-3.Bölüm-

2341 Kelimeler
Hasret ana hastaneden geldikten sonra yorgun argın kendini odasına attı. Güç aldığı solukları rahat bir nefes alıp vermeye dönüştüğünde gözleri uykuya kapandı. Nare akşam yemeği hazırlığı için dayısının kızlarına yardım ederken annesinin geldiğini duyduğunda işini bırakıp odasına geçti. Sabah uyandığında yine annesinin boş yatağı ile karşılaşmıştı. Nereye neden gittiğini bilmediğinden merakla annesinin yanına koştu. Onun uykuda olduğunu görünce sessiz olmaya çalışsa da annesi gözlerini hafifçe araladı. “Anne, nereye gittiniz? İyi misin?” diye sordu onun halinden endişe duyarak. Ela gözleri hemen kedere bulanmıştı. Annesini hasta görmek onu üzüyordu. “Hamza dayın hastaneye götürdü beni, illa gidelim belki iyi olursun dedi.” Nare’yi bir umut bürüdü, annesinin öleceğini bilmeden buradaki doktorların iyileştirmesi için bir şeyler yapabileceğini düşündü. “Eee ne dediler? İyi olacaksın değil mi?” Hasret ana başını aşağı yukarı salladı “İlaç verdiler, ağrılarım geçecekmiş.” Diye yalan söyledi. Hasret ana bir gün söyleyecekti kızına ama daha vakti vardı. Yataktan doğrulmak için elini kaldırdı, Nare kavrayıp annesini yavaşça çekti. “Biraz daha dinlenseydin.” Hasret ana elleriyle yüzünü sıvazlayıp “Dur hele, seninle konuşacağım.” Dedi. Nare merakla onun gözlerine bakarken “Hamza dayın bir niyetinden bahsetti bugün,” dedi. Nare’nin tepkisini ölçmek düşüncesini öğrenmek için gözlerini milim milim kızının yüzünde gezdirdi. “Halayda Devran’la yan yana gelince pek yakıştırmış sizi, sadece dayın olsa iyi düğüne gelen herkesin dilindesiniz.” Annesinin gözlerinin içi parlarken Nare başını sağa sola salladı. “Olmaz.” Deyince parlaklık anında söndü. “Niye olmaz Nare?” dedi kısık bir sesle. Nare başını yere eğdi, ne diyecekti annesine? “Ben, beğenmedim. Çok, çok katı biri.” Hasret tek sebebin bu olmasını isterdi ama değildi, bilirdi. Onun elini tutup gülmeye kendini zorlayarak “Annesine, Zêrgül yengeme çekmiş, bakma katı durduklarına, yumuşak kalpleri vardır, tanırım.” Diyerek fikrini değiştirmesi biraz yumuşaması için asıl olanı söyledi. Nare annesinin bu işe olur gözle bakmasına şaşırdı. “Olmaz anne, ben Ağrı’yı seviyorum, buralarda yapamam.” Hasret ana daha ciddi baktı kızının gözlerinin için “Nare, güzel gözlü, güzel yüzlü kızım amcanın oğlu Yusuf seni ister, bilirsin. Şimdiye kadar sus çektik ama” deyip durdu. Ana kız birbirlerine bakıyorlardı “Daha önce istemem demiştin, hala istemez misin Yusuf’u?” diye yeniden sordu. Nare bir an bile düşünmedi, Yusuf’la evlenmektense hiç evlenmemeyi yeğlerdi. “İstemem.” Hasret gülümsedi, “Bende ona varmanı istemem zaten. Ağrı’yı seversin ama seni oradan birine versem Yusuf huzur vermez Nare. Ne delidir bilirsin, akıl kesmez neler yapacağını. Benimde gücüm seni korumaya yetmez. Hele baban öldükten sonra iyice hiç yerine koyuyorlar bizi, dinlemezler. Azıcık huzurumuzda huzursuz oluruz kızım, yaşadığının kalanı zindan mı olsun?” Nare yutkundu, “Belki evleneceğim adam korur, niye böyle düşünüyorsun?” diye sordu. Annesi onun inandığı gerçeği yok etmenin acısıyla burukça baktı kızına, “Senin istediğin Yusuf’a yeter mi sanırsın Nare?” diye sorunca yanakları utançla kızardı. Hiç dememişti annesine ama oydu ki biliyordu Cemal’i. Ne söyleyeceğini düşünürken annesi ondan önce davrandı. “Ne malıyla mülküyle ne de bileğiyle yetmez kızım, yetmez. Düştüğün sevda kara bataklık gibi seni içine çekmekten başka işe yaramaz.” Doğruydu, Cemal’in geçimlerini sağlayacak çok gücü yoktu. Ama bu hayatta her şey para mı demekti, güzel evler, içine döşenen eşyalar, her şey dört dörtlük mü olmalıydı? Azla da geçinebilirdi, sevda mutlu olmaya yetmez miydi? İlla ki çok para olması mı gerekti? “Her şey para değil ki anne.” “Değil. Doğru söyledin. Ama parasızda hiçbir şey olmaz ki kızım. Evi yok, ev almaya güçleri de yok, kiraya çıksanız, günde 3 öğün yemek, çuluydu çaputuydu yetmez, anasının evinde kalsanız pek bir huysuzdur, geçinecek olsanız bile düzeninizi bozar. Öteden baksan da böyle, beriden baksan da böyle. Birde Yusuf var. Ben senin neler yaşayacağını bile bile göz göre göre nasıl vereyim Nare? Bu dünyada iki emanetim var, bir canım bir de sen.” Nare annesi gibi düşünmüyordu, tecrübesizliğin verdiği bir saflık vardı genç kızda. Ona göre hayal ettiği tüm düşler gerçek olabilirdi. Anlaşamayacağı insan, kendini sevdiremeyeceği kişi yoktu. Çünkü birinden kötülük görmek için kötü davranması gerekirdi. Nare kimseye kötülük etmezdi ki annesinin dediği gibi tüm kötü şeyler başına gelsindi. O insanları sever iyi davranırsa Nare’de sevilirdi. Çocukluğuna gizlenmiş olumsuz hatıraları öyle çoktu ki; Nare bilmeden her şeyin, herkesin çok iyi olduğu bir hayatı düşleyerek yaşadıklarının kötü yanlarını yok sayıp sıyrılarak, yaşamaya devam etmişti. Yoksa insanların acımasızlığını iyi biliyordu. Nare annesine ben ille de Cemal ile evleneceğim diyemedi. Büyüğüne karşı ayıptı bir kere, nasıl desindi? Başını eğdi kara kara düşündü. Annesi “Devran her şeyiyle sana münasip, seni de beğenmiş belli. Daha tanımadan istemem deyip atma! Tanımaya çalış, yüzüne alıcı gözle bir bak, boyu posu yerinde şah gibi oğlan!” dedi. Nare sandı ki Devran da yana yakıla kendini istiyor. Büyüklerin oyununun içine düştüğünden habersizdi. “Hemen yarın everecek değiliz ya sizi. Hemen hayır dersen dayınlar ne düşünür? Ayıp olur.” Hasret ana kızına Devran’ı sevdirmeye çalışıp aklına girerken Hamza da oğluna bu işin kaçarı yok diyordu, ille de Nare, ille de Nare. Yemeğe geçilecekken Nare bu işi başlamadan bitirmeye niyetlendi. Halayda yan yana gelindi diye evlilik lafı ortaya çıktıysa gerçekleşmesi de bir o kadar hızlı olurdu. Annesine tuvalete gittiğini söyleyip kimseye görünmeden Hamza dayısının daire tarafına geçti, orada da yemek telaşı vardı ya Devran’ı nerede bulacağını bilmezken onun bir kapıdan içeri girdiğini gördü. Gördüğü gibi de sessizce peşinden gitti. Ona kendisini istemediğini bizzat söyleyecekti, kapıyı çaldı beklemeden açtı. Her zamanki halinden daha kızgın bakan Devran, onun az uzağında ise Ariya vardı, hem de hiç uygun olmayan bir halde. Nare oraya neden geldiğini unuttu. Yanakları kızarırken ağzı açık bir Devran’a bir de Ariya’ya baktı. Bir şey söyleyemeden kapıyı çekip kapattı ve geldiği gibi görünmeden gitmek için adımladı. Tam o anda Devran’ın telefonu çaldı. İclal arıyordu. Devran Nare’nin yanlış anladığını biliyordu, kendisi de daha yeni girmişti ki odaya neler olduğunu bilmiyordu. Ancak Ariya’nın niyeti açıktı. Ona tamamen arkasını dönüp “Giyin hemen!” diyerek ters ters konuştu. Ariya zaten korkudan ölecekti. Ne ummuştu ne bulmuştu. İçinden kendine kızarken hızla üzerini giyindi. Sessizce Devran’ın yanından çekip gitmeyi düşünürken Devran onun kolunu tuttu, kendine döndürdü. Buna yeltenmesin diye “Bir daha!” dedi, “Seni bu tarafta yalnız görürsem, gırtlağını keserim!” Ariya neredeyse Devran’ın boyuna denkti. Gözlerinden anlıyordu ki yapardı, gerçekten boğazını keserdi. Ama ona boyun eğecekte değildi. “Kolaysa şimdi kes o zaman!” Sözleriyle Devran elini kaldırmış ona tokat atacakken kendini ondan uzağa, geriye çekti. “Bizim taraf doluydu, lazım oldu ki buraya geldim, sorup öğrenmeden el kaldırıyorsun bir de! Ağalık bu mu?” diyerek üste çıkmaya çalıştı. “Odama gelmişsin izinsiz, habersiz, yanında ne kardeşim var ne senin kardeşlerin, birde yarı çıplak olmuşsun yaptığın normalmiş gibi bir de lafla üste çıkmaya çalışma!” Devran hiçbir yere oturtamıyordu bu durumu. Başka şeylere yormak istedi de neye yoracaktı ki? Ariya korkusunu üzerinden çabucak atıp aynı onun gibi delişmen bir öfkeyle kaplanmış bakışlarıyla “Şimdi şurada çığlığı bassam, üzerine kalırım Devran ağa!” dedi. Onu iyice kızdırdığını bilirken “Üste çıkacak olsam böyle çıkarım. Bir daha beni tehdit edecek olursan boğazımı kesmiş olduğundan emin ol!” diye başka bir tehdit savurdu. Devran amca kızını tanırdı tanımasına da ilk kez böyle bir halde ve durumda karşı karşıya geliyorlardı. “Bak sen!” dedi başını eğip. Hem öfkeli hem şaşkın onun bu sözleri söyleyebildiğine hayretler içindeydi. Napsaydı pataklasa mıydı bu kızı? Eli kolu bağlı sinirden delirirken Ariya beklemeden odadan çıktı. Nare birilerine söylemeden onu bulmalı ve susturmalıydı ***** Devran 29 kardeşi Afran ise 25 yaşındaydı. Devran’la kardeş olmalarına rağmen çok benzemezlerdi birbirlerine ve Afran daha yakışıklı eli yüzü temiz genç adamdı. Devran’da… Devran, Devran’dı işte, bakışı farklı duruşu farklı yağız, boylu posu göz alan civan gibi bir adamdı. Hırsla tutuşmuş bir sevda ki; Ariya gözlerini Afran’dan alamadı. Çünkü Afran Devran’ın aksine daha yumuşak bir mizaca sahip herkesin hemen kanının ısındığı biriydi. İnsanların ilk baktığı aslında Devran olurdu ama Ariya ve Devran aynı sert tabiata, tavra sahipti. Birinin gözleri, birinin sesi titretirdi ortalığı, gereğinde ise kafa kafaya gelebilirlerdi. Tıpkı şu an olduğu gibi. Devran amca kızının neler yapabileceğini anlamak için sözlerine cevap vermedi, yoksa Ariya çığlığı basacak ve üzerine kalacaktı öyle mi? İmkanı yoktu işte bunun, üzerine kalması için Ariya’nın odasına girmesi gerekti ama şu an kız kendi odasındaydı. Odalarında. Ve anlamıştı ki Ariya’nın niyeti kendisi değildi, kardeşi Afran’a yazıldığını anladı. Bakışları diyordu bir kere, Ariya kendine öyle sevgiyle bakmıyordu. Kapıdan ilk girdiğindeki korkusu ise diğer deliliydi. Afran için bile olacaksa istemedi Devran, Ariya ne hasettir iyi bilirdi. Kız kardeşleri şu halde ondan çektiklerini anlatırken birde yengeleri olacaktı, öyle mi? Kardeşinin gençliğini sömürürdü Ariya, Afran’ı yoklamalı, eğer ki gönlü yoksa dikkatli olması için uyarmalıydı. Bugün odada soyunan kim bilir yarın ne yapardı? Ne cesaret dedi kendi kendine, ne cesaret? Ariya odadan çıkıp giderken cebinde sessizce titreyen telefon sonunda sustu. Ariya’nın derdini anlamıştı ama Nare, birde o vardı. Nare ne diye gelmişti ki; ve gördüklerini anlatırsa konakta hiç yakışık kalmayacak konuşmalar dönmeye başlayacaktı. Daha babasının Nare ısrarına sus çekememişti. Devran derin bir nefes aldı. Şimdi Nare’nin yanına gitse yanlış anlaşılırdı. O yüzden kapıyı kapattı, bununla ilgili bir konuşma geçerse o zaman düzeltir çaresine bakardı. Kendini arayan sevdiğine döndü. Ariya mutfaktakilere görünmeden kendi dairelerinin olduğu yere geçerken bir gözü etrafı kolaçan ediyordu. Hızlı adımlarını kıvrakça attı, Nare’yi odanın kapısını kapatırken gördü. Tek istediği gözünü Nare’den alamayan Afran’ın ilgisini çekmekti. Nare’ye baktığı gibi baksın istedi Afran kendine. Şimdiye kadar bakışıyla dikkatini çekip kandıramadıysa başka türlü gözüne girmeliyim diye düşündü. Düşündüğüyle odaya girip üstündeki bluzunu çıkardı, bir sütyeniyle kalmıştı. Hasret halasının içeride olmadığını biliyordu akşam yemeği için salona geçmişti, beklemeden kapıyı açacak olduğunda kulağına dolan konuşmalarla açmaktan vazgeçti. Nare’nin sevdiği ile konuştuğunu anlamıştı. Çok özledimler, seni seviyorumlu cümleleri ardı arkasına duyarken ne zaman döneceklerini bilmediğinden söz etti. Kapıyı dinlemeye devam ederken Nare telefonu kapattığında Ariya bir adım geriye gidip onun çıkmasını bekledi. Ve hala kızı çıktığında yanakları al al olmuş bir haldeydi. Artık kulakları ne duyduysa kızarmıştı genç kız. Ariya daha az önce yarı çıplak bir erkeğin odasında basılmamış gibi gururlu ifadesi ve yüzsüzlüğüyle ona üstten üstten baktı. Nare’nin gülen yüzü ciddi bir hal alırken “Niye geldin?” diye sordu. “Gördüğünü yanlış anlama diye geldim. Odaya girdiğinle çıktığın bir olunca diyemedim bir şey.” “Gözlerim bozuk değil, aklım fikrim de yerinde, orada ne olduğu açıktı!” Ariya kindar bakışlarını onun üzerinde gezdirip “Berfin’lerin yanına gitmiştim, sırtım kaşınınca içime böcek girdi sandım ondan en yakın odaya girip üstümü çıkarıp baktım, senden hemen önce Devran ağa geldi, birkaç saniye içinde oldu zaten her şey, ne anladın bana da anlat?” diye tehditvari sesiyle sordu. O odaya Afran girmiş olsaydı da bahanesi hazırdı, Afran’a söyleyeceğini Nare’ye dedi. Devran’a da derdi ya bir an korkuyla unutmuştu genç kız. Daha yeni aklı başına geliyordu. Nare bir düşündü, kapıyı açtığında Ariya’nın bakışlarında korku duruyordu. Yine de ona inanmak içinden gelmiyordu. “Devran ağa ile aranızda ne olduğu umurumda değil!” “Aramızda bir şey yok zaten! Olamazda! Bir şeyler olmuş olsaydı herkesin ayakta olduğu vakit buluşacak kadar salak olmazdık değil mi?” Bu da mantıklı geldi bir yerde Nare’ye, belki gerçekten de dediği gibi olmuştu ancak Ariya’ya güvenmiyordu. Sorgu sual bakışlarını fark eden Ariya üste çıkmaya çalışarak “Hem sen niye geldin Devran ağanın odasına?” diye sordu. Nare ona gerçek sebebini söylemeyecekti, bu kızın ne yapacağı asla belli olmazdı. “Annemi bugün hastaneye götürmüş, onu soracaktım.” Diye yalan söyledi. Başka nasıl bir ilişki kurabilirdi ki? “Annene de sorabilirdin.” Nare kendine inanmayışına şaşırmadı çünkü hiçbir zaman iyi bir yalancı olamamıştı. Mutlaka açık verirdi. O yüzden onun gibi üste çıkmaya çalıştı. “İcap etti ki sormaya gittim, annem ben üzülmeyeyim diye gerçeği söylemez!” Ariya onun sakin tabiatının altındaki hırçınlığa bıyık altı gülümsedi, “Öyle olsun!” dedi bilmiş edasıyla. İkisine de Meryem uzaktan seslendi, “Ariya abla neredesin yemek yiyeceğiz! Nare’de yok!” onun gelişiyle kapattı her ikisi de konuyu sessizce yemeğe geçtiler. Sofralar çoktan kalkmış akşam vakti çay içilecekken Hamza ağa çay içmek için kendi dairelerine davet onları. Kızlardan, oğlanlardan hiçbiri gitmezdi, belli ki büyükleri ilgilendiren mevzular konuşulacaktı. Hasret ana da hali olmasa da onlarla birlikte gitti. Nare, Ariya’yı görmek istemediğinden odasına çekildi. Az zaman sonra odasının kapısı çalındı, Berfin ve Hatice geldi. Allah biliyor ya Nare onları Hayri amcasının kızlarından daha çok sevmişti. Meryem neyse de Ariya tam bir felaketti. Onun olduğu yerde her an her şey dönebilirdi. Berfin ve Hatice’nin yüzünde bir gülümseme kıkırdayarak odaya girdiler. Nare onların sevinciyle gülümseyip “Ne bu neşe?” diye sordu. Berfin tam ağzını açmışken Hatice onu dürttü. “Boş boş gülüyor işte.” Dedi, Çünkü Hatice Berfin kadar sevinmemişti duyduklarına. Karşılıklı yataklara oturmuş konuşurlarken laf ondan ona ondan ona geçti. Berfin içindekini tutamayıp “Nare bizim evde ne konuşurlar bilir misin?” diye sordu. Hatice Berfin’i yeniden dürterken genç kız bu kez ablasını dinlemedi. “Devran abimle senin düğününü konuşuyorlar.” Nare annesinden işittiklerinden sonra tüm aile büyüklerinin arasında bunun konuşulduğunu duyunca işin ne kadar ciddi olduğunu anladı. “Kopasıca çeneni tutamadın! Daha ortada karar yok!” Hatice kardeşine kızadursun Nare donmuş gözlerle Berfin’e bakıyordu. “Aaa sen sevinmedin! Demek ki gönlün yok! Hasret halam niye gönlü var dedi o zaman!” Nare şok üstüne şok yaşarken Hatice’nin lafları Berfin’i susturmaya yetmiyordu. Küçüktü daha saftı Berfin ya böyle konuların lönk diye söylenmeyeceğini bilmezdi. Nare susup kalırken kurtuluşu için sebepler arıyordu. İlk aklına geleni söyledi. “Olmaz!” diye haykırarak karşı çıktı. “Ben bugün Ariya ve Devran’ı gördüm!” dedi onları inandırmaya çalışarak. Hatice ona dikkatle baktı “Devran abim! Ariya! Dünya tersine dönse imkanı yok!” dedi. Nare onun neden bu kadar kat’î konuştuğunu bilmeyerek “Neden?” diye sordu. “Devran abim ondan nefret eder, Ariya desen.” Deyip sustu. Kararsız kaldı söylemekte Hatice ama Berfin yine dilini tutamadı. “Afran abime yanık, hem de baya sevdalı!” “Berfin!” diye kızsa da ablası Nare duyacağını duymuştu. Tüm büyükler bir olmuş Devran’la evlenmesi için konuşuyorlardı. Belki içlerinden bazıları olmaz derdi, hepsi olur derse Nare ne diyecekti? Hatice lafların üzerini örtmeye daha hiçbir şeyin belli olmadığına inandırmaya çalışsa da Nare’nin kulağına su kaçmıştı. Annesinin gelmesiyle kızlar kendi evlerine geçti. Gündüzden farklı konuşmadı, herkesin bu işe rızasının olduğundan bahsetti. Nazlı Nare’sinin gönlünü edecekti. Nare yatağına yattı ama gözlerine uyku uğramadı. Tek çıkar yol kalmıştı geriye o da sevdiği ile kaçmaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE