CELINA
Aceleyle odama döndüm. Hemen eşyalarımı toparlamaya başladım. Buradan gitmem gerekiyordu. Eğer burada kalırsam beni mavi ay sürüsüne vereceklerdi. Bu da ölümüm demekti.
Gerekli tüm eşyalarımı toparladıktan sonra bir valize doldurdum. Ardından hemen yola koyuldum.
Gözyaşlarım akarken Jenna ve Mia’yı düşündüm. Onlara haber vermeli miydim acaba? Bunlardan ne kadar haberleri vardı. Bunu bile bilmiyordum.
Ya arkadaşlarıma zorla söyletirlerse ya içlerinden birisi benim gideceğim yeri söylerse o zaman ne yapardım.
Belki de Jenna bir kurt adamdı. Bunu fark edememiştim. Hiç dikkat de etmemiştim. Tabii ya o kocaman ev sürü evi olmalıydı. Jenna bir kurt adamdı.
Peki ya Mia, ona zarar verirler miydi? Belki Mia bile kurt adamdı.
Yapmam gereken şey buradan kaçıp kurtulmaktı.
Buraya ilk geldiğimde indiğim otobüs terminaline gittim. Taksiden indiğimde gözyaşlarımı sildim. Her ne kadar Mia ve Jenna’yı özleyecek olsam da buradan gitmem gerekiyordu.
Otobüs biletimi aldım. İçeride ısıtıcı sobanın altında otururken üzerimdeki montu çıkarttım. Yan taraftaki sandalyeye koydum.
Daha sonra susadığımda valizimi de yanıma alıp otomata ilerledim. Otomata para koydum. Neyse ki paramı yutmadı. Bir tane su alıp yerime geri döndüğümde montumun çalındığını gördüm.
Derin bir nefesi sinir ile burnumdan verdim. Hemen montumu çaldıklarına inanamıyordum. Başka montum da yoktu. Bu yüzden valizden kalın bir hırka çıkarttım. Bunu kaybetmemem lazımdı. Başka beni soğuktan bir şeyim kalmamıştı.
Telefonum çalmaya başladı. Arayan Jenna’ydı. Telefonu tamamen kapattım. Onlara başka bir zaman veda edebileceğimi kendime söyleyerek telkinde bulundum.
Kısa sürede otobüs geldi ve bindim. Gene nereye gittiğimi bilmiyordum. Daha önce hiç gitmediğim bir yere vardığımda neredeyse akşam olmak üzereydi.
Hemen bir pansiyon bulmalıydım. Kalacak yeri hallettikten sonra iş bakmaya başlardım. Benim için hayat tekrar yeniden başlıyordu. Plan yapmaya başlamıştım bile.
Okulumun ne olacağını bilmiyordum. Şu anda tek derdim mavi ay sürüsünü geri dönmemek olduğu için kaçmaya odaklanmıştım. Kaçarsam kurtulacaktım.
Otobüsten indim. Tabelada downtown’a hoşgeldiniz yazıyordu. Demek burası downtown’dı. Buraya daha önce gelmemiştim.
Orada çalışan gişedeki memur’a bildiği bir pansiyon var mı diye sordum. Bana yakınlarda ki güvenilir bir yeri söyledi.
Valizimi oraya doğru sürükledim. Üzerimdeki hırkaya sarıldım. Akşama doğru iyice soğuk olmuştu. Montumu çaldıkları için içimden küfrettim. Donuyordum. Umarım mont işe yarardı yoksa boşuna çalmış olacaktı.
Pansiyona ilerledim. Pembe yazıyla tabelası olan pansiyona doğru gittim. Nefes nefes kalmıştım.
Dışarıdan gayet normal gözüküyordu. İçeri girdiğimde beyaz saçlı, gözünde ufacık gözlük olan tatlı bir yaşlı kadın beni karşıladı.
‘Merhaba, bir oda alabilir miyim?’ diye sordum. Yaşlı kadın, ‘ elbette. Pansiyonuma hoşgeldin’ dedi. Ardından bana anahtarları verdi. Ücretini ödedim ve anahtarları aldım.
Yaşlı kadına iyi akşamlar dileyerek odama çıktım. Odaya girdim. Tek kişilik yatak vardı. Oda pembe döşenmişti. Gayet temiz gözüküyordu.
Burada bir süre kalacaktım. Yatağa yüzüstü yatarken bundan sonra neler olacağını düşünmeye başladım.
Aklıma tekrar Jenna ve Mia gelirken duysallaştım. Onları şimdiden özlemiştim. Bu şekilde onlardan ayrılmak zor gelmişti.
Belki bir gün mavi ay sürüsünün alfası öldüğünde ve peşimi bıraktıklarında onların yanına dönebilirdim. Ama şimdi asla olmazdı.
Canımı bir kez zor kurtarmıştım. Bir daha o zindanlara düşmek istemiyordum.
Ertesi gün Downtown şehrini gezdim. Kendime uygun bir iş bulmaya çalıştım. Burası çok ufak bir kasabaydı. Bu yüzden dışarıdan olan kimselere pek iyi davranmıyorlardı.
Bir haftanın sonunda bile hala iş bulamadığımda pansiyonun içine oflayarak girdim. Pansiyon sahibi Holly, girişte oturduğu panelin arkasından gözlük çerçevesinin arkasından bana baktı.
‘Holly, bu kasabada ki insanlar neden böyle? Bir haftadır hangi kapıdan girersem gireyim bir türlü iş bulamadım’ dedim.
Holly gülerek ‘Böyle isyan ettiğine göre sanırım odanın parası eksik gelecek. En iyisi sana göre bir iş bulmak. Biliyorsun ki ben parayı severim’ dedi.
‘Çok acımasızsın Holly’ dedim. Holly paraya düşkündü. Çok kısa sürede bunu anlamıştım.
Omzunu silkti ve yanındaki telefon ahizesini kaldırıp birini aradı. Telefonu kapattıktan sonra ‘Kasabanın çıkışında ki bencilliğin hemen yanında Mac’in yerinde garsonluk yapman için iş ayarladım’ dedi.
‘Gerçekten mi Holly’ diyerek ona doğru koştum. Pembe allık sürdüğü yanaklarını sıktım. ‘Teşekkür ederim. Hayatımı kurtardın’ dedim.
Holly ile konuştan sonra odama çıkıp sırt üstü uzandım. Şimdi neler olacak diye kendime sordum. Bu sırada elim artık yerinde olmayan kolyeme gitti.
Kolyemi o odada kaybettiğimi buraya geldiğimin ilk gecesinde fark etmiştim. O kolye benim için çok değerliydi. Dünyalar ederdi.
O kolye annemden bana kalan tek şeydi. Ninem onu bana ilk verdiğinde içini açıp baktım. Annemin ufacık bir fotoğrafı vardı.
Daha sonra ben boşta kalan tarafına ninemin fotoğrafını koymuştum. Onlardan geriye bana tek kalan anı, hatıra, geçmiş her şey o kolyeydi.
İşte o kolye benim köklerimi temsil ediyordu. Bana dair ve bana ait tek şeydi. Bu yüzden benim için dünyalara değerdi.
O kolyeyi bir gün geri almam gerecekti.
Ertesi gün işe başlayacağım için o gece erkenden uyudum. Sabah Mac’in yerine gittiğimde sarışın bir kız beni kaşıladı. Buranın sahibi olan Mac şişko, kısa boylu bir adamdı.
Burada uzun süre kalmayacaktım. Biraz para biriktirip başka bir yere geçecektim. Daha iyi iş imkanı olan bir yer bulacaktım.
Bir kaç hafta sonra ilk önce Holly’den ve daha sonra da iş yerinde ki Mac’ten Christopher Theo Bariloche’nun bu hafta sonu resmi bir törenle evleneceğini söylediler.
Bu bana biraz garip hissettirmişti. Bu soyad Jenna’nın soyadıyla aynıydı. Yani muhtemelen abisi ya da kuzeni evleniyordu.
Bariloche soyadının buralara kadar uzandığını bilmiyordum. Demek ki önemli insanlardı. Bunu o zamanlar fark edememiştim.
Burada ki iş yeri arkadaşım Lily, sarı saçlarını savurdu ve uzun bacaklarını açıp ellerini beline koydu. Sonra bana ‘Haberleri duydun mu? Yakışıklı iş adamı evleniyor. Üstelik Samanta adında yönetici kuruldan birinin kızıylaymış. O şanslı kişi olmak isterdim’ dedi.
Lily, iç gerip hayaller kurar gibi daldı.
‘Bu tören nerede olacakmış biliyor musun?’ diye sordum.
‘Bariloche Malikanesinde olacakmış’ dedi. O anda kafamda çarklar dönmeye başladı. Daha önce orada kalan kolyemi tören kalabalığında alabilir miydim?
Belki bu sırada Jenna ve Mia’ya da veda edebilirdim.
Eminim beni anlayacaklardı. Tabi ne kadarını anlatabilirdim bilmiyordum ama en azından denerdim.
Onlarsız geçirdiğim şu bir ay gerçekten çok kötüydü. Onları özlüyordum. Okulumu özlüyordum.
Maalesef bu süreçte okulumu dondurmuştum. Tekrar gidebilir miyim bilmiyordum. En azından deneyecektim.
Lily, Christopher Theo Bariloche’un ne kadar harika bir vücuda sahip olduğundan, aşırı derece yakışıklı olduğundan, ayrıca sahip olduğu üst düzey zenginlikten bahsetmeye devam etti.
Adam’ı daha önce tanımıyordum. Sadece şu anda Jenna’nın abisi olduğunu tahmin ediyordum. Lily’nin anlattığına göre adam kraliyet ailesi gibi zengindi.
Jenna, bu zenginliğe sahip olmasına rağmen benle arkadaş olmuştu. Üstelik gayet normal bir hayat yaşıyordu.
Jenna gibi bir arkadaşa sahip olduğum için mutluydum. O zamanlar beni olduğum gibi seven tek kişiydi.
Şimdi ise yalnızdım.
Jenna’yı ve Mia’yı çok özlüyordum.
Belki tekrar oraya gitsem onları görsem sorun olmazdı. Uzaktan görmek bile bana yeterdi. Üstelik kolyemi de alabilirdim.
Tören sırasında gidersem kimse beni o kalabalıkta fark etmezdi. Bu şekilde bir taş ile iki kuş vurmuş olurdum.
Bunu detaylıca düşünmeye başladım. Malikaneye hangi saatte girmeliydim. Tören tam başladığında girmeliydim ki herkesin gözü gelin ve damatta iken bende istediğimi alırdım.
Törene gideceğim için uygun kıyafet lazımdı. Jenna’nın bana aldığı bordo renkli düz bir elbise vardı. Onu giyersem dikkat çekmezdim.
Her şeyi ayarladıktan sonra geriye sadece törene katılmak kalmıştı.