Berfe aşağı indiğinde Serhat çoktan hazırlanmış arabasını yola çıkarmıştı. O da acele ederek arabaya doğru ilerledi. Terastan kendine sinirle bakan Yavuz'u görmüyordu. Yavuz takip edip gittikleri yerlerde izlemeyi düşünse de dünden bu yana çok dikkat çektiği için yapamaz daha fazla şüphe çekemezdi. Ama diğer yandan kıskançlık ateşiyle yanıyordu.
Berfe binince Serhat arabayı hemen çalıştırdı ve Berfe'nin tarifine göre yola çıktılar. İlk önce Kasımiye Medresesi'ne gideceklerdi. Arabayı park edince kızın kapısını açmış, belinden tutup ilerletmiş böylece kıza yakın olmaya başlamıştı. Berfe kendini rahatsız hissetse ve birisi görecek korkusu yaşasa da yapabileceği bir şey yoktu. Oradaki gezileri bittikten sonra çarşıya gitmeyi düşünseler de ilk olarak Mardin kalesine gitmiş ve orada birer kahve içmişlerdi.
"Buradaki manzara gerçekten güzel. İyi ki beni getirmişsin."
"Ben de çok seviyorum burayı. Gerçi Mardin'in her köşesini severim ama bu töre ve cahillik yüzünden yaşanılan acı insanı bir tuhaf yapıyor."
"Her şehrin kaderi aynı olmuyor. Bazısı geri kalıyor, bazısı yenilikler var onlara uyum sağlayayım derken özünü unutuyor. Tıpkı insanlar gibi işte. Gerçi şehirlere de bunu yapan insan zaten."
"Ne denir ki çok doğru söylediniz."
"Berfe bana siz diye hitap etmesen mi ne bileyim arkadaş oluruz sanıyordum. Resmiyete gerek yok. Bak ben sana hep adınla sesleniyorum."
"Imm pekala Serhat. Kahven bitti mi istersen eve geçelim ya da çarşıya?"
"Bence çarşıya gidelim. Hem öğle oldu orada yemek yer sonra alışveriş yaparız olmaz mı?"
"Benim için fark etmez. Ama alışveriş yapmak istediğinden emin misin?"
Serhat onaylarcasına kafa sallayıp el hareketi ile hesabı istemişti. Berfe her ne kadar ödemek istese bile Serhat ona izin vermemişti.
Çarşı da gezerken neredeyse bütün mağazalara girmişlerdi. Serhat sürekli Berfe'ye bir şeyler almak istiyordu ve Berfe de ayıp olmaması için ona hediye alıyordu. Oldukça eğlenceli bir alışveriş olsa da kendilerine bakan gözler Serhat tarafından da fark edilince Berfe daha fazla stres olmuştu. Yine de devam edip o mağaza senin bu mağaza benim der gibi geziyorlardı. Sonunda durdukları zaman saat yediye geliyordu. Yorulup acıktıkları için Serhat'ın fikriyle bir restorana oturmuş sohbet ederek keyif içerisinde yemek yiyorlardı.
Onlar orada eğlenirken Yavuz tüm gün sinirle ortalıkta bomba gibi dolaştı. Her saat başı gelmelerini beklese bile akşam yemeği saati gelince bile ortada yoklardı. Misafirlere bir şey belli etmek istemedikleri için normal davranmaya çalışsalar bile Yavuz'un gergin hali hepsini tedirgin ediyordu.
"Ee Berfe, sen kaç yaşındasın?"
"On sekiz yaşındayım ben."
"Gerçekten çok küçüksün. Ama yaşına göre oldukça güzelsin bence birde daha doğalsın yaşıtlarına göre."
"Teşekkür ederim, çok incesin."
"Üniversite için sınava girdin mi peki? Yani okuyorsun değil mi?"
"Evet, sınava girdim ama üniversiteye gönderirler mi bilmiyorum. Çok gitmek istiyorum aslında."
"Bence gönderirler. Geri kafalı gibi de durmuyorlar. Mesela benim bildiğime göre burada başkası olsa seni benimle yalnız bir halde dışarı göndermezdi. Ömer bey gönderdiğine göre üniversite için de destek olacağına eminim. Peki hayalindeki bölüm ne ve puanın yeterli mi?"
"Aslında mimar olmak istiyorum. Puan olarak bir kaygım yok çünkü dereceye girdim ben. Ama Mardin dışındaki bir yere göndermezler bu yüzden yeterli."
"Vay güzel olduğun kadar zekisin de demek. Ayrıca meslektaş olacağız. Eğer takıldığın bir yer olursa sorarsın."
Bir süre daha havadan sudan konu bulup konuştular. Onlar yemeğe geleli neredeyse iki saat olmuştu. Bunu fark ettikleri zaman hesabı ödeyip arabaya bindiler. Berfe bu saate kadar dışarıda olduğu için kızarlarsa diye korkuyordu. Diğer yandan uzun zamandır bu kadar eğlenmemişti ve bu gezi başlarda istekli olmasa bile ona iyi gelmişti. Serhat kıza yakınlaşabildiği için oldukça mutluydu. Biraz daha birlikte zaman geçirip sonra evlenebiliriz diye hayallere dalmıştı.
Yavuz her geçen dakika daha sinirli ve gergin oluyordu. Terasta korkuluğa ellerini dayamış yolu izliyordu. Bir süre sonra araba göründü. Evin önüne park edince ilk olarak arabadan Serhat inmiş hızla kızın kapısına koşup kapıyı açınca kıza destek oldu ve dışarı çıkması için elini uzatıp onun ellerini tuttu. Bunları görmek adamı yeterince kıskançlığa sürüklerken bir de kızın beline kolunu sarması gözlerinden nerdeyse alev bile çıkarabilecek hale getirmişti. Kızın hala uzaklaşmaması acaba tüm gün böyle mi gezdiler sorusunu aklına getirmişti. Bu arada kızla göz göze geldi. Kız anlamış olacak ki adamdan uzaklaşmıştı. Ne oldu diye düşünürken kızın baktığı yerde Yavuz'u görmesiyle Serhat olayı anladı. Kuzeninden çekindi olabilir belki ona kızıyordur Yavuz diye düşünmüştü. Kız adamın gözlerinde gördüğü öfkeyle bir an ne yapacağını bilememişti. Hemen yanındaki adamdan uzaklaşmış daha fazla öfkelenirse gözlerinden ateş çıkar diye düşündü.
Terasta oturan ailelerin yanına gidip geldiklerini söylemişlerdi. Serhat orada oturmaya devam ederken kendi odaya çıkmıştı. Kız çantasını bırakır bırakmaz kapı sertçe açılmış ve içeri giren Yavuz tekrar çarparak kapatmıştı kapıyı. Çok hızlı adımlarla kızın yanına ulaşmış ve kolunu sıkarak bağırmaya başlamıştı.
"Sen beni katil mi etmek istiyorsun? Neydi o halleriniz? Hadi zorunda kalıp gittin gezmeye bu saate kadar ne halt ettin? Evde kocan olduğunu unuttun galiba sen? Dışarda millet neler der sen bilmez gibi nasıl davranırsın lan?"
"Be-ben kötü bir şey yapmadım. Şimdi kolumu bırakın lütfen acıyor."
"Sen dur daha çok acıyacak. Ben sana çok yüz verdim değil mi? Yaşın küçük diye iyi davrandım ama sen bunu kendi kendine yaptın. Artık o adamı bulamaz ve göremezsin."
"Sadece yemek yiyip gezdik başka bir şey olmadı. Bana inanın lütfen."
"Bundan sonra mutfakta yemek yiyip orada duracaksın. O Serhat şerefsizi de bir metre yakınına bile gelmeyecek anladın mı? Şimdi ben gelene kadar da hazır ol. Yerini bilip bana çocuk verme vaktin geldi." diyerek kızı yatağa doğru itti. Ama kız yatağa değil de yere düştü. Yine de kızı umursamadı ve girdiği gibi çıktı odadan.
Ne kadar bağırsa, kızsa da siniri bir türlü geçmiyordu. Her zaman iyi olup ona değer verirken karısı olduğunu da unutmuştu kız. Artık olması gerektiği gibi davranacaktı ona.
Berfe dünya başına yıkılmış altında kalmış gibi hissediyordu. Daha önce hiç kuma olduğunu yüzüne çarpmamıştı. Ayrıca dediklerine de inanmamış artık kendine kötü davranacaktı adam. Hatta şimdiden başlamıştı. İlk önce sıktığı kol mosmor olmuştu. Bu beyaz ve hassas teninin ona getirdiği bir şeydi. Ondan sonra da kendisini itip düşürmüş ama iyi mi diye bakmamıştı bile. Kalçası ve bacaklarının üst kısmı çok acıyordu. Acaba onlar da morardı mı, belki öyle görürse iğrenip bana dokunmaz diye geçirdi aklından. Bu sinirle adam onun vücuduna dokunsun istemiyordu. Hatta ya hamile kalırsam? Tecavüz bebeği sayılır mı acaba? İsteğim dışı olacak. Peki o zaman bütün sevgimi o bebeğe verecek kadar güçlü müyüm düşüncesi aklında gezinip duruyordu. Korkudan düştüğü yerden bile kalkamamış öylece oturmaya devam ediyordu.
******18******(olumsuz içerik)
Kıza daha fazla zarar vermemek için odadan çıksa da hala sakinleşememişti. Tekrar odaya döndüğünde kızın hala yerde oturduğunu gördü. Yine kolunu tutup kaldırdı ve sertçe öpmeye başladı. Sinirini dudaklarından çıkarıyor ısırıp duruyordu. Üstelik kızın karşılık verme gibi bir niyeti olmadığını anlayınca çok daha fazla vahşileşti ve üzerindeki üstü tek hamlede parçaladı. Bu kızın daha çok gözyaşı dökmesine sebep olmuştu. Ama adam umursamadan işine devam etti. Her geçen saniye içindeki volkan büyüyordu ve daha sert davranmasına sebep oluyordu. Kızın vücudunu sertçe dolandı. Geçtiği her yeri emip ısırıyor adeta kendi izlerini bırakıyordu. Sanki bu izler kimin karısı olduğunu belirtir gibiydi onun için. Sona geldiğinde kızın içine sertçe girdi. Bu kıza aşırı fazla acı vermişti. Kız hala dapdardı ve birden içine girilmesi nefesini kesmişti. Adam bunu da umursamayarak devam etti. Sanki gözüne perde inmişti başka bir şey düşünmüyordu. Git gellerini iyice hızlandırdı ve kızın içine boşaldı. Kız sonunda kurtuldum diye sevinse bile adam kendini kızın üzerine bırakmış biraz soluklanıp boynuna ve göğüsleri üzerine iz bırakmaya devam ediyordu. Kızın ağlaması iyice şiddetlenmişti. Bu yaptıkları canını yakıyordu. Kasıklarını sanki bıçak kesilir gibi hissediyordu. Ama adam dokunuşlarıyla tekrar tahrik oldu ve yine birden içine girdi. Bu gece bir sonun gelmeyeceğini düşünmeye başlamıştı kız. Öyle de oldu. Adam hep değişik pozisyonlara sokmuş ona sahip oluyordu. Kızın ağlamaktan sesi kesilip neredeyse bayılacak noktaya gelmişti. Ama daha kötü bir şey olmuştu. Kan gelmeye başlamıştı kasıklarından. Çok şiddetli bir acı hissediyordu. Midesi de bulanmaya başlamıştı. Birden kusmaya başladığında adam içinden çıkmış ve geri çekilmişti. Kız kusmaya devam etse de kalbini değil mantığını dinlemiş ve
"Bir kadınlık görevini yerine getirecek beni memnun edecektin bunu bile sen yapamadın. Şu hâline bak. Gidiyorum ben" diyip üzerini giyindi ve kendini odadan dışarı attı.
*******
Kalbi kızın yanında olmak istese de şuan bunu yapabilecek gibi hissetmiyor hala öfkesi taze duruyordu. Bunun sert olduğu için normal olacağını düşündü. Yine de merak etmiyor değildi.
Berfe kusması bitince kendini biraz zorladı ve üzerine bir şeyler giyindi. Bu kan gelmesi onu korkutmuştu. Üstelik inanılmaz derecede canı yanıyordu. En yakın odada olan Hakan'ın odasına bin bir zorlukla vardı. Kapıyı tıklattı ve adamın açmasını bekledi. Bu saatte ona gelmiş olan Berfe'yi görünce şoka girdi. Ama kızın berbat halde olmasıyla hızla kendine geldi. Serhat ile dışarı çıkması üzerine Yavuz'un kızacağını düşünmüş olsa bile kızı böyle kötü yapacağını hiç düşünmemişti.
" Hakan sana anlatamam ama beni hastaneye götürmen gerek. Götürür müsün?"
"Tamam Berfe sen sakin ol hemen ben arabanın anahtarını alıp geliyorum sen beni bekle."
Hızlıca cüzdanını ve anahtarını aldı. Kızın merdivenlerden inemeyeceği çok açıktı. Hemen onu kucakladı ve inmeye başladı. Kızın acı çektiğini belli eden inlemeleri daha da hızlanmasını sağladı. Arabanın kapısını açıp kızı yerleştirdi ve kendi de şoför koltuğuna binip en yakın hastaneye doğru sürmeye başladı kızın kanaması olduğunu anlamıştı. Bu yüzden bilincini kaybetmesin diye onu konuşturmaya çalışıyordu. Hastaneye ulaştıklarında sedye ve doktor çağırıp kızı kucakladı ve gelen sedyeye koydu. Acil müdahaleye alınan kızı beklerken volta atıp duruyordu. Ne olduğunu deli gibi merak etse de içeriden kimse gelip bir şey söylememişti.
Kızın vücudundaki morluklardan dolayı ya saldırıya uğradı ya da erken yaşta evlendirilip eziyet gören bir kız diye düşünüp ona üzülüyorlardı. Bir tarafta doktor muayene ederken diğer tarafta hemşireler pansuman yapıp ona krem sürüyorlardı. Hamile olduğunu anlayıp kanamayı durduramayan acil servisin doktoru kadın doğum uzmanı çağrılmasını ve ameliyathanenin hazır olmasını söylemişti. Bunu bildirmek için dışarı çıkan hemşirenin yanına gelmişti hemen.
"Hemşire hanım Berfe'nin durumu nasıl kimse bir şey söylemedi. "
"Eşiniz hamile beyefendi ama kanama bir türlü durmadı. Şimdi ameliyata alacağız."
"Hamile mi? Nasıl ya?"
"Sanırım bilmiyordunuz. Neyse şimdi gitmem gerek."
Giden hemşirenin arkasından biraz bakakalmıştı. Hangi ara bu kız hamile kaldı uzun zamandır yanında yatmıyor Yavuz şimdi birlikte olsalar bile böyle çabuk olur mu diye düşünüp durdu. Ama daha önemli olan şey kızın sağlığı idi. Berfe ameliyata alınınca evdekilere haber vermek aklına geldi. Akın'ı aradı ve olayları anlattı. Saat oldukça geçti. Hatta neredeyse güneş doğacaktı. Şimdi gelmeseniz de olur sabah herkes kalkıp normal bir saat olunca söylersin ben zaten buradayım demişti Akın'a. Yine de Akın dayanamamış arabaya atlayıp hastaneye gelmişti. Danışmaya sorup yerlerini öğrenmişti. Zaten o geldikten bir on dakika sonra da kızın ameliyatı bitmiş odaya alınmak üzere çıkarılmış götürülüyordu. Çıkan doktorun yanına hızla ulaştılar.
"Durumları nasıl doktor hanım iyiler mi?" ilk Hakan konuştuğu için doktor da hemşire gibi onu eşi zannetmişti.
"Merak etmeyin. Şimdilik kötü bir şey yok. Üçü de iyi sayılır."
"Üçü derken anlamadım?"
"Pardon söylemeyi unutmuşum. Berfe hanım ikizlere hamile. Kanamayı zor da olsa durdurduk. Ama düşük riski çok fazla var. En az bir ay sadece yatmalı ve çok iyi beslenmeli. Şuan ikizler bir ayı doldurmuşlar. En az üç aylık olduğunda risk azalır. Bu zamanlarda çok dikkatli olmalısınız. Ayrıca kanında bir zehirle daha doğrusu eski bir otla zehirlenme bulgusu gördük kan renginden dolayı. Biz ameliyattayken inceleme yapıldı. Bu ot hamile kalmayı engeller hatta uzun zaman kullanılırsa tamamen kısır bile bırakabilir. Ama hamile iken kullandığı için Berfe hanımda sadece kana zehir karıştırmış. Neyse ki çok uzun zaman olmamış ki tehlikede değil. Artık daha dikkatli olmalısınız." diyerek iki adamı yalnız bıraktı.
Biraz zehirleyen kim olabilir diye konuşup Berfe'nin odasına gitmeye başladılar. Aslında ikisi de içten içe Esma'nın yaptığını bilse bile söylemedi. Hatta Hakan neredeyse emindi. Çünkü ondan başka Berfe'yi sevmeyen yoktu konakta. Bebeklerinin olmaması planı başarısız olsa da bu dönemde kendisi her zaman Berfe'nin yanında olacak ve onu iyileştirecekti. Kadınların böyle bir olaya kayıtsız kalamayacağını biliyordu En azından Berfe benim olabilir. Destek olmalı ve onunla ilgilenmeliyim diye düşündü. Belki de işe yarardı kim bilir?
Kız hala uyuduğu için onlarda yanda bulunan koltuğa oturdular. Gün çoktan doğmuştu. Biraz bekleyince Akın'ı eve haber vermesi için gönderdi ve kızın yanına oturup saçlarını ve yüzünü de okşamaya başladı.
Sabaha karşı Yavuz odaya çıkmıştı ama karısı odada yoktu. Bu saatte nerde bu kız diye düşündü. Aklına sürekli kız sanki Serhat'ın odasına gitmişte kendi açtığı yaraları iyileştirmesini istemiş gibi görüntüler gelip duruyordu. İçten içe Berfe'nin suçsuz olduğunu bilse bile geri adım atmıyordu mantığı. Pişman olmamış değildi ama ne yapacağını da bilemiyordu. Bir süre sonra derin bir uykuya daldı.