Korkunç Kumpas

1622 Kelimeler
Kar küresini korkudan ağlayarak elime aldım. Tıpkı romanımda tasvir ettiğim gibi, içerisinde kırmızı elbiseli bir balerinin döndüğü kar küresi. Kendim çizsem, hayalimi bu kadar yansıtamazdı. Midem... Kuvvetli bir öğürme hissiyle banyoya koştum. Klozete yetişip midemdeki her şeyi stresten kusuverdim. Her an birinin ensemden tutup beni yakalayacağının korkusuyla arkama bakmadan duramıyordum. Ya, eve giren kişi hala buradaysa? Bir kabus gibi üzerime çöküp canımdan ederse beni? Arkama yeniden baktım. Gözlerim bulanık görüyordu. Karanlığın içinden eşyaları bir insanın silüeti gibi görüyor, ne olduğunu seçene kadar gözümü ayırmıyordum. Bir süre içimdeki stresi kusarak attım. En sonunda bitap düşmüştüm. Titreyerek temizledim batan yerleri. Bacaklarımın bağı çözülmüş gibi durmadan tökezleyerek yere düşüyordum. Ağzımdaki iğrenç histen kurtulduktan sonra dişlerimi fırçaladım. Titriyordum işte. Öyle titriyordum ki dişlerim birbirine çarpıyordu. Sesi kulaklarımda yankı yapıyordu. Korkuyordum. Yatağın üzerindeki kar küresini alıp oturma odasına gittim. Odaların ışığını açık bırakmıştım. Gelen faturanın akıbetini düşünemedim bile. Kar küresinin önünü arkasını kontrol ettim. Öylece konulmuştu bir iz bırakılmadan. Daha önce defalarca kez polise de gitmiştim. Ancak evde herhangi bir iz bulunamamıştı. Kendimi koca dünyada sahipsiz hissediyordum. Ellerim buketin üzerindeki karta gitti. Nihayet okumanın vakti gelmişti. Beyaz kartı yaklaştırıp yazılanları okudum. "Hiçbir aşkı ziyan etmedim şimdiye dek. Ben bir deli değilim. Takıntılıyım. Korkma, zarar vermem sana. Sen kar küremde bir balerin, ben onu saklayan cam kafesim." Bu... Romanımdaki karakterden yapılan bir alıntıydı. Evime giren kişi ve buketi yollayan kişi aynı olmalıydı. Tüylerim ürpermişti. Yazdığım yazıların insanlarda bırakmasını istediğim etki bu değildi. Kontrol edilemezdi bu. İnsanların zihnine yön veremezdim. Takıntılı bir hastanın hikayesini anlatma amacım takıntılardan nasıl kurtulunacağını, kurtulunmazsa sonunun ne kadar kötü olacağını göstermek içindi. Nasıl olmuştu da bu benim anlatmak istediğimden farklı anlaşılmıştı? Midem bulanıyor, korkuyordum. Yetimhanede ettiğim hiçbir kavga beni böyle korkutamamıştı. Hayatımdan geçen insanların tamamı problemli olsa da beni böyle kusturacak kadar korkutan yegane kişi evime giren bu saplantılı takipçiydi. Böylesine güzel çiçekleri seçebilen bir karakter, böylesine korkunç işler yapabiliyordu. Kafede görüşme yaptığımdan haberdardı. Kimliğimden fazlasını biliyordu demek ki. Peki ne kadar fazlasını? Kim beni bu kadar bilebilirdi ki? Yatıp uyumak, tüm dertlerimi geride bıraktıracak tek şeydi. Ah, aslında bir şey daha vardı ama henüz o raddeye gelmemiştim. Günün yorgunluğundan üzerimi dahi değiştiremeden uyuyup kalmıştım koltukta. Birbiri peşi sıra geçen günlerde çeşitli makaleler yazmayı kabul etmiş, yerli yersiz pek çok deneme göndermiştim gazete ve dergilere. İş arasında karakola gidip durumdan haberdar etmiştim. Fakat ne kar küresinde ne çiçek şirketinde hiçbir iz bırakmamıştı takıntılı takipçim. Yine sığınacak bir kapım kalmamıştı. Kafamı dinleyebileceğim tek bir boş günüm de yoktu aksi gibi. Beni mutlu eden tek şey bugün yayınlanacak röportajımdan, hesabıma aktarılan paraydı. Elimde kalıp farklı harcamalara sebebiyet vermemesi için direkt havale edecektim parayı. IBAN numarasını girdikten sonra paranın yüzde seksenini yolladım. Derince bir "oh" çekerken telefonuma arama geldi. İğrenç! Ah, bu o iğrenç adamın numarasıydı. Borçlu olduğum kişinin. Beni balkondan sarkıttığı gün canlanırken hafızamda numarayı nasıl kaydettiğime bakıp gülüverdim. Evet bu halde bile gülmüştüm. "'Umarım Geberirsin' arıyor..." Telefonu açtım ve "alo" demeden konuştu. Sesi bir köpeğe komut verirmiş gibi sertti. -Parayı yollamışsın. -Evet, yanlış bir şey mi var? -Artık her ay yüz bin yollayacaksın. Yüz elli bini bir çırpıda yolladıysan onu da yaparsın. Gözlerim faltaşı gibi açıldı. -Ne diyorsun sen? Her ay yüz bini nasıl bulacağım? Kafayı mı yedin? -Her ne yapıyorsan artık yüz elli bini toplamışsın. Ne satıyorsan devam et. Bulunduğu ima zaten bulanan midemi iyice sıkıştırırken titreyerek cevap verdim ahlaksız adama. -Sözleşme var. -Yenisini imzalarsın olur biter. Çok bile vakit tanıdım. Yarın ofise uğra ve imzala. -Bak her ne anladıysan yanlış anladın. Ben ayda yüz bin kazanamam. Bunu bir röportaj sayesinde aldım. Ekstrem bir olaydı. Telefon yüzüme kapandı. Ben... Ben ne yapacaktım şimdi? Her şey daha da zorlaşıyordu. Büyük bir hata yaptım. Çok büyük bir hata. Semih'le tanıştığım andan başlayan hatalar silsilesi boğazıma bir öküz gibi oturmuştu. Her ay yüz bin ödeyemem. Yüz bin ödeyemem! Aklımı yitireceğim. Telefonuma bir bildirim daha geldi. Röportaj çıkmıştı. Hevesim mi kalmıştı okumaya? Gözlerim masanın üzerindeki kar küresine gitti. Atmamıştım çöpe. Aslında bir uygulamaya koyup düşük fiyata satmayı düşünmüştüm. Kâr kârdır. Fakat sonradan tıpkı romanımdaki kadar gerçekçi durduğundan atmaya kıyamamıştım. Yazdığım betimlemeyi bu derece detaylarıyla gerçeğe döndürmesi hayrette bırakmıştı beni. Ah! Şimdi bunları düşünmenin zamanı mıydı cidden? Laptopu açtım. Derginin adını hızlıca yazdım. Huysuz Baba . Çıkan ilk sayfaya girdiğimde kapakta kendi bedenimi, hem de bana giydirdiği o siyah elbiseyle, yüzüme simsiyah bir etiket kondurup ruju kayan dudaklarımı açıkta bırakmıştı. Her zamankinden farklı kırmızı başlıkla yayınlamışlardı dergiyi... Bu da neyin nesi? Bu iğrenç herif ne yaptığını sanıyordu? Öfkeyle titreyen ellerimi kontrol altında tutup kendi olduğum sayfaya geldim. İçerikte yalnızca kazaklı kıyafetimle çekindiğim pozlar varken kapakta onu kullanması... Dava açacak param bile yoktu! Allah kahretmesin. Tırnaklarımı dişlerime götürüp ısırarak okudum soruları. Her şeyi konuştuğumuz gibi kelimesi kelimesine aktarmıştı. Röportajın en sonunda "Huysuz Baba'nın Kanaati" isimli kendine ait köşe yazısına geçtiğimde titremem tesirini arttırmıştı. "Klişe romantik kurguların yazarı Güney Kuşu... Güzellik, çekicilik, tatlılık bir kişisel gelişimcinin karakterini ne kadar gölgeleyebilir, sorusunun cevabı olarak yaratılmış. Tam anlamıyla kaotik karakterli olan Güney Kuşu ile olur ki karşılaştınız: Kibarca yemek teklifinde bulunmayın. Zira Güney Kuşu'nun kalbinin bir sahibi var gibi görünüyor. Röportaj esnasında masamıza bırakılan çiçekler bunun bir kanıtıydı sanırım. Yeteneklerinden emin değilim. Hepinizin bildiği gibi yazım hususunda da kurgu hususunda da oldukça sıradan. Aslında tıpkı yüzü gibi... Sıradan suratı fazlasıyla bakılası. Abartısız, gösterişsiz, duru bir güzellik; kibirli, küstah, aksi bir ifadeyle harmanlanınca tam olarak bu yazarı oluşturmuş. Huysuz Baba'nın Kanaati şudur ki: Git ve makul bir yerde modellik yap. Yazmaya ara ver, çünkü klişelerin sıktı." Bu ne biçim bir yazı? Reddedersem yazıya yansıtmayacağını söylemişti. Öfkemden delirmek üzereydim. Telefonum çaldı. Arayan Burcu'ydu. Muhtemelen röportajı çoktan okumuştu. -Alo? Gökçe, ben çok şaşkınım. İyi misin? Umarım iyisindir. -Burcu, gerçekten de çok kötüyüm. O adamın yanına gidiyorum. Haddini bildireceğim. Sakın bana engel olmaya çalışma, kapatıyorum. Eğer açık dursaydı telefon, muhtemelen beni vazgeçirecekti. Korkusuzca giyinip çıktım evden. İki vasıtayla derginin yayın evine ulaştım. Kimse, hiç kimse bana bu muamelede bulunamazdı. Buna asla izin veremezdim... Maddi gücümün yetmediği durumun elimi kolumu bağlaması yaşartmıştı gözlerimi. Ben Güney Kuşu'ydum. Buralara kadar kendi yazılarımla gelmiştim. Eleştiri bekliyordum, fakat bastırarak söylememe rağmen beni tasvir etmesini, resimler arasından en şuh görüneni kapağa koymasını beklemiyordum. Sanki geleceğimi umar gibi kapıda bekleyen Neşe Hanım'a öfkeli bir yüzle gidince panikledi. -Memnun kalmadınız mı? -Ne memnuniyetinden bahsediyorsunuz siz? Kapak için kullandığınız fotoğraf, o imalı ruj detayı, kanaat kısmı... Tüm bunlar ahlaksız herifin randevu teklifini reddetiğim için mi? Kaşları şaşkınca havaya kalktı. Eliyle omzumu sıvazlarken. -Ah, tatlım. Emin ol senin için harika bir proje tasarlamış oldu. Şuanda ülkede en çok merak edilen ve arzulanan isimlerden olacaksın. Ayrıca basit bir randevuyu kabul etmemene şaşırdım. Bu yobazlık değil mi? Kişisel gelişim yazarısın. Biraz daha açık olman lazım bu konulara. Piyasa böyle işliyor. -Siz... Ağzım açık dinlemiştim sözlerini. Ellerimi başıma vurdum. -Siz ne dediğinizin farkında mısınız şuanda? -Önce bir sakin olun. Gelin sizinle kahve içelim. Omzumdan iteklenerek kahve dükkanına kadar sürüklendim. İtiraz etmeye dilim varmamıştı yaşadığım şoktan dolayı. Bir sandalyeye oturup Neşe Hanım'ın masaya gelmesini bekledim. Enayi gibi hissediyordum. Yan masada bir kadının elinde dergiyi görünce mideme kramp girdi. İlgiyle okuyordu fakat kapaktaki kişinin ben olduğumu anlarsa diye korkudan kusmak üzereydim yine. Neşe Hanım kahvelerle geldi. -Alın ve sakinleşin biraz. Sorun yok. Huysuz Baba'yı az çok tanıdınız. Sözümüz geçmiyor. İdare ediverin işte. Kalbim deliler gibi çarpıyordu. Elimi üzerine koydum. -Bakın, anlamıyorsunuz beni. O kapak resmi... O kılıkta sergilenmek istemediğimi söylemiştim size. Bu kişisel haklara saldırı. Güldü sesli bir kahkahayla. Kahvesinden büyük bir yudum alıp ağzında çalkalayarak yuttu. -Ay ilahi Güney Kuşu! Oldu olacak bir de tacize uğradım, de. -Uğradım, evet. O gün bizzat... Bir kahkaha daha atarak sözümü kesti ve: -Gerçekten çok komiksin. Daha önce hiç röportaj yapmadın, hiç ünlü bir isimle flörtleşmedin yani? İnanayım mı buna? Bir anda resmiyeti bırakmıştı. Sizli bizli hitap şekli geride kalmıştı. -Bak hayatım, kasma. Sana da bize de yarayacak bu röportaj. Gelecek ay bir tane daha yaparız, bu defa seni arzulayanlara yüzünü bahşedersin artık. Şaka gibiydi! Şaka gibi. Bir açıklaması bir yasağı, uyarısı yok muydu bunların? Yutkundum. Elime tutuşturulan kahveden yudumladım. Ne acizlik! Ne büyük acizlik ki kahveyi fırlatıp kafeden kaçamıyordum. -O herifle görüşeceğim. Beni boş yere buraya getirdiniz. -Tamam kuzum, görüş. Sana görüşme demiyorum. Ama önce bir sakinleş. Telefonunu eline aldı ve birini arayıp kulağına dayadı. Gözleri alaycı bir ifadeyle üzerimde geziniyordu. Boydan boya beni süzüyor, kendi çapında huzursuz etmeye çalışıyordu beni. Ve kabul, son derece rahatsız ediciydi. -Alo, Huysuz Baba'yı bağla. Evet. Hayır, hayır. Güney Kuşu evet. Tamam, bekliyorum. Telefonu uzaklaştırdı kendinden ve fısıldadı. -Senin için tüm ajandasını değiştiriyor. Artık zoru oynama güzelim. Omuz silktim bir çocuk gibi. Banane! Değiştirsin değiştirmesin! Umurumda mı sanki? Bir süre bekledikten sonra telefonu kulağına dayadı yeniden. -Tamam mı? Ne zaman? Yarın akşam, peki. Telefonu kapattı ve gülerek yanağımdan bir makas aldı laubali bir şekilde. -Hadi yine şanslısın. Yarın görüşebileceksin. Eğer sen gelmeseydin o ulaşacakmış sana. -Tiksiniyorum. Başını sağa sola salladı küstahça. -Ah, Gökçeciğim... Bakış açını değiştir. Senin yerinde olsaydım bu zengin ve yakışıklı herifi kendi yararımda kullanırdım. Hayretim yüzümde tesirini sürdürüyordu. Açılan ağzımı kapattım elimle. -Benden, ne yapmamı bekliyorsunuz siz? Yaklaştı bana doğru. Masanın üzerinde epeyce eğilip saçlarıma uzandı. -Aman tatlım, bir kaç randevu, sonu evde biten. Senin için tüm parasını yatırmaya hazır gibi görünüyor. Seni temin ederim daha önce hiçbir çekimde bu kadar kendini kaptırmadı. Tutulmuş sana. Bence hoşuna gidiyor ha? İlgi görmek nasıl bir his Güney Kuşu? Yaşadıklarım, duyduklarım gerçek miydi? Saçımda dolaşan elini ittirdim. Nefes alışım git gide zorlaşıyordu. Titreyen bacaklarımı sabitleyerek ayağa kalktım. Tepesinde oluşturduğum gölgeden çekinmişçesine sinmişti sandalyeye. -Bana bakın! Siz bu konuda tecrübelisiniz diye beni de kendiniz gibi sanmayın. İlgi dilenseydim sizin gibi, ensesi kalın bir züppe bulur yoluma bakardım. Güçlü adamlara yaltaklanmaktan kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan kadınlara düşman olmuşsunuz. Öfkeli gözlerle dinlese de diklenememişti bana. Ellerini kaldırarak sakinleştirmeye çalıştı. -Hayatım, ne bu sinir? Otur da güzel güzel konuşalım. -Konuşacak bir şey kalmadı. Şuanda size girişmiyorsam eğer sebebi açılacak davadan çekinmemdir. Yoksa, yemin ediyorum ki, nefes alacak bir boğazınız kalmazdı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE