Pera & Uyu Bebeğim
Gözlerimi araladığımda hala sıcak bir bedendeydim.
Saatler geçmişti ve biz hala aynı pozisyondaydık. İlk uyanan ben olmuştum. Başımı hafifçe kaldırıp Santo'nun kapalı gözlerine, uykudaki o ifadesini izledim. Eskiden ne çok severdim onu böyle izlemeyi...
Elim bir an kalkıp onun sakalına dokunacaktı ki havada kaldı. Ne dokunabildim ne de çekebildim... Burukla üç numara vurdurduğu saçlarına, zayıf yüzüne çukurlaşmış ve belli olan yüz hatlarına bakakaldım. En çok... Kaşındaki izine.
Parmağım istemsizce dokunurken gözleri aniden açıldı. "Ben..." dedim panikle. "Uyandırdım mı?"
Uykulu bakmıyordu asla. Bu demek oluyordu ki benden önce uyanmıştı.
"Yeni uyanmadım." Parmağımı kaşından alıp dudaklarına getirirken öptü. "Numara mı yaptın yani?"
"Biraz öyle oldu."
Sinirle baktım. "Oyunbaz." Tepkime gülerken neredeyse kahkaha atacaktı ondan uzaklaşıp kalkacaktım ki kolumu bırakmayıp kendine çekti ve üstüne tamamen gittim. "Gitme..." Elleri saçlarımı arkaya atarken gözlerime bakıyordu. "Biraz daha böyle kalalım."
Yutkundum.
Uyu bebeğim uyu uyu bebeğim koynumda uyu
Geceler varmasın sabaha
Gözlerini kapatmadı, ben de. Birbirimizi seyrediyorduk. "Oraya..." dedim kaşını ifade ederek. "Ne oldu?" Santo bakışlarını kaçırdı. Bilmediğimi zannediyordu ki alnımdan öptü. "Boş ver." dedi ve sarıldı sıkıca. Tüm vücudunu tenimde hissederken huzurlu olmam gerekirdi ama içim sıkılıyordu. Aklımdan çıkaramıyordum onun bir zamanlar esir düştüğünü düşündükçe.
Şu an yanımdaydı evet yine de düşündükçe her şey üstüme üstüme geliyordu.
Dayanamayıp aniden kalktığımda Santo kollarını gevşeterek baktığında omzumun üstünden ona baktım. "Sıcakladım. Duş alacağım." dedim onun bir şey demesine fırsat bırakmadan banyoya koşar gibi girdim. Kapıyı kapatıp lavaboda dikildiğimde gözlerimi yumdum. "Ne zaman geçecek bu acı..." dedim fısıltıyla elim kalbime gitti. Ağrıyordu yüreğim.
Kısa bir duş alıp çıktığımda üzerimde sadece banyo havlusu vardı ve mini elbise görevi görüyordu.
Santo hala yataktaydı.
"Sen kalkmadın mı daha?" Şaşkınlıkla ona bakarken saçlarımı havluyla kurutuyordum. "Seni bekledim."
Bir şey demeden başımı sallayıp yatağa oturdum sırtım ona dönüktü. Çekmeceyi açıp karıştırırken tarağı buraya koyduğumu hatırlıyordum. Bulamayıp diğerine geçerken eğildim. Burada da yoktı. Ee neredeydi bu?
"Bunu mu arıyorsun?"
Kulağımda bir ses dibimde o aniden belirince irkildim. "Santo..." deyip elimş böğrüme bastırırken burnunu saçlarımda gezdirip koklamıştı. Tarağı elinden alıp uzaklaşacaktım ki buna izin vermeyip beni kendine yapıştırdı. Aramızda sadece havlu vardı ve nutkum tutulmuştu. "Santo..."
"Adımı," elleri saçlarımı okşadı. Ardından tarağın uçlarını hissettim. "Böyle söylemeni özlemişim."
"Önceden de söylemiştim."
"Onlar refleks ile söylenenlerdi Viole, kandırma kendini." Yutkundum. Canımı yakmadan taraması naifçe dokunması...
Ben de dokunmanı özlemiştim desem ne olurdu?
"Bana anlatmadığın şeyler var değil mi Viole?" deyip konuyu değiştirirken başımı çevirdim istemsizce. Omzumdan ona baksam da taramaya devam etmesiyle önüöe döndüm. Gözlerine bakmamam daha iyidi belki de.
"Senin yok mu..?" diyerek ona pas attığımda duraksadığını hissettim. Ama hemen devam etti. Çok kısa bir andı sanki. Birden bileğini tutup ona döndüm. "Yok mu?" diye üstelediğimde bakışları değişti.
"Kartları açık oynamıyorsun üstüne kartları almak istiyorsun. Bu yaptığına hile derler."
"Sen dürüst olursan ben de olurum Santo." dediğimde bakışları kısıldı.
"Sor." dedim. "Ne öğrenmek istiyorsan aor."
"Ne öğrenmek iatiyorsam?" öanşdar bakışlar attı. Başımı salladım. "Hıhım, ne öğrenmek istşyorsan."
Durdu düşünüyordu.
"Ben bir şey öğrenmek istemiyorum Viole," işte bu beni şaşırtmıştı. "Ben senden başka bir şey istiyorum."
"Ne?" cidden ne isteyebilirdi?
"Gitmemeni. Hep burada kalmanı. Yeniden karım olmanı. O yüzüğü takmanı." Dondum kaldım istediği kolay olsa da kolay değildi işte. Benden bunu isteyemezsin diye bas bas bağırmak isiyordum. "Ki ben de sana istediğin cevapları vereyim."
"Hiç merak ettiğin bir şey yok yani?" diye konuyu farklı yöne çeken ben oldum bu kez.
"Yok diyemem." durdu gözlerime baktı. "Ama senin varlığın merakımdan daha önemli. Hiç sorma dersen sormam bile." Gözlerime böyle bakma. Böyle derin bakma.
"İyi. Peki. O zaman ben sormaya başlıyorum." Geri durdu. "Yani... Kabul ediyor musun?"
Evet diyemedim. "Kısmen."
"Nasıl yani?"
Kollarımı bağladım. "Alacağım cevaplardan memnun olup olmama bağlı." Gülümser gibi oldu.
"Hmmm."
"Ne?" dedim anlık sinirle. "Bence gayet makul."
Yaklaştı yüzüme. İyice bedenlerimizi birleştirdi. "Bence de..." parmakları havludan taşan göğüslerime dokundu hafifçe. "Makul. Böyle kalmamız makul." yaptığım hareketi fark edip düzeltirken boğazımı temizledim. Birkaç saniye sonra ciddiyetle baktım. "Tüm bunlar nasıl başladı ve... nasıl bitecek?" Çok genel soruydu bir o kadar detaylı.
Artık her şeyi bilmek istiyordum.
&
Günler Sonra..
Santo gerginlikle dışarıyı izlerken Bay Fabri orta aynadan baktı. Sormak istedi ama soramazdı. Tüm dikkatini yola verdi. Son sürat eyaletin en ucuna gidiyorlardı. Yolda araç değiştireceklerdi çünkü içinde oldukları araç çöl koşullarına dayanıklı değildi.
"Evi ara."
Bay Fabri yeniden aynadan patronuna baktığında, "Capo... Bir sorun mu var?"
Santo başıyla sessiz emir verirken bu kez Bay Fabri ikiletmeden radyoya uzanarak iki tuşa bastı. Çok geçmeden açıldı telefon. "Evet Fabri? Gene ne unuttun Tanrı bilir?!" Nicole'nin homurdanmasına içten içe gülerken ciddiyetini bozmadı.
"Viole nasıl?"
"Aa Bay Gianni," Birtakım hışırtılar geldi. "Odasında. Uyuyor. Yemek götürdüm az önce."
Santo radyoya gözleri kısılmış bakarken içi rahatlamak yerine daha da huzursuzlaştı. Sürekli uyuyordu Viole bu canını sıkıyordu. Normal saatlerde uyumasında sorun yoktu ama ne zaman sorsa ne dışarı çıkıyordu ne de yemek yiyordu. Sadece uyuyordu.
"Verdiğim listeye başladınız mı?" Bay Fabri patronunun sesini sertleştiğini fark ettiğinde bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. "E-evet," dedi Nicole. "İstediğiniz gibi, hepsi Bayan Gianni'nin sevdikleri."
Santo, Fabri'ye işaret ettiğinde Fabri ileri atılırak, "Kapatıyorum." deyip Nicole'nin suratına kapattı. Normalde azar işitirdi ama neyse ki Nicole de farkındaydı.
Tekrar aynadan caposuna baktığında düşünceli bir şekilde dışarıyı izlediğini gördü. İçi rahatlamış ifadesi yoktu. Oysa Viole evdeydi, güvendeydi. Her yer korunuyordu. Sorun neydi?
"Capo, sorun ne-"
"Sorun ne ne deyip sorma Fabri! Canımı sıkma!" Aniden parlamasıyla şaşkınlığa uğrayan Fabri sessizliğe gömüldü. Gerçekten canı sıkkındı. Birazdan anlaşma yapacaklardı ve işler rayında gitmeyebilirdi.
"Capo konseyi erteleyebiliriz."
"Hayır!" Santo gözü kararmış şekilde aynadan karşılık verdi ona. "Çöle gir!"
&
Zaman geçmek bilmiyordu.
Sıkıntıdan Duolingo indirmiştim. İspanyolca öğrenmek için. Tam anlamıyla öğrenemeyecektim ama en azından temel cümlelere hakim olayım istiyordum. Kapı tıklanıldı. Başımı kaldırdım. Gelen Diana'ydı.
"Gelebilir miyim Vi?" Santo'dan sonra bana Vi diyen biri daha vardı. Tabii en yakın arkadaşım Ari de. Onu da çok özlemiştim. Ama telefonum başka ülkede olduğu için çekmiyordu. Wifi var mıydı evde, nasıl bağlanacaktım onu da bilmiyordum.
"Gel tabii." Kapıyı kapatıp yanıma oturdu. "Napıyorsun?"
"Hiç öyle. Uygulama indirdim. İspanyolca için."
"Bakayım," dedi ekrana kafasını eğerek. "Aa biliyorum bunu. Harika. Ben sana hatta diğer favorim olan bir iki uygulamayı da atayım. Daha hızlı öğrenirsin. Streak de kasarsın." dediğinde kahkaha attı ben de gülmüştüm. Brilliant'ın telefonundaki oyununa bağlılığını biliyordum artık.
"Nasıl atacaksın ki?"
"w******p var mı?"
"Var ama hattım çalışmıyor. Üstüne internetim de yok."
"Hm," diye durup düşündü. "Ben hallederim telefonu sana. Evde wifi var. Bu odada pek çekmez," geriye yasladı kollarını. "Ethernet olsa güzel olurdu ama bizim eve yabancı giremez maalesef ki."
"Santo... Neden bu kadar sıkı? Babası ve kardeşi. İkisi değil mi? Daha nasıl bir zarar verebilirler ki." Başka düşmanları olduğunu da biliyordum aslında.
Diana bu kadar saf olamazsın dercesine baktı. "Yapma Viole." Doğruldu. "Abimin tek düşmanı yok. Kaldı ki, annemin de dediği gibi... Sandığından daha fazlası var. Çok tehlikeliler." Diana ciddileşince ben de durulmuştum. "Abim esirken bize gönderdikleri bir görsen..." Yutkundum.
Diana gözlerimin dolduğunu anladığında, "Tamam tamam... Özür dilerim." Hızla sarıldı. "Affet beni. Seni üzmek değildi amacım."
"Biliyorum," dedim gözlerimin altını silerken başımı çevirdim. "Ben sadece onun nasıl acı çektiğini düşündüm ve..." Soluğum kesildi. "Viole... Abimi affedemesen de onu ne kadar çok sevdiğin öyle belli ki." Diana'ya baktım. Bir şey diyemedim. Dorğuydu çünkü. Ne kadar kızgın olursam olayım, ne kadar kızgın olursam olayım, ne kadar içimde aşamadığım şeyler de olsa ben Santo'ya sırtımı dönemiyordum. Kokusunu, onunla uyumayı bile özlemiştim nasıl dönerdim? Nasıl değişirdim onu dünyaya?
"Biliyorum," dedim gözlerim bu kez daha hızlı dolarken. Başımı kaldırdım gözlerimi yumarak. Gözyaşlarım yanaklarıma süzüldü. Titreyen alt dudağımı dişimin arasına aldım. "Ben onsuz yapamıyorum," sesim titriyordu. "Onsuz yaşadığımı sanıyormuşum sadece."
"Ah", Diana'nın da gözleri benimle dolarken bana sıkıca sarıldı. Ağlamaya devam ettim içime içime. Bir müddet sonra bana baktı. "Sormaya korkuyorum çünkü seni üzmek istemiyorum," Ona sor dercesine baktım. Biraz treddütte kalsa da devam etti. "Birkaç gündür durgunsun. Geldiğinde böyle değildin... Özellikle alışveriş yaptığımız günden sonra." Gözlerime baktı endişeyle. "Bir şey olmadı değil mi Viole? Biri canını sıkmadı?"
Duraksadığımda anladı.
"Ne oldu? Lütfen anlat bana."
"Ben..." dediğimde yutkundum. Boğazım şimdiden düğüm düğümdü. "Santo ile mutfakta otururken... Bir anımızı hatırladım. Ve o anıda, hamileydim." Diana'nın gözleri irileşti. "Viole..."
"Ve artık değilim," durdum derin nefes alarak ama yine de sesimin titremesine engel olamadım. "Ve bir daha da olamayacağım." Diana bu kez üzüntü ve şaşkınlık ile beraber bana bakarken ne yapacağını bilemezcesine durdu. Şok olmuştu görüyordum. "Diana..."
Bana döndü. "Ne olur ona söyleme. Aramızda kalsın."
"Ama Viole... Bilse daha iyi değil mi?"
Başımı iki yana salladı. "Değil..." dedim. "Lütfen söz ver bana."
"Söz." dedi Diana soru işaretleri ile bana bakarken. Daha da bir şey sormadı zira sorduğuna pişman gibiydi. Sarılmaya devam etti. "Ne olursa olsun ben senin yanındayım Viole, görümcen yanında." dediğinde kıkırdadım.
O sırada kapıdan odada konuşmaları duyan evin üçüncü hizmetçisi Jenna şaşkınlıkla ağzını kapatıyordu. Merdivenlerden ses gelince hemen yan odaya girdi. Kapıyı kapatıp pencereye doğru yürüdü ve eteğine sıkıştırdığı telefonu çıkardı. "Alo? Bayan Sienna?"
"Evet?"
"Size bomba bir haberim var."
"Neymiş?" Sienna umursamazca dinlerken uzun kırmızı ojeli tırnaklarını törpülüyordu. "Yalnız karşılığını isterim efendim." Sienna gözlerini devirerek durdu. Uzun siyah dalgalı saçlarını geri atarak kapıda dikilen adamına baş işareti yaptı. "Hemen hesabına 250.000 Pezo yollayın." Bu neredeyse 10 bin üstü Amerikan doları demekti. "Duydun." dedi Jenna'ya.
"Viole..." dediğinde durdu bakışlarını karşıya dikti. Sandalyede doğruldu. "Eee?" dedi ahizeye doğru. "Bir daha anne olamayacakmış."
"Bak sen..." Dudakları kıvrıldı Sienna'nın. Ahizeye döndü aniden. "Aferin. uzun zaman sonra ilk defa güzel haberle geldin."
"Sağ olun efendim." Sienna telefonu çat diye kapatırken Sienna kollarını masaya dayayarak duvardaki dart tahtasına baktı. Bir oku fişek gibi fırlatırken tam on ikiden vurdu. Işık yüzüne vururken dudakları kıvrıldı. "Viole..."