Violetta
13.Bölüm
Yanındaki adamlara bir şeyler söyleyip buraya doğru yürümeye başladığında kafamı hızla geri soktum. Sessizce bekledim. Santo'nun bagajın kenarında durup izlediğini ardından etrafı kontrol edip arabaya bindiğini hissettim.
Şoför kapısını sertçe kapattığında emindim.
Araba çalıştı ve yola koyulduk. Nereye gidiyorduk? Eve mi?
Ancak çok geçmeden bir yola sapıp durduğumuzda kaşlarımı çattım. Eve bu kadar çabuk gelmiş olamazdık değil mi? Kapı açıldı ve sallanıp sertçe kapandı.
Adım seslerini işitirken birden bagajın kapağı açıldı. Bulutlu havaya bakarken onun sert yüzünü gördüm. Ve öfkeli.
"İn."
Yutkundum. İlk defa korkuyordum.
Bir şey demeden indiğimde üzerimi düzeltip boğazımı temizledim. Etrafı izliyordum çaktırmadan. Bir orman yolunun üstündeydik. Çölden ne ara bu kadar uzaklamıştık bilmiyordum. Bagaj sertçe kapandığında irkilerek ona döndüm. Öfkeli bakışlarıyla üzerime yürüdüğünde istemsizce geri adım attım. Ondan uzaklaştığımı görünce duraksadı. "Viole..." Bakışlarımdaki korkuyu görünce iyice afallamıştı. "Sen benden korkuyor musun?"
Başımı çevirdim. "Viole?"
Çeneme dokunduğunda titredim, bileğine dokunarak kurtardım. "Dokunma."
"Soruma cevap ver."
"Korkmuyorum."
"O yüzden mi titriyorsun karşımda?" Başını eğerek görüş alanıma girmeye çalışıyordu. Birden başımı çevirdim, gözlerinin içine baktım. "Normal değil mi? Kocam gözümün önünde birini öldürdü. Bir adam!" Eli düştü çenemden. "Şimdi geçmiş karşıma dalga geçer gibi soruyorsun? Korktun mu? Evet korktum. Ben senin bir cani olmandan korkuyordum. Sana yıllar önce de diyordum. İllegal işler beni korkutuyor. Onlara bulaşmıyorsun değil mi diye soruyordum? Bu konuda ne kadar hassas olduğumu en iyi bilen kişiydin sen Santo." Gözlerim dolduğunda hayal kırıklıklarımım gözyaşlarıydı bunlar.
"Buranın tozpembe bir yer olduğunu mu düşünüyordun Viole? Benim bir karteli yönettiğimi biliyorsun. Şirket değil kartel. Bunun anlamını bildiğine emin misin?" Sert bakışları altında beni izlerken o eski Santo'dan iz yoktu. Emindim.
Artık Santo'm değildi karşımdaki. Üzücü olan buydu ya.
"Ben seni istemiyorum." Yüzü dağıldı. "Ben Santo'mu istiyorum." Başımı iki yana salladım. "Seni değil."
"Kendine gel!" Kollarıma sarıldığında yüzüme öfkeyle ama bir o kadar yakarışla bakıyordu. "Ben seni sevmekten seni korumamaktan bir an bile vazgeçmemişken beni istemiyorsun öyle mi?" Durdu. "Sen beni mi istemiyorsun yoksa bu dünyayı mı?"
Gerçek yüzüme çarpılıyordu.
Haklıydı.
Ben onu istiyordum istemesine ama bu dünya olmadan.
Bileklerim onun elleri arasında dururken beni kendine çekti. "Santo..." Yalvarmak onu vazgeçirmek istiyordum. "Ben bu dünya için güçsüzüm. Yapamam. Kaldıramam!"
"Sen hâlâ benim üzerimdeki nasıl bir gücün olduğunun farkında değilsin değil mi?"
Çenemi kavradı. Gözlerine halen şokun etkisiyle dolu dolu bakıyordum. Eldivenin derisi beni ürpertirken kıpırdayamadım. Karşımdaki tehlikeli biriydi. Çok tehlikeli. "İtalya'da yaşadığımız bir peri masalıydı, burası gerçek dünya. Burası çok farklı. Kimsenin gözünün yaşına bakmazlar. Güçsüzsen ezer geçerler seni. Korkak olmayacaksın. Pasif hiç olmayacaksın. Benim karımsın. Güçlü, acımasız olacaksın. Gözünü kırpmadan hamleni yapacaksın. Kendini koruyacaksın. Bir şahsan piyonlarını bile ele vermeyeceksin. Her zaman hamlen olacak. Strateji ile hareket edeceksin. Unutma burası bir savaş alanı ve sen daima savaşacaksın. İlk yumrukta yere serilen olmayacaksın. Pes etmeyeceksin." Gözleri kısıldı. Yüzündeki ifade beni ürkütürken beni korkutuyordu. "Her şey farklı. Evet. Sen artık bir kralın eşisin. Bunu ne kadar çabuk kabullenirsen alışman kolay olur Viole. Tüm malım mülküm ne kadar benimse aynı şekilde de senin. İstediğin hayallerini gerçekleştirebilirsin. Burada sana yepyeni bolluk içinde bir hayat vaadediyorum."
Başımı iki yana salladım. "Sen bana kan vahşet cani dolu bir hayat vaadediyorsun. Ben bunu hiç bir zaman istemedim. Beni sevdiğini söylüyorsun ya bu mudur yani? Sevdiğin adam bana bu hayatı sunup kabullenmemi mi bekliyor? Neden beni dinlemiyor? Neden istediğimi şeyi yapmıyor?" Çenemi dikleştirdi. Yüzüme yaklaştı. "Senin için her şeyi yaparım. Ben seni hala ilk günkü gibi seviyorum Viole. Defalarca kez söyledim bunu ve söylerim de. Çünkü değişmeyecek tek şey bu."
"Ama bana haksızlık ediyorsun. Zorla alıkoymaktan geri durmuyorsun." Geri durdu.
"Madem böyle düşünüyorsun... Şimdi... Sana bir seçim hakkı tanıyacağım. Gerçekten gitmek istiyorsan... Seni İtalya'ya göndereceğim ama asla yalnız değil. Yanında korumalar olacak sürekli onlarla gezeceksin. İstediğin ne varsa yapman için kartlarımı vereceğim. Sınırsız olacak. Kafelerde yorulmanı istemiyorum. Ve boşanmayı katiyen kabul etmiyorum." Gözlerime baktı uzun uzun.
"Ya da... Burada benimle kalacaksın."
Titredim.
"Seçim senin."
&
Saat gece ikiye varırken huzursuzca yatağımda döndüm.
Zihnim susmuyordu. Santo'nun dedikleri aklımdan çıkmıyordu. İçimdeki huzursuzluk gitmiyordu. "Tanrım..." Ellerimi başımın arasına aldı. "Yardım et bana..."
Kapı sesi duyduğumda irkilerek kapıya bakmak istesem de hemen sırtımı dönüp yastığıma sarıldım. Adım sesleri yaklaşırken gözlerimi yumdum.
Yarım saniye süren sessizlikten sonra saçımda kaşımda dudaklarımda dokunuşlar gittim. "Özür dilerim... Özür dilerim sevgilim..." Başımda öpücük hissettim. Sonra tiz bir ses.
Yine kapı kapanma sesi duyduğumda gözlerimi araladım. Neydi bu şimdi diye düşünürken bakışlarım komodine çarptı. Ay ışığının düştüğü yerde parlayan altın bir yüzük.
Alyansım.
Uzanıp elime aldığımda tavana doğru tuttum. Vi&Santo&Forever
Gözlerim irileşti.
Bu yüzük...
Kapalı kapıya döndü bakışlarım. "Santo..."
&
Ertesi gün boyunca hiç odadan çıkmamıştım.
Düşüncelerim asla beni rahat bırakmıyordu.
Kapı tıklanıldığında düşüncelerimden arınarak kapıya döndüm ve gelen Santo'nun kız kardeşi diye bildiğim Diana'ydı.
"Violetta? Gelebilir miyim?"
"Tabii."
İçeri girip kapıyı kapatırken mahcup bir ifadeyle bana doğru yürüdü. "Nasılsın?" Sorulmasına gerek yoktu. Halim ortadaydı.
"İyiyim." dedim yine de. "Sen?"
"Ben biraz gergin hissediyorum yani sana karşı." Nasıl davranacağını mı bilemiyordu? "Abimle kavganız... Masada olanlar... Üstelik... Babam adına özür dilerim senden."
Gülümsedim ama sahici değildi. "Başkası adına özür dilemek hiç de samimi değil." Duraksadı. "Bunu senin için söylemiyorum." diye açıkladım hemen. "Özür dilemesi gereken biri varsa o da baban." Abisi hakkında bir şey diyemezdim. Diyemiyordum.
"Haklısın, ben sadece seni kötü hissettirdiyse diye..." Durdu ardından, "Beraber alışverişe çıkalım mı? Öğleden sonra çıkacağız annemle. Sen de katıl bize. İstersen tabii." Onu yanlış anlamamdan çekindiğini fark ettiğimde bu kez sahici gülümsedim. Kızım bir suçu yoktu. Ona yükselmemin de bir anlamı yoktu. "Olabilir."
Sevindi. "Süper. Anneme de söyleyeyim korumalara haber versin." Odadan çıkacakken durdurdum onu. "Her yere... Böyle korumayla mı gidersiniz?"
Soruma şaşırırken yanıtladı. "Evet. Düşmanımız çok maalesef ki o yüzden abimler sıkı önlemler aldı." Bu beni şaşırtmazken arka yüzünü deli gibi merak ediyordum.
"Anladım."
"Görüşürüz o zaman," dedi gülümseyerek. Ben de aynı karşılığı verdim. "Görüşürüz."
Odada yine yalnız kaldığımda kafamda bu kez farklı sorular vardı.
&
Diana çıkacağımızı söylediğinde hazırlanıp aşağı inmiştim. Antrede annesi diye bildiğim kadın, Diana ve o vardı. Basamaklardan adımlarımı duyduğunda başını kaldırıp bana doğru baktı. Elleri cebinde üstünde kollarını katladığı beyaz gömleğiyle dağınık halde dururken nefesimi kestiğinin farkında değildi.
"Hazır mısın Viole?"
"Ah canım gelmene çok sevindim." Anne kız konuşurken onları duyuyordum ama gözlerim Santo'daydı. Saçlarının uzun halini öyle seviyordum ki.
O da saçlarına baktığımı fark ettiğinde bana doğru yaklaştı ve elini belime koyarak alnıma öpücük kondurdu. Ardından kulağıma eğilip, "Onların yanında bozuntuya verme. Lütfen." deyip geri çekildiğinde gözlerimin içine baktı. Bir şey demeden sadece başımı sallayabildim.
"Harika görünüyorsun Viole!" Oysa sadece üstüme mavi bluz giymiştim, altına da dar jean, başka bir değişiklik yoktu.
"Teşekkür ederim Diana."
"Hadi öyleyse çıkalım," dedi annesi de aynı sevecenlikle. Bunlar nasıl böyle güleryüzlüydü anlayamıyordum. Santo ile vedalaşırlarken en son ben kaldım ve ona yandan bakış attım. Sadece gözlerime bakıyor, gözleriyle konuşuyordu. Onlara sunduğu tebessüm yoktu yüzünde. Benim de yoktu.
Ama gözlerimiz...
"Hadi Viole!"
O çağırma gözlerimizin iletişimini kopardı.
&
Meksika öyle büyük bir yerdi ki eyaletlere ayrılıyordu. Biz anladığımız üzere Cancun'daydık. Dev bir alışveriş merkezinde geziyorduk. Diana buranın La Isla olduğunu söylemişti ve her yer öyle ışıl ışıl parlıyordu ki lüks vibe veriyordu. Bir sürü ünlü mağazaların önünden geçerken şaşıramadan edemiyordum. Üstelik iki kadının da fiyatlara bakmadan delicesine kollarını doldurmasına.
Hatta Diana o kadar çok şey almıştı ki kalanını arkamızda bizi takip eden korumaya vermişti. Şaşkın bakışlarımı fark edip gülerken bana döndü. "Ne oldu?"
Aralık ağzımı kapattım. "Sen bir alışveriş bağımlısısın biliyorsun değil mi?"
"Ah teşekkür ederim tatlım," ilerideki mağazayı işaret etti. "Sana da bir şeyler alacağız unuttum sanma." Birden böyle samimi olmamıza mı şaşırmalıydım yoksa beni düşünmesine mi bilemiyordum. Tek bildiğim hiç bilmediğim bir ülkede iki alışveriş delisinin arasına düşmüştüm.
Saatler sonra dışarıda palmiye ağaçlarının arasında duran hoş bir kafede otururken ice lattelerimizi içiyorduk. Daha çok mocha severdim ama latte'yi de sevmiştim. Önümüz marinayken ilerideki gondolu görmemle orada lunapark olduğunu anladım. "Lunapark mı o?"
"Hıhım," dedi Diana pipeti dudaklarından çekerken. "Bir gün abim sen ben Lucca beraber gideriz." Göz kırptı. "Dörtlü date."
Durdum. Lucca mı demişti o?
"Lucca mı?"
"Evet. Lucca." Şaşırdığıma şaşırmıştı o da. "Tanışmadın mı Lucca'yla?"
Gözlerim daldı. "Sanırım tanıştım. İtalya'da," Diana'ya döndüm. "Seneler önceydi."
"Ah doğrudur abim ordayken çok uzun bir süre orada kaldı Lucca," geriye yaslandı. "Yaşadı desek daha doğru." Sinirleri bozulmuş gibi söyledi bunu. "Bendiz!" Gülümsedim. Neden sinirlendiğini şimdi anlamıştım.
"Anne sen ne yapıyorsun?" Annesinin sohbetimize dahil olmadığını görünce meraklanmış olmalıydı. "Dur yanıyorum streak kasmam lazım," ikimiz de telefon ekranına eğilirken şeker patlama oyunu olduğunu gördük ve Diana ile birbirimize dönüp kahkaha attık.
Çok geçmeden Brilliant da bize katılırken bana burukla bakıyordu. "Santo çok uzun zamandır seni bekledi Viole. Ama sen gelmedin."
İç çektim. "Boşandığımızı zannediyordum."
"Mahkeme oldu mu?"
"Evet."
"Bu ilginç," o da kafası karışık şekilde baktı. "Santo senelerdir buradan hiç ayrılmadı." Kaşlarım çatıldı. Yerimde doğrularak masaya eğildim. "Nasıl yani?"
"Bunu anlatmam..." Bakışlarını kaçırdı. "Ne kadar doğru bilmiyorum Viole çünkü sana bir şey söylemememiz konusunda bizi tembih etti." Tembih edecek kadar neyi saklıyor olabilirdi?
Ama pes etmişçesine benim gözlerime baktı. "Yine de söyleyeceğim, sizin kavuşmanız adına," o da farkındaydı. Onlara rol yapalım derken Brilliant'ın gözünden hiç bir şey kaçmamıştı.
"Santo çok uzun bir süre esir kaldı Viole."