Canozan - Acıtır Gibi Severek
Jeep çölün tozunu arttırarak dururken kapı açıldı. Kızıl kumlara basan botlar Sienna'nın ilk kadrajına girenlerdi. Siyah cepli pantolon ve kolsuz tişört ve zincir kolye, dövmeli kaslar ve sıfıra vurulan saçlar.
Karşısındaki adam gözlüğünü bir hışım çekip çıkardı.
Umarto.
Kaşındaki iz belirginleşirken gülümsedi.
"Sevgilim..."
Sienna saçlarını atarak kumda yürürken Umarto ona tehlikeli bakışlar atıyordu. "Hoş geldin." Kadının saçını tarayarak arkaya atarken birden ensesinden sıkıca kavrayarak çekiştirdi. Sienna inleyerek adamın bileğini tutarken Umarto engel olarak yüzüne yaklaştı. Siyah buğulu gözlere baktı. "Nerelerdesin kaç gündür? Telefonlarımı açmıyorsun sevgili karıcım?"
Sienna dişlerini sıktı. "Santo..." Nefes nefese konuştu. "Onu oyalıyordum biliyorsun." Umarto daha da sinirlenip kızı iterek serbest bırakırken arkasını döndü döner dönmez taşaklarına yediği tekme ile kıvranırken olduğu yerde kalakaldı. Acıdan yumruklarını sıkarken Sienna onu devirememişti bile. Omzunun üstünden yana baktı. Kadın ellerini çırparak dekoltesini düzeltirken Umarto'ya yaklaştı. Kırmızı ruj sürdüğü kalın dudakları adamın sakalına teğet geçiyordu. "Bir daha saçıma yapışırsan taşaklarını seve seve tekmelerim." Fısıltıyla her kelimeyi vurgularken Umarto'nun dudakları kıvrıldı.
"İşte... Benim kadınım."
Umarto kolundan çekiştirip dudaklarına yapışırken öpmüyor adeta vakumluyordu. Sienna karşılık verse öpüşmeyi fazla uzatmadan adamı üstünden gitti. Umarto'nun dudaklarına bulaşan ruju umursamadan gülümsedi. "Sevişmek istiyorsan adres belli. İşimiz için buradayız." Umarto'nun gözleri parlıyordu.
"Planımız." Dudaklarına dokunup ruju hafifçe silerken kalanları önemsemeden yaladı. "Anlat bakalım. Ben yokken neler oldu?" Kollarını bağlayıp jeepin kaputuna yaslanırken kasları daha belirginleşmişti. Sienna onun bacak arasına girip kaslarına dokunup okşar gibi gezindiriyordu parmaklarını. "Yattık desem..."
Umarto gerilip bakışları sertleşirken hırladı. "Sienna!"
"Korkma öyle bir şey olmadı," geri çekildi. "Henüz." Bu kez gözlüklerini takan o olmuştu. Uzun dalgalı saçlarını toplayıp sağ tarafa alırken kollarını bağladı. "Kendisi bir hayli uzak duruyor benden."
"Neden acaba?" diye alayla geveledi Umarto. "Keyfimden ona yakın ol demiyorum ama ona yakın olup istediğimiz kıvama getirmemizi sağlayacaksın." Umarto kaputtan doğrulup Sienna'nın üzerine yürüdü. "O kıvam bizim geleceğimiz."
"Belki de farklı bir hamle yapmanın zamanı gelmiştir."
Kaşları çatıldı adamın. "Ne demek bu?"
"Viole." O da adım attı Umarto'ya. "Santo'nun zayıf karnı. Onu karnından vurmak istemez misin?" Bu cümlesi adamı kışkırtırken gözlerini uzaklardan alıp kadına çevirdi. Sienna ona sokulup alttan alttan gözlerinin içine bakarken parmakları çenesinde gezindi. "Onu yaralı yerinden acısından... Vurmak istemez misin?" Umarto yutkundu. Gözlerini kadından ayırmıyordu. "Bir daha baba olamayacağını bilmesi gibi." Adamın yüz ifadesi aniden değişirken eğildi. "Ne dedin sen?"
Sienna gülümsedi, adamın çenesini sıkıp tırnaklarını gezdirdi. "Duydun sevgilim. Amca olamayacaksın ne yazık ki." Dudaklarını büzdü. "Ah çok üzüldüm."
Umarto neredeyse kahkaha atacaktı. Sienna ona öyle iyi haberlerle gelmişti ki. "Bu an bizim için milat sevgili karıcığım."
&
Nicole kapıyı açtığında Santo önden peşinden Fabri içeri girdiklerinde Santo gözlerini çevirdi Nicole'ye. "Viole nerede?"
Nicole şaşkınlıkla izliyordu patronunu. Gözleri anlık Fabri'ye kaysa da hemen konuştu. "Odasında efendim sizle konuştuktan sonra kontrol ettim. Uyuyor."
"Yemek yemedi?"
"Yemedi."
Santo bir şey demeden hızla merdivenleri çıkmaya başlarken Fabri ve Nicole arkasından izliyordu. "Ay ne Viole'ymiş sabahtan beri Viole diyor başka bir şey demiyor. Ceketini çıkarmadan gitti vallahi." Fabri kızgınca baktı. "Ay ne var Fabri? Yalan mı diyorum ben?"
"Yalan değil boş konuşuyorsun Nicole. Karısı o tabii diyecek." Fabri ceketini çıkarınca Nicole döndü, omuzlarına dokundu. "Gerginsin yine, sinirini alırım ama ben."
Fabri ciddi surat ifadesini bozmamaya çalışarak baksa da suratındaki minik tebessüme engel olamadı. Hızla Nicole'nin dudaklarından öpücük çalarak toparladı kendini. "Hadi tamam," boğazını temizleyerek mutfağa doğru giderken Nicole arkasından gülerek izledi. "Salak ya seviyorum da."
Santo odaya girdiğinde kapıyı yavaşça aralamıştı. Viole sırtı dönük uyuyordu. Sessizce içeriye girerken omuzlarında biten saçlarına baktı. Eskiden beline kadar gelirdi.
Sevgilimm hadi uyan saat kaç oldu
Birazcık daha uyku
Hadi Viole geç kalacaksın yoksa okula
Birazcıkkk
Santo gözlerini yumdu, o günleri özleyeceği aklının ucuna bile gelmezdi. Yatağın kenarına çökerek elini kızın kaküllerinde gezindirirken parmakları çok yavaştı. Uyandırmak istemiyordu ama uyansın da gözlerinin içine bakabilsin de istiyordu. Uyurken yüzü çok huzurluydu Viole'nin. Ona göre de anlamı buydu. Huzur. Viole, huzur demekti.
Saate kaydı yandaki komodinin üstünden. Saatlerdir açtı da. Neden acıkmadığını düşündü. Ya da az yiyordu. Onun bildiği Viole maymun iştahlıydı. Her an her şeyi yiyebilirdi.
"Ben getirdim seni bu hale değil mi?" Yüzüne yaklaştı. "Bana demezsin ama ben görebiliyorum. Özür dilerim Viole. Özür dilerim sevgilim. Kaybettiğin ne varsa bir bir geri kazandıracağım sana. Söz."
Yüzünü iyice yaklaştırıp kokladı Santo. Burnunu hafifçe karısının yanağında, saçlarında, gözlerinin üstüne, kaşlarında. "Seni çok seviyorum. Seni canımın pahasına çok seviyorum canımın içi."
Telefon titremeye başladığında Santo hızla yataktan kalkıp odayı terk etti.
O sırada Viole gözlerini araladı. Gözyaşları bir bir burnundan dudaklarına düşmeye başladı. Nolur sen söz verme... Tutamıyorsun sözlerini...
Kapıyı kapatır kapatmaz çağrıyı yanıtlayıp kulağına götürdü Santo. "Evet?"
"Bugün Sienna ile buluştular." dedi telefonun karşısındaki ses. Birkaç klavye sesi geliyordu arkadan. "Çölde. Muhtemel gizli."
Bakışları kısıldı Santo'nun. Diğer elini beline koyarken başını eğdi telefonla beraber. Merdivenin tırabzanına doğru yaklaştı. Aşağıyı kapının girişini görebiliyordu. Babası gelmişti, ceketini çıkarıp Nicole'ye uzatırken anlık başını kaldırdığında oğlu ile göz göze geldi. "Son bir ayda üçüncü buluşmaları capo. Ne yapalım?"
"Dinlemeye devam edin." Telefonu kapattığında babasının baş işaretiyle geriye çekildi. Kapalı kapıya dönerken iç çekti. Karısının yanına gidip ona sarılarak uyumak istiyordu. Telefonu avucunun içinde sıktı. Bazı istekleri lükstü cidden.
Salona girdiğinde babası her zamanki baş köşesinde bacak üstüne bacak atmış oturuyordu. Santo dev adımlarıyla girerken hızla yanına vardı. "Canımı sıkacak bir şey söyleyeceksen eğer-"
"Sana da merhaba oğlum," dedi Rob başını Santo'ya çevirip. "Otur lütfen."
"Baba!"
"Santo!" Koltuğu işaret etti. "Otur dedim."
Santo diklenmenin anlamsız olacağını düşünürken geçti karşısına. Siyah gömleği ve kemer kot pantolonu ile duruyordu. "Viole'yi bu eve getirdin. Kurtlar sofrasına." İçi şimdiden sıkılmaya başlamıştı. Bileğindeki saati çıkarıp sehpaya attı. Ardından geri yaslanıp kolunu kolçağa yasladı. "Bu iyi bir karar mıydı?"
"Kesinlikle evet."
"İnatlaşma."
"Baba," Santo doğruldu. "O benim karım. Başka nerede olacaktı?!"
"Tabii ki de İtalya'da!"
"Beni çıldırtma!" Santo'nun sesi yükselirken ayağa fırladı. Rob sessiz kalırken Santo yüzünü sıvazlayıp volta atmaya başladı. "Ya sen ne zannediyordun? Onu bir başına oralarda bırakacağımı mı?"
"Bunca zaman sonra neden şimdi oğlum?"
"Bilmiyormuşsun gibi konuşma!" Santo daha da delirirken kendini sakinleştirmeye çalışamıyordu asla.
O sırada Viole'nin onları dinlediğinden habersizdi.
"Sen o cehennemden kurtulalı bir sene oldu Santo. Çıkar çıkmaz getirtmez miydin! Ben oğlumu tanımıyor muyum? Şimdi ne değişti?!" Santo duraksadı. "Çünkü... onu korumam gerekti. Umarto'nun planını öğrenmem gerekti. Kesin bir şey bilemeden harekete geçemezdim."
"Ah benim aptal oğlum," Rob yerinden kalkıp Santo'nun karşısına geçerken devam etti. "Viole İtalya'dayken gayet iyi korunuyordu. Umarto ona elini bile süremezdi."
"Nasıl bu kadar eminsin?"
"Çünkü," Aynı Santo gibi durdu. "Sen çıktığından beri bir sene oldu ve hiç harekete geçmedi. Demek ki açığını kolluyor. Ve buldu da. Viole'yi buraya getirdin!"
"Baba! Sana dedim. Onu uzaktan koruyamam. Dayanamam. Anlıyor musun? Artık yapamıyorum. Ben Viole'siz yaşayamam baba! Ben onsuz hayatıma devam edemiyorum artık!" Santo'nun yakarışları Rob'un içini cız etse de duruşundan ödün vermeyecekti. Yine de... Birden oğluna sarılırken kapının girişindeki bedeni fark etti. Viole.
Geri çekildiğinde konuştu. "Umarım bu kararından pişman olmazsın oğlum."
Rob salondan çıkarken Viole ile göz göze geldiğinde duraksasa da bir şey demeden yanından geçip gitti.
Rob odaya girdiğinde masaya yaslanarak oturdu sandalyesine. Elleriyle yüzünü kapatırken derin nefes aldı. Bir şeylerin bu kadar çabuk olmasına izin veremezdi. Belli ki Santo onların planını biliyordu. Telefona sarıldı. "Yarın saat ikide şirkette ol."
&
Baba-oğul tartışması benim yüzümdenmiş gibi kötü hissederken sessizce içeriye girdim. Santo verandanın önündeki camda duruyordu. Dışarıda hava güzeldi güzel bir manzara vardı.
"Santo..."
Hızla bana döndü. "Viole?" Yaklaştı. Kollarıma dokundu okşayarak. "İyi misin?"
Başımı salladım. "İyiyim," Gözlerine baktım. "Sen?" Başını çevirdi. "Sen iyiysen iyiyim ben de."
Uzanıp çenesini tuttum, tutar tutmaz yüzü bana döndü. "Babanla olan konuşmanı duydum." Duraksadı. "Burası gerçekten tehlikeliyse ben gide-"
"Şıştt!" Yüzümü kavradı. "Seni bırakmıyorum duydun mu? Sen bana kızgın olsan bana herkes de kızsa tüm dünya da karşımda dursa ben seni bırakmıyorum. Bırakmayacağım."
"Santo-"
"Viole, hala anlamıyorsun değil mi? Ben senden hiç bir zaman vazgeçmedim vazgeçmem de. O güzel mavilerin bana baksın diye canımı veririm ama seni vermem kimselere." Yutkundum.
"O zaman... Bunca zaman neden gelmedin? Neden boşanmayı kabul ettin? Neden yoktun?" Başını eğerken elleri yüzümü terk etti. Söyle söyle artık benden bir şey saklama.
"Anlatacağım... Ama şimdi değil." Ne zaman şimdi değil de ne zaman! Bakışları cama çevirdi. "Hava güzel. Göle gidelim mi akşamüstü?"
"Burada göl mü var?"
Güldü. "Niye bu kadar şaşırdın?"
"Ne bileyim," kollarımı bağladım geri dururken. "Meksika'nın çölden ibaret olduğunu bilirdim."
"Öyle sayılır. Ama gölümüz de var."
Anladım dercesine başımı salladığımda arkamı dönüp gidecekken onun sesi beni durdurdu. "Hep mesafeli olacağız böyle? Bir gün sarılıp diğer gün gözlerimiz mi konuşacak sadece?" Arkamı dönemedim.
"Geçen dedin ya sen bana," başımı çevirdim omzumun üstünden. "Kartları açık oynamıyorsun ama benden kartları istiyorsun. Mızıkçılık değil mi diye."
Gözlerime bakıyordu halen. "Sen kartları açık oynayana kadar ben kapalı olacağım."
Bir adım attı. "Viole..."
"Ve geçen gün sorumu yanıtladın. Cevabın beni tatmin etti. Kalacağım yanında yani. Ama yeterli değil." Bu sana koşup gelmeme, doya doya öpüşüp sevişmeme, sarılmama yeterli değil ama seni de çok özledim.
Santo gülümsedi. "O zaman... Hadi hazırlan da gidelim göle."