. Gözlerinin içi beni yakardı, parmak uçları ise günah doluydu. "Haklısın sevgilim fakat baş başayken serzenişlerinden bahsetmelisin. Şu an seninle dans etmek istiyorum." İzin istemedi. Elini elimle buluşturdu ve masadan kalkmam için beni adeta zorladı. "Müzik bitecek, hızlı olmalıyız." Abimin tepkisini görmek amacıyla bakamadım bile. Kendimi koca pistin ortasında bulmam çok ani oldu. Bir elini ince belime doladı, diğer eli ise eşini bekliyormuşçasına, bana uzattı. "Beni zorla dansa kaldırmak senin ne haddine!" dedim dişlerimin arasında solunarak. Hiç duymuyormuş gibi elini elimle buluşturdu. "Senin beni sevgilin olarak tanıtmak ne haddineyse, benim de o haddime." Bedenini bedenime yaklaştırdı. Elim avcunun içinde kaybolacak kadar küçüldü. Tüm direncim tükenmişti ve ayaklarım itaatsizlikte şeytanı geçti. Allah cennetinden şeytanı kovdu ve bu ona en büyük ceza olmuştu. Fakat ben ayaklarımı bedenimden ayıramadım çünkü bu yalnızca bana ceza olurdu. Her şey silindi. Masadakiler, abim, tüm salon, çalan müzik, Efdal'in kalbine sahip olan kadın. Kalbim gümbür gümbürdü. Vicdanım ise benden utanıyordu. Bana lanet okudu ve birçok kez lanetlendim. Çünkü günaha sürükleniyordum ve hemcinsime ihanet ediyordum. "Yaren Hanım'ı sevgilin zannettim ve bilerek yaptım. Eğer tanışık olduğumu belli etmeseydin bende böyle bir şey yapmazdım. Fakat görüyorum ki kalbindeki kişi Yaren Hanım'da değil. Seni itaatkâr birisi sanmıştım fakat yanılmışım. Üç gün boyunca genç bir kadının evinde kalmasına müsaade eden, diğer kadınlara da ümit verip kendine bağlayan şerefs..." Gözleri gözlerimle buluştu ve aramızda görünmez büyü kalkan gibi oluşup bizi çevreledi. "Şşşt." dedi ellerini belime daha fazla bastırırken. "Duyuyor musun?" Gözlerini kocaman açmış, bir şeyleri benim de duymamı ister gibi bakıyordu. Bir yandan ikimizde ortama ayak uydurmak için öylesine dans ediyorduk. Ses seda yoktu ve kaşlarım manasız çatıldı. "Ses falan duymuyorum. Sırf sana hakaret etmemem için yapıyorsan bu ucuz numarayı yiyeceğimi düşünüyorsan haklısın. Fakat sözlerimi bitiremedim, konuşmam gerekiyor." "Duymuyor musun cidden beni nasıl davetkar biçimde çağırdıklarını." Bunu inanamıyormuş gibi söylemişti fakat o konuştukça benim kaşlarım çatılıyor, küçük tüylerim ürperiyordu. "Efdal, ne diyorsun? Ses falan yok sen iyi misin?" dedim endişeyi gözlerime toplayıp ona bakarken. İçinde bulunduğum durum beni ürkütmüyor değildi. "Bak...." dedi ve kulağını, kabartır gibi bana dörderdi. "Parmak uçların günah dolu halde beni çağırıyorlar duymuyor musun? Ve ben o günahı en derinden duymaya meyletmiş bir adam haline geliyorum."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE