Cem Adrian ft. Şebnem Ferah - İnce Buz Üstünde Yürüyorum
"Papa..."
Purosunu tüttürüyordu. Dumanı havayı delip iz bırakırken genç adam ayakta dikilmeye devam etti. Babası ne ona dönmüştü ne de bir cevap vermişti. Saniyeler süren sessizlikten sonra adam yerinden kalkarak masanın etrafında dolaştı.
"Gelmişsin."
"İstediğin bu değil miydi?"
Gözleri şahin gibi gözlüğün içinden dik dik bakarken genç adam rahatını bozmadı. "İstediğini veriyorum ben de."
"Her zaman..." Oğluna bir adım daha yaklaştı. "Benim sözümü dinlersin değil mi oğlum?" Genç adam yutkundu. Herkesin karşısında aslan kesilirken babasına bakarken boynu kıldan inceydi. "Senin sözünden çıkmayacağımı biliyorsun."
Adam purosundan bir nefes aldı. "Çıkmazsın. Bilirim." Bakışları uyarı mıydı emin değildi.
"Şimdi ne olacak?"
"Devam edeceksin." Puroyu dudaklarının arasına yerleştirip bekledi. "Daha bitmedi. Ben bitti diyene kadar devam edecek."
&
"Kürtaja yatırın. Malzemeler hazır mı?" Her yerimden terliyordum. Fazla sıcak yapış yapış hissediyordum kendimi. Gözlerimi aralayıp başımın dönmesiyle yeniden kapatıyordum yine de zorluyordum. Görüntü bulanıktı. Bir netleşiyor bir kararıyordu. "Neredeyim ben..." diye fısılfadığımda başımda bir boneli maskeli bir adam belirdi. "Akılsızlar! Uyanık bu!"
Yüzüme kahverengi bir cisim yaklaşırken başımı iki yana sallamaya çalışıyordum ama nafile. Güçsüzdüm. Halsizce yattığım yerde kıvransam da terli saçlarım yanaklarıma yapıştı. Narkozun etkisi anında hissederek bayıldım. "Güzel. Başlayın."
Aynı saatlerde Santo sinir ve gergin halde terasta volta atıyordu. Lucca kenarda telefonla konuşurken çoktandır oteli korumalar sarmıştı. Çaktırmadan geleni gideni arıyorlardı ama iz yoktu.
"Bir şey çıkmamış capo." deyip telefonu kapatırken Santo durarak önündeki upuzun Prag manzarasına baktı. "Telefonu da yok. Ülke dışına çıkmış olmasınlar?"
Lucca demire yaslanarak kollarını bağladı. "Olası."
"Cazzo!" Santo bağırarak sinirini çıkarmaya çalışıyordu ama boşaydı o da biliyordu. "Akılsızım ben! Kuzuyu kurtlar sofrasına gönderdim!"
"Böyle olacağını bilemezdin Santo."
"Kes sesini!" Santo parmağını sallayarak Lucca öfkeden kararmış gözlerle bakıyordu. "Sana dedim değil mi? Prag'a gidiyoruz İtalya'dan katbekat korunmamız lazım dedim!"
Lucca iç çekti. Haklıydı. Hata yaptığının o da farkındaydı. "Biliyorum... Ama iş işten geçti. Şu an napabiliriz onu düşünmemiz lazım."
"Senin akılsız kafanı sikeyim Lucca! Seni de sikeyim! Kendimi sikeyim!"
Lucca ensesini kaşıdı. "Karına yapsan o işi daha mantıklı..." Santo'nun sert bakışlarını görünce ağzına hayali fermuar çekerek sustu.
Telefon çaldığında Santo can havliyle açtı. "Evet?!" Kaşları çatıldı derince. "Tamam." Lucca yerinden doğrulurken sorgu dolu bakışlarla baktı. "Ne oluyor?"
"Bulduk. Onları." Santo'nun bakışları hiç olmadığı kadar korkutucuydu.
Birkaç araba artarda yıkık dökük bir fabrikanın önünde durduklarında ortalık o kadar sessiz ve ıssızdı ki Santo arabadan iner inmez baş işareti yaptı. Adamların bazıları arkaya dolanırken kendileri önden normal bir şekilde gireceklerdi. Elindeki silahı tutarak sessizce kapıyı aralayıp girdiklerinde içerisi çok karanlıktı.
Ses çıkarmadan ilerlemek zordu yine de camlardan sızan ay ışığı loş olmasını sağlıyordu. Gölgeleri arkaya düşerken temkinli bakışlarını ileride gezdirdi. Lucca hemen arkasında sağındaydı. Kulağına doğru konuştu. "Saklanıyorlardır."
Santo bir şey demeden bakışlarını çekerken temkinlice yürümeye devam etti, adamlar da onu takip ederken gittikçe daralıyordu. Bir koridora girdiklerinde tepede yanıp sönen floresan lambalar cızırtılı sesler çıkarıyordu. "Oradan bir ışık geliyor."
Dikkatler oraya gittiğinde Santo duyduğu inleme sesleriyle sessizliği boş vererek koridorda koşarak odaya girdi ve nefes nefese kapının pervazına tutunurken gördüğü manzaraya inanamadı.
Viole baygın halde kürtaj masasında yatıyordu.
Santo'nun rengi atarken gözleri korkuyla doldu. "Hayır hayır hayır..." Masaya atılarak karısının yüzünü avuçladı. "Viole..." Gözleri vücudunun her yerinde gezinirken bir çizik bir kan izi olup olmadığını öğrenmek istiyordu. O an bakışları karnında takılı kaldı. Gözleri irileşti. Bebek...
O an sarsılarak geri çekildiğinde Lucca hemen yanındaydı. "Santo... Ne oldu?" O Viole'ye bir şey olduğunu zannedip hemen kızın başucuna giderken Santo geri adım atarak duvara çarptı ve koca cüssesiyle yere oturur gibi devrildi.
Bebekleri... Yoktu.
Kızı yoktu...
Gözleri doldu doldu ama akmadı asla.
"Ben... Ben..."
"Santo kalk ayağa! Derhal gitmemiz lazım!"
Lucca ikaz dolu bağırsa da Santo'yu kendine getiremiyordu. "Onun yüzüne nasıl bakacağım ben? Bakabileceğim... Ben... Bakamam ki ben..."
Lucca omuzlarını sarstı. "Santo derhal kalk! Yıkılamazsın karın bu haldeyken Umarto şerefsizi gelmeden gitmeliyiz!"
Santo yıkılmış halinden birden öfkeli ifadeye bürünürken yumruğunu sıktı. "Umarto... Umarto. UMARTO!" Duvara sert bir yumruk attığında elinin üstü kanamaya başladı hızla. Eklemleri ciddi bir hasar almış olabilirdi. "Mahvedeceğim onu... Soluğunu keseceğim. Ölüm ödül olacak ona!"
Viole inlerken bakışları direkt ona kaydı. Nasıl bir acı çekiyorsa baygınken bile inliyordu kız. Santo yüreğine taş oturduğunu hissetti. Hemen karısını kucaklayıp hızla odadan çıkarken bir onun yüzüne bir önüne bakarak ilerliyordu. "Özür dilerim... Özür dilerim birtanem."
Saatler sonra...
Gözlerimi araladığımda dilimdeki kuruluk beni aşırı rahatsız ediyordu. İstemsizce yutkundum artarda. Başımı çevirdiğimde nerede olduğumu geç algıladım.
İtalya'daydık.
Evimizde.
Kaşlarım çatıldı. Buraya nasıl gelmiştim ben? Biz Prag'taydık evet Prag'taydık sonra Santo çok güzel bir sürprizim var dedi. Sonra biz yemekteydik ben lavaboya giderken...
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Adam... Adamlar..." Üzerimdeki pikeyi atmak için hızla doğrulurken acıyla kıvrandım. "Aah..." Karnımı tuttuğumda yoğun bir sancı girmişti. Kapı açıldığında bir hemşire girmişti. "Bayan Gianni ne yapıyorsunuz? Ani harekette bulunmayın kanamanız yeni durdu. Dinlenmeniz lazım."
Kanama mı? Hem bu hemşire de neyin nesiydi?
"Ne kanaması? Hem sen de kimsin? Ne arıyorsun evimizde?" Acı içinde kıvranırken hemşireyi başımdan defetmek için kocama seslenecektim ki bakışlarım kapı eşiğine kaydı. Santo yıkık bir şekilde beni izliyordu.
Hayır... O bana bakamıyordu.
"Santo... Neden bakmıyorsun bana?" Dudaklarınım titrediğini fark ettim. Bana öyle geliyor olamazdı. Dağ gibi kocam yıkın bir harabeydi karşımda.
Gözleri doldu başını hızla çevirmesinden bakışlarını kaçırmasından anlamıştım. "Santo..."
Hemşirenin engellemesine rağmen yataktan kalkıp onun önünde dikildim. "Sana diyorum Santo! Ne kanaması! Bebeğim nerede! Santo bebeğimiz nerede... Santo..."Göğsüne vurarak ağlamaya başladığımda aslında anlamıştım.
Onu... kaybetmiştik.
"Nasıl... Neden... Neden... Korumadın onu neden..."
"Viole..."
"Neden..." Sesim yükselerek ağlarken vücudumu taşıyamadım yere yığılacakken Santo'nun kolları sıkıca sarmıştı beni. Kollarında ağlarken onun da ağlayarak saçlarımı öptüğünü hissedebiliyordum.
Hala içimde bir şey
Sanki umuda benziyor
Bana unutma diyor
Susuyorum, susuyorum
Orada uzakta bir yerde
Artık zayıflayan bir ses
Bana vazgeçme diyor
Duyuyorum, duyuyorum
Bir rüya içinde
Ağır ve sessizce
İnce buz üstünde yürüyorum
Önümde duvarlar
Gözlerimde bağlar
Alevler içinden geçiyorum
Hayat, daha kaç kere vurup, kaç kere kıracak
Kaç kere yıkıp, kaç kere savuracak
Kalbim kalbim, daha kaç kere çarpıp, kaç kere duracak
Kaç kere inanıp, kaç kere unutacak
Hayat hayat, daha kaç kere vurup, kaç kere kıracak
Kaç kere yıkıp, kaç kere savuracak
Kalbim kalbim, daha kaç kere çarpıp, kaç kere duracak
Kaç kere inanıp, kaç kere unutacak