Derin bir nefes verip gözlerine baktı , “Ben üstümü değiştireceğim, Asiye Abla sana odana yerleşmen için yardım edecek.” Diyerek bakışlarını evin hizmetlilerinden birine çevirdi, kadın gülümseyerek genç kıza yaklaştı. “Buyurun” dedi, Sera’nın gözleri ona döndü , “Teşekkür ederim Yavuz Bey” dedi, tek adım atıp durdu genç adam, gözlerini genç kıza çevirdi. “Bey değil Sera.” Diye düzeltti, genç kızın gözleri ona döndü, bakışları büyümüştü. Ne demek istemişti şimdi bu?
Hızla bakışlarını ona çevirdi, Yavuz’un yüzünde gülümseme belirdi, misafirinin ona bey diye hitap etmesini istemiyordu. “Yavuz Bey değil Yavuz diyeceksin” diye yineledi , Sera tek kelime etmeden kafasını onaylar anlamında salladı, bunu kesinlikle yerine getirecekti, bey demeyecekti.
Arkasını döndü yeniden genç adam, yönünü odasına gitmek adına merdivenlere çevirdi, ağır ağır adım atarken aklı sadece gerideydi, genç kızın yüzündeki ifadeyi hatırladı, yüzünde gülümseme oluştu. “Yavuz “ dedi fısıltıyla , ilerleyen kadını takip etmek için ilerlediğinde , genç adam yeniden durdu, merdivenin son basamağında durmuştu.
“Akşam yemeği 7’de , yetişebilirsen babamla da tanışırsın” dedi, Sera kafasıyla onaylayıp yeniden arkasını döndü, ağır adımlarla hizmetli kadını takip etti. Villa üç kattan oluşuyordu, genç kız için ayrılan oda ise ikinci kattaydı, hizmetli kadının da rotasıyla odasının önünde durdu, kadının gözleri misafirine döndü,
“Buyur kızım , bu oda senin için hazırlandı.”
Sera kafasıyla onayladı, kadının kapıyı açıp uzaklaştığını gördüğü anda gözlerini odaya çevirdi, oldukça büyük bir odaydı, yavaşça içeri girdi. Gözleri anında büyümüştü, duvarı kaplayan dev bir pencere vardı en köşede, pencerenin yanında ise çift kişilik bir yatak bulunuyordu.
Oldukça şık bir dolap, komodin ve ayna vardı. Komodinin üzerine küçük bir biblo konulmuştu, çok şık ve gösterişliydi. Genç kızın gözleri hızla ona kaydı, çok değerli bir şeye benziyordu. Hızlı adımlarla yanına yaklaşıp eline aldı. Bir avucu kadardır boyutu. Dikkatle inceledi , çok güzeldi, kesinlikle onun olmalı, odasının en güzel köşesinde durmalıydı.
Kafasını hızla geriye çevirdi , kapının kapalı olduğundan emin olduktan bibloyu sıkıca tutup çantasına yaklaştı, alelacele kimseye görünmeden yerleştirip fermuarı kapattı.
....
Üstünü değiştirip kısa bir duş almıştı genç kız, kolundaki saate baktı akşam yemeği vakti yaklaşıyordu. Ağır adımlarla odadan çıktı, etrafa bakınarak yürüyordu. Evin içerisinde hizmetliler vardı, onların gittiği, genç adam ve babasının uyuyacağı vakit asıl niyetine dönecekti. Evi her köşesini sessizce arayacak, kolyeye dair izler bulmaya çalışacaktı.
Bulunduğu üst katta, birçok oda vardı, önlerinden geçtiği her kapıya dikkatle bakıyor, açık olanları uzaktan da olsa inceleyip ilerliyordu. Gözleri koridorun en başındaki odaya kaydı, kapısı tamamen açıktı.
Alt dudağını ısırdı, kafasını sağa sola öne arkaya çevirdi, görünürlerde hiçkimse yoktu. Onun için büyük fırsattı, bu odayı iyice arayarak işine başlayabilirdi. Parmak uçlarında odaya yaklaştı, içeri tek adım attığında kulağına bir ses ulaştı.
"Annem.." diyordu, titrek ve kırgın bir tondu, içeriden kulağına ulaşıyordu.
Yavaşça durdu genç kız, tek adım daha atıp odaya girdi, bir yatak odası olduğu gördü. Çift kişilik bir yatak vardı, oldukça şık ve büyüktü. Yatağın kenarına yere oturmuştu genç adam, sırtını yatağa dayamış, bakışlarını ve tüm dikkatini elinde fotoğrafa vermişti.
"Bugün de sensiz geçti.. " diye ekledi, parmağını dikkatle yüzünde gezdirdi. Sera hızla bir adım geriye gitti, ona herhangi bir şekilde rahatsız etmek istemiyordu.
Yavuz elini annesinin resimdeki yüzüne bıraktı, onu çok özlemişti, "Sensiz bu ev üstüme üstüme geliyor, hiçbir şey senin sesin ve yüzün gibi olamıyor." Dedi, yanağı usulca ıslandı. Delice hasret duyuyordu,yanına oluşuna, kafasını dizine dayayışına, her sorunda ona sığınışına.
Genç kızın gözleri dolu dolu oldu, bu adam da tıpkı onun gibi anne özlemi çekiyordu, acısı çok çok yeniydi. Kim bilir ne zor günlerin içerisindeydi, ne zor geliyordu bir anda onsuzlukla sınanmak.
Kafasını yavaşça eğdi, alt dudağını ısırdı. Niye soygun için hayatına girdiği adama böylesine üzülüyordu ki. Yavaşça omuz silkti, tek sebebi ikisinin acısının ortak olmasıydı, başka hiçbir şey olamazdı.
Arkasını hızla döndü, bir an önce odadan çıkması uygun olacaktı. Koridora çıktı, yönünü merdivenlere çevirdiği anda gözleri evin hizmetlisine kaydı, ona doğru yaklaşıyordu.
"Yavuz Bey" dedi kadın anında, genç kızın gözleri arkaya döndü, genç adam tam oradaydı. "Yavuz Bey babanız az önce aradı, sanırım size ulaşmamış" genç adam kafasıyla onayaldı, telefonu yanında değildi, annesinin odasına geçerken kendi odasında bırakmıştı.
"Önemli bir şey mi var?"
"Şehir dışına çıkmış, birkaç gün dönmeyecekmiş" dedi, Sera'nın gözleri büyüdü. Yüzünde gizlemeye çalıştığı büyük bir tebessüm oluştu, endişe ettiği bir kişi daha ortadan kalkmıştı. Gece daha rahat kolyenin yerini arayabilirdi.
"Tamam, teşekkür ederim" dedi genç adam, hizmetlinin uzaklaştığını görüp bakışlarını genç kıza çevirdi, "Odaya yerleşebildin mi Sera?" Diye sordu, genç kız kafasıyla onayladı.
"Evet, teşekkür ederim."
"Hadi yemek yiyelim." Deyip arkasını döndü, merdivenleri tek tek inip salona geçti, büyük bir masa vardı tam önlerinde. Özenle çeşit çeşit yemekler yapılmış, masaya dizilmişti. Genç kızın gözleri büyüdü, daha önce hiç böyle bir masada yemek yememişti.
Yavuz'un gözleri ona döndü, yüzündeki şaşkınlığa tebessüm etti, "Misafire özel bir masa hazırlandı, umarım beğenirsin." Dedi, Sera tebessüm ederek kafasını olumlu anlamda salladı, beğenmemesi mümkün bile değildi.
Genç adam yanından geçip masaya yaklaştı, en baştaki sandalyeyi geriye çekip bakışlarını genç kıza çevirdi. Sera yavaşça alt dudağını ısırdı, bu adam sandalyeyi oturması için mi çekmişti?
Yavuz içinden geçeni duyuyormuşçasına gülümsedi, "Gel" dedi, Sera'nın gözleri parıldadı, gerçekten de düşündüğü gibiydi, koskoca şirketin tek varisi Yavuz Tuğralı ona oturması için sandalye çekiyordu.
Yavaş adımlarla yaklaşıp oturdu, "Teşekkür ederim." Dedi, Yavuz sadece tebessüm ederek karşılık verip karşısındaki diğer sandalyeye oturdu. Ortamda büyük bir sessizlik vardı , hizmetliler her daim işlerini halletikleri anda yok oluyorlardı.
Sera sessizdi, bakışlarını bazen bulunduğu salonda gezdiriyor bazen de genç adamı izliyordu. Genç adam elindeki çatalla sadece yemeğini yiyordu, bazen de gözleri genç kıza kayıyor, onun pür dikkat evi izlediğini görüyordu, dikkat çekmemek adına ise bakışını çevirdiğini fark ettiği anda kafasını yemeğine eğiyordu.
“Yemekleri beğenmedin mi?” diye sordu Yavuz, genç kızın şaşkın gözleri hızla ona döndü, soruya anlam vermeye çalışıyordu. “Ne?” dedi, Yavuz bakışlarını önündeki yemek tabasına çevirdi, hala hiç dokunmamıştı. “Dokunmamışsın” dedi, genç kız anında kendine geldi, bakışlarını yemeğine çevirdi, gerçekten de hiç dokunmamıştı. Hızla çatalı eline aldı, yemekten tek lokma alıp ağzına bıraktı.
“Hayır, hayır çok güzel olmuş” diyerek ilk lokmayı yutmadan ikinciyi ağzına bıraktı, Yavuz’un yüzünde gülümseme belirdi. “Dikkat, boğulma” dedi, güldü, genç kızın bakışları sadece onun gözlerine yoğunlaştı. Gülmek gerçekten de yüzüne çok yakışıyordu, yaşadığı kayba rağmen hep gülmeli, gözleri böyle etkileyici bir şekilde kısılmalıydı.
“Boğu..” dedi genç kız, sustu, bakışlarını onun yüzünden yere çevirdi, “Boğulmam.” Diye ekledi, kalbinde delice hissettiği çırpınmaya rağmen. Alt dudağını yavaşça ısırıp sessizliğe gömüldü, kalbine sakinleşmesi için komutları ulaştırmaya çalışıyordu.
….
“Yavuz Bey” dedi Sera, genç adam koltukta oturuyordu, önünde bir dosya vardı, delice yoğunlaşmış okuyordu. Genç kızın sesini duyduktan sonra kafasını yavaşça kaldırdı, gözlerini kıstı, Yavuz Bey mi demişti yine.
Sera hızla kendine geldi, “Yavuz” diye düzeltti, genç adamın yüzünde gülümseme oluştu. “Evet evde iken Yavuz” dedi. Genç kız kafasıyla onayladı. “Ben uyusam mı?” diye sordu Sera, Yavuz anlam vermeye çalışarak yüzüne bakıyordu, saat hala uyumak için çok erkendi. Kolundaki saate çevirdi, “Erken değil mi?” diye sordu.
Sera alt dudağını yavaşça ısırdı, adamın yemekten itibaren yoğun bir çalışma içinde olduğunu görüyord, onu rahatsız etmemek adına odasına girmeli, uyuduğundan emin olduktan sonra evin her köşesini didik didik aramalıydı.
“Sabah uyanamıyorum, erken uyumam gerek.” Dedi yalanla, Yavuz’un yüzünde gülümseme oluştu, elindeki dosyayı yanına bırakıp bakışlarını ona yoğunlaştırdı.
“Geç mi kalırsın?” diye sordu, Sera kafasını hızla iki yana salladı.
Yavuz ayağa kalktı, genç kızın önüne dikildi. “Geç kalırsan ne olur?”
“Patronum kızabilir.” Dedi ufak bir tebessümle patronunun gözlerine bakarak.
Genç adam kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, “Patronunu bilmem ama ben kızmazdım.”
Genç kız anında gözlerini kaldırdı, genç adamın bakışlarıyla buluştu, yüzünde koca bir tebessüm oluştu. “Kızmaz mısın?”
Kafasını yavaşça iki yana salladı, sert bir patron değildi, ufak hatalar gözüne gelmez, çok da üstünde durmazdı. “Hayır kızmam.”
“Peki o zaman, biraz daha oturabilirim.”
“Film izlemeyi sever misin?”
“Pek izlemem.”
“Neler yaparsın boş zamanlarında peki?”
Sera bir adım geriye çekilip koltuğa oturdu, bakışlarını özellikle onun gözlerinden ayırmaya gayret etti, bakışlarında kaybolmaya başladığını hissettiği anda yalan söylemek daha zor geliyordu. “Pek bir şey yaptığım yok, genelde kitap okurum.” Dedi, alt dudağını yavaşça ısırıp bakışlarını kaçırdı, boş zamanlarında her daim yeni soygun yerleri ve ürünleri belirlemeye çalışırdı.
….
Yavaşça salona giriş yaptı genç kız, elinde bir fincan kahve vardı, tüm hizmetliler tek tek gitmiş evde sadece ikisi kalmıştı, genç adam elindeki tablete yoğunlaşmıştı, gözleri hiçbir şeyi görmüyordu. Genç kızla sohbete başladığı bir anda telefon gelmiş ve şirkete dair önemli bir iş gelmişti. Genç adam anında tekrar işlerine yoğunlaşmıştı, genç kız bir süre yalnız oturduktan sonra mutfağa gitme bahanesiyle evin içerisinde göz gezdirmişti, baktığı hiçbir yerde de kolyenin tutulacağına ihtimal verdiği bir şey olmamıştı.
Dikkat çekmemek adına girdiği mutfakta kahve yaparak dönmüştü, ağır adımlarla genç adamın yanına yaklaştı. “Kahve..” dedi, genç adamın gözleri ona döndü, “Acı ve tatsız” diye ekledi, Yavuz doğrularak eline aldı, yüzünde minnet dolu bir tebessüm belirdi, kahve çok iyi gelecek, kafasını toplamasına yardımcı olacaktı.
“Teşekkür ederim.” Dedi, Sera kafasıyla onayladı, gözleri kapanmak için direniyordu, bir an önce odasına girmeli, uyanık kalmak için bir şeyler bulmalıydı, gece oldukça uzun olacaktı fakat öncelikle genç adamın işlerini bitirip ona bu fırsatı yaratmalıydı.
“Ben uyuyacağım, iyi geceler.” Dedi, “İyi geceler” diye karşılık verdi, Sera arkasını döndü, merdivenleri tek tek çıkmaya çalışırken patronunun sesini duydu, “Sera”.
Bakışlarını yavaşça o yöne çevirdi, gözleri adamın koyu siyahlarıyla buluştu. “Yalnız uyuyabilecek misin?” diye sordu, yalnız kalmaktan korktuğunu söylediği için onu buraya getirmişti.
Sera kısa bir duraksama yaşadı, söylediği yalanı hatırlayıp hızla ona döndü, doğru böyle bir yalan vardı ortada. Alt dudağını yavaşça ısırdı, başka yolu yoktu, yalanı devam ettirmek zorundaydı. “Uyumaya çalışırım” dedi fısıltıyla.
Arkasını yavaşça döndü, bir an önce odasına girmek istiyordu, hızlı bir adım attığı anda yeniden genç adamın sesini duydu. “Eğer uyuyamayacaksan..” dedi sustu, Sera bakışlarını yeniden ona çevirdi, “Yanında bekleyebilirim.” Diye ekledi. Genç kızın gözleri büyüdü, “Ne?” dedi, ne demekti bu? Nasıl, nasıl yanında bekleyecekti, aynı odada mı olacaklardı? Kafasını yavaşça iki yana sallamaya çalışıp derin bir nefes aldı, bir gün söylediği yalanlar yüzünden başına çok şey gelecekti, başka bir yol mu yoktu da böyle bir yalan söylemişti.
Derin bir nefes verdi, yalan yalanı getirmeye devam ediyordu. O kolye için buna katlanmak zorundaydı. “Sen uyuyana kadar bekleyebilirim.” Diye ekledi, Sera şaşkın bakışlarını ona çevirdi, ciddi miydi, bu kadar düşünceli bir adam mıydı bu? Sırf korkmadan uyuyabilsin diye yanında bekleyecekti?
“O zaman siz işinizi bitirene kadar burada kalmalıyım” diyerek arkasını döndü, merdivenleri tek tek inip yaklaştı, genç adamın tam karşısındaki koltuğa oturdu, geçerli bir bahane bulana kadar beklemeli, sabretmeliydi.
Cebinden telefonunu çıkardı, bir oyun indirdi, yapacak başka hiçbir şeyi yoktu beklerken. Oyun telefona inerken arkadaşına son durumu bildiren bir mesaj gönderdi. Bekliyordu, sadece beklemek elinden geliyordu.
Bir ses duydu Yavuz, bakışlarını hızla dosyadan ayırdı, gözleri genç kıza kaydı, karşısındaki koltuktaydı, elindeki telefon aniden yere düşmüş, kolunun biri aşağı doğru sarkmıştı, gözlerini yüzüne çevirdi, derin bir uykuya dalmıştı. Yaklaşık bir saattir genç adamın gözetiminde, tam karşısında zaman geçirmeye çalışıyordu. Uyumamaya direnerek beklediği saatlerde, gözleri uykuya daha fazla direnememiş oynadığı oyunun ortasında derin bir uykuya dalmıştı, telefon elinden yere düşmüş, genç adamın dikkatini o anda çekmişti.
Genç adam yavaşça doğruldu, elindeki dosyayı köşeye bırakıp sessizce ayağa kalktı. Belinin , boynunun veya herhangi bir yerinin bu koltukta rahatsız olup tutulmasını istemiyordu, yavaşça yaklaşıp önünde durdu. Gözleri anında onun yüzüne kaydı, kısa kahkülleri gelişigüzel alnına dökülmüş, saçları koltuğun kırlentine yayılmıştı. Yüz üstü bir pozisyondaydı, kendinden geçmiş yavaş yavaş soluk alıyordu.
Sessizce öne eğildi Yavuz, taşıyıp yatağına bırakmak adına yaklaştığında gözleri yeniden yüzüne kaydı, pürüzsüz beyaz teni tıpkı bir pamuğu andırıyordu, yanakları makyaj yapmışçasına al al’dı. Alt dudağını yavaşça ısırıp elini istem dışı kaldırdı, işaret parmağının tersini yanağına yavaşça bıraktı, yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, ona dokunmak çok güzel hissettiriyordu.
Kalbinde bilmediği bir his belirdi, bu kızın evde oluşunda hissettirdiği gibi yakınında olmak da böyle hissettiriyordu. Daha önce hiç tatmadığı, bir sözlüsü olmasına rağmen hiç bilmediği, kalbine , bedenine , benliğine çok yabancı bir his, ilk aşkın ilk sevginin ve ilk bağlılığın başladığının en büyük hissi.