Yazar Anlatımından:
Genç adam akşam vakti evine gelmiş ve ne yapacağını bilemeden, birkaç hantal eşya ile dolu, odada gezinmeye devam ediyordu. Zihni oldukça karışık, ne düşüneceğini şaşırmış biçimdeydi. Sabah, hiç bilmediği kadının arabasında, yaşadıkları hiçte kendince alışagelmiş durum değildi. Daha önce buna benzer olay yaşamamıştı ve olanlar onu korkutuyordu. Zihniyle beraber bedeni de bitap düşmüştü. Oflarcasına nefes alıp verdi. Doktor bir şeyinin olmadığını söylemişti fakat eve geldiğinde yine aynı şekilde atak geçirmesi kendince normal sayılmazdı. Hastalık hastası bir insan olmadığını biliyordu ve bu endişenin gereksiz bir endişe olmadığını da en az onun kadar iyi biliyordu.
Ailesine ve arkadaşlarına hiçbir olaydan bahsetmemiş onları korkutmak istememişti. Hele ki annesi... Annesi, oğlunun kaza yaptığını ve bu ilginç terlemeleri, kalp hızlanmalarını, bilinç kaybını bilse memleketinde bir dakika durmaz ve aceleyle Kayseri'ye ilk otobüse bilet alırdı.
Kendini sıkışmış hissetti. Pekte haksız sayılmazdı. İçerisinde olduğu durumu sadece yabancı kadın biliyor, o yardımcı oluyordu. Hatta kendisini eve bırakmadan önce sıkı sıkıya, eğer rahatsızlanır ise onu aramasını söylemişti. Belki yeniden arabadakine benzer atak geçirdiğini bilse telaşla buraya gelirdi. Kendini suçlu hissettiğinden öyle davranıyor, diye düşündü genç hakim. İnsanları iyi gözlemler ve tanırdı., yabancı kadının içerisini tamamen suçluluk duygusu barındırıyordu.
Birkaç gündür kesik kesik, zihninde toparlayamadığı rüyalar... Hepsi bir anda gelmişti. Sadece kendi kendine kuruntu yaptığını düşündü. Belki de o kadına, rüyalarını ilk görürken gösterdiği belirtileri sormalıydı. Fakat bunu yapmadı. Tam olarak her şey belli değildi ve inanmadığı rüyaları kendinin de yaşadığını söyleyere aptal görünmek istemezdi. Onun doğruları vardı ve bu doğruların kabul etmediği olaylar onun için tamamen saçma ve yanlıştı. Kendi kendine böyle düşünse de zihninin her zerresinde, rüyaların kendine de bulaştığı geçiyordu. Rüya, kavramını uzun uzun caya araştırmıştı. İlk, o kadını gördüğü an... Evet, rüyalarına bile yabancı kadın giriş yapmayı başarmıştı. Düşündü. Onu ilk nasıl görmüştü? Her şey kesikti. Sanki hatırlanmak istemiyordu rüyalar. Yıkık dökük bir inşaat halde olan binanın en tepesine gittiklerini anımsıyordu. Fakat sonrası onun için tamamen bilinmezlik tozuna bulanmış gibiydi. Kayıptı, silikti ve anlamsızdı.
Ne yapamam gerekiyor, rüyayı nasıl hatırlamalıyım? Diye geçirdi zihninden. Tüm bu rüyalar ona yabancıydı. Onun yirmi beş yaşındayken korktuğu rüyaları, Ayza altı yaşında görmüştü. Küçük bir çocukken baş etmişti, hem de tek başınayken, onun gibi birilerinin olduğunu bilmeden. Onun o yaştayken gördüğü rüyaları şimdi koca adamken karşılıyordu ve küçük çocuk kadar cesur olamıyordu. Kendine kızdı ve homurdanarak, gri L şeklindeki koltuğun köşesine oturdu. Ellerini başına alarak beynindekileri susturmaya çalıştı fakat şiddetle ağrıyor, beyninin içinde kör gecede yarasalar uçuşuyor gibiydi. Kanatlarından tutup onları uzaklaştıramadı ve acizliğine yanmaktan başka çare bulamadı.
Bu gece daha dikkatli olacağım, diye sızlandı. Dikkatli olup ne gördüğünü anlamalı ve aptal rüyayı gerçekleştirmeliydi. Belki de Ayza'nın, ceza dediği şeylerdi, başının ağrıması. Uzun bacaklarını koltuğun üzerine uzattı ve gözlerini, dark teal, denilen mavi yeşil karışımlı renkli tavana baktı. Göz bebeklerini bir noktada sabit tutarak zihnini durdurmayı amaçladı. Düşünceleri lal olana, kulaklarına gelen bağrış sesleri bitene dek baktı. Zihnini yönetmeyi denedi fakat oldukça deneyimsizdi. Yapabildiği tek şey gözlerini belli bir noktada sabitlemek ve düşüncelerden kendini soyutlamaktı. Pekte başarısız olmamıştı. O fark etmese de gerilen bedeni biraz gevşemiş ve koltuğa daha rahat temas halinde olmaya başlamıştı, zihnindeki zehirli kelimelerden tamamen olmasa da arınabilmişti. Zihni yavaş yavaş, bedeninin özgür bırakıyordu.
Gözlerini ağır ağır o noktadan çekti. Ruhu şada yaklaşmış gibi bayram sevincindeydi. Başının içerisine sızan ağrı girdiği huzmeden geri çekilmişti. Zihni mezbele olmaktan çıkmış, gereksiz bilgileri ve düşüncüleri atmıştı. Genç adam oldukça rahatladı. Onu yakıp kavuran ağrıdan kurtulmayı başarmıştı. Birazdan uyuyacak ve rüyayı hatırlayabilmek için tüm dikkatini verecekti. Bilinçaltı bu sefer ona itaat etmek zorundaydı.
Ayza'dan:
Üç gündür uykusuzluğun verdiği hasarlardan dolayı kahverengi gözlerini çevreleyen, ak kısımdan artık eser kalmamıştı. Kan kırmızısıydı. Bu illet benden ona yayılmıştı. Bedenimin dayanamadığı işkenceleri artık o da yaşıyordu. Hayır bu bilinçli yaptığım bir şey değildi. Ben, bile isteye onun bu korkunç kâbusları görmesini istememiştim fakat rüyamda onu gördüğüm an...
Hayır belki de daha öncesi. Bilinçaltıma hiç tanımadığım adamı yerleştiğim zaman diliminde ben zehrimi ona doğru akıtmaya başlamıştım. Şimdi ise o zehir vücudunun her noktasına ilmek ilmek yayılmış ona acı veriyordu. Onun şu anki uyumama direnci ise zehrini, bir başkasına sirayet etmemesiydi. Biz lekeliydik, gördüğümüz rüyalar bizim adeta bir lekemizdi. O şimdi lekeyi bir başkasına bulaştırmak istemiyordu.
Gördüğü rüyayı gerçek hayata yansıtmamıştı. Üç gün önce nasıl uyandığını hatırlıyorum da... O acı çığlıkları, kulağıma her geldiğinde pençelerini batırıyordu. Ben ise dayanamadığımı fark ediyordum. Düşünmek ruhuma, bedenime ve en çokta vicdanımda yaralar açıyordu. Düşünmek istemiyordum ama onun gözlerini gördükçe vicdanım susmuyor, bana adeta çekilmez bir ceza veriyordu. Ses kulaklarımın içindeydi. Kulağımı kapatsam bile benimle birlikte duyulmaya devam edecekti. Ediyordu da...
Rüyasını bana anlatmamıştı belki de öğrensem faydalı olabilirdim. Daha fazla uyanık kalması imkansızdı. Benden kat be kat fazlası acı çektiği bariz belliydi.
Gözlerimi onun kan çanağına dönmüş gözlerinden çektim. Odada gözlerimi gezdirdim. Burası neresiydi bilmiyorum fakat ailesi yanında yoktu veyahut arkadaşları. Hiç kimse yoktu ve koca evde üç gündür ikimiz kalıyorduk ve üç gündür öylece karşımda oturuyordu. Daha önce hiç, rüyamda gördüğüm insanın da benim gibi rüya görmesiyle karşılaşmamıştım. Açıkçası bana çok sürpriz olmamıştı. Annem, Efdal'in durumunu sorunca arabada olanları anlatmıştım ve Mr sonucunda hiçbir şey olmadığını da söylemeyi ihmal etmemiştim. Şiddetli baş ağrıları, bilinç kaybı ve terleme... Ben ilk rüyaları görmeye başladığımda aynı belirliler olmuş. Annem bunu söylediğinde ilk inanmak istemedim fakat gece Efdal aradığında sanki binlerce yüklük enkazın altında kalmış gibi ezildim. Vicdanım beni böcek misali ezdi. Onun bu halini gördükçe o enkazın en dibine çakılmak için can attı ruhum.
Kalbim, ruhum, bedenim hepsi daha çakıldaktı. Gençtim, olgunlaşmamıştım fakat kendimi hiçte öyle hissetmiyordum. Yaşadıklarım beni yaşlandırmış, ruhum zevahirime ayak uyduramıyordu. Buruş buruş elleri vardı ruhumun, saçlarına daha çocukken aklar düşmüş, beli çoktan bükülmüştü. Adeta çürümeye ant içmiş gibiydi. Bir gün ölecektim ve benim genç olduğumu söyleyeceklerdi oysa ruhumun görünüşünden bihaberdiler.
"Efdal, birazdan bir şeyler mi yesek" sabahtan beri hiçbir şey yememişti ve bedeni yorgun düşmüştü. Hala inatla bir şey yemek istemeyeceğini söyleyeceğini bildiğim halde sormaktan da çekinmedim. Gri koltukta uzanmış, elleriyle başına kalkan oluşturur gibi sarmalamıştı. Kaç kez aç karnına ağrı kesici içmişti fakat işe yaramamış, ağrısından bir şey kaybetmemişti.
Koltuğun diğer ucundan kalktım ve terliklerin, parkeyle yekzeban yapması eşliğinde baş ucuna gittim. Dizlerimi büküp gözlerimi görünmeyen suratında gezdirdim. "İnternetten bir şeyler yemek için sipariş verdim. O zamana kadar izin ver masaj yapayım. Belki faydası olur ve ağrılarından kurtulursun." Yüzünü uzun süre gömdüğü yerden çıkarmadı. Fakat sonra söylediğim fikir hoşuna gitmiş olacak ki başını kaldırdı ve ben yine kırmızıya dönen yeşil hareleri ile bakışmak zorunda kaldım. Göz altındaki halkalar kararmaya yüz tutmuş, göz torbaları ise gerektiğinden fazla hal almaya başlamıştı. "Uykusuzluğa daha fazla dayanamazsın biliyorsun değil mi?" dedim, koltuğun arkasına geçip parmaklarımı şakaklarına yerleştirirken. Parmaklarımı, kıvırcık saçlarını sarmalayan, başında narin hareketlerle gezdirdim. Amacım sızısının zeval olmasıydı fakat başarılı olur muydum ondan emin değildim.
"Biliyorum Ayza." Sesi, nefes almayan insanların sesinden dahi kısık ve cılız çıkmıştı. Yüreğime bir mızrak daha isabet edip suçlunun ben olduğumu fısıldamaya devam ediyordu. Başımdan aşağı tonlarca ağırlık sıcak su boşalmış gibiydi fakat dudaklarımdan en ufak yardım veyahut çığlık nidası çıkmamıştı. Sanki bedenim bir mızrak ve daha fazla kaynar suyu istiyordu. Daha fazla yanmalı ve delik deşik olmalıydı.
"Daha önce hiç böyle bir şey olmadı. Yemin ederim eğer seni de rüyaların zehirli çukuruna atacağımı bilsem, yanında dahi yaklaşmazdım." Başı göğsüme yaslanmış, nefesim saçlarının tepesine çarpıyordu fakat saçları o kadar sıktı ki hissediyor muydu emin değildim.
"Parmakların... Şifa dağıtıyor." Bu konu hakkında konuşmak istemediği belliydi. Bana bakmak amaçlı kafasını yan dönerdim, nefesi ve dudakları bileğime çarpmıştı. Afalladım, etkili olacağını bilseydim hiç beklemeden teklif ederdim.
"Bu denli iyi olduğumu bilmiyordum. Yani masaj konusunda." Ağzından birkaç homurtu çıktı fakat ne ben anladım ne de sordum o da açıklamamıştı zaten.