Başbaşa yapılan güzel kahvaltı sonrası evden çıkabilmişlerdi, Yavuz arabaya yaklaşıp ön kapısını açtı, gözleri genç kızın gözlerine döndü, “Hadi bakalım” dedi, Sera ufak bir tebessümle, “Teşekkür ederim” dedi. Yavaşça koltuğa oturdu, genç adam kapıyı örtüp arabanın ön tarafından dolanıp sürücü koltuğuna yerleşti.
Bakışlarını genç kıza çevirdi, “Kemer” dedi, hatırlatmak adına. Genç kız kafasıyla onaylayıp emniyet kemerini bağladı. “Nereye gidiyoruz?” diye sordu merakla.
Yavuz kemerini bağlayıp bakışlarını yola çevirdi, “Şimdi göreceksin” dedi, gülümseyip arabayı çalıştırdı. Genç kızın gözleri gizlice ona döndü, adamın yüzünde ufak bir tebessüm vardı, dikkatle arabayı kullanıyordu.
Alt dudağını yavaşça ısırdı Sera, bu adam gün geçtikçe daha yakışıklı oluyordu, yüzü her defasında daha çok etkisinin altına alıyordu. Bakışlarını yavaşça ayırdığı anda gözleri tek bir şeye yoğunlaştı, genç adamın direksiyon tutan ellerinden hiçbirinde yüzük yoktu, şaşkınlıkla bakışlarını ona çevirdi.
“Yüzüğünüz yok.” Dedi, genç adam bakışlarını parmağına çevirdi, evden çıkmadan önce çıkarıp cebine bırakmıştı.
“Olsa da bir anlam ifade etmiyor.” Dedi yüzünde ufak bir tebessüm oluştu.
Genç kızın şaşkın bakışları ona döndü, “Hale Hanım bir şey demiyor mu?” diye sordu, merak doluydu, o cadı sözlüsüne bu sebepten bir şey diyebiliyor mu?
“Haberi olursa diyebilir.” Dedi umursamaz bir tavırla, genç kız gözlerini yavaşça kıstı, tüm erkekler aynıydı.
“Siz erkekler aynısınız.” Dedi sitemle, ne de olsa bir erkeğin bu şekilde davranması hoşuna gitmemişti. Yavuz’un gözleri hızla ona döndü, bakışları buluştu. “Sera yüzük benim için hiçbir şey ifade etmiyor.”
Genç kız bakışlarını yavaşça ayırdı, ne demek istediğini delice merak ediyordu, umursamamaya çalışarak kafasını diğer yöne çevirdiğinde genç adam arabayı park etmek üzere uygun bir köşeye çekti.
Sera’nın bakışları bulundukları yere kaydı, önünde koca bir deniz vardı, insanların hiç olmadığı ıssız bir yerdi, tek menzarası büyük bir denizdi. Genç adam arabayı park edip indi, gözlerini genç kıza çevirdi. “İnmeyecek misin?” diye sordu.
Genç kız kafasıyla onaylayıp kemerini çıkardı, kapıyı açıp dışarı çıktı. Gözlerini denize çevirdi, oldukça güzel , berrak ve tertemizdi. Kenarda iki küreği olan ufak bir kayık duruyordu. “Çok güzel” dedi Sera, ilk defa böylesine ıssız bir yerde deniz manzarasını görebiliyordu.
Gözlerini yavaşça genç adama çevirdi, Yavuz arabasının bagajına yürüyordu. Yaklaştı, dokunduğu düğmeyle kapağını açıp içerisinde katlanır iki sandalye ve küçük bir masa çıkardı. Deniz manzarasının net bir şekilde görebileceği köşeye yaklaşıp kurdu, iki sandalyeyi bırakıp yanına da masayı koydu.
Yeniden geriye gidip bagaja yaklaştı, ufak bir çanta çıkardı, piknik çantasının en ufak boyutlarından biriydi. Sandalyelerin önüne bırakıp kapağını açtı, içerisinden ufak iki küçük termos çıkardı, masaya özenle bırakıp sandalyelerdene birine oturdu.
Genç kız sessizce onu izliyordu, yüzünde şaşkın bir ifade vardı. Bu kadar şeyi ne ara hazırlamıştı, gözleri genç adamın gözlerine kaydı, ona diğer sandalyeye oturması için işaret ediyordu. Sera kafasıyla onaylayıp yanına yaklaştı. Yavaşça sandalyeye oturdu, sırtını yasladığı anda gözlerinin önünde sadece denizin manzarası yer aldı, içini anında büyük bir huzur kapladı, çok güzeldi. Çok sessiz ve huzur vericiydi.
“Çok güzel” dedi istem dışı, Yavuz tebessüm ederek bakışlarını ona çevirdi, genç kız kafasını sandalyenin sırt kısmına yaslamış manzarının tadını çıkarmaya çalışıyordu. Kahkülleri gözlerinin önüne dökülmüştü, gözleri kapalıydı, yavaş yavaş soluk alıp temiz havayı içine çekiyordu. Yüzündeki ufak tebessümün yerini anında gülümseme aldı genç adamın, genç kıza kahkülleri çok yakışıyordu.
“Buraya ilk defa biriyle geliyorum” dedi Yavuz, Sera gözlerini şaşkınlıkla aralayıp ona çevirdi bakışlarını. Bakışları anında buluştu, ikisinin tüm bedenini titreme sarmıştı, bir elektrik akımına kapılmışçasına titremişlerdi.
Bakışını ilk ayıran genç kız oldu, yanındaki masada bulunan termoslardan birini aldı, kapağını açıp bir yudum içti, sıcacık bir kahveydi. “Beğendin mi?” diye sordu genç adam, Sera o yöne dönmeden kafasını olumlu anlamda salladı.
Sırtını yeninde sandalyeye yasladı, “Benim bir asistana ihtiyacım yoktu Sera, hiç de olmadı.” Dedi, genç kız o yöne dönmek istedi, gözgöze gelmekten korkup vazgeçti, merakla derin bir soluk aldı. “Neden ilan verdiniz?” diye sordu.
Yavuz aynı şekilde diğer termosu eline aldı, kahvesinden bir yudum alıp tıpkı genç kız gibi sırtını sandalyeye dayadı, hoşuna gitti, bu şekilde çok daha rahat olunuyordu. “İlan annenim isteğiyle verildi.”
“Ne?” dedi Sera, şaşkınlıkla ona döndü.
“Annem hastanede iken sık sık yanında kalırdım, işlerin yoğunluğuyla baş etmeye çalışırken bir asistan almamı, yükü hafifletmemi istedi.” Derin bir nefes aldı, annesinden söz ederken her daim gözleri dolu dolu oluyordu.
“Onu kırmak istemedim, aynı gün ilanı verdim ama o göremedi.” Dedi, alt dudağını yavaşça ısırdı, sesi titremeye başlamıştı. Kahvesini yavaşça yudumladı, “Seni bana o gönderdi.” Dedi, “Hep.. Asistanın seni rahatlatacak, sana yeni bir yol olacak derdi.”
Sera sessizce ona döndü, gözleri yeniden adamın gözleriyle buluştu, kalbinin titrediğini hissetti. Adamın göz teması onu çok başka diyarlara gönderiyordu. Bakışlarını yavaşça ayırdı, gözlerinde kaybolmak, etkisinde kaybolmak istemiyordu. Yakın zamanda hayatından çıkacaktı, kalbine bu şekilde bir yara dahil edemezdi. “Neden?” diye sordu fısıltı dolu bir tonla. “Neden böyle bir şey söyledi?” diye ekledi.
Yavuz ‘un yüzünde ufak bir tebessüm oluştu, o zamanlar annesini hiç anlamıyordu. Bir asistan ona nasıl yol olabilirdi? Bu kız hayatına girdiği kısa süreçte farklı olduğunu kanıtlamıştı, dikkatini ilk geldiği gün çekmeyi başarmıştı. Önce durağan hayatının seyrini, evden işe , işten eve değiştirmiş, sonra da hiçbir çalışanın gösteremediği cesareti göstererek Hale’ye karşı çıkmıştı.
Kafasını olumsuz anlamda salladı genç adamı, hiçbir fikri yoktu ama bildiği emin olduğu tek bir şey vardı, bu kız çok çok farklıydı. Alnına dökülen kahkülleri, uzun düz saçları, ortak acıları, kalbinin sızısını dindiren kelimeleri ve sarılışı.. Her şeyiyle bedenini, ruhunu rahatlatmaya yetiyordu, bu kız ömrüne annesinin de dediği gibi yeni bir yol mu açacaktı? Annesi son nefeslerini verirken ne demek istemişti? Vicdan azabını dindirmesi, acısını hafifletmesi için bu kızı o mu göndermişti?
“Hadi Sera” dedi genç adam, hızla ayağa kalktı. Genç kızın gözleri ona kaydı, Yavuz ayaklandığı gibi kenarda duran kayığa yaklaştı. Ufak çantayı de kendiyle götürüp bir köşeye bırakıp bakışlarını şaşkınlıkla izleyen kıza çevirdi.
“Sera” dedi terardan, genç kız anlam vermeye çalışıyordu. Şaşkındı, bu adam kayıkta oturmuş ne istiyordu?
“Efendim” dedi, Yavuz eliyle gel işareti yaptı, kayığın iki küreğinden tuttu. “Ben onu binmem” diye ekledi genç kız, küçük kayığa kesinlikle güvenmiyordu, üstelik yüzme de bilmiyordu, denizin ortasında boğulma rismi çok yüksekti.
“Korkuyor musun?” diye sordu genç adam, gözlerini onun gözlerine çevirdi. Sera yalanla kafasını iki yana salladı, bu yaşına değin korkusunu da yalnızlığını da çaresizliklerini de hep kendine saklamıştı, dışarıya her daim güçlü görünürdü.
“Hayır, korkmuyorum” dedi, Yavuz’un yüzünde tebessüm oluştu. Gözlerindeki ifadeye bakıyordu. Bakışları bile hissettiği korkuyu ele vermeye yetiyordu.
“Hiçbir şey olmayacak Sera, sadece sana denizin karşı tarafını göstermek istiyorum.”
Genç kız kafasını kararlılıkla iki yana salladı, “Olmaz , buradan da görebiliyorum.” Dedi, kararlıydı.
Genç adam derin bir nefes verdi, tuttuğu küreklerin ucunu yere bırakıp ayağa kalktı. Kayıktan inip yanına yaklaştı. “Sera.. bana biraz olsun güvenemez misin? Sadece küçük bir kayık turu yapacağız, görmeni çok istediğim bir yer var.”
Genç kızın gözleri adamın gözlerine kaydı, hızla kafasını çevirip kayığa baktı. “Batmaz değil mi?” diye sordu aniden istem dışı. Alt dudağını yavaşça ısırdı, Yavuz hızla elini eline yaklaştırıp tuttu, arkasını dönüp kayığa ilerledi.
Sera sessiz ve ağır adımlarla genç adamı takip etti, kayığa adım attığı anda adamın elini deli gibi sıktı, Yavuz gülümseyerek çekiştirip kayığa oturttu, o da tam karşısına geçip küreklerini yeniden tuttu.
“Hazır mısın?” diye sordu, Sera kafasını hızla aşağı yukarı salladı, deli gibi korkuyor olsa da bu tura katılmak istiyordu.
Yavuz’un yüzünde tebessüm vardı, genç kızın gözlerine bakıyordu. Derin bir nefes verdi, bu kız nasıl bu kadar kısa sürede böyle etkisi altına almayı başarmıştı? Onu, ona iten sebep neydi.
“Başlıyoruz” dedi Yavuz, sıkıca tuttuğu iki küreği çekmeye başladığında Sera hızla iki yanına tutuldu, gözlerini anında sıkı sıkı kapattı, genç adamın yüzünde gülümseme oluştu. Sessizce bakışlarını yüzünden hiç ayırmadan kayığı hareket ettirdi, suyun üzerindeki ilerleyiş önce genç kızın kalp atışlarını hızlandırdı, hemen ardından da tüm vücudunu bir his sardı, korkusunu anında alıp götüren bir his.
Gözlerini yavaşça açtı, bakışların tek bir şeye yoğunlaştı. Genç adam çok yakınında durmuştu, iki küreği köşeye tutturup bırakmıştı. Aralarında sadece milimlik mesafe vardı, birbirlerinin nefesini delice hissediyorlardı. Sera adamın gözlerine büyülenmişti, dili lal olmuş, bedeni kaskatı kesilmişti. Kalbinin üzerinde bir etki belirdi, delice çarpıyordu, ömrü boyunca hiç bu şekilde çarpmamıştı.
Yavuz sessizdi, kürekleri çekerken genç kızın korku dolu yüzünü , delice sıktığı gözlerini görmüştü. Kürekleri dikkatle kenarlara tuttururp yanına yaklaşmış, tam önünde durduğu anda genç kız gözlerini açmış, göz göze gelmişlerdi.
Bir denizin orta yerinde, ufak bir kayığın içinde iki genç duruyordu. İkisi de bir heykel edasında durmuş, birbirinin gözlerine bakıyordu. İkisinin kalbi çok yabancı hisleri tadıyor, tüm dengelerini altüst ediyordu.
Gözlerini yavaşça ayırmaya çalıştı Sera, tir tir titreyen bedenini sakinleştirmek adına bakışlarını denize çevirdi, sahilden oldukça uzaklaşmışlardı. Dört yanı denizdi, ileride ise koca koca kayalar vardı. Yüzünde ufak tebessüm belirdi, oldukça hoş bir yerdeydi, gözlerini yavaşça kapadı, bir an belirdi zihninde.
Net hatırlayamadığı bir tarihte, hatırlayamadığı bir günde ve hatırlamayadığı bir rüyadaydı, tek başına tıpkı böyle bir yerde, bir kayığın içerisinde çevreyi seyrediyordu. Gözleri büyüdü, burası tıpkı gördüğü rüyaydı. Sanki yeniden uyumuş ve aynı rüyayı görüyordu. Yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, şimdinin aksine tıpkı rüyadaki gibi etrafı izleyip gülümsedi.
“Çok..” dedi, Yavuz tepkisiz durmuş onu izliyordu. “Çok güzel.” Diye ekledi, genç adam gülümsedi. Daha önce defalarca buraya gelmişti, her canı sıkıldığında, daraldığında soluğu burada alıyordu, ilk defa yanında biri vardı. İlk defa birini buraya getirmiş, eşsiz denizin, koca kayaların manzarasında acılarını, can sıkıntılarını, daralışını dindirmesini istemişti.
Sera’nın gözleri kayalara kaydı, çok çok büyüklerdi. Tıpkı rüyasında olduğu gibi bu küçük kayık, bu koca deniz ve kayalar kalbine ferahlık veriyordu. Alt dudağını yavaşça ısırdı, parıldayan bakışlarını biraz da rüyanın etkisiyle çevirdi, gözleri yeniden genç adamın gözlerine değdi.
Yavuz derin bir nefes verdi, elleri delice sızlıyor, dokunmak istiyordu. Kafasını iki yana sallayıp geriye giderek yeniden yerine oturdu, yapamazdı, ona dokunmaya hakkı yoktu. İki elini iki yana bıraktığı kayıklara yaklaştırdığı anda biri kayıp gitti. “Gitti!” dedi, yetişmeye, uzanmaya çalıştı fakat sağ taraftaki saniyeler içerisinde ulaşılmaz oldu.
Sera endişeyle ayağa kalktı, gözlerini her saniyede daha da uzaklaşan küreğe çevirmişti. “Gitti!” dedi, gözlerini genç adama çevirdi, “Niye tutmadınız!?” Diye haykırdı, dikkatsizliği yüzünden küreklerin biri yok olmuştu.
Yavuz suya doğru eğilmiş, hala da küreğe yetişmeye çalışıyordu. “Elimden kaydı, isteyerek değildi.” Dedi, Sera kafasını öfkeyle iki yana salladı, koca bir denizin ortasında, ıssız bir alanda yapayalnız kalmışlardı. Kalbi hızla çarpıyordu. “Dikkat etmeliydiniz!!” diye gürledi yeniden. Küreği sıkıca tutmuş olsaydı, bu şekilde burada kalmayacaklardı.
Hızla telefonunu çıkardı Yavuz, yardım çağırmalıydı, arama yapmak istedi, şebeke yoktu. Sera da aynı şekilde kendi telefonunu denedi, çekmiyordu.
Genç adam yavaşça geriye çekildi, kürekten de umudunu kesmişti. Diğerini sıkıca tutup yerine oturdu, gözlerini suçlulukla genç kıza çevirdi. Artık yapacak bir şey yoktu, küreklerin biri ellerinden kayıp gitmiş, denizin orta yerinde kalmışlardı.
“Mahsur kaldık” dedi omuz silkti, gözlerini çevrede gezdirdi. Tek kürekle sahile gitmek zorundaydılar ya da burada birileri görene dek mahsurlardı.
Genç kızın kısın gözlerinin yerini anında endişe aldı, yavaşa yerine oturdu, kabullenmekten başka çaresi yoktu. Kollarını göğsünde birleştirip kafasını yere eğdi, derin bir soluk verdi, bekleyecekti mecbur.
….
“Üşüdüm” dedi Sera, saatler geçiyor, ikisi hala aynı durumdaydılar. Küçük kayığın içerisinde karşılıklı durmuş birbirlerine bakmaktan ve tek küreği çaresizce sallamaktan başka yaptıkları bir şey yoktu. Çapraz yaptığı ellerini iki koluna bırakıp yavaşça ısınmak adına ovmaya çalışıyordu, akşam üzeriydi, geçen her dakika da hava daha çok soğuyordu.
Üstünde ince bir tişört vardı, genç adamın gözleri ona kaydı, derin bir nefes verip ayağa kalktı, tam yanına oturdu. Kolunu yavaşça sırtına doğru uzatıp sardı, kızı kendine doğru çekti, ısıtmak için yapacağı tek şey bedenlerini birbirine temas ettirmekti.
Sera hiç itiraz etmedi, çok üşüyordu. Genç adamın sırtını saran tek koluna karşılık olarak göğsüne sokuldu, anında onun sıcaklığını hissetti. “İyi oldu mu?” diye sordu genç adam, biraz da olsa ısınabilmiş miydi?
Genç kız kafasını olumlu anlamda salladı, kafasını adamın göğsüne dayamış bekliyordu. İlk defa burnuna böylesine bir koku siniyordu, genç adamın teninin kokusu ve yaydığı sıcaklık. Bedeninin yavaşça gevşediğini hissetti, gözleri hissettiği soğuğun ve endişenin etkisiyle yavaşça kapanmaya başladı, feci bir uyku bastırmıştı. Anında kendini huzur dolu bir uykunun kollarına bıraktı.
“Sera” dedi Yavuz, düzenli ve kısık soluklarını göğsünde hissediyordu. Bakışlarını yavaşça eğdi, genç kızın kahküllerini altındaki kapalı gözlerini gördü. Yüzünde şaşkın bir ifade belirdi, böyle bir durumda uyumuş olamazdı değildi?
“Sera” dedi yeniden fısıltıyla, genç kızdan hiç tepki yoktu, adamın göğsüne, sıcaklığına kapılıp derin bir uykuya dalmıştı, Yavuz’un yüzünde koca bir tebessüm oluştu, boştaki elini yaklaştırıp alnına dökülen kahkülleri yana çekti, gözlerini gördü. “İyi uykular” dedi, kolunu daha sıkı sardı, çenesini yavaşça kafasının üst kısmına dayadı. Derin bir nefes verdi, yapabileceği tek şey beklemekti, ne zaman olacağını bilmiyordu ama elbet birileri yardım çağrılarını duyacaktı. Pek de önemli değildi, günlerce hiç şikayet etmeden bu şekilde kalabilirdi.