Sığınak

2818 Kelimeler
Apar topar evden çıkmıştı genç kız, sabaha doğru uyuyup sabahta uyuyakalmıştı. İş saatine yarım saat kala uyandığı gibi hızla hazırlanmış, ilk defa kahvaltı etmeden çıkmıştı. Şirketin önündeydi, derin bir nefes verip hızlı adımlarla içeri girdi. Endişe doluydu, arkadaşları eve girmenin bir yolunu bulması kararını vermişti ama büyük ihtimalle bugün işten kovulacaktı, güpegündüz patronun sözlüsüne saldırmış, saçlarını tüm gücüyle yolmuştu.  Alt dudağını yavaşça ısırdı, o kızın saçlarını yolduğu hiç pişman değildi fakat tek endişesi işine son vevrilmesi ve planın iptal olmasıydı. Derin bir nefes verdi, yüzleşme zamanıydı, kaçışı yoktu. Şimdi içeri girecek ve patronundan büyük bir  azar işitecekti. Cesaretini toplayıp şirkete giriş yaptı. Asansöre ilerlerken kafasını sadece yerdeydi, kimseyle göz göze gelmek istemiyordu, bir an önce masasına yetişip oturmak istiyordu. Asansörden indiği gibi korku dolu bakışlarını kaldırdı, masası tam karşısındaydı, çevresi oldukça boştu. Gözleri patronun kapısına kaydı, tam masanın sol tarafındaydı. Gözlerini kapadı, derin derin nefes verip kapıya yaklaştı. Masasına hiç yanaşmadı, büyük ihtimal artık ona ait değildi. Yumruk yaptığı elini yavaşça kapıya vurdu, kalbinin hızla çırpınışına anlam vermeye çalışıyordu. Neden bu kadar üzülüyordu ki ayrılacağı için, tek sebebi kolyeyi alamamak mıydı? “Gir” sesini duyduğu anda gözleri büyüdü, kendine çeki düzen verip kapıyı yavaşça itti. Bakışları ilk olarak odanın en ucunda bulunan masaya kaydı, genç adam oturuyordu, üzerinde her daim olduğu gibi takım elbisesi vardı, ceketini çıkarıp arkasındaki askıya asmış, beyaz gömleğinin kollarını da dirseklere kadar katlamıştı. Kafası eğikti, ‘gel’ demesine rağmen kapıdaki kişiye hiç bakmadan önündeki dosyayla ilgileniyordu, belli ki çok önemli bir işin üzerindeydi. Sera yavaş adımlarla içeri girdi, bakışları ondan hiç ayırmıyordu, siyah saçları birkaç gündür gördüğü gibi özenle şekillendirilerek yana yatırılmış, kirli sakalları da onu daha dikkat çekici yapmıştı. Derin bir nefes verip masanın önünde durdu, yaklaştıkça onu daha net görebiliyordu, patronu gerçekten de her kızın hayalini süsleyecek bir yakışıklılığa sahipti. “Yavuz Bey” dedi fısıltıyla, genç adam bakışlarını yavaşça dosyadan ayırıp kaldırdı, gözleri ilk olarak genç kızın saçlarına kaydı, alnına dökülen kahkülleri, uzun saçları dikkatini çekmişti. Elindeki kalemi yavaşça masaya bırakıp gözlerini kıstığında, Sera derin bir nefes verdi, bir şey demesine izin vermeden kendini savunmalıydı. “Ben…” dedi, Yavuz sessizce bekledi, cümlenin devamını merakla bekliyordu, zihninde ise sadece dün şahit oldukları vardı, sözlüsü ve asistanı bir kafede saçbaş birbirine girmiş, hem onları hem de kafeyi rezil etmişlerdi. “Ben gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum.” Diye ekledi, kafasını hızla yere eğdi, gözlerine bakarak konuşmak daha zordu. “Hata yaptım biliyorum, geldiğim günden beri hep sorun çıkarıyorum.” Sustu, gözlerini bir an patronuna çevirdi, genç adam pür dikkat onu dinliyordu. “İşime son vermekte çok haklısınız, kesinlikle size kızgın veya kırgın değilim.”  Dedi, Yavuz’un gözleri kısıldı, “İşten mi ayrılmak istiyorsun Sera?” diye sordu, sesinde ciddi ve düz bir ton vardı. Genç kız anında sustu, bakışları genç adama kaydı, tepkisiz durmuş onu izliyordu, kalbinin delice çarptığını hissetti, daha önce hiç bilmediği bir histi. Anlam vermeye çalışarak gözlerine baktı. Kalbinin durulmasını bekleyip derin bir nefes verdi. “Ne?” diye sordu. Genç adam koltuğunu geriye itip ayağa kalktı, masanın önünden dolanıp genç kıza yaklaştı, bakışları onun gözleriyle buluştuğu anda adımlarını durdurdu, “Evet haklısın, geldiğin günden beri sorunlar bitmedi.” Dedi, kafasıyla onayladı. “Ama bu senin işten çıkarılman için değil kalmaya devam etmen için bir sebep.” “Ne?” dedi Sera anlam vermeye çalışarak, bakışını kalırdı, gözleriyle buluştuğu anda hızla indirdi, gözlerinde bilmediği bir bakış vardı, onu çok başka hislere götürüyordu. “Kısa zamanda senden daha iyi bir asistan bulabileceğimi sanmıyorum” dedi, burnuna bir koku ulaştı, genç kız sabah alelacele duş alırken kullandığı şampuanın kokusuydu, bahar kokuyordu. Gizlice içine çekti, oldukça hoşuna gitmişti. Kendini toparlayıp hızla arkasını döndü, yeniden koltuğuna oturdu. Gözleri genç kızın şaşkın bakışlarındaydı, belli ki kovulacağını düşünerek buraya gelmişti. Ama genç adam onu kovmayı hiçbir zaman aklından geçirmemişti. Onu burada tutmasını sağlayan birçok faktör vardı, birincisi ailesinin olmamasıydı, tek başına tutunduğu bu hayatta onu işinden edemezdi. ikincisi de sözlüsünün buyruklarına boyun eğmeden, kimliğine ve tehditlerine aldırmadan işini en iyi şekilde yapmaya çalışmıştı. “Kovulmadım mı?” diye sordu Sera, şaşkın ve anlam vermeye çalışıyordu. Yavuz’un yüzünde tebessüm belirdi, genç kızın şaşkın gözleriydi sebebi. Kafasını yavaşça iki yana salladı, “Hayır Sera, kovulmadın.” Dedi, genç kızın yüzündeki şaşkınlığın yerini anında gülümseme aldı. Derin bir nefes verdi, gerçekten rahatlamıştı ama bunun tek sebebinin kolye olmadığını çok iyi biliyordu. “Çok.. Çok teşekkür ederim.” Dedi. Yavuz gülümsedi. “Bu arada bundan sonra geciktiğinde haber vermelisin, kahvem de gecikiyor böylece.” Sera kafasını hızla aşağı yukarı salladı. “Nasıl haber vermeliyim?” diye sorunca, Yavuz avucunu uzattı, “Telefonunu uzat” deyince, Sera küçük bir afallama sonrası hızla telefon çantasından çıkarıp patronunun avucuna bıraktı. Genç adam anında numarasını yazıp kendini de çaldırdı, ikisinin telefonunda da birbirinin numarası yer aldı. “Telefon açarsın, ya da mesaj atarsın” diyerek yeniden uzattı. Genç kız telefonunu aldığı gibi şaşkın bir ifadeyle odadan çıktı, masasına gelişigüzel oturdu, bakışlarını yavaşça telefona çevirip numaraya baktı, “Yavuz” yazıyordu. Şaşkınlığının arasında yüzünde gülümseme belirdi, ismi Yavuz Bey değil sadece Yavuz yazıyordu. “Yavuz” diye sessizce tekrarladığında telefonunun titrediğini hissetti. Hızla bakışların ekrana çevirdi, ‘Barış – Arıyor’ yazıyordu. Yüzü asıldı, burada bile rahat bırakmıyorlardı, derin bir nefes verip kulağına yaklaştırdı. “Efendim Barış?” dedi. Genç adam evdeydi, karşısında iki arkadaşı vardı, hepsinin merak dolu gözleri onun üzerindeydi. “Ne yaptın Sera? Eve girebilmenin bir yolunu bulabildin mi?” Sera kafasını iki yana salladı, hala eve girebilmenin bir yolunu bulamamıştı. Derin bir nefes verdi, “Daha bulamadım.” Dedi, ne yapacağı hakkında hiçbir fikri yoktu. “Hepimiz senden haber bekliyoruz, bir şeyler yapman gerekiyor artık.” Dedi, Sera yüzünü astı, tüm yük onun boynuna kalmıştı, evine nasıl gidecekti hiç bilmiyordu. “Tamam, bir şeyler yapmaya çalışacağım.” Diyerek telefonu kulağından uzaklaştırdı, “Haber veririm.” Telefonu kapatıp çantasına yerleştirdi, düşünmeye çalıştı, ne yapabilirdi, eve girebilmenin yolunu nasıl bulacaktı.? …. Yavaşça ayağa kalktı Sera, aklına tek bir şey gelmişti, onu gerçekleştirmek için patronunun odasına yaklaştı. Yumruk yaptığı elini yavaşça kapıya vurdu, ‘Gir’ sesini duyduğu anda yavaşça araladı. “Yavuz Bey müsait misiniz?” diye sordu. Genç adam bakışlarını dosyadan ayırıp ona döndü, kafasını olumlu anlamda salladı. Genç kız ağır adımlarla odaya girip kapıyı örttü, masanın tam önünde durdu. Derin bir nefes verip yüzüne hüzün dolu bir ifade oluşturdu, oyunu başlatıyordu. “Yavuz Bey yarın biraz gecikebilir miyim?” Genç adam merakla yüzüne bakıyordu, “Neden?” diye sordu, Sera derin bir nefes verdi, neden yalan söylemek bu defa böyle zor geliyordu. “Bizim ev tadilata alındı bugün, Burcu da bir arkadaşına gitti.“  dedi, sustu, “Bende kalabileceğim bir yer aradım, bir arkadaşıma ulaştım fakat ev şirkete oldukça uzak.” “Yarın önemli bir görüşme olacak, biliyorsun”  Ortaklık yapacağı bir şirketten insanlar gelecekti, asistanının muhakkak o sırada yanında olması gerekiyordu. “Haklısınız, o zaman bir çaresine bakacağım.” Dedi, yüzünü asmıştı, gözlerini de özellikle ondan kaçırmaya çalışıyordu. “Ne yapmayı düşünüyorsun? Yarın geç kalmaman gerek” Sera kafasını iki yana salladı, “Üç günlüğüne kalacak başka bir yer bulmam gerek sanırım.”  Dedi, derin bir nefes verdi. Yavuz düşünmeye çalıştı, aklında tek bir çare yer aldı. “Bir otelde kalamaz mısın? Ücreti şirket tarafından ödenecektir.” Dedi. Genç kızın gözleri ona döndü, alt dudağını ısırdı, bir şey bulmalı ve bu seçeneği anında elemeliydi. Sustu, düşünmeye çalıştı, aklında bir şey aldı, işe yarayacağından adı gibi emindi, “Ben yıllardır hiç yalnız kalmadım.” Dedi, Yavuz’un gözleri anında ona döndü, merakla bakıyordu. Sera kafasını yere eğdi, “Bizimkiler kaza geçirdikten sonra yalnız kalmaya korkar oldum, bu yıllardır hiç geçmedi.” Genç adamın yüzü asıldı, gözleri dolu dolu oldu, kalbinin en derinlerindeki sızı yeniden var oldu, annesini delice özlemişti. Kafasını çevirdi, bakışları masanını üzerindeki fotoğraf çerçevesine kaydı, ondan geriye birkaç fotoğraf ve kolye kalmıştı. Hepsini de ömrü boyunca ne pahasına da olsa koruyacaktı. “Ben bir çaresine bakacağım, siz endişe etmeyin.” Diye ekledi Sera, yavaşça sırtını döndü, Yavuz hızla ayağa kalktı, yanına yaklaştı, derin bir nefesle toparlanıp bakışlarını genç kıza çevirdi, onu yalnız bırakmaya da korkusuyla yüzleştirmeye de niyeti yoktu, aklında tek bir seçenek yer aldı, acaba ne düşünürdü, yanlış anlar mıydı? “Sera istersen bizim evde kalabilirsin” dedi, genç kızın gözleri anında ona döndü, yüzü asıldı, tamamen gerçekti, genç adamın acısından yararlanıp onu ikna etmişti, sevinmek yerine üzülmüştü, bunu yapmaması gerekiyordu, böyle bir adamı böyle bir şeye alet etmemeliydi. “Sizin evde mi?” diye sordu, kısık bir ses tonda, bunu yaptığı için kötü hissediyordu, adamın iyi niyetini tamamen suistimal ediyordu. Kafasını yavaşça iki yana salladı, arkadaşlarının haber beklediğini biliyordu, teklife geri çevirmesi mümkün bile değildi. “Rahatsızlık vermek istemem” diye ekledi. Yavuz’un yüzünde ufak bir tebessüm belirdi, yanlış anlamamasına sevinmişti. “Rahatsızlık vermeyeceksin, emin ol.” Dedi, gözlerini genç kızın gözlerine çevirdiği anda hızla başka yöne çevirdi, “Evde senin de rahatsız olabileceğin kimse yok, babam çok geç geliyor, annemi ziyaret ediyor. Hizmetliler olur sadece.” Sera yavaşça kafasını olumsuz anlamda salladı, evin boş olması işini de hedefini kolaylaştıracaktı. Dikkat çekmemek adına istekli görünmemeye gayret ediyordu, “Teklifiniz ve ince düşünceniz için çok teşekkür ederim ama kabul edemem bunu.” Arkasını yavaşça döndü, alt dudağını yavaşça ısırdığı anda tam bekleiği şey oldu, genç adam kolundan tutup durdurdu, genç kız kafasını çevirdiği anda bakışları buluştu. “Sera” dedi, ses tonunda ikna etmeye çalışan bir ifade vardı, genç kız derin bir nefes verdi, daha fazla direnmeye gerek yoktu, istediği en baştan da buydu. “Peki” dedi, Yavuz’un yüzünde tebessüm oluştu, ikna etmeyi başarmıştı. “İş çıkışı birlikte gidiyoruz o zaman.” “Teşekkür ederim.” Dedi, arkasını dönüp tek adım attıktan sonra yeniden döndü, “Yavuz Bey ben evden giyecek birkaç giysi alabilir miyim?” diye sordu, genç adam onayladı, bir saatlik kısa bir izin verdiğini söylediğinde genç kız gülümseyerek bir defa daha teşekkür etti. …. Kapıyı örtüp çıktığı anda masasına yaklaştı, bakışlarını kapıyı kontrol etmek adına kapıya çevirip çantasından telefonunu çıkardı, rehberde Barış’ın ismini bulup hızla arama tuşuna dokundu, bir an önce onlara bu başarıyı bildirmeliydi. “Alo” dedi Barış, anında cevaplamıştı. Elinde telefonla dakikalardır bekliyordu, ismini gördüğü anda tuşa dokunup sesini hoparlöre aldı, tüm arkadaşları bir masanın etrafında oturmuştu. “Hallettim” dedi genç kız, arkadaşlarının bakışları buluştu, “Halledebildin mi?” diye sordu emin olmak adına. “Evet, önümüzdeki 3 gün boyunca Tuğralı’ların evinde kalacağım.” Dedi, Can’ın anında yüzü asıldı, bunu başaramamasını çok istemişti. Tek kelime edemeden Barış gülümseyerek, “Gerçekten mi?” diye sordu. Sera derin bir nefes verdi, haberi verirken yüzünde zafer ifadesi ilk defa yoktu. “Evet.” Burcu hızla telefonu eline aldı, yüzünde koca bir gülümseme ve arkadaşına en başından beri güvenmenin gururu vardı. “Sera sen harikasın” dedi, “ Yine başardın” diye ekledi, genç kızın yüzünde tebessüm belirdi ilk defa, arkadaşının neşesi onu da mutlu etmişti. Gururla, “Daha önce başaramadığım bir şey gördün mü?” diye sordu. Arkadaşlarının yüzünde gülümseme oluştu, gerçekten de bunca yılda isteyip de elde edemediği hiçbir şey olmamıştı. "Şimdilik kapatmam gerek, birazdan eve giysilerimi almak için uğrayacağım, ayrıntıları konuşuruz." Dedi, telefonu kapattı. Derin bir nefes alıp telefonu masanın üzerine bıraktı.   ...   Kulağında telefonu vardı genç adamın, odasında tek başına oturuyordu. Telefonun diğer ucunda evdeki hizmetlilerden biri vardı, onları bilgilendirmek için aramıştı. Evlerine üç günlüğüne bir misafir gelecekti, uygun bir oda hazırlatılmalıydı. "Evet, birlikte geleceğiz" dedi hizmetliye. Orta yaşlarda bir kadındı, kafasını onaylayarak salladı. Hemen patronunun isteğini yerine getirip hazırlıklara başlayacakı. "Peki efendim" dedi kadın, Yavuz aklına gelen şeyle bir anda yeniden ona döndü, "Bu arada Hale uğrarsa misafirden kesinlikle söz edilmeyecek." "Emredersiniz Yavuz Bey." "Kolay gelsin o zaman , akşama görüşürüz" diyerek telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı, gözleri odanın kapısına kaydı, tam gerisinde genç kızın masası vardı, yüksek ihtimalle de orada sessizce oturuyordu. Hala yoğun bir işi olmadığı için de zaman geçirmek adına bir şeylerle uğraşıyor olmalıydı. Derin nefes aldı, bakışlarını masadaki dosyaya çevirdiği anda yeniden kaldırdı. Kapıyı sessizce izlerken akşamı düşünmeden duramıyordu, nasıl bir akşam olacaktı acaba? İlk defa evine Hale dışında bir genç kız girecekti.   ..... Akşamüstüydü, Yavuz yoğun bir günün ardından eve gitmek için toparlanmıştı, son olarak ceketini giydi. Masanın üzerindeki telefonu eline alıp kapıyı açtığı anda gözleri asistanının masasına kaydı. Genç kız koltuğunda sessizce oturuyordu, tamamen hazırdı. Onu gördüğü anda yavaşça doğrulup ayağa kalktı, "Sera hazır mısın?" Diye sordu genç adam, genç kız kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı. Yaklaşık yarım saattir hazırdı. "Çıkalım" dedi Yavuz, arkasını döndüğünde genç kız da arkasından ilerledi. Aralarında sadece bir adım vardı, Yavuz önde Sera da arkasındaydı. Sessiz koridoru tek tek geçip asansöre geçtiler. Asansör de boştu, tüm çalışanlar mesailerini bitirdiği gibi gitmişti, güvenlik görevlileri dışında pek kimse yoktu. Ufacık bir odayı andıran asansörün içerisine büyük bir sessizlik hakimdi, birbirlerinin soluklarını bile hissediyorlardı. İkisi de farklı hislerin içerisindeydi, yeni yeni ya tanıştıkları, öğrendikleri bir histi. Asansörün duruşu ile genç adam kafasını geriye çevirdi, gözleri genç kızın gözleriyle buluştu, bu sık sık denk geliyor, birbirlerinin gözlerinde derinlere gidiyorlardı. Yavaşça bakışını ayırdı,  "Çıkalım" dedi. Genç kız kafasıyla onaylayıp takip etti. Şirketin otoparkına yürüdü genç adam, ön kapıyı açıp bakışlarını genç kıza çevirdi, Sera bir adım gerisinde duruyordu, bakışları kapıyı gördüğü anda genç adamın yüzüne kaydı, anlam vermeye çalışıyordu, patronu ön koltuğa oturmasını istiyordu. Yüzünde gizlemeye gayret ettiği ufak bir tebessüm belirdi, yavaşça yaklaşıp koltuğa oturduğu anda Yavuz kapıyı örtüp sürücü koltuğuna oturdu. Dikkatle arabayı çalıştırdı.   ... Bir bahçeye giriş yaptı araba, sessizlik içerisinde geçen yolculuktan sonra eve varabilmişlerdi. Genç kızın gözleri pencereden dışarıya kaydı, bakışları büyüdü. Çok çok büyüktü, bir villa değil tıpkı bir saraydı. Şaşkınlıkla indi, bakışları büyülenmiş bir edada izliyordu, yıllarca çok fazla villa görmüş,  soygun yapmıştı ama bu çok başkaydı, çok daha büyük çok daha gözalıcıydı. Bakışlarını yavaşça patronuna çevirdi, genç adam arabayı park edip yanına yaklaştı. "Girelim mi?" Diye sordu. Sera kafasını olumlu anlamda salladı, patronunu takip etti. Giriş kapısının önünde durdular, elini dev kapının sağ köşesinde bulunan zile bıraktı genç adam, koştur koştur sesler ulaştı kulaklarına. Bahçe görevlilerinden biri bekletmemek adına koşarak yaklaşıp kapıyı açtı. "Özür dilerim efendim" dedi, sadece birkaç dakika geç açtığı için. Genç adam kafasını iki yana sallayıp elini adamın omzuna bıraktı, yüzünde sıcak ve yumuşak bir ifade vardı. "Efendim yok" dedi, adamın yüzünde gülümseme belirdi, kafasını yavaşça olumlu anlamda salladı, orta yaşlarda bir adamdı, yıllardır bu evin en kıdemli çalışanıydı. Adamın gözleri anında genç kıza döndü, sessizce genç adamın yanında durmuştu. "Hoş geldiniz" dedi, Sera kafasını yavaşça saklamakla yetindi. Bakışlarını adım attığı bahçeye çevirdi, çok çok büyüktü. İçerisine bir villa daha konulabilirdi. Attığı her adımda etrafı izliyor, planını aklına kayıt ediyordu. Soygun için girdiklerinde çok işine yarayacaktı. Evin kapısına yaklaştığı anda iki ayrı hizmetli kapıya yaklaştı. İki orta yaşlı kadındı, yüzlerinde tebessüm vardı, misafiri bekliyorlardı. "Hoş geldiniz" dedi biri, Yavuz eliyle işaret etti.  "Sera.. "dedi , gözlerini hizmetlilere çevirdi. "3 gün misafirimiz olacak " diye ekledi, kadınların yüzünde gülümseme belirdi. "Buyur kızım, tekrar hoş geldin" diyerek evi işaret etti diğeri. Sera'nın yüzünde tebessüm oluştu, yıllar sonra ilk defa bir kadın ona kızım diye hitap ediyordu. Alt dudağını yavaşça ısırdı, ailesini hatırladı. Onları kaybettiğinde öylesine küçüktü ki, onlara dair hiçbir şey zihninde yoktu. Tek hatırladığı çocuk yaşta yuvada kaldığı günlerdi, bir anne sevgisine ihtiyaç duyduğu anlarda görevli kadınlara yaklaşıyor, fakat beklediği sevgiyi hiçbir zaman göremiyordu, o kadar çok çocuk vardı ki sıra ona hiç gelmiyordu. Gözlerinin dolduğunu hissetti, ömrü aile özlemi ve sevgisiyle geçmişti. Kazadan sonra ömrü hep tek başıns ayakta durmakla geçmişti, yuvadan arkadaşlarıyla kaçtığı günlerde de kendine onlarla birlikte sığınak bulmuştu. Dört arkadaş çocuk yaşında sokaklarda kaldıklarında günlerce aç susuz kalmış, boş mideyle bitkin düştükleri bir anda bir marketin kapısına konulan ekmeği çalmışlardı. O gün bir kuru ekmekle bile olsa günler sonra ilk defa karınları doymuştu, sonrası ise yavaş yavaş gelmeye başlamıştı, önce ekmek sonra da başka yiyecekler derken yıllar geçmiş, ufak hırsızlıkların yerini büyük soygunlar almıştı, dünyanın adaletsizliğine kendi çaplarında gösterdikleri bir tepkiydi bu. Zenginden alıp harcamak ve olmayana vermek. "Sera" diyen sesle kendine gelmeye çalıştı genç kız, patronu ismini defalarca tekrarladıktan sonra duyurabilmişti. Tam önünde duruyordu Yavuz, endişeyle yüzüne bakıyordu. "İyi misin?" Diye ekledi, gözlerinin doluluğunu fark etmişti. Sera bakışlarını yavaşça kaldırdığında gözleri genç adamın gözlerine değdi, tıpkı bir sığınak gibiydi. Ona geçmişini hatırlatan, aile özlemini yaşatan bir sığınak. Kafasını yavaşça aşağı yukarı salladı genç kız, bakışlarını yavaşça gözlerinden ayırıp evin içerisinde gezdirdi. Oldukça değerli eşyalarla dizayn edilmişti ama belli ki en değerli eşya bir fotoğraf çerçevesiydi. Genç adamın annesinin büyük boy bir resmi salonun orta yerinde, devasa bir duvara asılıydı. Tüm dikkati o yöne döndü, ilerlemiş yaşına rağmen oldukça alımlıydı. Kesinlikle son zamanlarında televizyonlarda gördüğünden çok farklıydı, mücadele ettiği hastalık bedenini eritmişti. "Anneniz" dedi fısıltıyla, Yavuz'un gözleri hızla fotoğrafa döndü. "Annem" dedi özlemle yüzünü izleyip yokluğuna alışmak da çok zorluk çekiyordu. "Çok.. güzelmiş" diye ekledi genç kız, Yavuz'un gözleri ona döndü, dolu dolu bir ifadeyle çerçeveyi izliyordu. Yavaşça önüne geçti, genç kızın yanağına usulca süzülen yaşı gördü. Elini yavaşça kaldırıp yüzüne bıraktı, kalbinin hızla çarpmaya başladığını hissetti. Toparlanmaya çalışarak yaşı baş parmağıyla sildi, ne kadar da şanslıydı, bunca yılı annesiyle geçirebilmişti. Sera gözlerini onun gözlerine çevirdi, yanağında duran el dengelerini altüst ediyordu. Yavaş bir soluk aldı, amacının dışına çıkmamalıydı, kafasını eğip geriye bir adım gitti. Yavuz kendine gelip hızla geriye çekildi   
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE