18. Bölüm: NAMUS

1103 Kelimeler
Bedenim denize hapsoldu. Tuzlu su yutmamak için ağzımı kapatsam da akciğerim beni nefes almam için zorluyordu. Denizin derinliklerine daldım. Ellerim sadece çırpınıyor fakat yeterli olamıyordu, kalbimde yorulmuşçasına pes etmiş gibiydi. İnsanlar beni o tuzlu suya zorla itmişler ve çıkmayayım diye omzuma tonlarca yük koymuşlardı. Taşıyamıyordum ve denizin en kör noktalarına çakılıyordum. Tuzlu su ile buluşmuştu damaklarım. Dilim, acımtırak tuzlu tadı fazlasıyla tatmıştı. Beni kurtarmak üzere bir el gelmemiş, son umudum kırılmış ve paramparça halde denize dökülmüşlerdi Beni öldüren umut parçacıkları, balıklara yaşam umudu olmuştu. "Benim büromda çalışan, Avukat Ayza Simay Ruhan." Masada ki herkesi bir bir tanıtıyordu Yaren Hanım. Şimdi de eliyle beni gösterip bizi tanıştırıyordu, daha önce tanıştığımızı bilmeden. "Memnun oldum, Efdal Bey." dedim zoraki gülümseme bahşederken. Herhangi el sıkma olayı gerçekleşmedi ve başımla selamlamakla yetindim. Sanki ilk defa tanışıyormuşuz gibi yapmama rağmen ben, ele vermedi. "Yine benim bürom çalışan avukatlardan, Demir Öztürk." Demir Bey, benim hemen karşımda oturuyordu. Sanırım karışık bir şekilde tanıştırıyordu. Daha önce kimlerin ismini söylediğini hatırlayamasam da öyle gibime gelmişti. "Ayza'nın abisi Arel Ruhan. O bizim meslek grubundan değil. Tıp okumuş fakat mesleğini henüz yapmıyor. Bölümün ne idi Arel?" Abimi uzun uzunca anlatmasının sebebi büyük ihtimalle Efdal'i kıskandırmaya çalışmasıydı. Ona karşı ilgili davranarak onu kıskanacağını düşünmüş olmalıydı. Sonunda bölümünü sorması da bu tezimin doğruluğunu tetikliyordu. Abimle ilgilenerek onun dikkatini çekmeye çalışıyordu. "Genel Cerrahi Anabilim dalı." dedi, oldukça düz bir sesle. "Bende kadın doğum okumak istemişimdir fakat kısmet olmadı. Artık sevgili yapmak şart oldu yoksa ergen çocuklar gibi işimi kendim hallediyorum. Nereye kadar bu böyle sürecek?" Konuşan kişi, hakkında sadece avukat olduğuna dair bilgi bildiğim, Toprak Beydi. Kendi kendine şaka yaptığını düşünüp gülmesi, midemdeki safranın yükselmesini sağladı. Toplumda, aklınca cinsel şaka yapınca komik olduğunu düşünüyor olmalıydı. Ah, o kadınların hepsi masumdu ve kimsenin gözünü doyurmak için yaratılmamışlardı. Haklarında böyle çirkin şeyler düşünmesi yüzümü buruşturmamı sağladı. Benim; nerede, nasıl bir toplumda yaşadığımı sorguladığım diğer bir olay ise birkaç kişinin söylediklerine gülmesiydi. "Eğer hastan hakkında böyle çirkin şeyler düşüneceğini ve hissedeceğini biliyorsan kusura bakma dostum senden doktor olmaz. Hipokrat yemininde, 'din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlük ve onurla yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim,' diyorsun." Abimin de benden geri kalır yanı yoktu. Sinirlendiğinin kanıtı, göz bebeğinin büyümesiydi. Sinirden çenesini sıktığından, çene kemiği belirginleşmişti. Abimde bu konuda benim gibi çok hassastı. Kimsenin benim veyahut annem hakkında böyle şeyler düşünmesini istemezdi. Bahsettiği insanların da abileri, evlatları ve eşleri vardı. Kendisi de bunu unutarak herhangi bir harekette bulunmaz, bulunanlardan ise haz etmezdi. "Ha, eğer şerefinin olmadığını sende biliyorsan çiğneyebilirsin tabii bu yemini." Diye devam etti. Hah, "Seni çok seviyorum canımın içi." Diye mırıldandım içimden. Böylesi adamların hadlerini bildirmeselerdi sıradan, hiçbir çıplaklığı olmayan, kadınlar hakkında dahi cinsel bir şeyler düşünebilecek kapasitedeydiler. Kadınlar bu tür insanlar yüzünden istedikleri gibi giyinemiyor, doktora gittiklerinde özellikle kadın doktor istiyorlardı. Az önce gülen herkesin suratı, sirke satar hale gelmiş ve donuklaşmışlardı, belki de kendilerinden utanmışlardı. Kadınların ise kendilerini sorguladıklarına emindim. "Durduk yere linç yedim, ben kadın doğumcuların maaşı fazla diye söylemiştim. Sadece espriydi sakin ol." Derince nefes aldı Toprak, konuşmaya devam edeceği her mimiğinden anlaşılıyordu. Konuşmak istiyor fakat ne söyleyeceğini bilemiyor gibiydi çünkü söylediklerinin manasını herkes açıkça anlamıştı. "Ayrıca eğer öyle düşünsem olsa bunu açık açık dile getirmekten gurur duyarım. Kadınlara yalakalık olsun diye içimden gelmeyen cümleler kurmam. Geldiğinden beri bir bir tüm kadınlarla samimi oldun, konuşmadığın kadın kalmadı! Yaren Hanım'ı etkilemek istediğin belli fakat şansını kaybettin doktorcuk. Onun partneri geldi, kim bilir gizli kaç seçeneği daha vardır." dedi tek kaşını kaldırırken. Ah, nabzını yokluyor olmalıydı. Onu sinirlendirip kullanmayacağı cümleler kurdurmaya da çalışıyor olabilirdi fakat abimi hiç tanımıyordu. O benim aksine sinirini çok iyi yönetebilirdi. Genelde sakin yapısı vardı ve çizgisini asla bozmazdı. "Ne saçmalıyorsun sen? Hala yüzün kızarmadan kendini savunabiliyorsun ya pes diyorum doğrusu. Gelip kadınlarla iletişim kursan kimse seni yadırgamaz, insanlar konuşarak anlaşır ve sosyal varlıktırlar. Ancak, doğum yapan orada onca acı çeken anne olma adayı kadınlar hakkında cinsel şeyler düşünüp kendini tatmin etmek tamamen insanlık dışıdır! Dilerim bir daha aynı ortamda bulunmayız çünkü hiçbir kadın zihnindeki avare, şeytani düşünceleri bilse değil aynı ortamdaki havayı solunmak senin yanından dahi geçmez." Dediğim gibi ben abim kadar sakin kalamazdım. Gözüme çaprazımda oturan Efdal takıldı. Onun geldiğini tamamen unutmuştum. Amacım abime bakmaktı fakat gözüm istemsizce onda durdu. Kaşlarını çatmış olanları izliyor gibiydi fakat ne düşündüğünü anlamam mümkün olmadı. Sert ifadesi vardı. Abimin yanında oturan Yaren Hanım'ın sol tarafında da Efdal oturuyordu. Ah, Yaren Hanım ile partner olduğuna da itiraz etmemişti. Kalbindeki kişi oydu sanırım. Bir nevi patronumun hoşlandığı, ki bu karşılıklı hoşlanma ve ilişki yaşadığı kişi ile üç gün baş başa kalmıştım. Ne kadar aptaldım, nasıl sevgilisi olacağını düşünememiştim. Bu kadar yardımseverlik fazlaydı. "Siz, abi kardeş, el alemin namus bekçiliğini mi yapıyorsunuz? Maaşı için dedim işte uzatmayın." Başıma ağrı kitlendi. Safir renkli gözlerini kısmış, kaşlarını çatmış adama ancak iğrenerek bakabildim. Şeref denilen mefhumu unuttuğu belliydi zira kendi aile bireylerini düşünse belki de diğer kadınlar hakkında saf düşünceler beslerdi. Müstehzi tavrımın ardına sığınmadım ve yüz ifademin alaycılığını ona net olarak hissettirmeyi amaçladım. "Biz namus bekçiliği falan yapmıyoruz. Zaten kimsenin namusunu da şerefini de sorgulamak bize düşmez. Ancak hakkını savunamayan onlarca kadının hakkını savunabilirim. Doğum sırasında, onun acılı halini düşünmeden zevk alınan annenin hakkını savunabilirim. Zulüm gören kadınların hakkını, her türlü tacize ve tecavüze maruz kalan tüm kadınların, belki de reşit olmayan ve yine aynı olayları yaşamaya mahkûm kalan çocukların hatta günahsız bebeklerinde hakkını savunabilirim. Bundan hiç gocunmam fakat savunmaktan başka elimden bir şey gelmediği için kendi acizliğime lanet ederim. Tek yapabildiğim şey, şu an olduğu gibi, iğrenç zihninize biraz da olsa ışık tutabilmek." Ki hiç sanmıyordum, bence bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de oydu. "Tamam gençler. Ayzacım haklısın fakat abimin düğünü mahvolmasın." Elini elime uzattı ve gayet samimi bir tavırla dostane biçimde okşadı. "Size pes diyorum doğrusu Yaren Hanım. Onca akrabanızın olduğu düğüne, karakteri oluşmayan, kişileri çağırmayacak kadar akıllı bir kadın olduğunuzu sanırdım." Dedim beni bürodan kovup kovmasını umursamadan çünkü Yaren Hanım onun aksine bir şey söylenmesinden nefret ederdi. Evet normal şartlarda patronumdu fakat mesai saatleri dışındaydık. "Size hayranım Ayza Hanım. Fakat Yaren Hanım'a karşı biraz daha nazik olsanız, ne de olsa sizin de patronunuz. Kovulmanızı hiç istemem" Kulağıma sokulan Zeynep'i ses tellerinden çıkan neva kulaklarıma ulaşmasa fark dahi etmemiştim. Bir tepki vermedim, aslında gülebilirdim fakat Yaren Hanım ile göz temasını ilk ben kesmek istemiyordum. Üzerimde psikolojik baskı falan mı kurmaya çalışıyordu? Bu akşam sizde gözümden düştünüz Yaren Hanım. Şu adama karşı, bir olup haddini bildirebilirdik fakat abim dışında bana destek çıkan olmadı. Efdal'de bana hak verip savunmadı. Kimsenin savunmasını zerre sevmezdim fakat böylesine hassas konuda onlarca kişinin sesinin çıkmaması bana dokunmuştu. Sanki ben göz tacizine uğramışa dönmüştüm. "Allah'ım lütfen böylesi insanlarla beni aynı cehennemde bulundurma." diye dua etmeden edemedim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE