Koşuyorum. Ne ardıma ne önüme bakmadan koşuyorum. Dur durak bilmeden, karanlık veya aydınlık demeden tek yaptığım koşmaktı. Nereye gittiğimi bilmeden, canımın ne kadar yanıp yanacağını umursamadan tek yaptığım öylece koşmaktı. Ciğerlerime o derin, huzurlu nefesi bir türlü çekemiyordum özgürce. Ruhum attığım her adımda tökezlerken, ayağımın takıldığı her yere de ruhumdan bir parçamı bırakıyordum. Biliyordum. Asla o düşen parçaları geri dönüp de toplayamayacaktım. Bu düşen parçalar kendimden verdiğim fedakarlıklarımdı çünkü. Her düşen bir parça; her sevdiğim biri için kendimden verdiğim ödündü. Kimin ne olduğunu, kendimi nasıl bir durumla karşı karşıya getirdiğimi biliyordum. Gayet de iyi biliyordum. Ama pişman değildim bundan. Hiçbir zaman da olmayacaktım. Çünkü söz konusu sevdiklerim o

