17. Bölüm: KANCA

2856 Kelimeler
"Ne gördüğümün bir önemi yok Ayza. Rüyayı gerçekleştirmeyeceğim." Bu dediğim dedik tavrı canımı oldukça sıkıyordu fakat ağzımdan onu ikna edecek tek kelime dahi çıkarmadım. Ruhu hala diriydi çünkü henüz yeniydi. Gün geçtikçe bir bir uzuvları tutuşacak ve cayır cayır yandığında başka çaresinin olmadığını anlayacaktı. Bu rüyalardan çıkış yolu yoktu ve inadı sadece kendinde yaralar açardı. "Sen bilirsin. Geç olmadan seni ikna etmeye çalıştım fakat görüyorum ki canının yanmasına oldukça meyillisin." Dudaklarından tiz bir inleme çıktığında gözlerimde endişenin tohumları belirmişti. Korku ile oturduğum sandalyeden kalkıp, hala tezgâha yaslı bedeninin, yanına gittim. "Efdal, Efdal iyi misin?!" Ellerim, omuzlarından tutmuş onu deli gibi sarsıyordu. Başını elleri arasına almıştı. Gözlerini olabildiğinde kısmış, dişlerini göremesem de birbirine kenetlendiği kasılan çenesinden belliydi. "Allah aşkına! Şu lanet rüyandan ne gördün söyle!" Dişlerimin arasında kulağına fısıldamıştım. Avare gibi yanında durmamın hiçbir anlamı yoktu, amacım burada durup ona yardımcı olmaktı fakat hiçbir yardım nidası bile dudaklarından dökülmemişti. "Gerçekleştiremeyeceğim bir rüya! Söylesem dahi yapabileceğin bir şey yok. Hiç kimse rüyam için bir şey yapamaz. Söylemiyorum çünkü imkânsız." Ellerini başının arasından çekmeden konuşmuştu. Boncuk boncuk terleri de alnından süzülmeye başlamıştı, tek ümidim bilincinin gitmemesi yönündeydi. Kesinlikle nazenin bir tavrı yoktu ve gösterdiği acının kat be katını bedeninde yaşıyordu. İnsanlık insiyakıyla kollarımı bedenine sardım. Gözümden kalbimin bir parçası akmaya başlamıştı bile. Onun bu halinde kendi çaresizliğimi gördüm. İçerisine attığı vaveylalarını kendi kulaklarımla duydum ve acısını ta en derinden hissetim. Göz yaşım yanağımdan süzülerek onun tişörtüne damladı ama benim kalbim sızladı. Sızım sızımdı ağrım, vicdanım yaralıydı, çaresizliğim ise lanetli ama... Kollarım koca bedenine sarılıyken ağrım dinmişti. Vicdanımın yarasında da merhem olmayı başarmıştı sarıldığım adam. "Efdal. Seni bulmam bana da imkânsız gelmişti ama şu an kollarımın arasındasın." diye fısıldadım kulağına. Dudaklarım neredeyse ensesine değecekti konuşurken. "İmkânsız diye bir şey yok. Lütfen söyle rüyada ne gördüğünü. Acıların iplik gibi örülüyor ve her ilmek benim kalbime sarılıyor. Senin karamsarlığın benim vicdanımı siyaha boyuyor. Söyle sana yardım edeyim." derken neredeyse bedenine yığılacaktım sanki bunu anlamış gibi kollarını bana sarmaladı fakat bu sarılış sıcak bir sarılma değildi. Tamamen birbirine yabancı iki insan sarılıyordu ve birbirlerinden destek almak istiyorlardı. Duygusal bir bağımız yoktu fakat hissettiklerim olması yönündeydi. "Rüyamda..." dedi ve söyleyeceği şey ile ruhumun dolmasına kendimi hazırladım fakat o işkence eder gibi bekledi. Nefesi saçlarımda hissediyordum, kulaklarımda ise nefes sesi yakından duyulmuştu. "...seninle öpüştüğümüzü gördüm. Şimdi söyle Ayza, sevmediğim bir kadını öperek kendi kalbimdekine ihanet edebilir miyim?" Ellerim bilinçsizlikle kollarından ayrıldı ve ikisi de bacaklarımın yanına düştü. Bana sarılmayı bıraksa bayılacağımı hissedebiliyordum. Az önce duygusal bir bağımızın olmasını isterdim diye içimden geçirmiştim fakat adamın kalbi doluydu. Bir kalbe iki kişi fazlaydı ve hiçbir zaman o kalbin ucundan dahi geçemeyecektim. Beni öpmesi demek o kadına ihaneti demekti ve ben ikinci kadın olmak isteyecek birisi asla değildim. Birbirini seven iki insanın arasına girmek isteyecek kadar da alçalmamıştım. "Haklısın." diyebildim ancak hala kolları bedenimi bırakmamıştı ve ellerinden tutup kollarını benden ayırdım. "Bana banyonun yerini gösterir misin? Evime gideceğim sonra endişen olmasın." Pis pis yola çıkmak hiç benlik değildi. Kaza yaparsam ve ruhum bedenimi terk ederse kirli bedenle kefene girmek istemezdim. Efdal'in peşinden giderken kalbime ağrı saplanmış gibiydi. Efdal'e aşık değildim fakat onun âşık olduğu birinin olduğunu öğrenmek bende şok etkisi yaratmıştı. Eğer sevgilisi olduğunu bilsem evinde onunla tek başıma üç gün boyunca kalmaz, ona sarılmaz ve bana sarılmasına da izin vermezdim. İhanet en sevmediğim özellikti ve Efdal'den de nefret etmiştim. Beni evine kabul etmezken gerekçe göstermemişti. Eğer sevgilisi olduğunu söyleseydi ben değil evinde durmak, yanından dahi geçmezdim. Sadece kendini yalnız hissetmesin diye yaptığım davranıştı. Ötesi yoktu olamazdı da. Aklımı meşgul eden diğer şey ise benim rüyamdı. Eliz'in bana ihanet ettiği rüyayı gerçekleştirmiştim ve yeni rüyamı görmüşüm bile. Fakat artık canımı sıkmıyor değildi. Geceden tiksinmiştim. Bana hırsızlık yaptırabileceğini sanan rüya ise en azılı düşmanım olmuştu. Evet, rüyamda çikolata çaldığımı görmüştüm fakat ne olursa olsun kendi karakterimden ödün verip cidden o çikolatayı çalmayacaktım. "Burası, dolapta temiz havlu var. İstersen benim tişörtlerimden de verebilirim." Olumlu anlamda başımı salladığımda beklemeden girdim banyoya. Üzerimdeki bluzu ve kot pantolonu kirli sepetine attım. Bir zahmet yıkayıp geri versindi. İç çamaşırlarımı kirli kirli giymek istemesem de mecbur olduğumdan, kapının arkasındaki askıya astım tekrar giyinmek üzere. Suyu ayarlamam uzun sürdüğünden tüylerim ürpermekten diken diken olmuştu fakat sıcak suyun altına girince bedenim gevşedi. Uzun zaman sonra ilk defa kısa duş almıştım. Saçlarım ve vücudum Efdal gibi kokmasının dışında sorun yoktu. Evinde sadece erkek şampuanı ve jeli vardı, bunun evine hiç kız misafiri gelmiyor muydu? Üzerime havluyu sarıp, saçlarıma da saç havlusunu sardım. Kilotlumu avucumun arasına sıkıştırdım ve sütyenimi de koluma takıp banyodan çıktım. Görseler de yapabileceğim bir şey yoktu. Efdal'in odasında giyinmek iyi bir seçenekti fakat odasını bilmiyordum. "Efdal, gelebilir misin?" dedim utana sıkıla. Utanmamın sebebi beni havlu ile görecek olması değil tamamen ona zahmet ettirmemdi. Kısa süre sonra geldi ve yüzünü yüzüme mıhladı. "Odanda giyinebilir miyim?" Hızla kafasını salladı ve arkasını dönüp gidecekken. "Odanın yerini bilmiyorum." diye bağırdım. Bilsem ondan izin alacağımı sanmıyordum! Aslında sadece odasının yerini göstermesi için çağırmıştım. "Ha, pardon." deyip önüme geçti ve koridorun en sonundaki odanın kapısını açtı. İçeri girdikten sonra o çıktı. Kilitlemek iyi olabilirdi fakat kapının kilidi yoktu, bile isteye gelmezler diye ümit ederek gardıroba doğru ilerledim. Bir yandan da odayı incelemeden edemedim. Kahverengi tonları hakimdi. Kahverengi başlığa sahip iki kişilik yatağı, gri örtü ile örtmüştü. Yatağın hemen üstünde kahverengi kapaksız dolap ve dolabın içerisinde de kitaplar yer alıyordu. Açık kahve komindin ise yatağın hemen yanındaydı üzerinde de beyaz abajur ve birkaç süs eşyası olarak Yunan heykelleri duruyordu. Dolap ise sadeydi, aynası dahi yoktu ve o da kahverengiydi. Gözlerimi odadan çekip dolabın kapağını açtım. Üzerime sadece tişört giyinsem Efdal'in eşofmanları belimden düşerdi. En bol ve uzun gömleğini giyinmek mantıklıydı. Bana elbise gibi gelirdi ve abes kaçmazdı. Beyaz, gözüme büyük, gelen gömleği elime aldım ve memnuniyetle dudaklarım yukarı kıvrıldı. Beklemeden iç çamaşırlarımı üzerime geçirdim ve ardından da gömleği giyinip düğmelerini ilikledim. Diz kapağımın bir karış üstüne gelmişti sade ve beyaz gömlek. Bacaklarımın gömleğin içerisinde oldukça güzel durduğu aşikardı. Saçlarımı havlunun yardımıyla, ne kadar kurutula bilinirse, kuruttum fakat hala nemliliğini koruyordu. Odadan çıkmak için adımlarımı atmıştım fakat zihnim çok karışıktı. "Şimdi söyle Ayza, sevmediğim bir kadını öperek kendi kalbimdekine ihanet edebilir miyim?" sözü hala kulaklarımda çınlıyor ve bana dayanılmaz işkenceler çektiriyordu. Neden bu denli etiketlendiğim ise bilinmezdi. Sanırım tamamen kendime kızıyordum. Nasıl olurda gözümü bu denli yardım hırsı bürümüştü ve beni kovmasına rağmen yanında durmuştum? Adamın evli, nişanlı veyahut sevgilisi olabileceği düşüncesi aklımın ucundan dahi geçmemişti. Düştüğüm durum damarlarımdan geçen kanların fokurdamasına neden oluyordu ve içimi kızgın sıcaklığıyla yakıp kavuruyordu. Tamamen bana cezaydı. Her zerrem titredi. Sanki tenim yanıyordu da dışarıdan iz yoktu. İçimin yangını dışıma vurmuştu. Üç gün önce astığım askılıktaki siyah, deri çantamı aldım. Kabanımı da üzerime geçirdim ve gideceğimi haber vermek amacıyla onlara döndüm fakat zaten hepsinin gözleri benim üzerimdeydi. "Ben gidiyorum gençler!" dedim tamamen sahne enerji ile. "Sizinle de tanıştığıma memnun oldum." Dudaklarım memnuniyetle gülümsedi ve onlar da yabani olmadan içtenlikle gülümsediler. "Bizde memnun olduk. İyi kıza benziyorsun." Dedi Bartu. Onu taklit edercesine, "Sizde iyi insanlara benziyorsunuz Allah razı olsun." Efdal ayağa kalktı, büyük ihtimalle beni yolcu etmek amacıyla yanıma gelmişti. "Gömleğini temizletip gönderirim evine." Sesim oldukça cılızdı. Onunla konuşmak istemiyordum ve kurduğu göz temasını çekmesi için hızla kapıya yöneldim ve kendimi apartmanın dışına saldım. "Görüşürüz." Umarım görüşmeyiz Efdal. Tabii ki içimden söylemiştim ve "sanmıyorum." deyip gülümsemekle yetindim. Merdivenlerden inerken rahatlamak istercesine nefes alıp verdim. Altıncı kattaydı evi ve asansöre neden binmediğimi o an sorgulayamadım bile. Bir an önce evime gidip rahat rahat, stressiz yaşamak istiyordum. Arabayı çalıştırdım ve bir süre ısınmasını beklerken telefonum çaldı. Yaren Hanım'dı! Kendimi sıkışmış hissettim. Üç gündür işe gitmiyordum ve beni kovması an meselesiydi. Utana sıkıla telefonu yanıtladım. "Efendim Yaren Hanım?" Ses tonumu olabildiğince şirinleştirmiştim, yirmi beş yaşındaki genç bir kadının sesi ne kadar şirinleşebilirse! "Ayza, bu akşam abimin düğünü var. Evine davetiye gönderdim fakat ailen üç gündür eve uğramadığını ve telefonuna ulaşmadıklarını söylediler. Evine git ve hazırlan." dedi emrivaki yaparcasına. Uykusuzluktan geberecektim fakat davete icabet etmek düşerdi ki başka şansım varmış gibi de gözükmüyordu. "Tabii Yaren Hanım, memnuniyetle gelirim. Hoş davetiniz için çok teşekkür ederim." Sanki görüyormuş gibi yüzüme kocaman tebessüm kondurdum. Ve hiçbir şey demeden telefon yüzüme kapandı! Ah hayır artık alınmıyordum ve alışmıştım. Göz kapaklarıma bir kanca takacaktım ve bu akşam da yummayacaktım. Zaten rüyamda o kadın ile Efdal'in seviştiğini görmektense uykusuzluk çekmeyi yeğlerdim. Arabayı hareket ettirip evime sürerken anneme ne açıklama yapacağımı düşünüp durmuştum. ? "Abi, nasıl olmuşum?!" dedim giyindiğim elbise ile ona dönerek. Bir yandan da karşımdaki aynada kendimi incelemekten alı koyamıyordum. Baştan aşağı siyah giyinmek oldukça zarif göstermişti. Kalçamın bir karış altına kadar uzanan bacak dekoltesi olukça iddialı duruyordu. Kalp şeklindeki göğüs dekoltesi ise fiziğimin güzelliğini gözler önüne seriyordu. "Allahtan bugün düğüne bende geliyorum. Çok güzel olmuşsun prensesim." deyip alnımdan öptü. "Kıskanç bir Arel mi seziyorum?" Yarım ağız gülümsememe kaşları çatılmıştı. "Ağzın öyle kalacak, güzel gül!" dediğinde kahkahamı tutamadım. "Bana diyene bak. Sen düz takım elbisenin içerisinde dahi nasıl bu kadar yakışıklı olabiliyorsun?" Sahte kızgınlıkla kaşlarım çatıldı. Abim gururun okşanmasını, ona birinin iltifat etmesini çok severdi. İlgi manyağı yapısı kanıtsanmazdı. Sahte kızgınlığıma karşın o gururla tebessüm etti. Belki kendine olan güveni katbekat arttı. "Maşallah yavrularıma." dedi annem kapının hemen önünden. Gözleri dolmuştu ve bize sevgi ile bakıyordu. "A anne! Sanki biz evleniyoruz. Alt tarafı düğüne gideceğiz. Ağlama." deyip yanına gittim. Burası abimin odasıydı ve odadaki karmaşayı görmezden gelerek kollarımı annemin bedenine sarıp sarmaladım. "Abi Allah aşkına, şu odana gereksiz eşya alma artık! Adım atacak yer bulamıyorum." Kesinlikle dağınık değildi odası fakat gereksiz eşyalarla doluydu. Kendinin belli bir düzeni olsa da dışarıdan bir göz olarak baktığımda hiçte düzenli gözükmüyordu. "Odamı süzmeyi bırak da git saçlarını falan yap! Geç kalacağız." Haklıydı, iki saat saçlarımı yapıp yapıp bozardım. Topuz yapmasını hiç beceremezdim, kuaföre gitsem iyi olabilirdi fakat oraya gidip bir gece için para vermek benlik hareket değildi. Eliz'in yokluğunu çokça hissedebiliyordum. O olsa, el becerisi sayesinde, beş dakika da beni hemen hazırlardı. El mecbur odama gidip aynanın karşısına oturdum ve birkaç denemenin ardından ensemin dibinden çok sıkı olmayan topuz yaptım. Öndeki kısa perçemlerimi de serbest bıraktığımdan ayrı kava katıyordu. Sade küpelerimi takıp, bordo ruj sürdüm. İnce eyeliner çektikten sonra kirpiklerime rimel sürdüm. Kendimi beğenmesem haksızlık ederdim çünkü oldukça güzel duruyordum. Deri, siyah sitiletto ayakkabımı giyinip, siyah omuzdan ve elden tutulacak yeri olan çantamı aldığımda tepeden tırnağa simsiyah olmuştum. Çantamın içerisine rujumu telefonumu ve cüzdanımı koymayı ihmal etmeyerek sonunda hazırlanmıştım. Salona giriş yaparken "Arel! Ben hazırım hadi çıkalım." Abimle aramızda sadece iki yaş vardı ve bazen ona abi demiyordum o da bunu hiç sorun etmemişti bu zaman kadar. Hatta arkadaş ortamında, onu büyükmüşüm gibi göstermeyeyim diye sürekli ismi ile seslenmemi isterdi. "Geldim." Arkamdan sessizce gelmişti ve bu benim sıçramama vesile olmuştu. Koluna kızgınlıkla vurdum. Ödüm patlamıştı! Kalp ritmim bile hızlanmış ve nefes alışverişim sıklaşmıştı. "Ne diye sessiz sessiz geliyorsun?" dedim soru sorarcasına değil de azarlarcasına. "Hadi çocuklar geç kalacaksınız." Babamın solana ne zaman geldiğini bile anlamamıştım ki bize uyarıda bulunmuştu. Eve geldiğimde bana olan siniri geçmişti fakat aramız tam anlamıyla iyi sayılmazdı. Daha doğrusu o bana hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu fakat benim kalp kırıklarım hala yerindeydi. Yara bandı niteliğinde birkaç cümle geçmişti aramızda fakat hiçbir zaman söyledikleri aklımdan silinmiyordu. "Tamam baba." dedim belli belirsiz. Abim kolunu bana bir şövalye gibi uzattığında gülümseyerek koluna girdim. Sonbahar aylarında olduğumuzdan dolayı vestiyerden sahte kürklü crop şeklindeki kabanımı aldım ve kollarımın üzerine atmakla yetindim. Yolumuz oldukça kısaydı ve bu zaman diliminde abimle aramızda pek konuşma geçmedi. Zaten çok can ciğer kuzu sarması değildik. Genelde hep mesafeli tavrımız vardı, sanki kuzen gibiydik. Daha yakın ve birbirimize her şeyi anlatmamızı istesem de abim pek hayatının nasıl geçtiğini anlatmaz, benim hayatımı da ailemden bilirdi. Her şeye rağmen kalbimdeki yeri kanıksanamazdı. Ona ayrı bağ besliyordum çünkü her koşulda benim yanımdaydı ve desteğini sürekli hissettirirdi. "Yanımdan ayrılma güzelim." Kıskanç abi tarafından da asla ödün vermemesi aslında hoşuma gitmişti. Beni önemsiyor ve düşünüyor olmasını seviyordum. Zaten ailem de abim de çok baskıcı değildi fakat günümüz şartlarında elbet beni korumak kollamak istiyorlardı. "Bu denli yakışıklı birisinin yanından ayrılmayı hiç mi hiç istemem." derken gözlerim yüzünde gezindi. Abim benim aksine kumral değildi ve esmerdi. Kapalı kahve gözleri ve saçları vardı. Şu an saçlarına fön çekmişti ve düz saçları oldukça hacimli duruyordu. Boynundaki beninin yarısını gömleğin yakaları kapatmış ve büyük benin ancak yarısı gözüküyordu. Beni aldırmayı düşünüyordu ve sevmiyordu fakat ona ayrı hava katıyordu. Abimin baba tarafından boy genlerini almıştı ve oldukça heybetliydi, en azından benim yanımda. Benim 172 boyuma karşın onun boyu 190dı fakat bu uzunluk onda abes durmuyordu. Vücudu oldukça iyiydi. Benimle abim için arkadaşlık kurmak isteyen birçok kız olmuştu fakat sonra hepsi deli olduğumu düşünüp benden koşarcasına kaçmışlardı. Vesselam abimin kısmetini de kapatıyordu rüyalar! Arabayı park alanına bıraktık ve topuklu ayakkabılarımın eşliğinde düğün salonunun kapısına doğru yürüdük. "İsminizi alalım." "Ayza Simay Ruhan." "Geçebilirsiniz." Giriş kapısının hemen ardından, gelinin ve damadın yakınları misafirleri karşılamak için duruyorlardı. Hepsinin ellerini bir bir sıktık ve mutlu mesut olmaları adına iyi dileklerimizi ilettik. Yaren Hanım yanıma geldi ve bize oturmak üzere ayarlanan masayı gösterdi. Bürodaki diğer avukatlar ve stajyerler vardı. Yaren Hanım kulağıma eğilip, "Eğer düğüne benimki gelmeseydi abin ilk dansını seninle değil benimle yapardı. Niye hiç daha önce abinden bahsetmedin!" deyip sadece benim duyabileceğim derecede kahkaha attı. Bir yandan da gözünü, sandalyeye oturan abimden çekmiyordu. "Eğer sizinki ile aranız bozulursa haber edin Yaren Hanım." Sade tebessüm ile kurdum cümlemi. Yaren Hanım'ın hayatında birisinin olduğunu ilk defa duysam da şaşırmamıştım. Otuzlu yaşlarındaydı ve oldukça alımlıydı. Üzerine siyah abiye giyinmişti. Derin V şeklindeki göğüs dekoltesi bulunan askıları boynun arka tarafında birleşiyordu. Üst tarafı zarif siyah taşlarla bezenmişken etek kısmı uçuş uçuş kumaştan yapılmışa benziyordu ve bileklerine kadar uzanıyordu elbise. Bu siyah elbise ile oldukça uzun ve zayıf duruyordu. "Hoş geldiniz Ayza Hanım." Sesin sahibi Zeynep idi. Kısa perçemleri bu sefer yoktu ve sıkı topuz yaptırmıştı. Sürdüğü kırmızı ruj yüzüyle bağdaşmış ve oldukça güzel gözüküyordu. Elbise giyinmişti sanırsam, alt tarafını göremesem de üstü çapraz askıları gelen, rujuyla aynı tondaki kırmızı renkli elbise giyinmişti. Zeynep ve abimin arasında bulunan sandalyeye oturdum ve herkesle başımla selamlaştım. Bürodaki diğer avukatlarla çok samimi değildim ve Zeynep'in de masa da bulunması bana avantaj sağlıyordu. Zira iletişim kurabileceğim tek insanın abim olmasını istemezdim. "Yanınızdaki kim Ayza Hanım?" Zeynep abimi meraklı gözlerle süzerken soruyu bana yöneltmişti. "Abim Zeynepcim." deyip tebessüm ettim. Normalde genel anlamda asık olan suratım bugün herkese gülüyordu ve bu durum bana dahi yabancıydı. "Maşallahı varmış!" Heyecanlı heyecanlı hala abime bakmayı sürdürüyordu. "Abi..." diye seslendim ve abim yan tarafında oturan, Yaren Hanım'la, iletişimi kesip bana baktı. "Tanıştırayım, Zeynep." derken elimle onu gösterdim. "...benim yanımda staj görüyor." dediğimde abim memnuniyetle gülümsedi ve Zeynep'e elini uzattı. "Memnun oldum Zeynep. Bende Arel, Ayza'nın pekte büyük sayılmayan abisim." Sanırım abim daha genç yaşta yaş kompleksine girmişti. "Memnun oldum Arel Bey." deyip kırmızı yanaklarıyla güldü ve elini sıktı. Allahtan makyajı ile birlikte allık gibi duruyordu fakat kızardığını ben anlamıştım. "Sadece Arel diyebilirsin." deyip çapkınca gülümsedi abim. Ah abi ah! Hiç değişmiyordu fakat ben onun Zeynep'e ümit vermesine müsaade etmezdim. Zeynep'in kalbi saftı fakat abimin kalbi onunkine nazaran oldukça doluydu. Ona göre hayatı dolu dolu yaşıyordu fakat insanlara göre piçti. Onun birine tam anlamıyla bağlandığını görürsem işte o zaman gözlerim açık gitmeyecekti. "Ya da Arel abi." deyip gülümsedim abime uyarıda bulunmak istercesine. Abim bozuntuya vermeden Yaren Hanım'ın tarafına döndü ve koyu olan sohbetlerine devam etti. "Aşk olsun Ayza Hanım. Ne diye tanıştırdınız ki beni?" dedi hala al al olan yanaklarıyla. Onun bu utangaç tavrı meslek hayatında zorluk çıkartacaktı. Avukat bir kadınsanız sürekli türlü türlü iltifatlara ve tekliflere maruz kalıyordunuz. Bununla başa çıkmak için ise ilk kural utanmamak ve karşınızdakini reddetmekti. Zeynep'in abime karşı ilgisi yoktu fakat onun, 'Sadece Arel diyebilirsin.' cümlesine kızarmaktan başka tepki verememişti. "İnsanlarla tanışmak iyidir Zeynep. Fena mı oldu?" deyip gülümsedim. "Benimki geliyor. Pardon onu karşılamam gerekiyor." Yaren Hanım masadakilere mazeret bildiriyor gibiydi fakat aslında gelen beye yanaşmamamızı işaret ediyor gibiydi. Hırslı bir kadındı ve tuttuğunu koparan kurt kadar güçlü dişleri olmasa da tuttuğunu kendine bağlayacak kadar dişilik özelliği vardı. Birçok kişi Yaren Hanım'a hayrandı. Yanına gittiği kişiye baktım, masadaki herkes gibi. Ve kolunu salona giriş yapan, siyah takım elbise giyinen beyin boynuna uzattı ve kulağına bir şeyler söyleyip gülümsedi. Geri çekildiğinde ise gördüğüm kişi ile adeta donup kaldım. İçimdeki enerji tamamen sömürüldü ve ruhum mezbelenin en pis noktasında mahsur kaldı. Hayal kırıklığı boynuma kancasını taktı ve ruhuma ulaşmak istercesine bastırdı. Bedenim delindi, vicdanım kanadı. Yaptığım hatayla bir kez daha yüzleştim ve kanca ruhuma ulaştı. Kalbime giden damar tamamen ezildi ve koptu, kalbim sıkıştı artık nefesimde kesikleşti. Ruhum nefesi istedi fakat burnum yetersiz kaldı. "O, yakışıklıymış." Sesleri duyuyordum fakat kelimeleri seçip algılamam uzun sürüyordu. Yakışıklıydı, yeşil gözlerinin güzelliğini görmeden de bunu anlamışlardı masadakiler. Bir yalanın üzerine yatıp aksini iddia edemezdim. "Bu sefer tercihini kıvırcık saçlıyla kullanmış." Evet, kıvırcık saçlı birisi onun tercihiydi. Hiçbiri kalbinin dolu olduğunu bilmeden Yaren Hanım ile onu yakıştırmaya başlamıştı bile. Gözlerim hala onların üzerindeydi fakat göremiyordum. Görüş alanım tamamen buğulanmış ve bana işkence etmelerini önlüyordu. Uzuvlarım beni önemsiyordu. "Buraya geliyorlar." Ve şeytan boynumdaki inine yerleşti. Kesik damarıma baskı yaparak benim kızgınlığımı alevlendirdi. Önce ben sonra Yaren Hanım ile ihanet ediyordu, sözde kalbindekine. Sanki bana ihanet etmişti, Yaren Hanım'la sarılarak. Kızgınlığımın körüklenen alevine bir parça su atmak istercesine önümde döndüm ve bardağa doldurduğum suyu içmeye çalıştım. Titreyen ellerim sayesinde bardak dişlerimle temas halindeydi. Zorda olsa suyu ağzımın içerisine aldım fakat yutarken boğazımda takılı kaldı. Yutamadım ve beni boğmasına müsaade ettim. "Arkadaşlar sizi Efdal ile tanıştırayım." dedi Yaren Hanım masaya, Efdal ile birlikte gelirken.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE