Bölüm 2

1076 Kelimeler
Kübra, atletinin üzerine bir hırka giyerek koridorda ilerleyip çocuk odasına doğru yürüdü. Cem beşiğinde ağlıyordu. Üzerindeki örtüyü tekmelemişti ama Funda o üşümesin diye evi her zaman biraz daha fazla sıcak tutardı. Bu yüzden Şubat ayında olsalar da çocuk üşütecek diye korkmalarına gerek kalmıyordu. “Günaydın bebeğim, nasılsın?” diye mırıldandı Kübra, onu kucağına alıp sıkıca tutarken. Bebek annesinin kollarında olmaktan duyduğu mutlulukla anında rahatlayıp sakinleşti. Annesi geldiğine göre onu birazdan altındaki rahatsız edici ıslaklıktan kurtarır ve karnını doyururdu. Kübra onu kıkırdayarak öptü ve alt değiştirme masasına yatırdı. Hala anne olduğuna inanamıyordu. Geçen yılki çöküşünden sonra Serra ile birlikte bir kez de New York’a seyahat etmişlerdi. Gezdikleri yerler onun sanatına yeniden ateşli bir şekilde bağlanmasına neden olmuştu. Büyük tuvalleri ve duvar resimleri gittikçe ünlenmeye başlıyordu. Hatta orada eserlerini gösterdiği zengin bir sanatseverden eserlerini galerisinde sergilemesi için teklif bile almıştı. Her şey yolunda gittiği için çok memnundu ve ayrıca düğününden beri göremediği Serra ile yeniden bağlantı kurma fırsatı bulmuştu. Kübra bunun mutlu bir bir araya geliş olmasını isterdi ama aslında kendisi gibi Serra da pek iyi değildi ve o da aslında sorunlarla boğuşmuştu yıllarca. Yine de Serra çok ketum bir insandı ve her şeyin iyi olduğunu iddia ediyordu. Her şeyini kendi yapmaya ve yüklerini kimseyle paylaşmamaya çalışıyordu. Demek ki teyzem de ben depresyondayken böyle hissediyormuş diye düşündü. Yardım etmek istiyor ama edemiyordu. En başında onun başına gelenleri anlatmasını sağlayamadı ama onunla doyasıya iyi vakit geçirmek için her şeyi yaptı. Tek başına kalmamak için gittikleri her yere birbirlerini de sürüklemeye başladılar. Birbirlerinin dertlerine çözüm bulamasalar da en büyük desteği yine birbirlerine onlar verdiler. Rengin ile birlikte Serra’yı mutlu etmek için New York’a uçak bileti almışlardı ve gezileri de Aziz Patrick Günü’ne denk gelmişti. Orada kışın soğuğuna aldırmadan geçit törenini izlemişlerdi ve tanıştıkları yeni bir sanatçı arkadaşlarının önerisiyle İrlanda müziği dinlemek için İrlanda barına gitmişlerdi ve sarhoş olana kadar içip eğlenmişlerdi. Orada acılarını müzik ve içkiyle boğmaya çalışmışlardı. Kübra orada sarhoş bir şekilde dans ederken hayatında gördüğü en yakışıklı adamla karşılaşmıştı. Uzun boylu, geniş omuzlu ve bir sporcu kadar yapılı biriydi. Yüzünde onu sevimli gösteren hafif bir sakalı vardı. Kahverengi saçlarını yana doğru taramıştı ve kahverengi gözleri beklenmedik karşılaşmalarından dolayı oldukça şaşkın görünüyordu. Kıyafetleri rahat olsa da adamın duruşunda bir asalet var gibiydi. Sanki bir toplantıdan çıkmış ve rahatlamak için buraya gelmiş gibi bir havası vardı. Kübra içkinin verdiği rahatlıkla akıcı İngilizcesiyle “Dans et Benimle,” dediğini ve adamın büyük elini elinin içine aldığını hatırlıyordu. Adam ona inanamaz gözlerle bakarken kadın gülmüştü ve “Bugün Aziz Patrik günüymüş. Hepimiz İrlandalıyız!" demişti. Elini tutup onu dans pistine doğru çekti ve sonunda bir adım atmasını sağladı. Sonra geri döndü ve kolunu beline doladı ta ki birbirlerine yapışana kadar… Adamın ona utangaç bir bakışla gülümsediğini gördü. "Eğer dans etmek istemiyorsan ben başka birini bulabilirim," diye takıldı Kübra adama. Adamın yüzünde bir an panik belirdi ve onu tekrar kendine çekti. Kübra gülerek adamın kollarının arasına daha çok girdi ve kollarını boynuna dolayıp ona sıkıca yapıştı. “Bu başka adamların yanımda olması fikrini sevmediğin anlamına mı geliyor?” diye sordu Kübra. Yabancı dili her zaman iyi olmuştu ve konuşurken Türk olduğuna dair herhangi bir iz bile olmadığını bilmek onu daha da heyecanlandırıyordu. "Ben... Şey... Bunu daha önce hiç yapmadım," dedi oldukça kısık bir sesle adam… "Ah tatlım, söylemene bile gerek yok," dedi Kübra ve kalçalarını baştan çıkarıcı bir şekilde ona doğru hareket ettirdi. "Endişelenme, liderlik ediyor olmak umurumda değil." Kübra gecenin geri kalanını yeni dans partneriyle geçirdi ve o gevşemeye başlayınca sürtünmeleri biraz daha hararetlenip yoğunlaştı. Kızlar kadeh kaldırmaya devam ederken viski turları onun çekingenliğini daha da azalttı. Kübra’nın biriyle yakın ilişkiye girmesinin üzerinden neredeyse bir yıl geçmişti ve tekrar dokunulmak iyi hissettiriyordu ama bara bir görev için gelmişti. Bakışları Serra ve Rengin’e kaydığında neredeyse kahkahalarla güldüklerini gördü. Onların yanına gidip özür dilemek ve geceye onlarla beraber devam etmeye karar verdiğini söylemeyi düşünüyordu ama kızlar başlarını iki yana sallayıp fark ettirmeden göz kırpıp onu başlarından savdılar. Onların onayıyla kadın, yakışıklı yabancıyla gitmeye hazırdı. Otele nasıl ulaştıklarını hatırlamıyordu bile. Oteldeki görevli birbirlerinin içine düşmek üzere gibi görünen çifte yardımcı olabilmek için hızla anahtarı vermek üzere harekete geçti. Süitlerine sendeleyerek girerken adam aniden duraksadı ve utangaç bir tavırla kadına baktı. Sanki gecenin devamında olacak şeylerden emin değilmiş gibi görünüyordu. Kübra onun beceriksizliğine güldü. "Söyle bakalım bebeğim, bakir misin?" diye sordu yaramaz bir gülümsemeyle. Adamın yanaklarına gelen kızarıklıkla cevabını fazlasıyla almıştı. Kübra onu kendine çekip derin bir şekilde öptü, dilini onunkinin etrafında döndürerek adamı inletene kadar işine kadar devam etti. "Bu geceden sonra bakir olmayacaksın," diye fısıldadı. "Neler yapabiliriz bir bakalım..." Elleriyle gövdesini okşayıp kemerine doğru ilerledi. Kemeri gevşetip pantolonun düğmesini açtı. Göz temasını hiç bozmadan pantolonu kalçasının üzerine kadar indirdi ve yere kaymasına izin verdi. Ardından baksırını da indirince sonunda adamın oldukça etkileyici görünen ereksiyonuyla yüz yüze geldi. “Sana yardım etmemi ister misin?” diye sordu ve parmaklarıyla hafifçe okşayarak kısa süre içinde adamın inlemesine neden oldu. Güzel ve rahat bir tempoda okşamalarına bir süre devam etti. Hızını arttırırken göz temasını sürdürdü ve sonunda adamın başı saf bir memnuniyetle geri doğru düştü. O anda bu yabancı adamın daha önce hiç mastürbasyon yapıp yapmadığını merak etti. Ondan sanki bastırılmış duyguları olan bir insan elektriği almıştı. "İyi hissediyor musun?" diye sordu. Adam inledi. "Daha iyi hissetmeni sağlamamı ister misin?" Adam cevap veremeden dizlerinin üzerine çöktü ve onu ağzına aldı. Adam ilkel bir içgüdüyle aletini kadının boğazının arkasına kadar itip derin bir nefes aldı ve kendini geri çekti. Kadın dilini adamın aletinin başının etrafında biraz döndürdükten sonra onu tekrar ağzına aldı. "Aman Tanrım... Çok fena..." diye inledi adam, kadın hızını arttırırken. Kübra onun aksanından nereli olduğunu algılayamayacak kadar sarhoştu. Adam parmaklarını onun saçlarına doladı ve kadınla birlikte bir ritim içinde kendini kadının ağzına itmeye devam etti. Kübra, onun titremesinden orgazma yaklaştığını hissedebiliyordu. İlk seferi olduğu için uzun sürmeyeceğini zaten tahmin etmişti. Adam titreyerek kadının ağzına boşaldı. Kübra onu okşamaya devam ederken ondan alabileceği her şeyi almaya çalıştı. Ayağa kalkıp yüz yüze geldiklerinde bile onu okşamaya devam etti. Kübra adama “Beğendin mi?” diye sorarak takıldı. Adam orgazmın sarhoşluğundan kurtulmaya çalışırken konuşamayacak halde olduğu için inledi. "Kendini tutmayı öğrenmelisin, yoksa hiç eğlenemeyiz," dedi gülümseyerek Kübra. Adamı yatak odasına çekiştirirken yüzündeki utangaç gülümsemeyi görebiliyordu. Pantolonu ayak bileklerine kadar indiği için ona takılıp sendelemişti. Odaya kadar geldiklerinde Kübra’nın soyunup pantolonunu ve bluzunu çıkarışını, iç çamaşırlarıyla kalışını büyülenmiş gibi izledi. Kübra göz temasını bozmadan onları da çıkardı ve tüm ihtişamıyla yatağa oturduktan sonra parmağını kıvırıp onu yanına çağırdı. Adam ayakkabılarını tekmeleyip bacağındaki kıyafetlerden kurtulduktan sonra gömleğini de çıkarıp bir kenara fırlattı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE