Melih ellerini iki yana açmış, yavaşça Behice’ye doğru ilerliyordu. Behice’nin titreyen ellerinde tuttuğu silah, Defne’ye doğrultulmuştu. Gözleri dolu doluydu, ama ifadesi hem öfke hem de büyük bir yıkım taşıyordu. Defne karşısında donakalmıştı, ne geri adım atabiliyor ne de bir şey söyleyebiliyordu. Melih’in sesi kısılmıştı ama yalvaran bir tonla konuşuyordu: “Behice... Ne olur dur. Sakin ol. Konuşabiliriz. Bak, silahı indir lütfen…” Behice’nin dudakları titredi, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ama parmakları hâlâ tetikteydi. O anın dehşeti içindeydi, gerçeğiyle, ihanetiyle ve geçmişin tüm yüküyle. Melih bir adım daha attı, sesi bu kez daha boğuk çıktı: “Yapma... o bizim kızımız. Kızımız Behice! Ne olur... Kendine gel… Ateş etme!” Defne'nin gözlerinden yaşlar akıyordu, an

