11.Bölüm

1250 Kelimeler
Santo beni evin yardımcılarıyla tanıştırdıktan sonra direkt odaya çıkardı. Onunla beraber kalacağımı düşünüyor olmalıydı. Daha çok beklerdi. "...ihtiyacın olan her şey ayarlandı." Odanın içinde yürüyerek incelerken çok güzel bir manzaraya sahip olduğunu görmüştüm. "Yine bir isteğin ihtiyacın olursa Bay Fabri sana yardımcı olacak." Onlara döndüm. Santo elleri cebinde bana bakarken Bay Fabri de onun arkasında ayakta bekliyordu. "Nasıl? Beğendin mi odanı?" Yutkundum. "Güzel." demekle yetindim durgun sesimle. Santo cevaptan memnun olsa da halimden memnun değildi. Ben de onun bakışlarının farkındaydım. Bay Fabri'ye döndü. "Sen çıkabilirsin." "Emredersiniz." Kapı kapanınca Santo ellerini cebinden çıkararak bana doğru yürüdü ve önğmde durdu. Bense yerimden kıpırdamamıştım. Gözlerim camdan dışarı manzaradaydı. "Gerçekten sevdin mi?" "Buradan ne zaman gideceğim?" dedim umursamaz sesimle. "Hiç bir zaman." dediğinde sesi sertleşmişti. Yüzündeki ifadeyi görünce şaşırmıştım. Santo, o her zaman bana karşı şefkatli nazik ılımlı olurdu. Benim kocam öyle biriydi. Şimdi ise başka Santo ile karşı karşıyaydım sanki. "Senin yanın benim yerim." "Burası da krallığın olmalı." dedim kollarımı çözüp. "Neyim ben de? Köle mi?" Gülümsedi. "Kraliçe. Kraliçemsin." Duraksadım. Bunu demesini beklemiyordum. "Az ve öz cümleler hm?" dedim sakince. "Ne oldu? Kartel kralı olunca karakterin de mi değişime uğradı?" "Ben hep böyleydim Vi. Sadece sana karşı böyle değilim." "Yalan yok demiştin oysa devam ediyorsun. Hala." dedim vurgulayarak. "Az önce nasıl baktığını, sesinin nasıl değiştiğini gördüm Santo. Sen sevdiğin kadına bakmıyorsun. Çünkü beni sevmiyorsun. Sen sadece eski bir tanıdıka bakıyorsun. Eskiden özlediğin o haline." "Sahiden böyle mi düşünüyorsun Viole?" Durdu. "Seni sevmediğimi mi? Tüm bunların eski bir alışkanlık bir his olduğunu mu?" O an onu bir kadınla sevişirken yakaladığım geldi. Elim yumruk oldu. Nasıl da gözüme baka baka yalan söylüyordu. "Evet!" dedim bir hışım. "Çünkü ben de bu hisler içindeyim!" Bu kez gördüm, onun gözlerindeki yıkımı. İlk kez bu kadar belirgindi belki. "Akşam sekizde hazır ol." Sesi sertti. "Seni ailemle tanıştıracağım." Sırtını dönüp giderken arkasından bakakaldım. Odadan çıkmadan bana doğru dönerken son cümlesini söyledi. "Kapıyı da kilitlemiyorum." Bu kadardı işte. Bu cümleden ne anlarsanız anlayın. Yalnız kaldığımda sinirle yatağa oturdum. Nevresimi avucumun içinde sıkarken içim hınç doluydu. Gözlerimi araladığımda oda karanlıktı. Uyuyakalmıştım. Doğrulup gözlerimi ovalarken arkama etrafa baktım. Sessizlik. İç çekerek yatakta oturur pozisyona gelirken banyoda sesler duydum. Kaşlarım çatılırken kapı aralandı ve eş zamanla kalkmıştım yataktan. Santo ışığı kapatıp yanıma doğru geldi. "Uyanmışssın." "Sen ne arıyorsun burada?" "Niye bu kadar şaşırdın?" Doğru. Sonuçta onun eviydi. İstediği yeri istediği gibi kullanabilirdi. Ben konuşmayınca devam etti. "Akşam yemeği hazır olmak üzere. Hazırlan inelim." Beni uyandırmaya mı gelmişti yani? Uyurken de yanımda mıydı mesela? Bu soruların cevaplarını alamayacaktım maalesef. "Tamam sen çık geliyorum." onu kovmama aldırış etmeden yüzüme uzunca baktı. "Kapıda bekliyorum." Kapanan kapının ardından iç çekerek banyoya ilerlerken ağzım aralandı. Eskiden kullandığım tüm cilt ürünlerinden tutun da saç ürünlerine kadar her şey vardı. Makyaj malzemelerim de dahil. Hepsi sırayla dizilmiş özenle hazırlanmıştı. Sepetten hala kullandığım yüz jelimi alırken parmağımla okşadım. Gözlerim doldu. Benimle ilgili detayları unutmuyor olması kalbimi acıtıyordu. Aynaya döndüm. Mutlu olamıyordum. Onunla aynı havayı soluyordum. İki adım yanımdaydı ama içimdeki yara oluk oluk kanıyordu. Acı çekerken onun yüzüne bakamıyordum. Yutkundum. "Kendine gel," yüzümü yelledim. "Toparlan." Hazırlanıp odadan çıkarken bana doğru döndü, telefonunu iç cebine atmıştı. Anlık duraksayarak kaşlarını çattı. "Giyinmemişsin?" Üzerimi değiştirmemiştim. Elimi kapı kolundan çekerken topladım göğsümde. "İyiyim böyle." Sadece yüzüme renk vermiş saçımı taramıştım. Kahküllerim kaşlarımda salınırken bir müddet saçlarımda takılı kaldı. Yutkunamadım. O saçlarımı kesmemden nefret ederdi. Muhtemel boyunun kısaldığının farkındaydı. "Gitmiyor muyuz?" dedim dikkatini dağıtarak. Bakışları bana döndü. Ama merdivene değil bana doğru yürüdü. Dokunmadı ama gözlerimin derinliklerine bakarak içime dokunuyordu. Başını eğdi hafifçe. "Yemin ederim ki, o eski Vi gibi olacaksın. Gözlerindeki kırgınlığın gitmesi için elimden ne gelirse yapacağım!" "Hah." diyerek sinirle gülmem onu sinirlendirmişti. Başımı çevirerek iki yana salladım. "Sen..." dedim bu kez ben onun gözlerinin içine bakarak. "Bir şeyleri düzelterek eskisi gibi olacağımızı mı zannediyorsun Santo?" Tepki vermedi. Öne adım atan oldum. Başımı kaldırdım. Parmağımı göğsüne sertçe bastırdım. "Olamayız." Dişlerimi sıktım. Gözlerim dolmasın diye zor tutuyordum kendimi. "Boşa kürek çekme. Beni buraya bu yüzden getirdiysen, yarın tez evvel bir uçak bileti alsan iyi olur." Yanından geçip giderken durmak arkama bakmak istedim ama asla yapmadım. Yapmayacaktım. Nihayetinde o bana yetişip beraber salona girdiğimizde ev ahalisi diye tahmin ettiğim kişiler yemek masasında oturuyorlardı. Oldukça uzun bir masaydı. "Afiyet olsun." "Capo hoş geldin." "Oğlum, hoş geldin." Herkes bir ağızdan Santo'yla ilgilenirken kenara çekilen ben oldum. Hah ne bekliyordum ki gelinleri diye beni bağırlarına basacaklarını mı? "Ben iyiyim sakin olun," diye sert sesiyle böldü ilgiyi Santo. Bakışları beni buldu. Uzanarak elimi tuttu her ne kadar ben tutmasam da çekiştirerek beni kendine yapıştırdı. "Karımla beraber geldiğim için iyiyim. Onunla tanışın. Violetta..." Başını çevirdi. "Gianni." Yutkundum. Ben ona kızgınca bakarken o gayet sakindi ve gözlerinde şefkat vardı. İlk defa o an yakalamıştım eski Santo'nun bakışlarından. Yine de inanasım gelmiyordu. Annesi beni sevecenle karşılarken sırasıyla kız kardeşi ve eşi, erkek kardeşi, amcası derken herkesle tanışmıştım. Tek babası masada oturuyordu ve selam dahi vermemişti. Hepimiz masaya geçerken bize de servis açıldı ve Santo tabağıma daha da doldurulması için yardımcılara direktif verirken yandan ona sert sert bakışlar attım ancak bana anlık bakıp emir vermeye devam etti. Tavırlarıma bakışlarıma aldırış etmemesi sinirlerimi bozuyordu. Herkes ne iş yaptığımı nerede doğduğumu vs sorarken onun ailesi olduğunu ve ilk kez onlarla tanıştığımın bilincine yeni varmıştım. Sorulara kısa yanıtlar vererek kendimden çok bahsetmedim. Ne de olsa kısa süre önceye kadar hayatlarında yoktum. Bundan sonra da olup olmayacağım meçhuldu. "Neden yemiyorsun?" Bir süre sonra tabağıma dokunmayı kestiğimi fark eden onun kulağıma çarpan nefesini göz ardı ederek uzaklaştım ondan. "Doydum." dedim oysa iki kaşık bile yememiştim. "Demek," kalın bir ses aramıza girdi. "Santo'nun eski karısı sensin." "Eski değil," Santo'nun sert sesi havayı delerken masada duran elimi kavradı. "Viole uzun zamandır karım. Ve öyle de kalacak." "Öyle mi? Tüm bunlara göz yumarak yanında kalmayı kabul etti yani?" Tüm bunlar derken neyi kastediyordu? Gerilirken Santo'ya döndüm. Babasına delici bakışlar atıyordu. "Neyi..." dedim fısıldayarak. Bir tek o duydu zannederken babası yanıtladı suratından hiç de iyi enerji almadığım ifadesiyle. "Onun bir kartel başı olduğunu ve silah tarihi eser uyuşturucu kaçaklığı yaptığını bile bile ve diğer kartelin başı Sienna ile yollarını birleştirdiğini biliyor olmasın Violetta." Elimi çekmek istedim ama o buna izin vermezken gözlerim çoktan dolmuştu bile. Bunu fark etmiş olmalı ki Santo beni kaldırdı masadan. "Viole kalk!" İkimiz de kalkarken masaya döndü. "Bundan sonra kimse karımı üzecek bir şey söylemeyecek. Viole bundan sonra burada benim yanımda benim yatağımda kalacak." derken annesinin bakışlarında çaresizlik fark ettim. Babası ise varyemez tavırla onu izliyordu. Biz arkamızı dönüp giderken antreye geldiğimizde, "Giy montunu." deyip adama başıyla emir verirken kollarımı bağladım durduğum yerde. "Ben senin adamın değilim. Ona yaptığın gibi bana da emir veremezsin!" Santo duraksadı bana döndü. "Özür dilerim..." Sesi yumuşamıştı. "Amacım o değildi. Sadece..." Sert bir soluk bıraktı burnundan. Sinirliydi. Gergindi. "Senin huzurunu kaçırdıkları için sinirliyim. Dışarıda yiyelim bugün yemeğimizi olur mu?" derken gözleri bana döndü. Sevgiyle bakıyordu ya da ben öyle zannediyordum. Bir şey demeden direkt montumu alıp giyerken kapı açıldı ve Santo önde ben arkada saçlarımı montumdan kurtarırken bakakaldım. Esmer dalgalı beline kadar gelen saçlarıyla savrulan üzerinde deri siyah mini etek çizmeleri ve derin dekolteli bluzuyla duran bir kadın vardı. Kırmızı dudakları kıvrıldı. Bakışları direkt Santo'daydı. "Sevgilim..." Bakışlarım ağır çekimde Santo'ya buldu ardından kadına döndü. "Hoş geldin." Ve dudaklarına yapıştı. Gözlerim irileşirken olduğum yere saplanmıştım sanki. Bildiğin onu dudaklarından vakumlarcasına uzunca öptü, geri çekildiğinde elim yumruk olmuştu. Ağzım aralansa da hemen kapatıp yutkundum. Santo'nun bana dönen bakışlarını hissediyordum. Ama ona bakmadım. Karşımdaki o kadına bakıyordum. O da bana dönerken ellerini onun ensesinden çekmişti. Bana küçümseyici bakışlarla bakarken beni baştan aşağı süzdüğünü hissettim. "Merhaba?" Sesi... Başımdan aşağı sinir dalgası yayılırken elini uzattı gıcık bir tavırla. "Ben Sienna."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE