bc

Milyarder CEO'nun Mucize Bebeği

book_age18+
detail_authorizedYETKİLİ
1.1K
TAKİP ET
10.3K
OKU
billionaire
one-night stand
HE
goodgirl
bxg
lighthearted
city
disappearance
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Kübra, Çılgın Astrolog lakabıyla nam salmış teyzesi Funda tarafından yetiştirilmiş özgür ruhlu bir kadındır. İzmir’de büyüyen Kübra’nın çocukluğu, eksantrik teyzesinin siyah kedileri ve haberci diye nitelediği kargalarıyla birlikte geçmişti. Böyle bir ortamda Kübra’nın sanatçı bir ruha sahip olarak büyümesi de kaçınılmazdı dolayısıyla.

 

Ufkunu genişletmek istediği için İstanbul’da bir üniversiteye gitmeye karar verdi ve kader bu ya... Orada Serra Esen isminde çok iyi bir arkadaş edindi. Üniversitedeki maceralarından sonra Kübra eve döndü. Hayallerinin adamıyla tanıştı ya da o öyle olduğunu düşündü... Rutin bir jinekoloji muayenesi sırasında tesadüfen asla çocuk sahibi olamayacağını öğrendi. Bu gerçekle yüzleşmek onun için oldukça zor olmuştu ve bu yüzden nişanlısı tarafından da hızla terk edildi. Neyse ki Teyzesi Funda, onu toparlamak için her zaman yanındaydı.

 

Serra’nın evliliğinin iyi gitmediğini bilen Kübra, biraz değişiklik olması için İstanbul’a gitmiş ve orada Rengin ile anlaşıp Serra’yı da alıp New York’a gitmeye karar vermişlerdi. Orada bir sanat sergisine katılacak ve aynı zamanda doyasıya eğleneceklerdi.

 

Orada yaşadığı tek gecelik bir ilişki onu beklenmedik bir mucizeyle yüz yüze getirdi: Bir bebek!

 

Nihat Ataman, yedi kardeşin en küçüğüdür. Aile içerisinde her zaman çok daha az gözde olan bir çocuk olmuştur. Kardeşleri tarafından sürekli zorbalığa uğramış ve ailesi tarafından görmezden gelinmiştir. Yaşadığı bu hayattan kaçabilmek için teselliyi kitaplarda aramıştır.

 

Babasının aile şirketleri için kendinden sonraki halefini seçme zamanı geldiğinde ise çocukları arasında bir yarışma başlatmaya karar verdi. Aralarında en başarılı olan ve ailesini kurup ona torun veren evladını şirketin başına geçirmeye karar verdi.

 

Kardeşleri hızla kendilerine buldukları eşleriyle evlilik hazırlıklarına başlarken Nihat aklından o kadını çıkaramıyordu. İş için yurt dışına çıktığı bir zamanda sadece tek gecelik bir ilişkiydi ama kadın o kadar hayat dolu ve enerjikti ki onun sıkıcı ve gri hayatına renk katmıştı. Onu tekrar bulmak için her şeyi yapardı.

 

Nihat sonunda tesadüf eseri hayallerinin kadınıyla yüz yüze geldiğinde onun yalnız olmadığını fark etti. Yanında birlikte geçirdikleri o tek gecenin hatırası olan oğlu da vardı. Kübra’nın canı daha önce aşk yüzünden yanmıştı ama mutluluğa ulaşmak için kendisine bir şans daha verecek cesareti var mıydı?

 

Ve sonunda onun ailesiyle tanışma fırsatı bulduğunda neler olacaktı?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
Bölüm 1
“Üzgünüm Kübra Hanım ama büyük ihtimalle bir bebek sahibi olamayacaksınız. Şans eseri hamile kalsanız bile… Gebelik sağlıklı devam edemeyecek muhtemelen.” Kübra doktorun ona söyledikleri hala kulaklarında çınlarken uyandı. Bu kabus her zaman aynıydı ve sürekli aynı şekilde başlayıp aynı şekilde bitiyordu. O günü, hastanedeki dezenfektan kokusunu, nişanlısının elini sıkışını hala hatırlıyordu. Hayatının en kötü günüydü. Her şey bir anda darmadağın olmuştu. Annesi, o çok küçükken vefat etmişti ve babasını hiç tanımamıştı. Babası o dünyaya gelmeden önce çoktan gitmişti. Teyzesine göre adam serserinin biriydi. Sokak müzisyeniydi. Nerede olduğu, nerede kaldığı, nereye gideceği hiçbir zaman belli olmayan ayyaşın tekiydi. Bir gün bir müzik festivali için gelmiş, annesinin ayaklarını yerden kesmiş ve aynı hızla da çekip gitmişti. Dokuz ay sonra da Kübra dünyaya gelmişti. Annesi hakkında ise… Onun her zaman çilek gibi kokması dışında hiçbir şey hatırlamıyordu. İzmir’de canlı müzik de yapılan bir kafe-bar işletiyordu. Teyzesine göre annesinin bunu yapmasının tek sebebi babasının mesleği ve bir gün ona geri dönme ihtimaliydi. Ama olmadı… Babası hiçbir zaman geri dönmedi. Aynı zamanda teyzesi, annesiyle birlikte babalarından kalma küçük evlerinin geniş bahçesinde kurdukları hobi bahçesine de zaman ayırıyorlardı. Ön cepheleri parlak renkli olan evlerinin bahçesinde yetiştirdikleri şifalı bitkilerle İzmir’in Çandarlı ilçesinde yaşadıkları küçük yerde ünlü bile olmuşlardı. Teyzesinin anlattığına göre soyundan geldikleri ailenin kadınlarının en büyük özelliği bitkisel şifacılıkmış. Kübra bu hikayenin ne kadarının doğru olduğunu bilmiyordu ve gerçekliğinden emin değildi ama zaten alışılmışın dışında olan hayat hikayesine tat katan bir ayrıntı olduğu için bu fikri seviyordu. Teyzesi, astrolojiye, kehanetlere, tarot kartlarına yoğun ilgisi olan farklı bir kadındı. Aynı zamanda kendi yetiştirdiği otlardan merhem ve alternatif ilaçlar yapmaya da ilgisi vardı. Annesinden kalma o kafede bazen müşterileri için tarot kartı okuma seansları yapardı. Funda kız kardeşinin emeğiyle açılan o kafeyi onun hatırasına olan saygısından kapatamamıştı ama yönetim işlerinden anlamadığı için orayı deneyimli birine emanet etmişti. Yıllar boyunca bölgedeki kargalarla öyle farklı bir iletişim kurmuştu ve onları kendine alıştırmıştı ki bu farklı ve eksantirik kadın, şaşırtıcı bir şekilde kargalar etraftan bulduğu bilyeleri, parlak taşları, tüyleri, kurdeleleri, bozuk paraları, hatta bir keresinde eski bir cep saatini ve altın bir sikkeyi bile ona getirmişlerdi. Funda’nın tavrı ve tarzını bilen mahalledeki çocuklar onun cadı olabileceğine dair teoriler üretiyorlardı. Funda evinin önündeki hobi bahçesiyle ilgilenip kargaları bazen eliyle beslerken ki bazı kargalara isim bile takmıştı, çocuklar bahçenin demir parmaklarından gizlice onu izlerdi. Yıllar boyunca birkaç siyah kedi de sahiplenince Funda’nın gizemli kimliğine dair söylentiler git gide artmaya başlamıştı. Yıllar geçtikçe daha da ikonikleşen kıyafet tarzı, saçları ve enteresan hareketleriyle herkesin ona karşı hissettiği duygular değişiyordu. Herkes onu fazlasıyla garip bulurken Kübra için her şey oldukça normaldi. Belki de sanatçı ruhunun bu kadar gelişmesinin nedeni teyzesiydi. Funda, onu cesaretlendirmek için evin arkasındaki kapalı verandayı bir stüdyoya dönüştürdü. Kübra ailedeki ilk sanatçı değildi. Funda da hem kargaların getirdiği hem de kendi keşfedip bulduğu farklı materyalleri kullanarak değişik eserler ortaya çıkarıyordu. Kübra’nın annesi çömlek yapıyordu. Evdeki tabakların, kaselerin, kupaların ve vazoların bazılarını kendi elleriyle yapmıştı. Onun çömlekçi çarkı Kübra’nın stüdyosunun bir köşesinde ilham kaynağı olarak duruyordu. Arka bahçedeki kulübede ise onun eski fırını ve sırlama işlemi için kullandığı daldırma fıçıları bulunuyordu. Annesi, o beş yaşındayken vefat etmişti. Kübra o zamanlar nedenini algılayamamıştı ama daha sonra sebebinin diyabet komplikasyonları olduğunu öğrenmişti. Annesini çok genç yaşta kaybetmesine rağmen aile hayatı pek değişmemişti. Aynı yerde, aynı evde teyzesiyle birlikte yaşamaya devam etti. Yine de bazen annesinin neden yanında olmadığını merak ediyordu. Teyzesini seviyordu ama küçük bir kız olarak bazen tek ihtiyacı olan şey annesi oluyordu. Kübra, liseden birincilikle mezun oldu ve güzel sanatlar okumak için İstanbul’da bir üniversiteye gitmeye karar verdi. Üniversitede tanıştığı Serra’nın ileride en yakın arkadaşı olacağını bilmiyordu. Her bakımdan aralarında devasa farklılıklar olsa da zamanla kız kardeş gibi oldular. Rengin ile de tanıştıktan sonra üçü arasında ayrılmaz bir arkadaşlık gelişti. Hatta kendilerine Üç Silahşörler demeye bile başlamışlardı: Athos (Serra), Porthos (Kübra) ve Aramis (Rengin)… Serra ona kimsesinin olmadığını söylemişti. Bu yüzden Kübra, ondan tüm tatillerde kendisiyle birlikte İzmir’e gelmesini isterdi. Serra onlara yük olmak istemediği için başta tereddüt etmişti ama sonra onu bir kez ziyaret edince teyzesinin de Kübra gibi çok iyi niyetli ve temiz bir insan olduğunu anlamıştı. Serra ara sıra onu ziyaret etmekten her zaman mutluluk duyuyordu. Yazar olarak beklenmedik bir başarı yakaladığında Kübra arkadaşını tebrik eden ilk kişilerden biri oldu. Ve Serra, Rosemary’nin bir sonraki macerası için ne yazması gerektiği konusunda stres yaşadığında Kübra ona Paris’e gitmesini önerdi çünkü… Neden olmasın? Serra sadece öneriyi kabul etmekle kalmadı, Rengin ve Kübra’nın da onunla birlikte gelmesi için uçak bileti aldı. Böylece Üç Silahşörler Paris’e gitti. Paris gezisi herkes için mükemmel bir deneyim oldu. Serra’ya Rosemary için zengin deneyimler sağlamakla kalmadı, aynı zamanda Kübra’nın kendi sanat eserleri için de ilham kaynakları bulmasına vesile oldu. Louvre’u ve çok sayıda sanatsal dönüm noktasını ziyaret ettiler. Ülkeye geri döndüklerinde Kübra da artık yaşadığı dünyada sanatsal izler bırakmaya hazırdı. İlk sergisinin açılışı heyecan vericiydi ama daha da heyecan verici bir şey olmuştu ve nişanlısıyla tanışmıştı. Fırtınalı bir aşktı ve Kübra her anın tadını çıkarmaya çalıştı. Her şey çok hızlı gidiyordu ama şimdi geriye dönüp baktığında keşke işleri daha ağırdan alsaydım diye düşünüyordu. Altı ay kadar sonra nişanlısı ondan bir bebek istediğini söyledi. Birkaç aylık denemenin ardından çocukları olmayınca endişelenmeye başladı ama aslında Kübra pek de endişeli değildi. Sonuçta ikisi de daha çok gençti ama nişanlısı doktora gitmek konusunda ısrar etmeye başladı. Doktor yumurtlama sorunu olarak adlandırdıkları şeyin gerçek nedenini belirlemekte oldukça zorlandı. Sonunda daha gençken yaşadığı bazı ağrılar sonucunda yoğun şekilde kullandığı ağrı kesici ilaçların yumurtlamasında negatif etki yaratmış olabileceği kanısına vardılar. Reçetesiz satılan ağrı kesicilerin bile uzun süreli kullanımda doğurganlığı etkileyebileceği bilgisini öğrendiler. Teşhis yeterince kötüydü ama daha kötü olan nişanlısının birden değişen tavrıydı. Ona çocuk doğuramayan kadınların yarım olduğunu söylemiş ve daha hastaneden bile çıkmadan nişanı atmıştı. Kübra’nın dünyası aniden başına yıkıldı. Çalışmayı bile bıraktı. Bunun yerine saatlerce yatakta yatarak kötü düşüncelerin etrafını sarmasına izin verdi. Acı dolu hayatına kahretti. Sonunda hayatı çok hızlı yaşadığının farkına vardı. Sürekli koşuşturup durduğu, hiç durup kendine vakit ayırmadığının farkına vardı. Hiçbir zaman nefes almıyor sürekli kendini bir şeylerle meşgul ediyordu. Bunun sebebi annesini çok küçük yaşta kaybetmiş olması olabilir miydi? Gerçekten hayatın sınırlı bir zaman olduğunu ve hedeflerine ulaşmak için çok kısıtlı bir zamanı olduğunu düşünüyor olabilirdi. Her zaman sahip olacağını varsaydığı şeyler vardı: Başarılı bir kariyer, şefkatli bir eş ve aile… Ve hepsi bir anda elinden gitmişti. O zaman içine sızan depresyonla savaşmanın anlamı neydi? Ama nasıl bu kadar zayıf olabilirdi? Orada öylece yatıp hiçbir şey yapmayacak mıydı? Haftalar sonunda kendini yataktan güçlükle ayırdı. Dışarı çıktı. Kendini annesinin kafe-barında, her zamanki özgür ruhunu yeniden yakalamaya çalışırken buldu ama sanki hiçbir şey onu harekete geçiremeyecek gibiydi. Bir adam ona içki ısmarlamayı teklif ettiğinde neredeyse kahkaha atarak adamla dalga geçti ve onu reddetti. İhtiyacı olan son şey bir erkekti ama bir şeye ihtiyacı vardı. Ya da birine… Bir süre çok hızlı bir yaşamaya devam etti. İçti, gezdi, özgürce eğlendi. Eskisi gibi olmaya çalıştı. Geçmiş ve geleceği düşünmeden her dakikayı son anlarıymış gibi yaşadı. Yatakta veya sosyal hayatta… İçindeki umutsuzluktan kurtulabilmek için önüne çıkan her yeni şeye atladı. Bütün sorumlulukları unuttu, sanatını, çevresini, asla sahip olamayacağı ailesini… O haftalar sisli bir şekilde geçti. Kübra şimdi o günlerin yarısını hatırlamıyordu bile. Hatırladı tek şey, bir sabah merdivenlerden aşağı indiğinde Funda’nın oturma odasını tamamen dağıttığıydı. Tüm mobilyaları ortaya yığmış ve üstlerini örtmüştü. Eski ahşap zemin de örtüyle kaplanmıştı. Funda bir boya tepsisine mor boya döküp ruloyu batırdı ve duvarı cesurca boyadı. "Ne yapıyorsun?" diye sordu Kübra, hâlâ kafası karışık bir şekilde. "Burası çok bejdi," dedi Funda. "Daha fazla renge ihtiyacım vardı." Kübra başını iki yana salladı ve kendine bir fincan kahve yapmak için mutfağa gitti. Oturma odasına döndüğünde teyzesinin hala boya yapmaya devam ettiğini gördü. Aklına gelen ilk düşünce yatağa geri dönmekti ama teyzesinin bu büyük odayı tek başına boyamak için günlerce uğraşacağını biliyordu. İçini çekerek diğer ruloyu da o eline aldı ve ona yardım etmeye başladı. Günün büyük kısmını duvarları boyayarak geçirdiler. İşleri bittiğinde iki duvar mor, diğer ikisi de yeşildi. Kornişler ve süpürgelikler bile sanki bir renk festivalindelermiş gibi farklı renklerdeydi. İşleri bittiğinde üzerine örtü serilmiş koltukların üzerine kendilerini yorgunluktan bitmiş bir şekilde alttılar ama oda neredeyse parlıyordu. Funda gururla etrafı inceledi. “Harika olmadı mı? Bu oda çok eski ve yorgundu. Biraz sevgiye ihtiyacı vardı. Şimdi bütün renkler zıtlıklarına rağmen harika görünüyorlar. İnsanlar da aynı… Baştan başlamak için hiçbir şeye gerek yok. Sadece temiz bir sayfa açıp boyamaya başlaman lazım. Ben hızlıca atıştıracak bir şeyler hazırlayacağım. Seni bilmiyorum ama açlıktan öldüm. Funda dizlerini ovalayarak ayağa kalktı ve kendi kendine bir şeyler mırıldanarak mutfağa doğru ilerledi. Kübra gözleri kenarda duran boya kutularına takılana kadar koltukta oturmaya devam etti. Kutuları görünce teyzesinin ihtiyaçları olduğundan daha fazla boya almış olduğunu gördü. Bir süre düşündükten sonra onları alıp stüdyosuna taşımaya başladı. Duvarda başlangıçta manzara resmi yapmak için kullanmayı planladığı büyük bir tuval asılıydı. Boya kutularını önüne koydu ve oturma odasında kullandıkları boyalarla kaplı fırçalardan birini alıp boyaya daldırdı. Tuvale yaklaştı ve fırçasını sallayıp boyayı sıçrattı. Bir an tereddüt ettikten sonra aynı şeyi tekrar yaptı ve suratındaki şeytani gülümsemeyle eline başka bir fırça alıp onu da başka bir renk boyaya daldırdı. Şimdi kaos ikiye katlanmıştı. Dönüp dans ederek çılgınca hareketlerle boyamaya devam etti. Sonunda fırçaları bir kenara bırakıp doğrudan ellerini boyaya daldırdı. Her yerine boya bulaşmıştı ama umursamadı. Tuvale ellerindeki boyayı sürterek içindeki tüm öfkeyi atmaya çalıştı. En sonunda yumruklarıyla tuvali döverken gözleri yaşlarla doldu ve görüşü bulanıklaştı. Tuvale atabildiği her şeyi attı: Acısını, hayal kırıklıklarını, korkularını, öfkesini, umutsuzluğunu… Her şey içinden resmen fışkırarak tuvalin üzerine aktı. Sonunda dizlerinin üzerinde çöküp titrerken ve hıçkırarak ağlarken etrafa saçtığı boyaları umursamadan yere çöktü. Bir an sonra güçlü kollar etrafını sardı. Funda Teyzesi onu kendine doğru çekti. Saçlarını okşayarak “Haklısın bebeğim,” dedi. “Bırak dışarı çıksın. Her şey dışarı çıksın. Bu acıyı uzun zamandır içinde tutuyordun. Serbest bırak bebeğim, bırak gitsinler…” *** Kübra derin bir nefes aldı ve aklında dönüp duran anılardan kurtulmaya çalıştı. O günlerden sonra tekrar çalışmaya başlamış ve işlerini düzene koymuştu. O tablo hala oturma odasında, şöminenin üzerinde asılıydı. Jackson Pollock’un bile gurur duyacağı bir eser olmuştu. Funda’nın önerisiyle o tabloya İzmir adını verdi. Miyav? Kübra gözlerini kırpıştırarak yatağının başucundaki komodine baktığında Funda’nın siyah kedilerinden birini yanında buldu. Kedi onu meraklı kehribar gözleriyle izliyordu. Bu kediye Huckleberry Finn kitabındaki kaçak köle karakterinden esinlendikleri için Jim adını vermişlerdi. Funda bütün kedilerine hem tarihi hem de edebi açıdan ünlü figürlerin isimlerini veriyordu. Evlerinin bahçesinde düzenli olarak kalan altı kedi vardı. Jim’e ek olarak Cilli, Rosa (Parks), Jackie, Bakır ve Katherine. Kübra, teyzesinin onları nasıl birbirinden ayırt ettiğini bilmiyordu. Jim içlerinde eve girip çıkan tek kediydi. Bu yüzden onu daha iyi tanıyordu. "N'aber Jim?" diye sordu Kübra. Kedi gözlerini kırpıştırdı. Kübra kıkırdadı. Belki de teyzesinin değişik halleri artık ona da bulaşmaya başlamıştı. Bir kediyle konuşuyordu resmen. Kübra aniden bebek telsizinden bir ağlama sesi gelince yuvarlanarak yataktan fırladı. En azından elini yüzünü yıkayana kadar biraz daha zamanı olabileceğini düşünmüştü ama yanılmıştı.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Saklı Bebek

read
1K
bc

Alpha Kael'in Pişmanlığı

read
4.1K
bc

Luna'nın İkinci Şansı

read
4.0K
bc

Dördü de Bana Aşık!

read
19.3K
bc

Mafya Patronunun Hamile Gelini

read
17.4K
bc

Pişman Olmak  İçin Çok Geç

read
15.1K
bc

Çapkın Milyarder’in Pişmanlığı

read
7.0K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook