VIOLETTA
6.Bölüm
Melike Şahin - Deli Kan
Santo kartı okutup odamıza girerken bellboy bavullarımızı bırakmıştı. Valizlerin yanından geçerek yatağa oturdum. Elimle çarşafı severken odayı inceliyordum. Sade beyaz ve lacivert renklerinden oluşan basit bir dizaynı vardı. Çift kişilik yatak karşısında duvara monte edilmiş televizyon, yatağın yanında iki komodin ve diğer tarafta duvara gömmeli kaydırmalı dolap vardı. Küçük holü geçince bir kapı vardı ve orası banyoydu.
Kafamı diğer tarafa çevirince yataktan indim. Balkona çıktım. Şehrin manzarasıyla birlikte ufak çiçek doluydu. "Çok güzel."
Belimde ellerini hissettim, ardından yanağımda nefesini. "Beğendin mi?"
Döndüm kocama gülümseyerek. "Çok." Manzaraya baktım. "Sadece iki kalacağımız için üzülüyorum."
"Üzülme yine geliriz."
"Geliriz değil mi? Ama bu kez işi bahane etmek yok. Söz mü?"
Güldü. Parmağımı öperek, "Söz." dedi.
Saate bakarak ona döndüğünde ne oldu dercesine baktı. "Acıktım." dedim karnımı okşayarak. Gülümsedi. Gözleri sevgiyle doldu. "Acıkmış mı benim güzellerim?"
"Ya bir yakışıklıysa?"
"O zaman yakışıklım ve güzelim... Ama bence kız."
"Bu kadar eminsin? Kız olacağından."
Başını salladı. Elimi avuçları arasına alırken öptü gözlerimin içine bakarak. "Eminim en az senin kadar güzel bir kızım olacak. Kızımız."
"Of." dedim omzuna vurarak. "Ağlatma beni. Ayrıca açım dedin sen beni gözyaşlarına doyurdun. Karnım aç benim karnım."
"Tamam tamam," Elimi sıkıca kavradı. "Hazırlan dışarı çıkalım otelde öğe yemeği yok."
"Hadi ya," diyerek dudaklarımı büzdüm. "E gece acıkırsam?"
"O zaman çıkar marketten bir şeyler alırım birtanem zor değil ya."
Hazırlanıp dışarı çıktığımızda olduğumuz sokakta hemen pizzacı vardı. Kokuları sokağın başına kadar geldiği için ille de buraya gelelim diye tutturmuştum. Önden ben girerken kapıyı tutarak arkaya baktım Santo benim yerimi devralıp içeri girdiğinde elimi tuttu. "Oturacak yer var mı! Dolu her yer."
Bakışlarım restoranın içinde gezinirken arkada köşede bulmuştum. "Bak orası." işaret ettiğimde masalar arasında yürüyerek geçtik. "Ambiyansı ne değişik değil mi?"
Duvarlar tuğlaydı ve yapay meşale ile döşenmişti. Dirseklerini masaya koyarak eğildi. "Güzel sahiden." Bana döndü. "O kadar güzel koktu ki benim bile canım çekti."
"Yalnız İtalya'dan geldiğimizi bu kadar belli etmese miydik ya?"
Güldü. "Saf İtalyanız napalım."
"Sizinkiler nereliydi aşkım?" diye sorduğumda durulur gibi oldu. "O nereden çıktı?"
"Canım nereden çıkacak az önce dedik ya safkan italyanız diye. Bizimkiler Napoli. Bir kısmı Malta tabii. Ama sizinkilerden hiç bahsetmedin. Yani... Evlendikten önce bile."
"Bilmiyorum." dedi hafifçe gülümserken. "Beni hiç merak etmeyen ailemi araştırmaya gerek duymadım."
Başımı salladım. Biraz sessizlik olunca, "Özür dilerim." deyip uzandım masada duran eline. "Öyle merak ettiğim için. Hiç bahsi geçmeyince."
"Sorun yok Viole."
"Al ya... Viole dedin nasıl olmasın?" geriye yaslandım. "Sonra sorun yok de."
"Cidden sorun yok bebeğim."
Pizzalar geldiğinde konuşmaktan sonra yemekle ilgilenince Santo gülmüştü. "Sohbeti birden kesip yemeğe gömüldün resmen."
"Napayım," sos ağzımdan akarken dolu ağzımla konuşmaya çalışıyordum. "Ay... Fena acıkmışım." Dudağımın kenarını silmeye çalışırken, Santo atılarak peçeteyle sildi. "Öperek silerdim de neyse."
"Bir dahakine."
"Kışkırtma."
"Ne? Ne dedim sanki ya.." numaradan sitem ederken bakışlarını kısarak baktı. "Oyunbaz."
"Teşekkürler."
Gülüşerek restorandan çıkarken karnım fena şişti. "Biraz yürüyelim mi?"
"Olur birtanem." diyerek saçımdan öptüğünde el ele Prag sokaklarında yürümeye başladık.
Ardımızda bıraktığımız karşı kaldırımdan bizi izleyerek telefonla konuşan adamdan bihaberdik.
"Alo... Şimdi çıktılar. Evet. Blossom Hotel'de kalıyorlar. Bir gece capo. Anlaşıldı."
Sırtımızdan izlendiğimi hissetmişim gibi arkama dönerken beremi düzeltir gibi yaptım. Gözlerim karşı kaldırıma dükkana sokak lambasına her yere baksa da bizi izleyen göz bulamadı. İçimde tuhaf bir his belirirken Santo elinde Trldeník ile döndüğünde ona baktım. "Al aşkım."
Uzanıp alırken kartını cüzdanına koyuyordu. O sırada resmimi gördüm. "O hala orada mı?"
Cüzdanı kapatıp cebine attı. "Ne demek hala orada mı? Hep orada. Ve daima olacak." diyerek burnuma fiske attığında sırıtarak gülümsedim ve eğilip dudaklarımı uzunca öptü yanağımı kavrayarak. Geri çekildiğimde beri düzelterek alnımı öptü. "Hadi erimesin."
Külahı yaladım. "Bu ne değişik tatlıymış ya?"
"Sırp ve Çek kültürüne özgü." diye anlatmaya başladığında hayran hayran kocamı dinliyordum.
O kadar yorulmuştuk ki otele döndüğümüzde ayaklarımıza kara sular inmişti. Direkt yatağa yatmıştık. Uyandığımda saat yediye geliyordu. "Olmuş mu ya o kadar?"
Gözümü ovalayıp esnediğimde arkama döndüm. Santo yastığına sarılı bir kolunu da belime sarılı uyurken yüzümü bu kez ona dönerek yeniden yastığa sarıldım. Uyuyan yüzünü seyretmeye başladım. Saçları uzamıştı. Kulağını geçiyordu. Alnına birkaç tutamı düşmüştü. Kaşları uzun biçimliydi ve yine çıkmıştı. Almak lazımdı. Sakalı birkaç günlüktü. Hafifçe okşadım. "Aşkım..."
Saatler olmuştu ve ben yine açtım. "Santo."
"Hmm..."
"Uyanmayacak mısın?"
"Ihıh."
Güldüm. Uykuya aşık ya resmen.
Dudaklarına öpücük kondurdum. "Şimdi?"
"Bi daha öpersen..." Bu işin sonunu biliyordum. Yine de öptüm. "Tamam mı?"
"Olmadı bir daha."
"Ya cambaz." diye koluna yalandan vurduğumda gülerek gözlerini açtı. Uykunun izleri yüzünde dolanıyordu. "Saat kaç?"
"Yediye geliyor. Akşam yemeğini kaçıracağız."
"Boş ver. Birbirimizi yiyelim..." Kötü kötü baktım. "Yani sevişelim."
"Ben gösteririm sana sevişmeyi."
"Göstersene."
"Bak nasıl da kışkırtıyor..." doğrulup yastığımı alıp yüzüne vurduğumda bana şaşkınlık ve kızgınlıkla baktı. "Kocana mı vurdun sen?"
"Kocam değil misin ister döverim ister överim."
"Bak bak laflara bak." diyerek o da yastığını kaparken yastık savaşı başlattık aramızda. Sanki ağır çekimde birbirimize vuruyorduk, yastık tüyleri uçuşurken birden beni altına alarak yatağa attı. Burnunu sürterek tenimde gezdirirken, "Karnımı doyurayım mı bir ben..."
Ellerim saçlarımda gezinirken, "Doyur doyur da benim karnım ne olacak..."
Başını aniden kaldırdı boynumdan. "Unuttum... Bu akşam rezervasyonumuz vardı."
"Ne?!"
"Hadi hadi."
Yataktan kalkarken beni de kaldırmaya çalıştı. "Hazırlan. En güzel elbiseni giy. Seni harika bir yere götüreceğim..."
Şaşkınlıkla arkasından bakakalırken çok geçmeden hazırlanmaya başlamıştım. Elbisemi giyerek ayna karşısında takıları takıyordum. Çok hafif makyaj yapmıştım. Santo altında havlu ile banyodan çıkıp başını kurularken dalgalı saçları alnına düşmüştü. Gözlerim bir an omzundan kolunun yarısına olan dövmeye dalarken o da beni görünce donakaldı. Tepeden tırnağa beni süzerken ona döndüm. "Nasıl olmuşum? En güzel elbisem değil mi?"
"Sen varsın ya en güzeli olur tabii..."
Gülümsedim. "Vi..." Bana yaklaşarak belime sarıldığında tenini buram buram yayılan fresh kokusunu hissedebiliyordum. "Sana bir hediyem var bebeğim."
"Ne o?"
Yanımdan çekip komodinin çekmecesini açtığında siyah dikdörtgen kadife bir kuru çıktı. "Sana bunu aldım."
Neymiş diye meraktan kıvranırken uzattığı kutuyu elime alırken bir an ona baktım. Hadi aç dercesine işaret ettiğinde kutuya döndüm. Açtığımda beyaz altın parıldayan anka kuşu vardı. Çok güzel bir kolyeydi.
"Zümrüdüanka... Bu efsaneyi sevdiğini biliyorum." Parmaklarım kolyenin üzerinde geziniyordu. "Her ne zaman düşersen her zaman dünyan başına yıkılacak olursa o zaman bunu hatırla. Bu kuş gibi küllerinden yeniden doğacağını hatırla." Kolyeyi eline aldı. "Hadi dön de takayım."
Dönüp saçlarımı tek omzuma toplarken taktı ve ensemi öperek arkamdan sarıldı. "Bu kolye sana uğur getirsin birtanem."
Gözlerim doldu. "Yine aplattın beni ya..."
"Hadi ağlamak yok." geri çekildi. "Ben de hazırlanayım çıkalım bir an önce. Harbiden geç kalacağız."
Nihayetinde rezervasyonu yapılan restorana geldiğimizde sabah gittiğimiz pizzacıdan çok farklıydı. Her masada mumlar ve ışıltılı süsler, kemandan gelen müzik derken buranın lüks pahalı bir yer olduğunu anlamıştım.
Santo sandalyemi çekip oturturken kulağıma fısıldadı. "Rahatla."
Omzumun üstünden ona bakarak gülümsedim. O da karşıma geçtiğinde konuştu. "Buranın şefi çok yakın bir arkadaşım. Bizim için harika bir menü hazırladı."
"Sabırsızım biraz daha beklersem ölebilirim." Güldü. "Açsın da."
"E yani..." dediğimde gülüştük.
Yemekler servis edilirken Santo hepsini tek tek anlatıyor sohbet ediyorduk. Bir kez daha aşık olmuştum ona. Gönlümü çok güzel almıştı. Ce istediklerimi yapıyordu. Onunla evlendiğim için Tanrı'ya bir kez daha şükür ederken keman sesi giderek arttı. Peçeteyle ağzını silip yerinden kalkarken bana yaklaştı. Elini açarak uzattı. "Benimle bir dans buyurmaz mısınız Bayan Gianni?"
"Seve seve buyururum Bay Gianni."
Masadan uzaklaşıp orta alanda durup sarılırken dans etmeye başladık. "Çok mutluyum Santo. Sen yanımdasın. Yakında bir bebeğimiz olacak..." Başımı eğdim. "Bu mutluluğumuz hiç bozulmasın olur mu?"
"Hiç bozulmayacak," elimi öptü. "Söz." dedi gözlerimin içine bakarken. Ne kadar süre dans etmiştik bilmiyorum ama fena sıkışmıştım. "Bir lavaboya gideyim ben."
"Geleyim seninle?"
"Gerek yok aşkım. Hemen dönerim."
Elbisemim eteklerini toplayıp ona sırtımı dönüp alandan çıkarken koridorda yürümeye başlarken etrafı izliyordum. "Nerede bu tuvalet ya..."
"Bayan Gianni!
Kim bağırırdı ki? Çatık kaşlarımla arkama dönerken gözlerim irileşti. Bir adam silahı bana doğrultuyordu. "Sen de kimsin nereden biliyorsunuz adı-" cümlem burnuma bastırılan eter kokusu ile yarım kalırken yere yığıldım. Gözlerim kapanırken son gördüğüm yerde adım atan ayakkabıların gölgesi oldu. "Capoya haber verin. Zaaf elimizde."