"Vi keyifsiz gibisin bugün."
Santo bugün ülkeye dönüyordu. Uçağı akşam gibi inecekti. Aramalarına cevap vermediğim için mesaj yazmıştı en son.
"Yok iyiyim ya," dedim gülmeye zorlayarak. "Sadece karnım ağrıyor."
"Bebek iyi mi?"
"İyi galiba," dedim karnımı okşayarak. "Daha doktora gitmedim."
"Aa neden?"
Bir anlasam neden. "Santo'nun işlerini ayarlamasını bekliyorum. Beraber gideceğiz de."
Lily geriye yaslandı kahvesini yudumlarken. "Acele etsin yoksa bu bebiş beklemeye gelmez." Karşılıklı gülüşürken Lily bile farkındaydı durumların. Santo ise hala ortalıkta yoktu.
Akşamüstü okuldan çıkarken eve gitmek istemediğimi fark etmiştim. En sevdiğim tatlıcı vardı oraya gidip tatlıya abanmak istiyordum.
Tatlı siparişi verip dışarıya otururken caddede gelen geçenleri izliyordum. Yeşilin, sarmaşıkların ağırlıklı olduğu bir butik kafedeydim. Günler sonra ilk defa huzurlu hissediyordum kendimi.
Ancak bu huzur çok sürmedi.
Karşımdaki sandalye çekilip biri oturduğunda başımı çevirdim. İçimdeki o hisler geri geldi.
Santo.
Şaşırmamıştım.
Bacak üstüne bacak atarak ellerini birleştirdi.
"Burayı sevdiğini biliyorum. Evde ve okulda da değilsen buradasındır." Masaya yaslandım. "Ne iyi tanıyorsun beni." Kaşlarımı kaldırdım. "Ama ben meğer tanıdığımı zannediyormuşum seni."
Santo anlamsız bakışlarımı üzerime sürdü.
"Ne diyorsun Vi?"
"Restorana gittim. Oradaki kadın Santo diye birinin olmadığını söylediler. Hatta bir arkadaşın varmış. Ne kadar doğru bilmiyorum." Duraksadım. "Lucca."
Santo'nun gerildiğini hissedebiliyordum.
Tatlı gelinceye kadar konuşmadık ki tatlı çok geçmeden gelmişti. Ben doyasıya yerken o eğildi üzerime doğru. "Bunları eve gidince konuşalım."
Ağzımı kapatmaya çalışarak, "Olur konuşalım." dedim boğuk sesimle. Bakalım daha hangi yalanlarını dinleyecektim.
&
Yatak odamızdaydık.
Gelir gelmez odaya girerek soyunmaya başladığımda Santo bunu beklemeyerek konuya girdi. "Restorandan ayrıldım."
Hah. Ne demiştim ben.
"Emin misin?" diye döndüm ona hızla. "Bunun bir yalan olmadığına emin misin?"
"Sana yeminim olsun ki Vi. Sana yalan söylemiyorum. Artık orada çalışmıyorum."
"Bana neden demedin?"
"Nasıl demedim? Söyledim Vi. Layoff kararı dedim."
Üzerimde ince askılı atlet ile kalırken kollarımı bağladım. "Benden bir şey saklıyor musun peki?"
Acı çeker gibi baktı suratıma. "Vi.."
Hızla kolundan tutarak onu salona doğru sürükledim. "Gel."
Salonun ortasında dikildiğimizde ne yapacağımızı anlamamış gibi beni seyrederken hızla eğilip sehpanın altından telefona uzandım ancak yoktu. Şaşkınlıkla kalakalırken, "Ne yapıyorsun?" hızla ona döndüm. Alttan alttan bakarken hayretler içindeydim.
"Aldın."
"Ne?"
"Telefon vardı orada. Sen aldın!"
Birden yüz ifadesi değişti ve üzerime yürümeye başladı. "Evet," dedi başını eğerek. "Ben aldım!"
Neden öyle bakıyordu?
"Ne yapıyorsun Santo?" Geri adımlamaya başladım. "Gelme."
"Ben bir şef değilim Viole."
"Sen bana Viole demezsin." Sesimdeki korku.
"Ben bir kralım. Tüm dünyanın hükmettiği bir Meksika kralı!"
Sırtım duvara çarpınca irkilerek gözlerim açıldı. Şakaklarımdan terler damlıyordu. Nerede olduğumu algılayamazken gözlerimi kapatıp açtım. "Vi?"
Santo'nun varlığını o an hissedebilmiştim. Arkamdaydı. Kolları sımsıkı sarılmıştı vücuduma. "Santo?" Doğrulup bana doğru eğildi. "İyi misin birtanem? Yüzün solmuş."
"Ha," dedim yüzümü sıvazlayarak. Doğrulup sırtımı bazaya verdim o da peşimden yaslanırken bana doğru döndü. Üzerinde bir şey yoktu ve kasları şu an gözüme öyle cezbedici geliyordu ki. "Rüya gördüm... Ondan galiba."
"Kötü müydü?"
Hem de nasıl.
"Gerçek gibiydi..." dedim daha fazla konuşamadan. Bana sarıldı. "Gel buraya." Beni göğsüne çekerken ona ne kadar kızgın olsam da kaçmadım. Bir süre sessizlikten sonra, "Özür dilerim..."
Cevap vermedim. Dün eve geldiğimizde konuşmaktan kaçmıştım yorgundum diye. Yine yorgundum. Bıraksalar saatlerce uyurdum. "Seni bırakmamalıydım." Daha sıkı sarıldığını hissedince ne kadar pişman olduğunu fark ettim. Geri çekildim. Gözlerine baktım. Doğruydu. "İş önemliydi. Haklıydın."
"Senden önemli değildi." Göz bebekleri büyürken parmakları naifçe elimi okşuyordu. odada loş bir hava hakimdi. Başımı eğdim. "Bizim için yapman gerekiyordu..." Başımı kaldırmamla gözleri beni takip etti. "Sana kızmaya hakkım yoktu."
"Hayır hayır," dercesine beni reddetti. "Vardı hakkın," Sesi fısıltılı ve gür çıkıyordu. "Karımsın sen benim. Her daim senin yanında olmalıydım. Olmalıyım." Yüzümü kavradı. "Yarına doktor randevusu aldım. Roma'nın en iyi kadın doğum uzmanlarından. Bize yardımcı olacak bu süreçte."
"Ben ayarlamıştım doktor..."
Başını salladı. "Bu en iyisi Viole."
"Sen düşünme. Ben yanında oldukça her şeyi hallederim ben." Elimi öptü. "Neden dert ediyorsun? Hem ben iyi kazanıyorum yani sen ne istersen onu alırız onu yaparız anladın mı? Çekinmek hele söylememek asla yok Viole. Sen isteyeceksin ben yapacağım." Gülümsedim. "Barıştık mı?"
"Hiç küsmemiştik ki." dedim açtığı kollarına bir kez daha sığınrıken. O da güldü. "Cambaz seni." Kıkırdadım.
Dayanamıyordum bu adamın bir bakışına, bir sözüne dayanamıyordum.
Şimdi mutluydum işte.
&
Sabah erkenden kocamın yatağa getirdiği nefsi kahvaltıyı mideme gömdükten sonra beraber el ele yürüyorduk Roma sokaklarında. Randevumuza az kalmıştı. Bir fırının önünden geçerken nefsi kokularıyla duraksarken Santo da benimle beraber durmuştu. Dönüp baktığında ona fırının işaret ettim. Dudaklarımı dişledim. "Lütfen."
Gülümsedi. "Tamam."
"Oley." Çocuk gibi sevinerek içeri girerken bizi takip eden adamdan habersizdik ikimiz de. Siparişi alıp köşedeki masaya geçtiğimizde benim yüzüm insanlara dönüktü, Santo ise onlara sırtını dönerek sadece beni görebileceği yere karşıma oturmuştu. "Mmmmmmmm." dedim kruvasanımı ısırırken. "Leziiz."
Kahvesini bırakıp masaya yaslandı. "Sen böyle inlersen yalnız," sesi Tanrım... Öyle seksi çıkmıştı ki bakışları dudaklarımdan tut da gözlerime kadar yüzümde dolanmıştı. "Akşam acısını fena çıkarırım."
Dudağımı sildim. "Yalnız Bay Gianni, siz de böyle konuşursanız ıslanırım." Keza ıslanmıştım. Deli gibi üzerine atlamak istiyordum. Göz bebekleri koyulaşırken bir şey demeden zift gibi olan kahvesini yudumladı. Gözlerini bir santim bile benden ayırmamıştı.
Dudaklarımı ısıracaktım ki elim havada kaldı. Anlık cama dönüp köşede durup bizi izleyen adama takıldı gözlerim. Kaşlarım çatıldı. "Santo..."
"Ne oldu?"
"Şurada... Bir adam bize mi bakıyor?"
Santo fişek gibi önüne dönerken görmesiyle kafeden çıkması bir olmuştu çünkü adamla bakıştıkları an adam koşarak arkasını dönmüş olduğu yeri terk etmişti. Çok geçmeden SAnto geri geldiğinde endişe dolu gözlerle ona baktım. "Aşkım birden öyle gittin? Ne oldu? Korkutma beni."
"Özür dilerim birtanem." Asla bana bakmıyordu. "Yediysen kalkalım mı?" Saatine baktı. "Randevuya geç kalıyoruz."
"Olur." dediğimde yine el ele çıktık ancak bu kez Santo fena gergindi ve elimi sıktığından haberi yoktu. "Aşkım elimi sıkıyorsun."
"Hm."
"Elimi sıkıyorsun diyorum, canım yanıyor." dememle hızla gevşetti. Ardından öperek gözlerime baktı. "Özür dilerim."
"Ne oldu öyle? Alt tarafı sormuştum belki bizi izlemiyordu bile."
Ağzının içinden bir şeyler söyledi ama duyamadı. "Ne dedin anlayamadım?"
Durdu. Bana dönerek saçımı okşadı. "Seni korkuttuğum için özür dilerim."
"Defalarca kez özür diledin Santo..." Durdum. "Hem beni telaşlandırmak istemiyorsan doğruyu söyle lütfen."
Gözlerime tereddütle baksa da konuştu. "Nasıl anlatsam bilmiyorum Vi ama birkaç müşteri beni tehdit ediyordu. Bana daha doğrusu sana zarar vereceklerini düşündüm."
"Bir dakika bir dakika... Kim seni niye tehdit etsin ki?" diye sordum kafam karışmış halde. "Sen ünlü bir restoranda şefsin. Şeftin yani."
"Olur ya hani böyle takıntılı müşteriler. Ama sen bunu da dert edip sakın kendini üzmüyorsun." Gülümsedim. "Şimdi avazımı çıktığı kadar bağıracağım. Dert etme diye diye sen dert edindin Santo. Tamam sen merak etme asıl. Bak ben iyiyim," Karnımı okşadım. "Bebeğimiz de iyi. Ama sen benden saklama olur mu? Ne olursa olsun benden bir şey saklama."
Hamileyim diye diye üzerime daha çok düşmeye başlamıştı. Ondandı bu tavırları biliyordum. Ne yalan söyleyeyim bu ilgi hoşuma gitmiyor değildi.
&
Doktora geldiğimizde bizi hemen muayeneye almıştı. Sedyede uzanırken Santo da yanımda dikiliyor elimi sımsıkı tutuyordu. "Evet bakalım neredeymiş bebeğimiz?"
Ekrana pür dikkat bakarken doktor tatlı ses tonuyla, "Bakın gebelik keseniz burada. Kendisi henüz çok küçük daha bir aylık." Yutkundum. "Üçüncü aydan sonra daha net görebiliriz." Heyecanla Santo'ya döndüğümde gözlerini yumup açtı.
Ardından doktor üçüncü ay dolana kadar çok dikkatli olmamı, ağır kaldırmamı, dengeli beslenmemi ve sigara ve alkolden uzak durmam gibi bir çok tavsiyede bulumuştu.
İlk fotoğrafına bakarak hastaneden çıkarken Santo'ya baktım. "Çok minik değil mi?"
Öyle dercesine başını sallayıp saçımdan öptü. Beraber yine el ele eve dönerken, "Markete girelim mi? Evde eksikler vardı." dediğimde beni durdurdu. "Gerek yok." Eli belimi kavradı." Çünkü seni Prag'a kaçırıyorum."
"Ne?"
"Güzel bir tatili hak etmedik mi?"
"Ciddi misin? Gerçekten tatile mi çıkıyoruz?"
"Evet." Sevinçle boynuna atlarken beni kucağına aldı. Geri çekilip sakalından gözünden dudağından öptüm. "Seni çok seviyorum."
"Ben de seni çok seviyorum." demez mi gözlerimin içine bakarak.
Beni indiri