Tam on üç gün... Zamanın ruhu çekilmiş, geriye sadece o cihazın kulak tırmalayan monoton sesi kalmıştı. Zervan, o dev adam, bembeyaz çarşafların arasında bir heykel kadar hareketsiz ve solgun yatıyordu. Ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide, bir kurşunun açtığı derin karanlıktaydı. Bekir, alnını yoğun bakımın soğuk camına yaslamış, içeriye sanki bakışlarıyla can vermek istiyormuş gibi bakıyordu. "Ameliyattan çıktığında doktor 'kurşun tehlikeli yerde' demişti ama yaşıyor demişti yenge," dedi sesi titreyerek. "On üç gün oldu... Neden uyanmıyor?" Oturdum yerden, dizlerimdeki dermanı toplayarak kalktım ve yanına gittim. "Çok kan kaybetmiş dediler ya Bekir," dedim, kelimeler boğazıma dizilirken. "Vücudu yorgun düşmüştür." Bekir başını iki yana salladı. "Çok oldu ama yenge, ben onun bu kadar

