Günler su gibi akıp geçiyordu, bir şekilde hayatın o alışıldık ama her an kırılmaya müsait ritmine tutunmaya çalışıyorduk. Zervan iyileşmişti. Ben ise konakta kendime uğraşacak, zihnimi o karanlık dehlizlerden uzaklaştıracak meşgaleler arıyordum. Hükümran Ana, oğlunun toplandığını görünce Boran abi ile beraber İzmir’deki torunlarını ve diğer oğlu Zahir’i görmek için yola koyulmuşlardı. Bekir, o beklediğimiz ama duymaktan korktuğumuz haberi nihayet getirmişti. DNA sonuçları elimizdeydi; Mervan, cidden Şiyar’ın oğluydu. Bu gerçek, buz gibi bir tokat gibi çarpsa da benim için hiçbir şey ifade etmiyordu artık. Kızmıyordum, sinirlenmiyordum; sadece derin bir kabulleniş vardı içimde. Elimden bir şey gelene, o yılanların başını ezecek güce erişene kadar tüm bu duygularımı ruhumun en derinler

