Gözlerini kapayıp açtı, kendine gelmeye çalışarak derin bir nefes verdi, bunu yapması doğru değildi, ona sığınan bir genç kıza uyuduğu bir anda böylesine yakın duramazdı.
Yavaşça kollarını uzatıp birini diz kapaklarının altı kısmına, diğerini de sırtına bıraktı, sıkıca tutup kaldırdı. Merdivenleri tek tek çıkarken de yüzüne bakmamaya büyük gayret ediyordu.
Ayağıyla ittiği kapıyı açıp yatağa yaklaştı, genç kızı dikkatle üstüne yatırdı. Yatağın rahatlığına kavuştuğu anda genç kız hızla pozisyon değiştirip yan döndü. İki elini yanağının ve yastığın arasında birleştirdi.
Yavuz'un yüzünde tebessüm belirdi, bu pozisyonda oldukça masum görünüyordu, tıpkı küçük bir çocuk gibiydi. Sessizce geriye çekildi, arkadaki dolaplardan birini açıp ince bir pike çıkardı. Uyandırmamaya gayret ederek üstünü örttü. Kalbinin kalmak için direnişine rağmen ağır adımlarla arkasını dönüp çıktı.
…
Gözlerini yavaşça araladı Sera, yanı başında duran telefonu delice titriyordu. Kendine gelmeye çalışarak doğruldu, ellerini yanındaki komodinin üzerinde gezdirdi, telefonunu alıp ekrana baktı, “Barış – Arıyor” yazıyordu. Hızla gözleri büyüdü, gözleri ilk olarak telefounun ekranındaki saate kaymıştı, sabaha doğruydu.
“Alo” dedi merakla, cevaplayıp kulağına yaklaştırdı.
“Sera neredesin?!” diye sordu genç adam, evinin orta yerindeki salondu duruyordu, karşısında iki arkadaşı vardı, hepsinin yüzünde de aynı ifade belirmişti, endişe. Dakikalardır genç kıza ulaşmaya çalışıyorlardı.
Sera kendine gelmeye çalıştı, uykulu gözlerini odada gezdirdiği anda zihninde tek bir şey yer aldı. Genç adamın uyumasını beklerken, karşısındaki koltukta telefonla oynuyordu. Bir ara şiddetli bastıran uykuya direnmeye çalışarak beklerken kendinden geçmişti.
Hızla doğruldu, yeniden bulunduğu yere baktı, odada ve yataktaydı. Düşünmeye çalıştı, buraya geldiğini hatırlamıyordu. Gözleri büyüdü, onu buraya genç adam getirmiş olmalıydı. Alt dudağın yavaşça ısırdı, yüzünde istem dışı da olsa ufak bir tebessüm belirdi.
“Sera! “ diye seslenen arkadaşının sesiyle kendine geldi, dikkatini yeniden telefona verdi. “Uyuyakalmışım” dedi. Arkadaşlarının yüzünde şaşkın bir ifade belirdi, ilk defa işini böylesine aksatmıştı. “Ne?” dedi Barış , “Ne uyuması Sera? Orada bulunma amacını unutmuyorsun değil mi?” diye sordu.
Genç kız kafasını iki yana sallayıp doğruldu, ayaklarını yataktan indirip ayağa kalktı. Kendine gelmeye çalışarak kafasını eğdi. “Hayır, sadece Yavuz’un uyumasını beklerken uyuyakalmışım.” Diye açıkladı.
Burcu hızla telefonu arkadaşının elinden çekip telefona yöneldi. “İyi misin Sera?” diye sordu, yüzünde endişe vardı, arkadaşını dakikalarca aramış ulaşamayınca aklını kaybedeceğini hissetmişti. Tek yakınıydı, yokluğunu düşünmek bile aklını alıyordu.
“İyiyim canım, hiç merak etme. Dediğim gibi uyuyakaldım sadece.”
“Dikkatli ol.”
“Merak etme, şimdi evi aramaya başlayacağım.”
“Tamam, bizi haberdar et.”
“Tamam” diyerek derin bir nefes verip telefonu kapattı.
Arkasını dönüp kapıya sessizce yaklaştı, kafasını kapı arasından çıkarıp gözlerini salonda gezdirdi, tüm ışıklar hala açıktı, yüzünde şaşkınlık belirdi, genç adam hala uyumamış mıydı? Parmak uçlarında yürüyüp merdivenlere yaklaştı, evi aramadan önce uyuduğundan emin olmak zorundaydı. Sessiz adımlarla merdivene yaklaştı, gözlerini anında büyük salona çevirdi, orta alan tamamen görünüyordu, koltuğa baktı, genç adam gerçekten de oradaydı. Koltukta oturmuştu.
Yavaşça son basamağı indi, bakışları sadece koltuktaydı, tam önünde durdu. Genç adam derin bir uykudaydı, elindeki dosyalar yere kafası da koltuğun kolçağına düşmüştü. Sera yavaşça yaklaştı, uyuduğundan emin olmak istiyordu. Önünde durdu, elinin birini gözlerinin önünde oynatmak için kaldırdığında bakışları sadece adamın yüzüne kaydı. Öylesine derin bir uykudaydı ki, yere dağılan kağıtların bile farkında değildi. Öylesine yoğun çalışıyordu ki, uykularından bile feragat ediyordu.
Kaldırdığı elini yavaşça indirdi Sera, yüzündeki kusursuz kirli sakallara dokunmak istedi, kalbi çarpıyordu. Alt dudağını yavaşça ısırdı, yapmamalıydı. Ama yapmalıydı, çünkü uyuduğundan emin olmalıydı. Dikkatle yanağına bıraktığı anda hızla çekti, tüm vücudu deli gibi titremişti. Sebebini düşünmeye bile çalışmadan hızla birkaç adım geriye çekildi, yeniden bakışlarını ona çevirdi, tepkisiz uyuyordu, sessiz sessiz solukları ise yorgunluğunu delice haykırıyordu.
Alt dudağını yavaşça ısırdı genç kız, yüzünde istem dışı ufak bir tebessüm oluşmuştu. Kendine gelmeye çalışarak anında kafasını iki yana salladı, niye böyle hissediyordu ki, niye adamın bu görüntüsü yüzünde tebessüm oluşturuyordu?
Kafasını hızla iki yana salladı, bunu yapmamalıydı, buraya da adamın hayatına da sadece kolyenin yerini öğrenmek için girmişti, başka bir sebebi yoktu olmayacaktı da, öğrendiği anda hayatından geldiği gibi yok olacaktı. İsmini, kim olduğunu da diğer soygunlarda olduğu gibi hiç hatırlamamak üzere unutacaktı.
Arkasını döndü, evde hiç kimse yoktu, tam beklediği en uygun andı. Şimdi tüm evi didik didik arayıp kolyeye dair izler bulmalı ve bunu arkadaşlarıyla paylaşmalıydı. Hızla hızlı adımlarla birkaç adım atıp anında durdu, ayakları yere sabitlenmiş gibiydi. Gitmek istedi, yapamadı.
Bakışlarını yavaşça geriye, genç adama çevirdi. Derin bir uykudaydı, boynu koltuğun kopçağında rahatsız bir şekilde duruyordu. Derin bir nefes verdi genç kız, gözleri salonun içerisinde gezindi, karşı koltuğun üzerinde küçük bir kırlent vardı, hızla yaklaşıp eline aldı, hiç olmazsa bunu yapmalıydı. Sabaha boynu tutulmuş bir şekilde uyanmamalıydı, hayır hayır bunu sadece daha iyi uyuyup evi ararken uyanmaması için yapıyordu, başka açıklaması olamazdı.
Yavaşça yanına yaklaştı, kırlenti koltuğun yanına yere bırakıp dikkatle kafasını kaldırdı, kırlenti koyduğu gibi üstüne yavaşça bıraktı. Ayaklarına yaklaşıp tek tek koltuğa bırakıp yatar pozisyonu aldırdı, arkasını dönüp hızlı hızlı adımlarla üst kattaki odalardan birinden bulduğu pikeyi de üstüne örtüp geriye çekildi. Genç adam koltuktu boylu boyuna yatıyordu, kafasının altında ufak yastık, üstünde de pike vardı, yüzünde tebessüm oluştu Sera’nın, zorlukla da olsa yerini düzeltmeyi başarmıştı.
“Şimdi oldu, rahat rahat uyuyabilirsin” dedi fısıltıyla, anında sustu. Niye böyle bir şey demişti? Niye umurundaki rahat uyuyup uyumaması? Alt dudağını sertçe ısırdı, yaptıklarına kendisi de şaşırıyordu. Kafasını iki yana salladı, her şey kolyenin yerini bulmak içindi, başka açıklaması yoktu.
“Hadi Sera, kolyenin yerini bul.” Dedi kendi kendini harekete geçirmek adına, kafasıyla onaylayıp hızla arkasını döndü, iç rahatlığıyla evi gezecekti.
Attığı birkaç adım sonra durdu, salonun tam orta yerindeydi. Gözlerini çevrede gezdirdi, etrafı kapılarla çevriliydi. Önce hangisinden başlamalıydı? Gözlerini kıstı, aklına yatan ise tam karşısındaki kapı oldu. Önce kafasını geriye çevirip genç adamı kontrol etti, derin bir uykuda olduğundan emin olup kapıya doğru ilerledi.
…..
Nefes nefeseydi Sera, yaklaşık bir saattir alt katta bulunan tüm kapılardan içeri girip her köşeyi kontrol ediyordu. Adımlarını durdurdu, ev o kadar büyüktü ki, sadece alt katı aramış olmasına rağmen çok yorulmuştu. Başladığı yer olan salona geldi yeniden, adımlarını orta yerinde durdu. Gözleri defalarca olduğu gibi yine genç adama kaydı, hala uyuyordu. Derin bir nefes aldı, hiç uyanmaması onun için çok büyük bir kolaylık olmuştu.
Bakışlarını merdivenlere çevirdi, şimdi üst kata çıkıp odaları aramalıydı. Sessiz adımlarla yaklaştı, basamakları her çıkışında bakışlarını koridora çevirip Yavuz’u kontrol ediyordu, uyuduğundan emin olunca da bir diğer adımı atıyordu. Sebebi korku değildi sadece arkadaşlarını hayal kırıklığına uğratıp kolyenin yerini öğrenememekti.
Basamakların sonunda uzun bir koridor vardı, adımını attığı anda durdu. Bakışlarını çevresindeki kapılara çevirdi, hepsi beyaz renk ve oldukça şıktı. Birini gözlerine kestirdi, önce ondan başlamalıydı. Hızlı hızlı adımlarla yürüyüp ilk kapının önünde durdu, arkasını kontrol edip kapıyı yavaşça açtı.
Karşısında bir oda belirdi, oldukça büyük ve genişti, kare şeklindeydi. Sağ tarafta duvarı kaplayan bir pencere vardı, pencerenin tam yanına çift kişilik koca bir yatak konulmuştu. Yatağın dekorasyonu da tıpkı odanın her köşesi gibi oldukça büyüktü. Yatağın ayak ucunda beş kapılı gardrop vardı, odadaki tüm mobilyalar gibi o da beyaz ve parlak bir renkti.
Duvarların boyası gri ve beyazdı, birkaç tane çerçeve asılıydı. Genç kız odanın her köşesini gözleriyle inceledi, bakışları önce duvarda asılı fotoğraf çerçevelerine kaydı, merakla yanına yaklaşıp en baştakinin önünde durdu.
Genç adam annesinin tam yanındaydı, ikisi de ayakta ve yan yanaydı. İkisinin de gözleri mutlulukla parıldıyordu, fotoğrafa gülümseyerek poz verilmişti. Adamın yüzüne baktı, gözleri bile mutluluğunu haykırıyordu. Onu tanıdığı günden beri yüzünde hiçbir an böyle bir ifade görmemişti, annesini kaybedişi ile içten gülüşü de gitmişti.
Ufak bir soluk alıp gözlerini diğer çerçeveye çevirdi, genç anne ve babasıyla çektirmişti, ikisinin ortasında ve ayakta duruyordu, birkaç yıl öncesine aitti. Yavuz’un 20 veya 11 yaşlarında olduğu günlerden biriydi. Saçları şimdikine kıyasla çok daha kısa, yüzü daha inceydi. Bedeni de oldukça zayıf, gözleri kısıktı, parıldayarak gülümsüyordu.
Alt dudağını yavaşça ısırdı Sera, bakışları sadece genç adamın yüzündeydi, şimdikinin aksine sakalları yoktu, yüzünde ufak bir tebessüm oluştu, sakal gerçekten daha çok yakışıyordu. Elini yavaşça kaldırıp çerçeveye yaklaştırdı, işaret parmağının ucuyla yüzüne dokunduğu anda kalbinin delice çarpmasına sebep olan bir ses duydu. “Fotoğraflara meraklısın galiba”
Hızla bakışlarını geriye çevirdi, genç adamı gördü, uykulu gözleriyle tam karşısında duruyordu, gözleri delice büyüdü, elleri gibi tüm vücudu endişeyle tir tir titremişti. “Yavuz Bey” dedi fısıltıyla, genç adam yanına yaklaştı. Kafasını yavaşça iki yana salladı, “Yavuz” diye düzeltti.
Dolabına yaklaştı, pijama takımını çıkarıp yatağın üzerine bıraktı. Bakışlarını genç kıza çevirdi, gözlerini bir an araladığında salonda olduğunu fark edip ayağa kalkmış , odasına girmek için yaklaştığında da genç kızı fotoğraflara bakarken görmüştü.
“Uyumuyor muydunuz?” diye sordu Sera, kalbi hızla çarpıyordu, acaba onu evi ararken görmüş müydü?
Yavuz gülümsedi, “Uyuyordum, uyandım.” Dedi, ayağa kalkıp genç kızın durduğu yere yaklaştı, gözlerini aynı fotoğraf çerçevesine çevirdi. “Askerden dönmüştüm.” Dedi, Sera yeniden bakışlarını fotoğrafa çevirdi. Genç adamda yanına yaklaştı, “Bizimkiler beni almaya gelmişti.” Diye ekledi.
Elini yavaşça annesinin yüzüne bıraktı, ne kadar çok özlemişti onu. “Annem..” dedi, gözleri her bu iki heceyi dile getirdiği anda olduğu gibi yine dolu dolu oldu. “Evden ilk defa o zaman bu kadar ayrı kalmıştım.” Diye ekledi.
Sera’nın gözleri ona döndü, bakışlarındaki buğuyu görmemeye çalışsa da yapamadı. Bedenini ona çevirdi, aynı anda Yavuz da tek adım atınca bedenleri birbirine delice çaptı. İkisinin de ufak afallama sonrası kalbi hızla çarpmaya başladı, aynı anda birer adım geriye gittiler.
“Özür dilerim.” Dedi Sera, alt dudağını ısırıp kafasını hızla yere eğdi. “Odanıza izinsiz girmemeliydim ama fotoğrafları görünce kendime engel olamadım.”
Yavuz tebessüm etti, odasında olduğu için kızmamıştı ama ufak bir şaşkınlık sonrası merak etmesi hoşuna gitmişti. “Özür dilenecek bir şey yok, eğer bakmak istersen çok daha fazlası var.”
“Ne?” diye sordu genç kız anlam vermeye çalışarak.
Genç adam arkasını döndü, yatağına yaklaşıp yanındaki komodine elini uzattı. İçerisinden büyük bir fotoğraf albümü çıkardı, Sera’nın gözleri büyüdü, merak doluydu, tek tek hepsine bakmak istiyordu. Belli etmemeye çalıştı, bakışlarını albüme çevirince, Yavuz yatağın kenarına oturup eliyle yanındaki boşluğu işaret etti.
Sera engel olamadığı adımlarla yanına yaklaştı, yapacağı araştırma da kolye de o an aklında değildi, hızla yanına oturdu. Gözlerini albüme çevirdiği anda Yavuz kapağını çevirdi. İlk sayfa genç adamın bebekliğine aitti, minicik bir bebek anne babasının kucağıda oturuyor, kameraya gülüyordu. İkinci fotoğrafta biraz daha büyüktü, bir doğum gününe aitti. Mumların sayısı 3 taneydi, minik bebeğin üçüncü yaş günüydü.
Çevrilen her sayfada minik bebek daha çok büyüyordu, Yavuz her fotoğrafa dair ufak bir bilgi verip geçiyordu. Sera sessizdi, sadece dikkatle dinleyip bakıyor bazen istem dışı sorular soruyordu. Dördüncü sayfayı verdi genç adam, bir fotoğraf duruyordu en üst sağ köşede. 14 veya 15 yaşlarındaydı, bir hastane odasındaydı, kolunda ve vücudunun birçok yerine çeşitli aletler bağlıydı. Gözleri solgun yüzü yorgundu, buna rağmen elinin birini kaldırmış fotoğrafa el sallıyordu.
Genç kızın gözleri şaşkınlıkla ona yoğunlaştı, “Bu” dedi, Yavuz kafasını sallayıp fotoğrafın bulunduğu sayfayı hızla çevirdi, Sera’nın bakışları ona döndü. “O çocuk siz miydiniz?” diye sordu, genç adam duymazlıktan gelip bakışlarını başka fotoğrafa çevirdi, “Bak burada liseden mezun oluyordum” dedi, konuyu değiştirmeye gayret ediyordu.
“Yavuz Bey” dedi, genç adam derin bir nefes verip ayağa kalktı. Sera albümü eline aldı, hızlı hızlı o fotoğrafın bulunduğu sayfayı açtı. Çocuğu dikkatle inceledi, evet yanılmamıştı. Bu hasta yatağında, bir hastane ve aletlere bağlı olan çocuk patronuydu.
“Siz.. hasta mıydınız?” diye sordu, genç adam elini ensesine bırakıp sertçe ovdu, gözleri dolu dolu oldu. Hatırlamak istemediği geçmişi yine karşısına çıkmıştı.
“Kötü bir hastalık mıydı?” diye ekledi, gözleri anında endişeyle büyüdü, “Şimdi nasılsınız? Sağlığınız iyi mi?”
Yavuz’un gözleri ona döndü, kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, geçirdiği kabus dolu yıllara rağmen şu an çok iyiydi, sağlığı yerindeydi. “Bir sorun yok.” Dedi. Sera derin bir nefes verdi, rahatlamıştı. Nedenini anlamıyordu, hasta olmadığını öğrendiğinde neden bu şekilde hissetmişti?
“Nasıl bir hastalık geçirdiniz?” diye sordu inatla, genç adamın gözleri dolu dolu oldu. “Böbrek yetmezliği” dedi, Sera’nın gözleri endişeyle büyüdü, hızla ayağa kalktı, onunla ilgili o kadar araştırma yapmasına rağmen bunu hiç duymamıştı.
“Ne?”
Önüne geçip dikildi, gözleri onun gözleriyle buluştu. Baştan aşağı inceledi, gerçekten de iyi ve sağlıklı görünüyordu ama öyle bir hastalığın pençesinden nasıl kurtulabilmişti?
“Nasıl.. Nasıl geçti?” diye sordu. Yavuz’un gözleri duvardaki çerçeveye kaydı, annesinin gülen yüzüne baktı. Yanağına tek damla yaş süzüldü. “Annemin ölüm sebebi de buydu.” Dedi, Sera kafasıyla onayladı, bunu araştırmalarında öğrenmişti.
“Direnemedi.. çünkü böbreğinin biri bendeydi.” Dedi, diğer yanağına da yaş süzüldü, çocuk yaşta mücadele ettiği hastalığı annesinin verdiği tek böbrekle atlatmış fakat kadın, oğluna verdikten sonra yıllar sonra diğer böbreğinin sorunuyla baş başa kalmıştı. Uzun uğraşlar, çabalar hiçbir işe yaramamış, ona uygun bir böbrek bulunamadan hayata gözlerini yummuştu.
“Benim yüzümden” dedi, yanağına süzülen yaşı umursamadan arkasını döndü, annesi onun yüzünden ölmüştü, onun yüzünden tek böbreğiyle hayata tutanamamıştı. Kendini asla affetmeyecek, suçluluğu asla bitmeyecekti.
Sera’nın gözleri dolu doluydu, kafasını hızla iki yana sallayıp ayağa kalktı, gözlerinden yanağına ufak bir damla yaş süzüldü, adamın kalbindeki acıya derman olmak istedi. Yanına yaklaşıp önüne geçti, tek kelime etmeden kollarını boynuna sıkı sıkı doladı.