12.Bölüm

1740 Kelimeler
"Aşk, insanların bir şeyleri görmedikleri gibi görme ihtimalinin en yüksek olduğu durumdur." - Friedrich Nietzsche Aynalarla yüzleşmeye korkar olmuştum. Yansıyan görüntünün ben olduğuna inanamamıştım en son. O yüzden uzun bir süredir bakmama kararı aldım. Elimde kalemim önümde sayfaları açık ajandama tüm acılarımı akıtıyordum. Yazdıkça sanki içimde beni zehirleyen o karanlıktan kurtuluyordum adım adım. Yavaş yavaş hatırlamaya başlamıştım sonunda. Ufak ufak birleştirdiğim parçalarla en sonunda resmin tamamını göreceğime inanıyordum. Ben kendime , yapabileceğime inanmıştım. Dün Gediz’in söyledikleri zihnime sinsice sokulmaya başladığında hızlıca sıyrıldım düşüncelerimden. Hatırlamak , onun dediklerini tekrar tekrar zihnimde döndürmek istemiyordum. Bana deli yaftasını yapıştırmış, aklınca buradan çıkamayacağımı söylüyordu. İstediğini söyleyebilir, düşünebilir. Ben kendimi biliyordum. Hem bana inanan biri daha vardı. Aybars… Bana benden daha çok güvendiğini ne yapıp edip hissettiriyordu. Dün kapılıp gittiğim o siyah dalgalardan çekip çıkarmıştı beni. O korkunç anlar aklıma geldiğinde gözlerimi kapattım. O his… O korku hala bedenimde bir yerlerde geziniyordu usulca kendini unutturmadan. Fakat hemen ardından ona sarıldığımda tüm bu korkuların akıp gitmesi hissi sarıp sarmaladı kalbimi. Bir sarılmayla nasıl böyle güvende hissettiğime anlam veremiyordum. Ama olmuştu işte. Yüreğime ilmek ilmek işlemişti güveni,umudu… Dünün izlerinden sıyrılmak istercesine kafamı iki yana sallarken yazdıklarıma göz attım. Son yazdığım şeyi gözlerim tararken ne ara yazdığımı bile hatırlamamıştım. Aybars’a sarıldığımda hissettiklerimi bir bir anlatmışım resmen. Ben bunları aklımdan geçirdiğimi sanıyordum oysaki… Üstünü karalamak için kalemi harekete geçirdiğimde elim bir süre öylece kaldı üzerinde. Bunu kimse okumayacaktı biliyorum fakat içim de rahat etmeyecekti. Tam üzerini karalayarak kapatacağım sırada odanın kapısı yavaşça açıldı. Hızla elimdeki ajandanın kapağını kapatarak yastığımın altına koydum. Yattığım sedyede hafif oturur pozisyon almıştım. Gelen hasta bakıcıydı sanırım. Elinde ki yemek tepsisiyle bana doğru yaklaşırken yanında da Kağan hemşire girmişti. Yemeği getiren kişi önüme doğru tepsiyi koymak için duran aparatı çekti ve yemeği de üzerine bıraktı. Ona teşekkür ettikten sonra dışarı çıkmasıyla Kağan hemşire yanıma yaklaşıp gülümseyerek konuştu. -Evet sonunda normal gıdaya geçiyorsun Kardelen. Serum almana gerek yok artık. Dediği şeylerle kocaman gülümserken gözlerimin içinin parladığına yemin edebilirim. O da bu heyecanıma tanık olmuş olacak ki ufak bir kahkaha attı serumumu çıkarırken. -Demek sende benim gibi yemeğe düşkünsün. Valla aramızda kalsın ama… Serumla uğraşırken bir yandan da hafifçe bana doğru eğildi. Sesi sanki önemli bir sır veriyormuş gibi kısıktı. -Bu hafta sen bu yemekleri ye. Bak sana söz haftaya şu hastanenin karşısında ki meşhur dürümcüden ısmarlayacağım. Gözlerim heyecanla büyürken ikimizde sanki çok önemli ve gizli bir konudan bahsediyormuş gibiydik. Gerçi yemek hassas noktamdı. Can damarımdı… Önemliydi tabii ki de! -Yemin et. Bak söz verdin. -Söz söz. Ama bak kimse duymasın. Valla Aybars hoca parçalara ayırabilir beni. -Yok yok. Valla kimseye söylemem. Ne kadar canım çekiyor biliyor musun? Ne çeşit yemek bulursam yiyeceğim buradan çıkınca. Evet evet. Kesinlikle ilk işim bu olmalıydı. O kadar kararlıydım ki o da hayat memat meselesi olan bu konuda ciddiyetle bakıyordu. Kafasını onaylarcasına hızlı hızlı sallarken lafa girdi. -Çok zor gerçekten. Hastane yemeği tatsız tuzsuz bir şey. Şu ilk haftan bir geçsin… Elini göğsüne bende o iş dercesine vurarak devam etti. -Ben halledeceğim merak etme sen… -Tamamdır bak sana güveniyorum ona göre. Aniden açılan kapıya doğru yöneldi bakışlarımız. İkimizde sanki basılmışız gibi pörtlek gözlerle çatılmış kaşlarıyla bize bakan Aybars’a dönmüş bakıyorduk. Görende ne yapıyoruz sanacak Allah aşkına! -Hayırdır neyi halledeceksin Kağan? Kağan sertçe yutkunurken ben ise gözlerimi kırpıştırdım birkaç kez. Ne bu ciddiyet ya! Gerildim yattığım yerden. -Hiç. Valla hiç hocam. Öylesine konuşuyorduk. -Hı hı evet öylesine yani. Kağan yüzünü buruşturarak bana dönerken masumca sırıtarak baktım. Özür dilerim Kağancığım ama karşımda ki adam psikiyatrist olunca anca bu kadar yiyiyor benim bir yerlerim. -İnanmış gibi yapacağım şimdilik. Aybars hala ciddiyetle bakarken dediği şey üzerine Kağan biraz rahatlamıştı. Bir de işim var diyerek odadan tüyüp anında beni satmıştı. Öyle olsun Kağan. Hesaplaşırız elbet! -Nasılsın bugün? -Daha iyiyim. Sadece çok üşüyorum. Gerçekten anlam veremediğim şekilde üşüyordum. Ellerimi soğuktan hafif uyuşmuştu resmen. Ben öylece oturmuş pozisyonda sedyede yatarken onun kaşları hafifçe çatılmış yavaşça yanıma doğru adımlayarak karnımın üzerinde duran elimi elleri arasına almıştı. -Ellerin çok sıcakmış. Mırıldanarak söylediğim şey üzerine kaşları hafifçe havaya kalktı. -Benim ellerim sıcak değil senin ellerin anormal soğuk. Üşüyen bedenimi iyice battaniyeye gömerken yeterli gelmediğini anlamıştım. Gözleri kısılırken birkaç saniye düşündü. Ardından hızla cevap verdi. -Yemeğini yedikten sonra bir kan testi yapalım. Kansızlığın olabilir. Başımı onaylarcasına sallarken o da elinde ki dosyalarla sağımda kalan kahverengi koltuğa oturdu. Dirseğini koltuğun yanına dayarken elini de destekler gibi başına koymuştu. Elinde ki dosyaları incelerken bakışlarım ona düştü. Neden hala buradaydı ki? İnce battaniyeyi oturduğum yerde iyice üzerime çektim. -Sen gitmiyor musun? Sorduğum soruyla bakışlarını kağıtlardan çekerek bana yöneltti. -Yok moladayım. Anladığımı belirtircesine birkaç mırıltı çıkarken dudaklarımdan ,neden molasını burada geçirdiğini sorguluyordum içimden. Sesli sormaya cesaret edememiştim. Önümde ki yemeği yemek için bir elimi ince örtünün altından çıkarmam gerekiyordu. Çok fazla üşümeme rağmen elimi battaniyeden kurtardım. Kurtardım da titremesini hesaba katamamıştım. Önümde ki yemekle bakışırken kafamı daldırasım geliyordu içimden. Aybars’ın sesiyle kendime gelirken iç sesimle kavgama son verdim. -Bakışmaya devam mı edeceksiniz? Önümdeki yemeği işaret ederek sorduğu soru üzerine dudaklarım küçük ağlak bir çocuk gibi büküldü. Omuzlarım aşağı düşerken neredeyse ağlayacaktım gerçekten. Yemek yemek istiyordum ben yahu! Daha önemli ne olabilirdi ki? -Yok. Çok açım da… Çok üşüyorum ben ya. Derin bir nefes bırakırken gözleri titreyen ellerime kaydı. Dosyaları yanına bırakırken ayağa kalkarak yanıma geldi. Sorunu nasıl çözeceğini merak ediyordum. -Serum vermeyeceksin dimi? Korkarak sorduğum soru üzerine hafifçe güldüğünü gördüm. Gülebiliyormuş doktor beyimiz… -Korkma ayırmam yemeklerinle bir daha seni.   Dalga geçmesiyle gözlerimi devirirken o ise hemen yanıma oturdu. Ne yapacağını anlamaz gözlerle takip ederken merakla sordum. -Eee… Nasıl yiyeceğim ben yemeğimi? Büyük bir sorunmuş gibi söylemem üzerine kafasını hafifçe iki yana salladı. Eline aldığı paketten kaşığı çıkarırken gözleri kısaca bana değdi. -Ben yediririm. Kocaman açılan gözlerim ve büktüğüm dudaklarımla itiraz modum açılmıştı. -Bebeğin miyim ben ya?! İsyan edercesine çıkan ses tonum üzerine gözleri dudaklarıma kayarken hafifçe parmağıyla vurup paketli yemekleri açmaya devam etti. -Evet. Benim bebeğimsin. Söylediği şeyle bir anlık donarken sorduğum şeyin saçmalığıyla kendimi boğmak istedim. Hatta bu işlemi gerçekleştirmek adına gözlerim bir an serum ipini aramadı değil. Utanmıştım. Gerçekten utanmıştım. Arka dişlerimi birbirine bastırdım rezilliğimle. Keşke yer yarılsaydı da tam şuan bende içine girip kaybolsaydım. Aybars dediğini yeni fark etmiş olacak ki kısa bir an durdu ardından göz ucuyla bakışları bana döndü. -Ne kast ettiğimi anladın. Kıvrandırma beni açıklama yaptırmakla. Mırıldanarak söyledikleri üzerine gözlerimi devirdim. Anladık herhalde beyefendi. Tavırlara bak… Sonunda paketinden çıkardığı kaşığı çorba kasesine daldırdıktan sonra yemem için bana uzattı. Hafifçe öne doğru uzanıp çorbamı yedim. Sonunda midem yemek görmüştü. -Ay yemin ederim çok özlemişim yemek yemeyi. Mırıl mırıl konuşmam üzerin hafifçe gülerken elinde ki kaşık da sallandı hafifçe. Biraz yedikten sonra aklıma gelen şeyle hemen ona sordum. -Aybars… Ben bir şey hatırladım. -Bakışları beni bulurken tüm dikkatini anında bana verdi. -Benim bir kardeşim mi var? Adı Mert… Beklentiyle gözlerime bakarken yavaşça kafasını salladı. -Evet bir erkek kardeşin var. Mert. Üniversiteye gidiyor sanırım. Bende tam bilmiyorum onu. Şuan yurt dışındaymış. Yüz mimiklerimi dikkatle incelerken gözlerime yerleşen hayal kırıklığını görmüş olacak ki yönünü tamamen bana doğru çevirdi. -Neden üzüldün? Omzumu silktim. -Bilmem. Yani… Yurt dışında ya hani… Ama önemli olduğu içindir değil mi? Önemli olmasa burada olurdu. Ya da görüşmemize engel kalmayınca. Sorarcasına konuşmam üzerine dudaklarını birbirine bastırdı. -Öyle olmalı. Tek bulabildiğim mantıklı açıklamayı desteklemişti ama ne kadar sahici olduğu soru işaretiydi. -Peki diğerleri? Annem,babam ya da başka kardeşim var mı? Onlar neredeler ki? Umut ve heyecanla gözlerine bakarken önümde ki ufak masayı kenara çekerek iyice yanıma yaklaştı. Sıcak elleri arasına üşüyen ellerimi alırken ısıtmak istercesine ovuyordu. -Bak deniz kızı. Her şey umduğun gibi olmayabilir. Ya da istediğin gibi… Bambaşka bir şeyle de karşılaşabileceğini unutmamalısın. Çünkü senin ne yaşadığını biz bir yere kadar biliyoruz. Bir yerden sonra senin anıların başlayacak çünkü… Senin yaşadıkların, özel hayatın… Herkesin bildiği Kardelen bile olmayabilirsin. Anlıyorsun beni değil mi? Yavaşça kafamı sallarken birkaç damla yaş aktı gözlerimden istemsizce. Benim kendime itiraf etmeye korktuğum şeyleri yüzüme söyleyerek gerçeklerin acısıyla karşılaştırmıştı. Haklıydı. Ben beklediğim Kardelen olmayabilirdim. Ya da herkesin düşündüğünden bambaşka biri de olabilirdim. Buna ancak hatırladıkça ulaşabilirdim. Ve yine haklıydı ki bu yolda yine yalnızdım. Bir eli yüzümde ki yaşları silerken yumuşak ses tonuyla konuştu bu sefer. -Bunları ağlayıp,üzülmen için söylemediğimi biliyorsun. Sadece her şeye hazırlıklı olmanı istiyorum. Beklediğin gibi gitmeyebilirim bazı işler. O zaman pes etmeyip gerçeklerle mücadele ederek onları karşılayabildiğin kadar hoş karşılaman gerekiyor. Ama… Hafifçe bana yaklaşmasıyla gözlerimiz kesişti. Yeşilin daha da bir koyu rengini alan gözlerine odaklanırken orada kendimi hissettiğim yalnızlıktan kurtarmıştım. -Ama ne olursa olsun, ne hatırlarsan hatırla… Sen hep benim deniz kızım olacaksın. Biliyorsun değil mi? Söyledikleriyle hafifçe gülümsedim. En içimden,kalbimin en derinliklerinden gelecek kadar samimi bir gülümsemeydi bu… -Biliyorum. Dudaklarımdan ışıltıyla dökülen sözcük üzerine o da gülümsedi. Daha önce görmediğim kadar içtendi. İçimi ısıtacak kadar içten… Odaya sessizlik hakim olurken bakışlarını ne ben ne de o çekebiliyordu. Öylece birbirimize bakarken açılan lanet olasıca kapıyla kendimi geriye çektim. O da kafasını geriye doğru çekerken aramızda mesafe oluşmuştu. İçeriye giren Gediz’in yüzünde sırıtmaya benzer gülümsemesi Aybars’la benim aramda mekik dokurken silindi. Duruşu dikleşirken hala ona dönmeyen Aybars’la kapıyı kapatırken eş zamanlı olarak boğazını temizledi. Aybars en sonunda koyulaşan yeşil gözlerini benden çekerken hafifçe Gediz’e döndü. Ellerim hala elleri arasındayken çekmemesini diliyordum içimden. Gerçekten çok fazla üşüyordum ve o şuanda bana kalorifer görevi görüyordu sanki. Sanki iç sesimi duymuş gibi ellerini geri çekmeyerek ısıtmak için ovmaya devam etti. Gediz’in bakışları birkaç saniye oraya kayşada hemen kendisini toparlayarak ciddi ifadesine büründü. -Kan tahlili alacağız bugün onu haber verecektim sana. Aybars ise hafifçe kafasını salladı. -Ben de onu düşünüyordum az önce. Çok fazla üşüyor. Gediz’in de kaşları çatılırken birkaç saniye durdu. -Ters giden bir şeyler olabilir mi? Aybars’ın kaşları çatılmıştı şimdide. -Hayır. Sanmam. Ama biz yine de bir daha tüm tetkikleri yapalım. Gözden kaçırdığımız,atladığımız bir şeyler olmasın. Dedikleriyle başını onaylarcasına sallayan Gediz üzerine bakışları tekrar bana döndü. Derin bir nefes bıraktı. -Benim gitmem lazım şimdi. Ama uğrayacağım yine. Kağan’a söylerim birkaç tane daha örtü getirsin sana. Gitmesini nedenini bilmediğim bir şekilde istemezken yavaşça kafamı sallayarak onayladım. Ellerini ellerimden çekmesiyle alıştığım sıcaklığının boşluğuyla kaldım. Gözleri şefkatle bana bakıyordu. Gediz kapıyı açtığı sırada hızlıca avuç içime ufak bir öpücük kondurdu. Ben şaşkınca ona bakarken o ise gülmekle yetindi ve odadan dışarıya doğru adımladı. Benim de yüzümde gülümseme oluşurken baş parmağım öptüğü yeri turladı birkaç kez. Gözüm kapıya kaydığı sırada Gediz’le kesişirken onun görmediğini sanmıştım fakat yüzündeki ifadeye bakılırsa görmüştü. Soğuk bakan mavilikleri beni daha da üşütürken saniyelik bakışmamızı keserek odanın kapısını kapattı ve Aybars’la beraber ayrıldılar. Ben ise beni yiyip bitirmeye devam eden sorularım ve yenileri eklenen düşüncelerimle baş başa kalmayı umarken bu sefer öyle olmamıştı. Yüzümde ki salak sırıtmayla aklımda dolanan tek şey avuç içime kondurduğu ufak öpücüktü. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE