Mark Eliyahu ft. Cem Adrian -Kül
Günlerdir yataktan çıkmıyordum.
Laura'nın ölümü, bebeğimi kaybetmem derken bünyem daha ağır ne kaldırabilirim der gibi bekliyordu. Şahsen daha ağırını kaldıramazdım. Lucca gelmişti. Santo ile sesleri geliyordu. Ama o kadar boğuktu ki anlayamıyordum.
Lucca'ya güvenmiyordum içimden bir ses onun güvenilir biri olmadığını söylüyordu ya da geçen belinde silahını gördüğüm için böyle bir algıya kapılmıştım.
Hastaneden çıkmadan önce onun odadayken olan telefon konuşmasını duymuştum. Gizli kapaklı bir işler çevirdiğine o an emin olmuştum. Bence restoranı ziyaret ettiğimde bana yalan söylemişti.
Yastıkta kafamı oynatıp yüz üstü dönerken iş çektim. Yatakta yatmaktan da sıkılmıştım. Ben genel olarak sıkılmış olabilir miyim?
Doğrulup saçımı kaşırken yatağın içinde oturdum. Boş boş yatağı dolabı odayı izlerken makyaj masasının aynasından gördüm kendimi. Uzun zamandır hiç böyle görünmemiştim.
Saçlarım dağınık, kuru elektriklenmiş gözaltlarım koyu çökmüş halde... En son annemi ve babamı kaybettiğimde böyleydim sanırım. Beni evlatlık edinen annem ve babam.
Odadan çıkıp koridorda ilerlerken banyoya yöneldiğim sırada içeriden sesler yükseldi. "Sessiz ol kahrolası! Karım uyanacak."
"Viole'yi korumak istiyorsan ondan ayrılmalısın."
"Daha fazla saçmalayacaksan defol git Lucca! Viole'den ayrılmayacağım onu terk etmeyeceğim anladın mı! Bu değil çözüm mevzubahis bile olamaz!" Pervaza yaslandım, kaşlarım çatılırken dinlemeye başladım. Neyden bahsediyorlardı bunlar?
"Durmayacak. O da durmayacak sen de durmayacaksın. Bitmeyecek anladın mı? Ne yapmayı düşünüyorsun?" Lucca elini masaya koyarak dikildi. "Eninde sonunda yüzleşecekler seninle. Gerçek gün ışığına çıkacak. O zaman ne yapacaksın?"
"Beni germe."
"Olacakları söylüyorum Santo. Beni engellesen bile tüm bunları engelleyemezsin!"
"Ne yapayım o zaman sen söyle! Dur zaten söyledin değil mi? Karımı terk etmek."
"Belki de artık karım demesen daha iyi." Lucca sigarasını yakarken Santo durdu. Öfkeyle baktı. "Kes sesini."
"Hiç öyle bakma." Sigarayı ağzından çekip aldı Santo. "Evimden defol Lucca!"
Sonrası sessizlik.
Kapı çarpma sesi.
Lucca evi terk etmişti. Normalde olsa hemen Santo'nun yanına giderdim ama içimi kemiren hisler varken cesaretim yoktu. "En iyisi duşa girmek..." Şu an yapabileceğim şey buydu.
&
Duştan sonra Santo yanıma gelmiş beni kontrol etmiş sonra akşam yemeğini hazırlamıştı. Şimdi mutfakta yapmış olduğu tatlıları yiyorduk. Creme Brûlée. Eli lezzetliydi be ben bu tatlısını çok severdim.
"Nasıl olmuş?"
"Güzel." Sabahtan beri benimle konuşmaya çalışıyordu. Beni konuşturmak istiyordu ya da. Farkındaydım.
"Sadece bu kadar mı?" dedi bezi çıplak omzuna atarak karşıma otururken. Kare mutfak masasında karşılıklı oturuyorduk ve davlumbazın sarı ışığı yanıyordu. Yorgun gözlerle kocama döndüm. Kaşığı elimde tutarak tatlıyla oynuyordum. "Bu kadar." dedim fısıltıyla tatlıya döndüm.
Uzanıp elimi tuttu. "Viole... Yapma böyle." dediği an gözlerim doldu. Kahretsin ki duygusal olmaktan nefret ediyordum.
"İyi değilim." Elimi ondan kurtardım ama gözlerine baktım. Gözyaşlarımı gördüıpğnde yüzünün nasıl endişe dolduğunu anladım. Özür dilerim Santo. "Özür dilerim..."
"Hayır... Dileme." Sesi sertti ama şefkat doluydu. "Hepsi benim hatam."
"Sana düşmanlarımızdan daha önce bahsetmeliydim. Seni korumalıydım. Her an yanında olmalıydım bir an bile-"
"Bunu hep yapamazdın."
"Yapardım Viole. En azından tehlike geçene kadar sımsıkı sarardım sonra biraz gevşetir yine devam ederdim." Gözlerimi yumup başımı eğdim. Masadan kalkıp yanıma geldiğini omuzlarımdan sarıldığında anladım. Yanağımı öptü. "Asla bırakmayacağım seni."
Viole'yi terk etmeyeceğim!
"Lucca..." Gözlerim şak diye açıldı. "Neden senden beni terk etmeni istedi?" Kasıldığını hissettiğimde başımı kaldırıp ona hafifçe döndüm. Geri çekilip suratıma baktığında düz bir ifade vardı. "Bunları düşünme şimdi sen..." Yanımdan geçeceği sırada koluna dokundum. "Santo... Benden bir şey saklama. Yoksa seni hiç affetmem."
O an gözlerindeki sarsıntıyı enkazı görebilseydiniz anlardınız. Madem kaybetme korkun var neden dürüst değilsin bana?
"Viole..." dedi sesi kesilmişçesine.
"Lucca neden öyle dedi?"
"Sonra konuşalım bebeğim."
"Lucca. Neden öyle dedi. Santo." üstüne basa basa tekrar ettim sorumu. O cevabı verene kadar da ederdim.
"Çünkü senin zayıf noktam zaafım olduğunu biliyorlar. Beni senin üzerinden vurmak istiyorlar."
"Polise gidelim o zaman. Sen onların tehditlerine boyun eğecek değilsin." dediğimde kaşları çatıldı. "Olmaz."
"Neden?"
"Olmaz dediysem olmaz Viole!" İlk defa bana karşı sesinin bu kadar yükseldiğini görüyordum.
"Neden Santo? Onlar bebeğimizi aldılar bizden. Bana zarar verdiler. Tabii ki şikayetçi olacağız. Olacağız ki onlar yakalanıp cezasını çekecekler!"
"Gerçekten ceza alacaklarını düşünüyor musun?"
"Sen adalet sistemimize mi güvenmiyorsun? Burası İtalya. Türkiye değil!"
"Olmaz dediysem sebebi var Viole. Bunu anla ve eşeleme."
"Öyle mi?" Kollarımı bağladım. "Neden bu kadar sakinsin? O senin de bebeğindi ve bebeğimiz yaşamak istiyordu. Onun canına kıydılar onu öldürdüler! Ve sen karşıma geçmiş fazlasıyla sakinsin." Santo gözlerini yumdu. Giderek sinirlendiğini hissedebiliyordum ama bana değil.
Omzuna göğsüne vurmaya başladım. "Bir şey yapacaksın anladın mı? Onların yanına kar kalmayacak!" İyice vurmaya başladığımda beni kollarıyla sımsıkı sarıp saçlarımı öptü. "Tamam tamam sakin... Geçecek. Geçecek..." Patlamıştım. Şimdi de kalan enkazlarımı ağlaya ağlaya onun göğsünde döküyordum.
Geçen saatlerin ardından şimdi Santo'nun göğsünde yatağımızda yatıyordum. Gözlerim açıktı. Oda karanlık olsa da perdeyi çekmemiştik. İçeriye beyaz ışık doluyordu. Dolabı izlerken birden kafama dank etti. Kargo paketi.
Başımı istemsizce kaldırdığımda geriye attım. Santo huzurla bana doğru yüzünü çevirmiş uyuyordu. Eli saçlarımın arasında takılı kalmıştı. Yavaşça elini saçlarımdan uzaklaştırırken yataktan sessizce kalktım. Bir ona bir dolaba bakarak ilerlerken kapak gıcırdamasın diye yavaşça araladım. Eğilip kıyafetleri araladığımda kutu oradaydı ve halen açılmamıştı. Benim bıraktığım gibi duruyordu.
Unutmuş muydu acaba?
Dudaklarımı kemirirken yataktan gelen sesle aniden düzelttim ve doğrulup kapıyı kapattım. O sırada Santo gözlerini araladı. "Viole? Ne yapıyorsun orada?"
"Hı, su... Su almaya kalktım hayatım."
"Bana söyleseydin ya."
"Saçmalama Santo uyuyordun sen. Hem sen uykunu bölme. Ben kalktım zaten alırım." Peki dercesine yastığa başını geri koyarken odadan çıkmıştım. Kapıyı kapatıp koridorda ilerlerken mutfağa girdim. Işığı hiç açmadan dolaptan bardak alıp sürahi ile doldurdum ve içerek tezgaha koydum. İki elimle mermere yaslanıp balkondan dışarıyı izledim. Ay ışığı yüzüme vuruyordu. Biliyordum ki sorularımın cevapları o kutudaydı.
&
Sabah Lucca'nın gelmesiyle tabiri caiz kapıya dayanmasıyla aralarında ne geçti de sabahın köründe geldi diye düşünürken içimdeki sese kulak verdim.
"Günaydın."
"Hoş geldin Lucca." Sabahlığımın kuşağını bağlarken saçlarımı geriye attım. "Kusura bakma böyle karşılamak istemezdim."
"Lütfen. Asıl sen kusura bakma. Erken saatte geldim..." Gözü arkaya kaydı ben de arkama dönerken Santo hazırlanmış takım elbşsesiyle buraya dığru geliyordu. Kaşlarım çatıldı. "Rahatsız ettim sizi."
Lucca'ya döndüm. "Ne oluyor?" Bir şey demesine kalmadan Santo yanıma gelip belime sarılırken konuştu. "Bir işimiz var birtanem," Lucca'ya döndü. "Lucca ile halletmemiz gereken."
"Bu kadar acil mi gerçekten?"
"Evet." diye atıldı Lucca.
Kollarımı bağladım. İkisine de şnanmıyordum. "Bir kahvaltı etseydiniz bari."
"Gerek yok. Hadi çıkalım." dedi Lucca hızla lapıya giderken Santo bir şey demeden yüzüme baktı ve alnımdan öptü. "Akşam görüşürüz."
"Görüşürüz." dememe kalmadan ikisi çıkıp gittiler. Bakışlarım kısılırken kapıyı kapattım bir mühlet boşluğa baktım. "Artık sırrınızı öğrenmenin zamanı geldi beyler."
Üzerimi değiştirip hızla evden çıkarken sadece birkaç dakika ile onları kaçıramazdım değil mi?
Apartmanın kapısından çıkıp dururken yolun her iki tarafına baktım. Hayır kaçırmak istemiyorum kaçırmak istemiyorum.
Parkın bitişinde siyah bir arabanın hareket ettiğini görünce koşmaya başladım. Karnıma kramp girdiğinde acıyla inleyerek yavaşlasam da zorladım. Duramazsın duramazsın Viole!
Yetişemeyeceğimi anladığımda durup telefonumu çıkardım. Hızlı hızlı tuşa basıp fotoğrafları çekmeye başladım. Nefes nefese fotoğraflara baktım. Titreye titreye kaydırırken plakanın net göründüğünü gördüm. Ekranı kapatıp telefonu elime vururken etrafa baktım.
Eve girdiğimde anahtarı vestiyere atıp hızla odaya girerken dolabı açtım, yere oturup kargo paketini elime alırken kapağı açtım. Kurcalamaya başladım. Deste deste fotoğrafları çıkarıp halının üzerinde dizerken arkalarında not olduğunu biliyordum. Daha doğrusu harf.
"Nasıl çözeceğim..." deyip tek tek bütün fotoğrafları incelerken flash olduğu aklına geldi. "Tabii ya..."
Dizlerimin üzerinden doğrularak komodine yaklaştım, çekmeceyi açarak derinliklere ittiğim flashı çıkarıp baktım.
Fotoğraflara basmadan geçerken salona girdiğimde laptop koltuğun üzerindeydi. Oturup kapağını araladım, düğmeye başladım. Açılmasını beklerken avucumdaki usb belleğe bakıyordum. Yutkundum. "Az kaldı..."
Masaüstü gelince ekrana hızla taktım. Gianni diye yazı çıktı ve direkt tıklayıp pencereyi açtım. Bir sürü klasör vardı. En az bini aşkın. Alnıma vurdum. "Allah kahretsin!"
Dudaklarımı kemire kemire klasörleri didik ederken bir videoya rastladım. "28 Ocak 2023..." Çok yeniydi. Santo Rusya'ya gitmeden önce.
Belli ki Rusya'ya gitmesinin nedeniydi bu video.
Tıklayıp player'da açarken önce karanlık bir yer geldi sonra aydınlandı. Eski terk edilmiş bir fabrikanın içine benziyordu. Bir sürü borular, kırık pencereler. "Ölmeden önce son arzun."
Gözlerim irileşti.
Sırtı dönük namluyu uzatan... Santo muydu?
O kadar karanlıktı ki onu cüssesinden bile tanıyamamıştım.
"Pişman olacaksın." Ve bam!
Adamın başından kanlar akarken yere yığılmıştı. Ve benim kocam bunu soğukkanlılıkla yapmıştı.
Ben bir Meksika kralıyım! Tüm dünyanın hükmettiği Meksika kralı!
"Hayır... Hayır..." Transa girmiş gibi tekrar ederken gözlerimi ekrandan alamıyordum. "Yapmaz. Benim Santo'm yapmaz."
Gözlerimi yumdum. "Sakin ol... Sakin ol Viole." Başımı ellerimin arasından geçirerek derin nefes almaya başladım. "Çözeceğim... Çözeceğim..."
Dosyaları kurcalayıp fotoğraflar ile harfler arasındaki bağlantıyı çözmeme yardımcı olan bilgiyi bulunca hızla laptopu alıp odaya koştum. Yere yığılır gibi oturarak hepsini çevirdim. S. V. P. E.
"Sei il nuovo capo del cartello. Vivi." Yeni kartelin başı sensin. Yaşa. Baban.
Yapbozu birleştirmiştim...
Alyansı çıkarması.
Evin etrafında tekinsiz adamlarla buluşma.
Okula saldırı.
Laura'nın ölümü.
Como Gölü cinayeti.
Telefon.
Restorandan çıkarılma.
Birinin bizi takip etmesi.
Kimliğinde Jalisco yazması.
Kaçırılmam.
Düşük yapmam.
Lucca.
Capo.
Hepsi... Tüm detaylar oturuyordu artık. Gözyaşlarım sicim sicim damlarken dizlerimin üstüne çökmüştüm. Şoktaydım.
Bana ailem yok demesi de yalandı, yetimhane de.
Çünkü bir ailesi vardı ve Meksika'da yaşıyordu. Babası eski bir kartelin kurucusu olmalıydı çünkü yarı Meksikalı yarı İtalyan olduğunu biliyordum. Gülmeye başladım. Ne salaktım. Gözümün önündeki detayları kaçırmışım. Gülmem kahkahalara dönüşürken sinirlerimin bozulduğunun farkındaydım.
"Neden..."
&
Akşam karanlık çökünce kapı aralandı. Apartmanın ışığı bir an salonu aydınlatıp yine karanlığa gömülürken ondan yana bakmasam da onu izleyebiliyordum.
"Vi?"
Cevap vermedim.
Yanıma oturduğunu sağ tarafımın çökmesiyle anladım. "Sevgilim?" deyip saçlarımda sırtımda elini hissettiğimde hızla uzaklaştırdım. "Neler oluyor Viole?"
"Neler oluyor Viole..." kendi kendime konuşurken ona doğru döndüm. "Benden ne saklıyorsun?"
"Neden sürekli bunu soruyorsun?"
"Çünkü benden bir şey saklıyorsun." Santo gözlerimin içine bakakaldı. "Bilmediğimi zannediyorsun değil mi..." Laptopa uzanıp alırken açtım. "Ve sana seni hiç affetmem demiştim Santo."
Video oynamaya başlarken Santo'nun bakışları ekrana kaydı. Yutkundu. Gözleri irileşti. Kaşları çatıldı. "Sen... Nereden buldun bunu?"
"Doğru yani..." korkuyla fısıldadığımda başı aniden döndü bana. "Viole..." Eli yanağıma uzandığı an hızla koltuktan kalktım. "Sen bir katilsin."
O da peşimden kalkarken kafasını iki yana salladı. "Hayır birtanem dinle beni... Viole..." Elleri bana uzanmak istiyordu ama ben her seferinde engelliyordum. "Benim kocam bir katil. Bu muydu..."
Durdu. Elleri düştü. Başını çevirdi.
Gözlerim irileşti. Ağzım aralandı. "İnkar etmiyorsun..."
Gözyaşlarım akarken sustu, konuşmadı hiç. Bir adım attım. "Şimdi bana..." Başını kaldırdı yeniden. Bakışlarımız birleşti. "Sakladığın ne varsa anlat, yoksa..."
"Yoksa?"
"Videoyu, fotoğrafları... Hepsini polise veririm!"
"Sevdiğim kadın bana bunu yapmaz!" Bu kadar emindi benden yani?
"Bu kadar eminsin benden..." Bir adım daha attım. Peki o? "Ben sana o kadar güvenirken... Bana..." Gözlerim doluydu. "Nasıl yaptın bunu... Bana..." Bakmıyordu. Bakamıyordu.
Başımı eğdim gözlerine bakmak istercesine. Kafasını kaldırdı yavaşça. Ne korku ne endişe... Sanki düz bakıyordu kocam bana.
"Nasıl..."
"Viole..."
İçimde bir şey kanıyor
Keskin bir vedanın yarası sızlıyor
Yüzümde bir şey soluyor
Aynı değil, umudun rengi kayboluyor
"Sen... Beni hiç mi sevmedin?" Bu kez panikle doldu onun gözleri. "O nasıl söz?!" Ellerimi tutmak kavramak istedi. "Nasıl dersin bunu? Ben seni sevdim. Hem de sandığından çok. Çok sevdim."
"Sevsen yapmazdın. Yaşatmazdın bunu bana." Elimi onun elleri arasından kurtardım. "Benim bildiğim Santo beni sırtımdan bıçaklamazdı."
"Sevdiğim adam demedin." Bakışlarımı kaçırdım. Çenemden tutup anında çevirdi kendisine. "Neden?"
"Neden... Bunu benim sormam gerekmiyor mu?" O an anladı. Gözlerimden anladı.
Kalbimde bir yerde bir orman yanıyor
Bıraktığın şarkılar sahipsiz susuyor
Şiirler hep dargın, dualar şifasız
Ömrüme mıhlanmış bir cümle
"Viole, gidemezsin. Seni bırakmam. Bırakmayacağım anlıyor musun?" Burukla gülümsedim. "Anlasam nolur ki sen beni çoktan bırakmışsın şimdi bu sözüne inanacak mıyım?"
"Vazgeçmişsin..." dedi geri çekilerek. "Bu kadar kolay mı?"
"Kolay..."
Sarsıldığını hissedebiliyordum.
Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana
Yana yana, yana yana
Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana
Yana yana
Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana
Yana yana, yana
Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana, yana
Kül olur kalbindeki zamanla
Yana yana, yana yana
Yana yana