Kolye

2149 Kelimeler
  Gözlerinden yavaşça yaşlar süzülüyordu, adamın acısı , hissettiği hüzün onu neden böylesine üzüyordu ki, kalbini tam kalbinin üzerinde hissediyordu, delice çarpıyordu. Elinin birini sırtına bıraktı, yavaşça sıvazladı. Biraz da olsa derdine derman olmak istiyordu. Acısını dindirmek istiyordu. Yavuz sessizce duruyordu, bedenini saran ince kolların verdiği etkinin altındaydı, öylesine başka bir sarmıştı ki onu hem kalbi hem bedeni hem de zihni yaşadığı suçluluğun yavaşça hafifletiyordu. “Senin bir suçun yok” dedi Sera fısıltıyla, kafasını boyun boşluğuna gömmüş dudaklarını kulağına yaklaştırmıştı. Genç adam kafasını yavaşça iki yana salladı, onun suçuydu, annesinin tek böbrekle kalması, hastalığıyla mücadele edememesi, ilaçlara direnememesi onun suçuydu. Çocuk yaşta böyle bir hastalığa yakalanmamış olsaydı, annesini de kaybetmeyecekti. Ve belki de şu an çok sağlıklı bir şekilde yanında olacaktı. “Benim yüzümden” dedi yeniden, Sera kafasını yavaşça iki yana sallayıp geriye çekildi, elini kaldırıp genç adamın yüzüne bıraktı, sakallarına temas ettiğinde kalbinin delice çarpmaya başladığını hissetti. Baş parmağını dikkatle yanağında gezdirip süzülen yaşları silmeye çalıştı. “Annen o kadar çok seviyormuş ki seni..” dedi genç kız, alt dudağını ısırıp yavaşça gözlerine bakıyordu. “İyi olman için kendinden vazgeçmiş.” Diye ekledi. Yanağından süzülen yaşı yavaşça yeniden sildi, “Şimdi burada olup suçluluğunu görseydi, çok..” dedi, kafasını oldukça yavaş bir şekilde iki yana salladı. “Çok üzülürdü.” Yavuz’un gözleri onun üzerindeydi, kafasını onaylayarak yavaşça sallıyordu, gözlerini bir an bile yüzünden ayırmadı, bu kızın kelimeleri de tıpkı sarılışı gibi onu rahatlatmaya yetiyordu, annesinin hastalığını öğrendiği günden beri kalbinin orta yerinde suçlu bir kor vardı, ölümüyle ise büyük bir aleve dönmüş tüm bedenini deli gibi sarmıştı. “Ben onun için hiçbir şey yapamadım.” Dedi genç adam, annesi ölüme doğru giderken elinden izlemek dışında hiçbir şey gelmemişti. “Ellerimden kayıp gitti.” “İnan bana, şu an çok güzel bir yerdedir.” Yavuz yüzüne bakıyordu, söylediği her kelime biraz da olsa rahatlama sebebiydi, Sera yanağını yavaşça okşadı, sakallarının kısa tüylerini avucunda hissediyordu. “Ama..” dedi genç kız, dolu gözlerini adamın yaş dolu gözlerine sabitledi. “Ama senin bu durumunu izledikçe de huzura eremiyordur.” Diye ekledi, genç adamın gözleri endişeyle büyüdü, bu doğru olabilir miydi? Annesi bu suçluluğu hissedip huzursuz mu oluyordu? “Gerçek mi bu?” diye sordu, Sera’nın yüzünde çok ufak bir tebessüm oluştu. “Gerçek tabii ki, annenin huzura erebilmesi için oğlunun artık suçluluğu bırakıp mutlu olması gerek.” Genç adam yavaşça ellerini kaldırıp yanaklarını silmeye ve toparlanmaya çalıştı, ya gerçekse? Ya annesi sonsuzluk uykusunda bile huzursuzluk yaşıyorsun? Kafasını iki yana salladı, şüphesi bile onu yıkıyordu, buna izin veremezdi. “Buna izin vermeyeceğim” dedi, bundan sonra kendini suçlayıp annesinin huzursuz olmasına izin vermeyecekti, mutlu olması için mutlu olacak, gülmesi için gülecekti, hiç olmazsa onun için bunu yapmalıydı. Sera’nın yüzünde ufak bir tebessüm oluştu, kafasını olumlu anlamda salladı, şimdi çok daha iyi hissediyordu, genç adam artık annesinin ölümü için kendini suçlamamaya gayret edecekti. Derin bir nefes aldı, gözlerini karşısındaki saate çevirdi, sabah olmak üzereydi. Bu gidişle ikisi de şirkete geç kalacaktı. “Sanırım artık uyumamız gerekiyor.” Dedi, Yavuz kafasını salladı, önünde yoğun bir gün vardı, kendini biraz toparlanması, güne daha iyi başlamalıydı. “İyi geceler” diye ekledi Sera, arkasını dönüp odadan çıktı, kendi odasına girip kapıyı yavaşça örttü. Yatağın kenarında oturduğunda boş bakışları karşısında duvarla buluştu, farklı ve garip bir gece geçirmişti. Gözlerini telefonuna çevirdi, sağ üst köşesindeki ışık yanıp sönüyordu, bildirim ışığıydı. Elini uzatıp aldı, ışığını yaktığında cevapsız aramalar ve mesajlar gördü, hepsi arkadaşlarının durum bilgisi için merakla attıklarıydı. Derin bir nefes verip grubu açtı, üç arkadaşının da bulunduğu ortak bir mesajlaşma grupları vardı. “Bu gece başaramadım, yarın yine deneyeceğim” yazıp gönderdi,telefonu kapatıp sırtını yatakla buluşturdu, hiçbiriyle uğraşmak, sorularını duymak istemiyordu. Gözleri kapanmak üzere iken aklında sadece genç adam vardı, ona sarıldığı anda tüm bedeninde hiç bilmediği bir hisse kapılmıştı. Bu neydi ? niye böyle hissetmişti? …. Gözlerini tavana sabitledi, derin bir nefes verip yavaşça bedeni uykunun kollarına sığındı, garip gece sonunda son buluyordu, gözlerini yeniden açtığında onu neyin beklediğini hiç bilmiyordu. Gözlerini duyduğu seslerle aralamaya çalıştı genç kız, uykulu bedeni kendine gelmeye çalışarak doğrulduğunda odasının kapısına çevirdi bakışlarını, yavaş ve ısrarlı bir şekilde çalıyordu.  Yavaşça doğruldu, gözlerini önce karşısındaki duvara asılı olan saate çevirdi, bakışları delice büyüdü, öğlen vakitlerine gelmişti. “Geç kaldım!!” dedi, hem işe hem de arkadaşlarına geç kalmıştı. Hızla telefonunu açtı, bir an önce onlara haber vermeli sonra da koştur koştur şirkete gitmeliydi, nasıl bu kadar uyurdu, nasıl telefonu kapatırken alarmın da etkisiz kalacağını unuturdu? Hızla ayağa kalktı, bir yandan dolaba dün yerleştirdiği giysilerini çıkarmaya çalışırken bir yandan da kendine gelmeye çalışıyordu. Bakışları yine kapıya döndü, tıklanmaya devam ediyordu. Hızla o yöne koştu, kapıyı bir hışımla açtığında karşısında genç adam belirdi. Yavuz’un yüzünde tebessüm vardı, genç kızın aksine erkenden uyanmış, duş almış giyinmişti. Gözlerini genç kıza çevirdi, şişkin gözleri ve dağılmış saçlarıyla karşısında duruyordu. Gülümsedi, “Günaydın.” Dedi, Sera kafasını yavaşça onaylar anlamında salladı. “Ben.. geç kaldım, uyuyakalmışım. Alarm çalmamış” dedi, hızla arkasını döndü, giysilerini eline aldı, bir an önce hazırlanması gerekiyordu. Tek adım attığı anda bir el kolundan sıkıca tuttu, kafasını yeniden çevirince Yavuz’u gördü, “Dur bakalım, niye bu telaş?” “Geç kaldım!” dedi Sera, Yavuz gülümsedi, “Nereye?” “Şirkete.” “Bugün şirkete gitmen gerekmeyecek.” Dedi, Sera’nın gözlerini merak saldı, açıklama beklercesine yüzüne bakıyordu. “Neden?” “Çünkü patronunun bugün önemli işleri var, gelmeyecek.” Kafasını onaylar anlamında salladı Sera, derin bir nefes verdi. Biraz daha rahatlamıştı, telaşa gerek yoktu. “Peki” dedi, arkasını yeniden döndü, yatağın kenarına yaklaşıp oturmak istiyordu, hala tam olarak kendine gelememişti. Yaklaşıp yavaşça oturdu, soluklanmaya çalışırken genç adam da içeri girdi. “Ne işi olduğunu sormayacak mısın?” Sera bakışlarını ona çevirip kafasını iki yana salladı, patronuna soru sormak haddi değildi. “Hayır.”  Dedi, Yavuz yaklaşıp yanına oturdu. Sabahki halleri oldukça hoşuna gitmişti, dağınık saçları ve şişmiş gözlerine baktı. “Bir misafirim var, onu biraz gezdirmek istiyorum.” Dedi, Sera yüzüne sessizce bakıyordu, kafasında anında oluşan meraka rağmen hiçbir şey sormadı, hakkı olmadığını düşünüyordu. Kafasını olumlu anlamda sallayıp ayağa kalktı, “Tamam bende sizden sonra dışarı çıkarım.” Dedi, genç adamın gidişiyle kolyeyi aramayı düşündü ama evin içerisinde gündüz vakitlerinde çok fazla çalışan ve hizmetli oluyordu, dikkat çekmeden araması mümkün değildi. Yavuz’un bakışları yeniden ona döndü, beklediği kesinlikle bu değildi, söylediği cümlelere karşın genç kız hiç soru sormuyor, merak etmiyordu. Kafasını  sallayıp ayağa kalktı, bakışlarını genç kıza çevirdi, “Bir saate hazır ol Sera, seni bekliyor olacağım.” Diyerek arkasını dönüp çıktı. Sera’nın bakışları anında adamın çıktığı yöne döndü, yüzünde merak dolu bir ifade belirdi, şirkete gitmeyeceğini söylemişti, neden bekliyordu o halde? Kafasını iki yana sallayıp giysilerini eline aldı, dolaptan bornozunu çıkardı, önce bir duş alıp kendine gelmeliydi. Odadan çıkıp uzun koridora yöneldi, banyolardan biri koridorun sonunda yer alıyordu. Ağır adımlarla ilerlediği sırada gözleri istem dışı da olsa genç adamın odasına kaydı, kapısı açıktı ve banyonun yolu tam önünden geçiyordu. Yavuz’un arkası dönüktü, dolabının önünde durmuş takım elbisesine en uygun kol saatini seçmeye çalışıyordu. Genç kızın bakışları önce odada gezindi, sonra tek bir yerde durdu. Yatağın üzerinde o kolye vardı, gözleri büyüdü. Gerçekten de o’ydu, günlerce çalmak için plan yaptıkları, yerini öğrenmek için adamın hayatına girmek zorunda kaldığı, eşi benzeri olmayan kolyeydi. Gözleri parıldamaya başladı, resimlerde ve görüntülerden çok çok daha güzel ve değerliydi. Yaklaşmak, daha yakından görmek ve dokunmak istedi ama yapamazdı. Odana girip adamın dikkatini çekmemeliydi. Alt dudağını yavaşça ısırıp bakışlarını ondan ayırmaya çalıştı, uzaklaşmak adına tek adım attığında gözleri genç adama kaydı, kolyeye yaklaşıp eline aldı genç adam. Arkasını döndüğü anda genç kızı gördü, “Sera” dedi, Sera kendine gelmeye çalıştı. Gözlerini hızla büyülendiği kolyeden ayırıp adama döndü. Genç adam eliyle odaya girmesi için işaret etti, genç kız istem dışı içeriye yöneldi, elindeki kolyeye bakmamak için büyük gayret sarf ediyordu. Yavuz’un bakışları onun bakışlarının olduğu yere döndü, ikisinin de gözleri kolyeye yoğunlaştı. “Annemin.” Dedi Yavuz açıklama yapmak adına. Sera kafasıyla onayladı, “Biliyorum” dedi aniden. Genç adamın şaşkın bakışı ona döndü, Sera’nın tüm bedeni tir tir titremeye başladı, bunu nasıl ağzından kaçırabilmişti, yüzü sarardı, niye böylesine hatalar yapıyordu. “Bilmemen mümkün değil tabi, tüm magazin ve haber kanallarında yer almıştı” dedi Yavuz, Sera tek kelime bile edemeden kafasını salladı, tüm bedeni soğuk suyun içine atılmış gibi donmuş, kaskatı kesilmişti. “Annem için çok değerliydi.” Dedi, genç kız yavaşça bakışlarını ayırdı, gözlerine bakmaya gayret ediyordu. “Son nefesini verirken bunu elime sıkıştırdı.” Dedi, geri geri gidip yatağın kenarına oturdu, gözlerini genç kıza çevirip yanına çağırdı. Sera yaklaşıp yanına oturdu, bakışlarını özellikle kolyeden uzak tutmaya çalışıyordu, genç adam parmaklarının arasında sıkıca tutuyordu, sanki bıraktığı anda elinden kayıp gidecekti. “Bunu bana emanet etti.” Diyerek genç kıza uzattı, Sera yavaşça dokundu, düşündüğünden çok çok değerli bir takıydı. Her köşesi özel işlenmiş taşlarla kaplıydı. İşaret parmağını üzerinde yavaşça gezdirdi, “Çok güzel” dedi, Yavuz tebessüm etti, “Evet, bunu bir gün hak eden birinin boynuna takacağım.” “Hak eden mi?” diye sordu merakla. Kimden söz ediyordu ki? Genç adam derin bir soluk verdi, annesinin kolyesini hak eden birini bulduğu anda bunu boynuna kendi elleriyle takacaktı. “Evet, evlenmeye karar verdiğim biri olabilir.” “Hale..” dedi Sera, gözlerini belli etmeden yavaşça kıstı, “Hale Hanım mı?”  diye düzeltti, onu düşündükçe öfke duyuyordu, böylesine bir kolye onun boynuna mı takılacaktı? Yavuz alt dudağını ısırıp ayağa kalktı, derin bir nefes verdi, cevap vermeden kolyeyi avucunda delice sıktı, dün gece uyuduğu vakit kötü bir rüya hatta kabus görmüştü, bir gece yarısıydı, uyuduğu vakitlerde kolyenin saklandığı yerde olmadığını görüp telaşla uyanmıştı. Arkasını döndü, gözlerini gizli kasasına çevirdi, yatağın tam alt tavanındaydı, dikkatle bakılmadığında görülmesi mümkün bile değildi. Genç adam yavaşça dizlerinin üstüne çömeldi, elini yatağının alt tavanında gezdirip kasayı buldu, altı rakamlı bir şifre tuşlayıp düğmesine dokunduğu anda gizli kasa yavaş yavaş dışarıya otomatik bir şekilde çıktı, Sera’nın gözleri büyüdü, kolyenin yerini de kasanın şifresini de öğrenmişti. Buraya da genç adamın hayatına da girişinin sebebi tam karşısındaydı, gözlerini şaşkınlıkla ayırdı, daha önce böylesine bir kasa görmemişti. Yavuz kolyeyi ufak bir kutuya yerleştirip kasaya bıraktı, aynı şifreyi tuşlayıp düğmesine dokunduğu anda kasa geri geri içeriye girip kayboldu. Genç adam doğrularak ayağa kalktı, gözlerini genç kıza çevirdi, “Dün gece bir kabus gördüm.” Dedi, Sera’nın bakışları ona döndü. “Kabus mu?” “Kolye çalınmıştı. Uyandığım gibi kontrol ettim.” Diye ekledi, genç kızın gözleri onun üzerindeydi, rüyadan söz ederken de yutkunuyordu, kolye onun için çok değerliydi. “Kaybolursa üzülür müsünüz?” diye sordu, merakla yüzüne bakıyordu. Yavuz derin bir nefes verdi, kolye ona annesinin en büyük yadigarıydı, hala onun kokusunu bile taşıyordu. Kafasını olumlu anlamda salladı, “Annemi yeniden kaybetmiş gibi hissederim.” Dedi, genç kızın gözleri dolu dolu oldu. Buna rağmen kolyeyi çalabilecek miydi? Genç adamı ikinci kez yıkmayı göze alabilecek miydi? Derin bir nefes verip bakışlarını ayırdı,  “Duş almalıyım” diyerek arkasını döndü, ağır adımlarla odadan çıkıp duşluğa yöneldi, bedenini suyun altına bıraktığı anda büyük bir gevşeme sonrası endişe yer aldı, ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Arkadaşlarına kolyenin yerini söylediği anda hem genç adamın hayatından çıkmak zorunda kalacaktı hem de annesinin tek hatırası olan kolyeyi çalıp onu bir yıkıma koyacaktı.  Söylemezse de ilk defa arkadaşlarına ihanet etmiş olacaktı, bunca yıldır aynı evde aynı hayatın içerisinde birbirlerine yoldaş, arkadaş ve kardeş olmuşlardı.  Sıcak suyun yarattığı gevşeme sonrası kafasını yavaşça eğdi, en doğrusu neydi hiç bilmiyordu? Yabancı bir adam neden böylesine umurundaydı, neden onu arkadaşlarıyla bir seçime maruz bırakıyordu. Altı üstü diğer soygunlarda olduğu gibi en değerli şeyi çalıp bir iz bile bırakmadan yok olacaktı. ….. Ağır adımlarla merdivenleri indi genç kız, duştan sonra hemen giysilerini giyip hazırlanmıştı. Bakışları salondaki yemek masasına kaydı, uzun ve oldukça büyüktü. Üzerinde çeşit çeşit kahvaltılıklar vardı, en uç köşesinde de oturan genç adamdan başka tüm sandalyeler boştu. Son basamağı yavaşça indi, genç adam bakışlarını elindeki dosyadan ayırıp ona döndü, “Kahvaltı hazır, seni bekliyordum” dedi, Sera yaklaştı, genç adamın işaret etti sandalyeye oturdu, tam karşısındaydı. Eline çatalı aldığında genç adamın sesini duydu, “Çok işimiz var” Meraklı bakışları ona döndü, “İş mi? Şirkete mi gideceğiz?” diye sordu. Yavuz dosyayı kenara bırakıp ona döndü, yüzünde ufak bir tebessüm oluştu. “Hayır birlikte şehir turu yapacağız” “Ne?” dedi genç kız şaşkınlıkla, elindeki çatalı yavaşça bıraktı, ne demek istiyordu ki, daha az önce bir misafirini gezdireceğini söylemişti. Durdu, gözleri aklına gelen tek bir şeyle hızla ona döndü, misafir demişti, ondan başka misafir yoktu ki. “Misafir ben miyim?” diye sordu, Yavuz gülümsedi, sonunda anlayabilmişti. Şaşkın bakışlarını yine gördü, bu ifade her zaman yüzünde gülümseme oluşturuyordu. “Evet Sera, evde senden başka misafir var da ben mi göremiyorum?”  Genç kızın yüzünde istem dışı bir tebessüm belirdi, adamın gülerken kısılan gözleri çok hoşuna gitmeye başlamıştı. Kafasını yavaşça iki yana salladı, “Yok..” dedi fısıltıyla, “Benden başka misafir yok.” Diye ekledi. “Hadi o zaman, kahvaltını bitir, geç olmadan çıkalım. Sana göstermek istediğim yerler var.” “Tamam” dedi Sera, bakışlarını önündeki kahvaltıya çevirdi. Heyecanla doldu, düşünmeye çalıştı, güzel bir gün olacaktı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE