14.Bölüm

1706 Kelimeler
Canozan & Toprak Yağmura "Esir mi kaldı?" Başını salladı. "O zamanlar onun yaşadığını öğrenen... eski kocam." Bir dakika bir dakika eski kocası mı? Hikaye şimdi ilginçleşiyordu. "Rob, Santo'nun gerçek babası değil. Diana da öz kardeşi. O... eski kocamdan." İç çekti. "Sene 1992. Yeni evliydim o zamanlar. Tonnatio içer içer bana azardı. Şiddetin her türlüsü vardı. Ve ben dayanmak zorundaydım." Eli karnına gittiğinde istemsizce gözlerim irileşti. "Hamileydim." Yeniden gözlerine baktım. "İkiz." Kalbim güm güm atıyordu. "Santo... Ve Umarto." Umarto'yu farklı isim sanırken o farklı bireydi. Ağzım aralanırken full odak Brilliant'a bakıyordum. Diana aramızda sessizce oturuyordu ama başı eğikti. Hikayeyi biliyor olmalıydı. "Öldü zannettiğim oğlum Umarto onun elinde büyüdü." Yüzü buruştu. "İğrenççe. Canice. Çok kötü yetiştirdi onu." Aniden gözlerime baktı. "Santo'yu da esir alan o." İçime bıçak batıyordu sanki. "Siz neler diyorsunuz?" "O çok kötü biri Violetta." Durdu elimi kavradı. "Ne olur... Bana kızma. Santo'yu ikinci kez aynı şeyi yaşattığım için bana suçlama." Neydi ikinci kez yaşattığı şey? "Onun yanında ol hep. Birbirinizi koruyun kollayın. O sana senin haberin yokken bile sana sahip çıktı. Geceleri senin videolarını izleyerek uyuduğunu bilirim. Günlerce odasının senin parfümünle dolduğu gibi." Söyledikleri... Yüreğimi ağrıtıyordu. "Tonnatio da Umarto da çok kötüler. Santo'ya yapmadığı eziyet kalmadı. Kurtuldu oradan kurtulmasına rağmen peşini bırakmadılar." Yutkundum. "Dertleri ne peki? Ne istiyorlar?" Brilliant geri çekildi. "Annemi." dedi Diana. "Babam bu yüzden Santo'ya çok öfkeli. Onun oyunlarından sıkıldığı için asla sevmiyor babam abimi." Diana'nın da durgun sesi beni etkilerken bana döndü. "Ama ne var biliyor musun? Abim seni çok seviyor Viole. Sırf babamın planı olacak diye Sienna'nın elini bile tutmadı." Geriye yaslandı. "Tabii Sienna'nın zorla dokunmaları dışında." O kadının adını duymamla içimdeki his körüklenirken hiç bir şey demedim, sadece midem bulanıyordu. "O zaman..." dedim kafamdaki eksik parçalar birleşirken. "Mahkemeye gelen o değildi? Umarto'ydu?" Aynı onu bir kadınla sevişirken gördüğüm gibi. Brilliant başını salladı. "Durum sandığından da ciddi Viole emin ol. Tek temennim oğlumun yanında olman." Cevap veremedim. "Kırgınsın kızgınsın biliyorum. Kavganızı da duyduk..." Utanarak bakışlarını kaçırdı şahit olmak istemezdik der gibi... "Seni en çok ben anlarım ama şu durumda birbirinize kenetlenmeniz en doğrusu." Başımı sallayabildim sadece. Ben de geriye yaslanırken ikisinin pür dikkat bana baktığını gördüm. "Anlıyorum ben sizi... Yani korkuyorsunuz. Esir düşmesi..." dediğimde duraksadım. Canı kim bilir ne kadar yanmıştı. Nasıl işkenceler yapmışlardı ona? Tanrım! Tüm dünyam yeniden tepetaklak olmuş gibi hissediyordum. "Ben... Sadece zaman istiyorum sizden." İkisine de baktım. "Ne olur beni anlayın." Brilliant gülümseyip elimi sıkarken Diana direkt yandan sarıldı. "Seni anlamamak mı deli misin sen," Gülümsedim. "Lucca en küçük bir şey yaptığında bile çıldırıyorum ben! Senin yerinde olsam ah Tanrım!" Gülüştük. & Saatler sonra eve geldiğimizde odaya çıkarılan poşetleri yerleştirmem gerekse de hiç bir şey yapmayıp mutfağa inmiştim. Odada kaldıkça duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Santo ile konuştuktan sonra öğrendiğim gerçekler... Farklı hissediyordum. İçim onu istiyordu. Onu görmek, ona sarılmak. Mutfak büyüktü. Üç kişi çalışıyordu. Ben girdiğimde bana bir bakış atıp işlerine döndüklerinde garibime gitmişti ama ada tezgahın ortasında patates soyan orta yaşlı kadın bana baktı. "Bayan Gianni buyrun, bir şey mi istemiştiniz?" İsmini hatırlayamasam da gülümsedim sadece. İtalyanca bilmeleri de garibime gitmişti çünkü evde genelde İspanyolca ve İngilizce konuşuluyordu. "Atıştıracağım da... Dolaba bakmak istedim." "Ah siz hiç dert etmeyin, buyrun geçin şöyle," bahçeye bakan köşedeki masayı işaret etti. "Size çikolatalı kek ve süt getireyim. Seversiniz değil mi?" Severdim. "Lütfen." dedim ben de aynı kibarlıkla. Çok geçmeden Nicole, "Burada Bay Gianni." dediğinde kafamı çevirdim. Santo içeri girmişti ve girer girmez gözleri bendeydi. "Viole?" dedi yanıma varırken. "Seni arıyordum." "Bir şey mi oldu?" "Yok hayır," Sandalye çekti karşıma. Şimdi karşılıklı olarak birbirimizin yüzüne bakıyorduk. "Seni merak ettim." Yüz ifadesi başka bir şey olduğunu bas bas bağırsa da bir şey demedim. Çalışanlara baktım. Onların yanında konuşmuyor olabilirdi. Bilmiyordum. Sonuçta onun buradaki yaşantısını bilmiyordum. "Alışveriş nasıl geçti?" Duymuştu demek. Haber olmasa garip olurdu. "Güzeldi, bir sürü yeri gezdik." Yine sessizlik oldu. "Biraz verandada oturalım mı?" Bu kadar tatlı sormasını beklemiyordum ya da bana öyle gelmişti. Başımı sallayarak onaylarken mutfağın içinden verandaya geçtik. İkili koltuğa otururken o da yanıma oturdu ve kolunu arkaya atarak yakın durdu. Yan bakış atarak ne yapmaya çalıştığını anlamasam da bozuntuya vermeden kollarımı bağlayıp manzarayı izlemeye başladım. Sessizliği dinlememiz için mi çağırmıştı yani? "Viole?" "Santo?" Aynı anda isimlerimizi söyleyip birbirimize dönerken Santo, "Önce sen söyle." dediğinde sakince iç çektim. Saçlarımı geriye atarak ona çevirdim gözlerimi. "Ben... Düşündüm." Hemen gözlerinde korku peyda oldu ama ben ne dersem diyeyim saygı duyup kabullenecekmiş gibi edası vardı. "Dinliyorum." Sesi... Titredi mi onun? "Gitmek istiyorum." Toprak yağmura, ben sana Aşık olduk yeniden İmkansız gibi görünen Bu mesele Yüzünün kaskatı kesildiğini bakışlarını benden çekip bir noktaya diktiğinde anladım. Kaşındaki iz belirginleşti. O ürkütücü ifadesi ile karşılaştım yine. Arkama attığı elini yumruk yaptığından bihaberdim. "Kesin mi?" Başımı salladım. "Kesin." Girdi aklıma her gece Tanıdık bir melodi Sen miydin sebebi Söylesene Ayağa kalktı aniden. Asla bana bakmıyordu. "Lucca'ya söylerim uçağı ayarlar." "Senin uçağınla gitmeyeceğim." "Tamam ne zamana istiyorsan söyle aldırtırım biletini." Peşinden ayağa kalktım. "Hemen. Yarın." Arkası dönüktü. Başını çevirdi ağırca. "Yarın mı?" Hızla bana doğru dönüp yüzüme baktı. "Sikerler. İzin vermiyorum. Gitmiyorsun." "Gitmiyorum? Hani saygı duyuyordun? Hani benim için her şeyi yapardın?" "Bu hariç her şeyi." diye düzelttiğinde gözlerime baktı uzunca. "Sen bırakıyorsun vazgeçmişsin benden görüyorum ama ben bırakmıyorum ben vazgeçmiyorum senden." Gülümsedim. "Vazgeçmiyorsun?" Ve gök ağladı her sabah Ben kayboldum yeniden Şu camlardan süzülen Tane tane "Evet." "O zaman neden bana tercih hakkı sundun?" Sessiz kaldı. Elimi cebimden çıkardığımda başımı eğdim. Alyansı tutuyordum. "Bunu neden koydun başucuma?" Bakışları yüzüğe kaysa da bana döndü. "Beni vazgeçirmek için değil kesinlikle değil mi Santo?" Alaylı ifademe takılmadan devam etti. "Sana kanıtlamak içindi." Adım attı. "Ama asıl sorun sana bunu kanıtlama ihtiyacında olmam ya," Durdu. "O yüzük hep boynumdaydı Viole." Gözlerimin dolacağını anladığım an geri durdum. "Blöftü. Gitmiyorum ama yüzüğü takmayacağım da. Çünkü bana gitmemem için değil seni affetmem için güçlü bir sebep vereceksin. Eğer ispatlaman beni ikna etmen gerekiyorsa bu son şansın Santo." "Beni affetmek mi istiyorsun?" Bir kadın gelir, değiştirir seni Alıştığın o sert, kararlı şeklini Yüz binlerce yıldır böyledir gider Suyun kumsala vurması gibi Vurması gibi Sessiz kaldım. Santo uzun bir esir kaldı Viole. O sırada verandaya giren, önüme servis koyan kadına dönüp "Teşekkür ederim." dedim ismini demeyerek. "Afiyet olsun." deyip giderken Santo oturduğum yerde karşıma oturduğunda beni izliyordu. "Melly." Kaşlarım çatıldı keki alacağım sırada. "Efendim?" "Kadının ismi Melly." Kaşlarım düzelirken ha ifadesi oluştu ve istemsizce yemeğin buharları yüzüne çarpan tencereyi karıştıran kadına baktım. "Seviyorsun. Hala." Santo'nun sesi bakışlarımı ona çevirmeme sebep olurken dayanamayarak kekimden ısırık aldım. Az önce gözlerimizin içine bakarak sözleşme imzalamamış gibiydik. "Evet." dedim boğuk sesimle. Tanrım! Sosu harikaydı. "Harika." dedim sosu kastederek. "Bir kutu koysalar önüme yerim." "Biliyorum." dedi. Bir ısırık daha aldım. Gülümsedi. "Yavaş. Boğulacaksın." "Mmm." inledim istemsizce. "Leziz." Ondan ses çıkmayınca döndüm ve gözlerimiz keşişti. Bakışlarındaki arzuyu gördüğümde lokmamı zor yuttum. "Bu an... Bana tanıdık geldi." dediğinde hava değişti hemen. "Mmmmmmmm." dedim kruvasanımı ısırırken. "Leziiz." Kahvesini bırakıp masaya yaslandı. "Sen böyle inlersen yalnız," sesi Tanrım... Öyle seksi çıkmıştı ki bakışları dudaklarımdan tut da gözlerime kadar yüzümde dolanmıştı. "Akşam acısını fena çıkarırım." Dudağımı sildim. "Yalnız Bay Gianni, siz de böyle konuşursanız ıslanırım." Keza ıslanmıştım. Deli gibi üzerine atlamak istiyordum. Göz bebekleri koyulaşırken bir şey demeden zift gibi olan kahvesini yudumladı. Gözlerini bir santim bile benden ayırmamıştı. Hamileydim o zamanlar. Randevuya gidecektik ilk ultrasonuydu. O da hatırlamıştı. Bakışlarımı ondan koparırken durgunlaştım. O da hissetmiş gibi masa üzerinden elime dokundu. "Viole..." Çekmedim bu kez. Sabahki konuşmalar aklımdan gitmiyordu. Belli ki Santo'nun suçu yoktu. Ama yine de... Yaşanılan onca acıyı, çileyi silip atamıyordum ve hepsi suçu olmasa dahi ondan kaynaklı şeylerdi. Elimi yavaşça çektim. "Dinleneceğim biraz. Yoruldum bugün de..." "Kekin bitmedi daha." Ona kısa bir an bakıp döndüm. "Doydum." Kalktığımda mutfağa geçip herkese iyi çalışmalar dileyip odama çıktım. İçerideki banyoya girdiğimde kapıyı kapattım. Gözlerim hızla doldu. Sarsılarak lavaboya tutunduğumda saçlarım yanlarda salındı. Başımı kaldırıp aynadan kendime baktığımda artık zırıl zırıl ağlama noktasına gelmiştim. Bir elim karnıma giderken yere çöktüm haykıra haykıra ağlamaya başlarken. "Neden... Neden..." Başımı lavaboya yaslarken içim dışına çıkacakmış gibi ağlıyordum. Kapı kırılır gibi açıldığında Santo telaşla bana bakıyordu ve hızla eğildi. Beni kucaklarken ona sarıldım ve odaya geçtik. Beni yatağa yatırdığında ona arkamı dönmüştüm. Cenin pozisyonunda dururken Santo arkamdaydı. Hiç hareket etmemişti. Öylece duruyordu. Elimin üstüne elini koyduğunda istemsizce baktım, ellerimiz karnımın üstündeydi. Farkında değildim. "Yalvarırım," Sesi nefesi kulağımdaydı. Cüssesini arkamda neredeyse dibimde olduğunu hissedebiliyordum. "Ağlama. Üzme kendini bu kadar." Kaşlarım çatıldı. "Üzme mi..." dedim fısıltıyla. "Üzme mi." Sesim yükselirken elini hızla itip doğruldum ona doğru döndüm. "Üzme mi!" Ona dehşet içinde bakıyordum. "Vi..." "Ben bebeğimi kaybettim seneler oldu acısı geçmedi ve sen bana üzme mi diyorsun!" "Üzülme diyorum..." "Kes sesini ya! Sus Santo! Yaşadığım acının zerresini yaşamamış biri olarak sus!" Dilin kemiği yoktu ki tutasın. En zayıf anımda yakalamıştı beni ve biraz daha üstüme gelirse saçmalamaya devam edecektim. "Yaşamamış biri mi?!" O benden daha çok sinirlenirlen sesi sertleşti, yüzü kasıldı ve o yeni Santo'nun bakışlarını gördüm yüzünde. "Ben senin yokluğunla sınandım bundan daha acı ne olabilir!" Hayretle bakakalırken bana bebeğimin kaybetmemizin yanısıra daha çok acı çektiğini söylüyordu. "Senin gözyaşına kıyamadığımdan yalvarıyorum sana sen gelmiş bana neler söylüyorsun Viole!" Yatakta öyle bir doğrulmuştu ki biraz daha tepinse kırabilirdi. Yaptığım hatanın farkıma varmıştım. "Ben..." "Bebeğimiz yok diye üzülüyorsun ya," Aniden soyundu ona şaşkınlıkla bakarken hızla yataktan kalktı ardından altında sadece baksırıyla kalırken yeniden yatağa uzandı ama bu kez beni sertçe kavrayıp altına aldı. Elimi tutup hızla penisine bastırırken kumaşın üstünden bile ne kadar çok kalkmış olduğunu farketmiştim. "Son damlasına kadar sana döl veririm, içine akıtırım, seni hamile bırakırım." Yutkundum. Böyle konuşması beni azdırmıştı nedense ve ben bu anı yaşadığımıza inanamıyordum. "Senin gözünden akacak her damla için her şeyi yaparım." Yutkundum. "Santo..." "Konuşma." Nefesinin kesildiğini anlamıştım. Elimin altındaki büyüyordu. Tahrik oluyordu. Gözlerini yumup alınlarımızı birleştirdiğinde bir an onun göğsünde uyumak istedim. "Viole..." "Benimle uyur musun?" dedim kısık sesimle. Aniden açıldı gözleri. "Göğsüne sarılarak uyumayalı çok zaman oldu... Ve ben huzurla uyuyabilmeyi çok özledim." Gözlerim dolduğunda neredeyse kıvranacaktım. "Doldurma gözlerini hemen," nefesi dudaklarıma çarptı. "Seninle uyumak ne ki... Sen dünyaları iste, önüne sererim." Ardından beni kendinden ayırmayarak yatağa çekti ve pikenin altına soktu bizi. Sıkıca göğsüne hapsederken saçlarıma uzun bir öpücük kondurdu. O an gözlerimi yumdum ve hissettiğim duyguların o kadar bir tarifi yoktu ki... Özlemişim diye geçirdim içimden. Ve Santo hiç konuşmadı uyumadı da. Benim huzurla uyumamı bekledi. Uykunun derinliklerine kaybolmadan önce duyduğum sözler şu oldu: "Merak etme birtanem, bizim bir bebeğimiz olacak." Oysa bilmiyordu ki, ben bir daha anne olamayacaktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE