17.Bölüm

1515 Kelimeler
VIOLETTA 17.Bölüm Canozan - Ağlama ben ağlarım Seneler Önce... "Nolur bırakma beni... Yaşayamam sensiz. Santo!" Vi ayaklarıma kapanıyor ama benden ondan uzaklaştırılıyorum. Bağırmak istesem bağıramıyorum debelenmek istesem debelenemiyorum. Sıkışmış gibiydim. "Yalvarırım bak yüzüme, nolur gitme!" "Viole!" Santo irkilerek uyandığında kolları ağrıyordu. Kasları gerim gerim gerilmiş, elleri yumruk olmuştu. Saatlerdir asılıydı bu demire. Ağrıdan sızlanmak istese de gıkı çıkmadı. "Uyandın sonunda!" Gözleri yorgunlukla aralandı. Kardeşi, ikiz kardeşi karşısında koltukta oturuyor taco yiyordu. Dudakları kupkuruydu. Ağzını aralamak istese de yutkunduğunda boğazı acıydı. Saatler susuzdu. Açtı. Karnı şu an guruldamıyor olsa da birkaç saat sonra başlayacaktı. "Yer misin?" Ağzını şapırdatarak yemeye devam etti Umarto. "Taco. En iyisinden söyledim. Başka hiç bir yerde bulamazsın." Parmağını salladı. "İtalya'da bile!" Sırıtarak yeni bir lokma aldığında ağzına Santo ona iğrenerek bakmak istiyordu ama o kadar yorgundu ki gözlerini bile düzgünce aralayamıyordu. Üzerinde yorgunluk hissediyordu. "Neden?" Gerşye yaslandı Umarto. Bacağını uzattı sehpaya. "Aman tanrım, yok böyle bir lezzet." Bir elinde kağıttan yemeye devam ederken Santo onu ifadesizce izliyordu, onu duyuyor cevap vermiyordu. Umarto, Santo'nun sessiz kalışına öfkelenirken ağzındaki lokmayı eziyordu. "Seni..." Ayağa kalktı. "Ezeceğim aynen böyle." Santo kan ter içinde kalmış gibi yorgun gözlerle izliyordu kendi kopyasını. Elleri yumruk oldu. Pes etmeyecekti. İstediği kadar istenilen süre kadar işkence etsinler pes etmeyecekti. Günler sonra rüyada da olsa Viole'yi görmüştü. O güç onu ayakta tutmaya yeterdi. & "Burası ne güzel kokuyor." Ağaçların arasında geçip su kenarına vardığımızda etrafta inanılmaz bir sakinlik vardı. Usul usul esen rüzgar üşütmüyordu. Gözlerimi yumup kollarımı iki yana açıp sakince huzuru dinlemekti. "Gel." Çağırdığı yere otururken ileride tekne gördüm. "O senin mi?" "Evet. Güneş biraz daha geçsin bineriz." Başımı sallarken silikçe etrafı izliyordum. "Burayı nasıl keşfettin? Pek kimse yok etrafta." Santo'ya döndüm. "Bilindik değil herhalde." "Eyaletten uzak burası." Geriye doğru yaslanmıştı, oldukça yakınımdaydı. Aramızda boşluk yok derecesine azdı. İstemeden de nasıl çekilebiliyordum ben? "Tek civardaki evler bilir. Buraya en yakın göl en az 145 kilometre." "Yuh." Güldü. "Yani..." Gözlerime baktı yüzüme yaklaşırken. "Burası sadece bizim." İstemsizce geri çekilirken başımı çevirdim. "Değişik canlılar da görüyorum. Tabii bilmediğim bir coğrafya." Parmağımla işaret ettim. "Mesela o ne kuşu?" "Saçını neden kestirdin?" Elim ağırca inerken ona döndüm yeniden. Beni izliyordu. "Nasıl kıydın?" Gülümsedim. "Tek sorun saçlarıma kıymış olmam mı?" Elimi tuttu birden. "Neden kendini bunu yapıyorsun?" Çektim elimi. "Bu soruyu sorman çok saçma Santo." Gözlerinin içine baktım. "Sen neden kestin?" "Çünkü benim bir sebebim vardı." "Benim de sebebim vardı o zaman." Anlamıyorsun der gibi baktı. "Hayır sen acı çekiyordun. Çektiriyordun. Ben ise zorundaydım." "Ne demek istiyorsun?" "Benim bir ikiz kardeşim var Viole ve adı Umarto." Gerçekleri anlatmaya başlıyor muydu? Teşekkür ederim Tanrım. O kadar beklemiştim ki onu affedebilmek için bana açılmasını o kadar beklemiştim ki. "Evet?" heyecanım sesime yansırken duraksadı kaşları çatıldı. "Şaşırmadın?" deyince ben de duraksadım bu kez. "Şaşırdım tabii ki sadece anlamaya çalışıyorum yani." "Böyle cümle de kurduğuna göre biliyordun." Sessizleştim. "Biliyor muydun Viole?!" "Santo..." "Biliyorsun. Kim söyledi?" "Önemi car mı?" "Var." Santo başını çevirip benden uzaklaşırken ayağa kalktı peşinden benden kalktım. Nereye gidiyordu. "Santo!" Koşarak yanına gittiğimde durdu. Birden ittim onu. Şaşkınlıkla bana bakarken ne yapıyorsun der gibiydi. "Aptalsın! Evet biliyorum. Senin esir düştüğünü..." dediğim an gözlerini tumdu. "Bir ikiz kardeşin olduğunu her şeyi biliyorum ve ondan intikam almak için sabırla beklediğini ama bekleyemediğini de biliyorum. Bunları bana sen anlat istiyordum anlat ki seni affedebilmek için sebebim olsun istiyorum. Anlıyor musun! Benden bir şey saklama istiyorum artık. Bana söyle anlat istiyorum! Seni affedemezsem bu bana yük olur bana yük olmasın istiyorum seni affedebilmek istiyorum. Yıllardır sevdiğim adamı boşandım zannedip kimseyi istemediğim bana canını veririm diyen kocamı affedebilmek istiyorum." Gözlerim artık bir okyanustu. Karşısında çaresizce ağlıyordum sanki. "Aptal ben seni hala çok seviyorum aptal!" Omzuna vururken artık hırsımı ondan alıyormuşum gibi vuruşlarım artarken birden beni bileklerimden tutup kendine çekti ve dudaklarıma yapıştı. "Ben seni sevmiyor muyum sanıyorsun?" Dillerimiz birbirine yapışırken dudaklarımı vakumlayarak tüketiyorduk adeta. Susuz kalmışız da suyu ağzımıza dikerek gibi öpüşüyorduk. Dudaklarımız uyuştuğunda anlamıştım dakikalardır öpüştüğümüzü. Geri çekildiğimizde nefes nefese birbirimize bakarken Santo birden elimi tutup beni çekiştirdi. "Hadi gel." "Nereye?" "Gel." diye ısrar ederek beni çekiştirmeye devam etti. Aşağıya inip teknenin ucuna geldiğimizde beni bindirdi ardından halatı çözüp tekneye bindi. Karşıma geçip kürekleri çekmeye başladığında güneş yavaştan batıyordu. Kuşlar gökyüzünde süzülürken göl durgundu. Gölün ortasına geldiğimizde çekmeyi bıraktı ve ortaya geçip yanını işaret etti. "Gelsene sevgilim." Gözlerim dolacak gibi oldu. "Santo..." Yanına oturduğumda hemen göğsüne sığındım. "Viole..." Burnunu başımda hissettim. "Viole'm." Bir süre sessizlik içinde birbirimize sarılırken başımı kaldırıp konuya girdim. "Sana hâlâ kızgınım. Tamam benim de hatam var ama sen huyundan hiç vazgeçmiyorsun. Benden bir şey saklaman nelere bedel oldu akıllanmıyorsun!" Ona kızmam onu güldürürken konuşmadı. Uzunca beni izledi. "Eve gidince... İstediğin kadar bağır çağır kız bana. Ama şimdi... Seninle burada bu anın tadını çıkarmak istiyorum." "Barıştık sayma o zaman." "Tamam kavga edeceğiz söz." dediğimde ben de gülerken o daha çok güldü. "Ah Viole tanrım..." Doğrulup kucağına oturduğumda gömleğinin ilk iki açık düğmesinden içeriye soktum parmaklarımı. Hafifçe gezinirken bakışları kararmış gibi beni izlerken elleri belimi sırtımı kavradı. "Senden nefret etmek istesem de..." Parmaklarımı izliyordum. "Edemedim biliyor musun?" Başımı kaldırdığımda gözlerimiz buluştu. Kaküllerime dokundu onları tarayarak yana atarken kaşımı sevdi. "Biliyorum birtanem." "Seni affetmek için sebep arıyordum... Aradım hep." "Ama bana kalırsa bir sebebe ihtiyacın yoktu..." deyip yüzüme yaklaşırken doldu gözlerim hemen. "Beni üzmeye ne hakkın var senin! Aptal! Her boku da biliyorsun bakıyorum!" Gülmedi bu kez. "Özür dilerim." Sinirim bozulmuş gibi dudağımı ısırırken başımı çevirdim. "Şunu bil ki bunlarım hiçbirini bile isteye yapmadım sana." "Ha yapsaydın bir de!" deyip iyice yükseldiğimde beni belimden sımsıkı tutarak alınlarımızı birleştirdi. "Kırgınsın sen. Ama geçecek söz." "Söz verip durma Santo." Geri çekildim. "O kadar çok söz veriyorsun ki sinirim bozuluyor." "Kucağımdasın." Nefesi kulağıma vuruyordu. "Yükseliyorsun. Kızıyorsun bana. Ve bunu yaparken beni nasıl azdırdığının farkında değilsin." Bu kez libidom yükselirken yutkundum, sakin sakin duruyordum. "Bak nasıl da sakinleştin?" Güldüğünü işitince hızla ona baktım. "Bilerek mi yaptın sen?" "Kısmen." "Sen var ya görürsün sen!" deyip kucağından kalkarken birden daha sert çekti kucağına. "Tanrım beni ne hale soktuğunu bir görsen." Haklıydı. Ben de ondan farksızdım. Onu istiyordum. "Santo..." "Viole..." Birden üzerine eğilip dudaklarına yapışırken elleri belime sarıldı ve sırtımda vücudumda gezintiye çıkmaya başladı. Ata biner gibi daha sıkı üzerine otururken kalkmış aletini külodumdan onun pantolonuna rağmen hissedebiliyordum. "Elbisen de çok güzeldi çok yakışmıştı karıma ama yazık oldu." "Ne dememe?" Kalmadan yakalarından yırtarken küçük dekolte veren elbise artık tüm göğüslerimi gösteriyordu. Sutyenim yoktu çinkü elbise ile birleşik kalıp takıyordum. Santo delirmiş gibi eğilerek yüzünü memelerimin arasında gezdirirken inliyordum. Dudakları her yerinde geziniyordu, ucumu yalıyor ısırıp çekiştiriyor ardından emiyordu. "Ahh..." Kadınlığımda yumru yumru baskı hissederken istemsizce bastırdım kendimi ona. Fark etmiş gibi başını kaldırırken sakallarını avuçladım. "Dayanamıyorum..." Yeniden dudaklarımız birleştiğinde artık daha hızlı daha aceleci davranıyorduk. Beni teknenin tabanına yatırırken altımda yumuşak bir zemin olması şansımaydı. Öpüşmeyi kesmeyerek gömleğini açmaya başlarken kollarından yırtar gibi çekiştirip yana attı. Elim bu kez kemerine giderken anlık geri çekildi. Eskiden olsa saçları alnına düşerdi ama şimdi üç numara olduğu için kavrayabileceğim bir saçı yoktu. Bu beni anlık üzerken dikkatimin dağıldığını fark etmiş gibi yanağımı kavradı. Yanağımdan öperek dudağıma geçti. "Ne düşünüyorsan... sil at kafandan." Kendime gelirken bu kez kot pantolonunu çıkarıp attı. Sadece baksırla karşımdaydı. Baksırın üzerinden penisini avuçlarken hafif inledi. "Devam et... Et..." Sadece dokunmamla bile boşalacak hale getirmesi uzun zamandır cidden cinsel ilişki yaşamamış olması demekti. "Mastürbasyon da mı yapmadın?" "Zevk alıyor muydun diye sorsana önce." diye nefes nefese konuşurken yeniden dudaklarımızı birleştirdiğinde ağırlığını üzerime vermiyordu ama bastırıyordu. Bacaklarımı iyice açarak onu arama alırken inliyordum artık istemsizce. Külodumun üstünden beni hafif hafif okşarken ben onu avuçlayarak sıkıyordum. Ön sevişme biraz daha uzarsa ağlayarak inleyecektim. Baksırını birden aşağı indirmeme şaşırsa da bundan kurtulup hemen yardım etti. Erkekliğini tutarak aşağı yukarı iki kez sıvazladı. Küloduma bastırırken aşağı yukarı kaydırdı. Sızlayarak altında kıvranıyordum. "Yap artık yap..." "Sakin sevgilim..." Elimi tuttu parmaklarımı öptü. "Tadını çıkara çıkara." Aletini bastırmaya devam ederken diğer eliyle sol mememi kavrayıp avucunda sıkmaya oynamaya başladı. Parmakları ucunu titretirken hemen diklemişlerdi. İniltilerim artarken aletini kaydırarak geri durdu ve külodumun arasından sokarak yavaşça itti. Geri çekip iterek kaydırmaya başlarken giderek hızlandı. Baskı yapan penisin büyüdüğünü hissediyordum. Son bir iterken penisin başı külodumda göründü ardından geri çekilip aletini sıvazladı, külodumu çekiştirip çıplak kadınlığımla buluşturdu. Kaydırıp deliğime sokarken geri çıkarıp tekrar kaydırdı. O kadar ıslanmıştım ki sularım aletine bulaşmıştı. Son bir kez kaydırıp deliğe soktuğunda oflayarak kafasını geriye attı, yavaş yavaş kendini itiyordu. O kadar dardım ki ön sevişmeye rağmen açılamamıştım. "Hay sikeyim... Of!" Santo üzerime yığılarak kendini yavaşça iterken en sonda tüm aletini içime soktu ve bacaklarımı onun sırtında birleştirdim. Parmaklarımızı birbirine geçirip ellerimizi tutarken içime içime vurmaya başladı. Hızı giderek artarken tekne sallanıyordu. Suyun hışırtısıyla ve tahtanın gıcırtısıyla vuruşu beraber artarken en son vuruşuyla uzunca içimde kaldı ve tüm sıvısının içime aktığını hissedebiliyordum. Sıcaktı. Gözlerimi yumup kafamı yaslarken hala kasılıyordum. İçimde sıkıyordum onu. Orgazmın zirvesinde uzunca durup boşalırken ikimiz de aynı anda gelmiştik birbirimize. Sonrasında onun gömleği ile kucağında o da sadece kot pantolonuyla dururken oturuyordum. Purosunu içiyordu. Teknede ne işi vardı bilmiyordum ama belki de şaşırmamalıydım. O kadar uzun sevişmiştik ki ay ışığı üzerimize düşüyordu. "Su ne kadar sakinleştiriyor insanı değil mi..." Mayışmış haldeydim. Purosuna rağmen sıkıca sardı kollarını bedenime. Saçımdan öptü. "Senin gibi." Çenemi yasladım göğsüne. "Herhalde evliliğimiz boyunca en tutkulu sevişmemizdi." Purosundan içti. "Senelerdir hasretim sana o kadar olsun birtanem."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE