Gecenin ilk çeyreğinde gözleri uykuya varmamış olan Nare sonrasında sızıp kalmıştı. Onu uyandıran ise kulağına dolan inceden bir iç çekiş, bir ağlayıştı. Başını çevirip baktığında annesini gördü, pencere kuşu olmuş bir eli dizinde bir eli yüzünde hafif hafif sallanıp kısık sesiyle bir ağıtı mırıldanıyordu.
Söylediklerini anlamaya çalışsa da duyamadı. Çok alçaktı mırıltıları.
Önüne döndü elleriyle yüzünü kavrayıp boş boş karşıdaki aynaya baktı. Gece düşündüğünü yaparsa Cemal ile kaçarsa annesi çok üzülürdü. Üzülürdü ama annesi de Nare’nin isteğini önemsemiyordu ki.
Cemal ile olmaz diyordu.
Cemal olmaz, Yusuf olmaz, ya bu Devran niye oluyordu?
Kendisinin göremediği ne vardı bu adamda da o kadar ısrar ediyordu annesi?
Bir bilseydi, bir çözebilseydi Nare. Yine de dinlemezdi ki annesini. Kalbi Cemal diye atıyordu.
“Nare, uyumuyorsun biliyorum.”
Hasret ana onun hemen yanına oturup arkası dönük kızının uzun saçlarını okşadı.
“İçten içe kızarsın bana, belki haklısın da.”
Yumuşakça, kızını üzmemek için özenli kelimeleriyle narince konuşan kadın hastalığı ile iyice yufka yürekli olmuştu.
“Ben babanla evlenirken istemişim istememişim kimsenin umuru değildi. Evleneceksin demişti babam işte o kadar. Vardım gittim bilmediğim bir kapıya, başımda örtülü bir karış alla, evlendiğim adam dev miydi cüce miydi kim bilir, kaşı gözü ne renk, aksi mi anlayışlı mı ne bileyim.”
İçini çekti kadın, “Urfa’dan çok başka bir şehir, babam beni vere vere aklı kıt bir adama vermiş. Baksan, normal bir adam gibi görünürdü, güldüğünde ki halini hatırlarsın de mi? Boş boş parlardı gözleri. Çıkıp gelsem kabul edecek bir aile yok, orda kalsam babanın peşinde koşmaktan başka ne ettim ki. Veysel’in düğününe gelinceye kadar ömrümün ne boş geçtiğini fark etmemiştim. Kader Hasret kader. Kadere böyle yazılmış. Yazılmışta kulun hiç mi dili tutmaz, gözü görmez, ayağı yürümez. Dönüp arkama bakacağım bir ana baba yoktu ki Nare, yoktu ki onların kucaklarına sığınayım. Kader bende ne gençlik koydu, ne sevda koydu ne de mutluluk koydu.” Diye konuştu.
Nare onu sessizce dinlerken annesi konuşmaya devam etti.
“İsterim ki sevdiğinle yaşayacağın sıkıntılar daha şimdiden belliyken gel bu sevdadan vazgeç. Yusuf’a neden he demediysem Cemal’e de ondan he demek istemem! İsterim ki benim gül goncası nazlı kızım onu hiç dara düşürmeyecek koruyup kollayacak, mutlu edecek rahat ettirecek biri ile olsun.”
Nare annesinin derinden gelen hüzünlü sesiyle onun hala Cemal’i istememesine üzülürken “Belki dara düşmem ama ben Cemal’den başkasıyla da mutlu olmam ki anne. Onu severken nasıl mutlu olayım?” diye sordu.
Annesinin yüzüne bakamıyordu. İlk defa annesi söylediği için sevdiğinin adını ağzına alabilmişti ama o an bile ne utanmıştı.
“Sen onu seversin, hem de Cemal’in sevdiğinden daha çok seversin amma, Cemal’de senin sevgini taşıyabilecek yürek var mı? Senin kadar sevemez Nare. Az zaman geçince, gül goncasını koklamaya doyunca, geçim darlığı baş gösterince ne olacak? Senin sevginin altında ezilecek. Unutma kızım, hangi erkek olursa olsun, hangi durum olursa olsun, sevda, aşk, para, mutluluk bir erkek bir kadının aşağısında kalmayı çekemez, kaldıramaz. Kaldıramadığı vakit daha üstün olacağı başka gül goncaları arar.”
Nare annesini bir kelamını anlasa diğer kelamını anlamıyordu. Tecrübesi yetmiyordu bir kere, anladıklarına da şiddetle karşı çıkıyordu.
Cemal ondan başka bir kızı yüreğine koymazdı, biliyordu. İtiraz edip annesini üzmek istemedi. O ne söylerse söylesin sevdasından vazgeçmeyecekti.
“Benden uzak kalmak zoruna gitmeyecek mi? Özlemeyecek misin kızını?” diye sordu.
Hasret ana gülümsedi, ayrılık vakti her gün daha yaklaşıyordu ya kızı bilmeden başka ayrılıklarla gözünü korkutuyordu. Oysa bir daha sesini işitmeyeceğini, gözlerinin içine bakıp sarılmayacağını nereden bilebilirdi ki?
Kırışmış elleriyle yeniden saçlarını okşadı. Gözleri dolu dolu, “Ben artık koca evine dönmeyeceğim Nare.” Dedi. Kızı duyduğuyla şaşkın bakışlarını annesine çevirdi.
“Seni Cemal’e de versem Devran’a da versem o vakitten sonra beni o evde amcanlar durdurmazlar. Bu yaştan sonra onları boyun eğecek değilim. Benim yerim artık burası, baba evi.”
Nare’nin ela gözleri doldu. Yutkunmaya çalıştı, annesi doğru söylüyordu. Ama Cemal’le evlenirse belki annesi yanlarında kalırdı. Dilini tutup bunu söylemedi ama yapacaktı.
Hasret ana gülümseyerek “Sen kiminle olursan ol, benim kollarım sana hep açık kızım ama gel etme, herkes Devran’la seni yakıştırırken olur derken söylediklerimi yabana atma. Bir dene, bir tanımaya çalış. Benim kızım kireci dökülmüş, betondan dört duvar değil, konak gelini olsun! Nare’me yakışır.” Dedi.
Nare o an ağlamak istedi. Servet mi sevda mı? Hayatının devamın da yaşayacağı kendine kalsa sevda annesine kalsa servet.
Hasret ana kızından cevap beklemedi, onu ikna edinceye kadar sıkmadan ara ara konuşacaktı. Üzerine gitmeyecek ama aklını çelecekti nazlı tazesinin.
“Sen kahvaltıya kadar azıcık daha uyu.” Dedi kıyamayarak. Nare nasıl uyusundu?
Annesinin sözlerinden sonra yeniden bir fırsat bekledi Devran’la konuşmak için. Berfin’in yanına gitti ama laf arasında Devran’ın işte olduğunu öğrendi. Zaten evin erkekleri gündüz vakti evde olmazdı, akşama gelirlerdi.
Akşam saatine kadar oyalansa da yine de Hayri dayısının dairesine dönmek zorunda kalmıştı. Berfin’den duydukları ise aklındaydı.
Büyüklerin hepsinin kararı ortaktı, Nare ve Devran’ı evlendirmek isterlerdi. Hatta ne kadar altın istendiği, takılacağı bile konuşulmuştu. Nare uzunca düşündü düşündü, annesi bu konakta kalacaksa bundan sonra onu Cemal’e vermesinin imkanı yoktu. Ağrı’dan her şeyiyle kopup Urfa’da yaşayacaklardı, annesinin düşündüğü buydu.
Herkes üzerine gelecek, Nare annesinin ve Berfin’in yaptığı gibi ima edici, özendirici, ikna cümlelerini duyacaktı.
Dayılarına benim sevdiğim var beni ona verin diyemezdi, en yakını Bilal amcasına bile diyemezdi ki kime ne anlatsındı.
Annesinin üzüleceğini bile bile ama bir gün affedeceğinden emin düşündüğü gibi kaçmaya karar verdi.
Yavaşça annesini uyandırmadan odadan çıktı. Kimsenin olmadığı uzunca terasın kuytusuna geçip siyah gecede parlayan yıldızların altında ılık bir rüzgar saçlarını ağırca sallarken Cemal’i aradı.
Ona başkasıyla evlendirilmek üzere olduğunu söyledi. Cemal’in yeşil gözleri tutuştu.
“Ne dersin Nare?” diye karşılık verdi şaşkınlıkla.
“Kaçmaktan başka çaremiz yok Cemal! Annem bir daha Ağrı’ya dönmeyeceğiz dedi.”
Cemal’in gözbebekleri daha bir küçüldü. Geniş çene kemiklerinin biçim verdiği yüzü ifadesiz hale büründü.
“Kaçalım!” dedi. Seven adam sevdiği ele verilecekse ne yapardı, kaçırırdı.
“Ben gelip alacağım seni! Sen hazırlıklı ol, benden telefon bekle.”
Nare’nin yüreği onun sözleriyle rahata erdi, bir gülümseme yüzüne kondu.
Annesinin dediği gibi değildi, Cemal sevdasına, sevdalandığına da sahip çıkacak yüreğe sahipti.
Bunun mutluluğuyla kapattı telefonu, az önce korkuyla terasa attığı adımları daha rahat mutlu atarak döndü odasına.
******
Çok geçmemişti. Ertesi günün akşamına Cemal’den bir mesaj aldı Nare, gece olunca el ele tutuşacak sevdaları boyu koşacaklardı.
Kaçacak olmanın korkulu heyecanından, annesinden ayrılacağının üzüntüsünden yemek yiyemedi Nare. Bulduğu her fırsatta annesinin yüzüne tekrar ve tekrar ezberler gibi baktı.
Yemekten sonra herkes Hamza dayısının dairesine geçti, yine evlilik konusu konuşulacaktı belli. Bu kez dayısı Nare’yi de çağırmıştı. Nare korkudan eli ayağına dolaşırken onun yanına gitmeyi istemedi.
Annesine tuvalete gideceğini söyleyip önden onu gönderdi.
Çantasını astı boynuna, uzun saçlarını saklamak için bir şal aldı omuzuna.
Sessiz adımlarla konağın merdivenlerini indi. Kimsecikler yokken avlunun kapısını azıcık aralayıp Nare sevdiği adamın kendini beklediği yere gitti.
*****
Avlunun kapısından çıktıktan sonra minik serçenin kanat çırpışı gibi göğsünü gümbürdeterek atan kalbi koşar adımlarıyla daha da hızlı atmaya başladı.
Karanlığın çöktüğü Urfa’nın dar sokaklarında Cemal’in kendini beklediği yere doğru ilerledi. Ne Cemal ne de Nare Urfa’yı bilmezdi ama telefonuna gönderilen konuma doğru gitti.
Akşamın sessizliği yolların tenhalaşmaya başladığı yerde Nare inceden bir ürperti duymaya başladı.
Annesinden kopuşuna ayaklarının ne hızlı uyum sağladığına şaştı, boğazı kuruduğu için yutkundu. Bir ara derin bir sessizliğin içine yürüyor gibi hissetti, birilerini görme umuduyla etrafına bakındı yetmedi arkasına dönüp baktı.
Peşinden gelen yoktu ama herkesin çaya toplanacağı o vakitte konaktan ayrıldığı için yokluğu çabuk fark edilirdi. Edildiği gibi de annesi feryat figan yana yakıla ağlardı.
İçi cız etti o an Nare’nin. Acaba dedi bir an. Sorguladı gidişini. Acaba biraz daha annesini ikna etmeye çalışsa mıydı? Anlar mıydı annesi, kabul eder miydi Cemal’i?
Adımları sorgusuna eş, üzüntüyle birlikte durdu. Beyaz teninde yüzüne al düşmüş yanakları kızarmaya başlamıştı.
Acaba dedi yeniden, geri dönse miydi?
Gözlerini kapatıp açtı, bir kere adım atmış, Cemal’i taa Ağrı’dan buraya getirtmişti. Dönüşü yoktu artık. Sevdiği ile buluşacaktı.
Düşünürken yolun ıssızlığını unutmuş yeniden Cemal’e adımlar atmaya başlayınca hemen ona kavuşmayı istemişti.
Telefonu ona rehber olurken heyecandan atan kalbi korkuyla işlevini gerçekleştirmeye devam etti. Nare’nin ela gözleri ürkek bir ceylanın bilmediği ormana baktığı gibi bakarken sonunda Cemal’in olduğu yere geldi.
Taşla örülmüş dar sokak yolunda, evlerin arasında sokak lambasının altında bekliyordu Cemal. Telefon tuttuğu elini havaya kaldırınca Nare sesli bir nefesle ona dönüp yürüdü. Sonunda Cemal’in yanına vardığında onun açtığı geniş kollarının arasına girdi.
“Cemal!” dedi sadece. Bir kanadı kırılmış gibi üzgündü, böyle olacağını bilemez bilse de hiç istemezdi.
Heyecanlı sesiyle “Nare!” dedi, “Çıkarken seni kimse görmedi değil mi?”
Başını sağa sola sallarken saçları dans etti, nefesini düzene sokunca Cemal ileride bekleyen arabayı gösterdi. “Bizi bekliyor, gidelim.”
İkisi de el ele olmuş arabaya ilerlerken “Nare!” diye bir ses yankılandı sokakta. İkisinin de adımları aynı anda durdu.
Ses hem tanıdık ama yankıdan dolayı yabancı kalırken Nare başını çevirdi ardından da Cemal.
Devran yolun ortasında onlardan 5 metre kadar uzak duruyordu. Cemal koşmak için adımlayıp önüne döndüğünde arabanın olduğu yerde iki adam daha gördü.
Biri arabaya eğilmiş bakarken diğeri kendilerine doğru geliyordu. Etrafları sarılmıştı. Genç adam şimdiye kadar yok saydığı korkuyu durdurulamayacak biçimde hissetmeye başladı.
Her ikisi de şaşkın her ikisi de korkarken ne yapacaklarını nereye gideceklerini bilemediler. Başka yol yoktu.
Devran onlara yaklaştı, Cemal “O kim?” diye sordu.
Aslında kim olduğunu kestirmek zor değildi ama bilmek istedi adını.
“Devran…” dedi kendilerine doğru gelen adamın gergin şakaklarına dikkat kesilirken “Beni evlendirecekleri adam.”
Tek bildiğini söyledi Nare, Devran ile ilgili hiçbir şeyi merak etmemişti ki öğrenme derdine düşmemişti.
Cemal can acıtmak ister gibi görünen öfkeli bakışlara dikkat kesilirken aralarında ki mesafe en aza inmişti.
Devran, Nare’ye hiç bakmıyor gözünü Cemal’den ayırmıyordu. Sanki onun için her hareketinin, mimiğinin önemi varmış gibi gözlerinden ışın çıkarırcasına ona yoğunlaşmıştı.
Nare öne atıldı, buradan dönüş yoktu en iyisi anlatmaktı. Gerekirse yalvar yakar olacak Cemal’le gitmek için Devran’ın ayaklarına kapanacaktı. Öküz değildi ya bu adam elbet sevilmediğini, istenmediğini anlardı.
“Ben Cemal-“ demişken Devran hala ona bakmaz elini kaldırdı yüzünün önüne.
Cemal’e öfke saçan bakışlarını çekmeden “Sen sus!” dedi keskince.
Konuşmaya başlamışken de “Urfa’ya geleceksin, Şahinbeylerden kız kaçıracak, elini kolunu sallaya sallaya buradan gideceksiniz! Öyle mi?” diye sordu.
Cemal o sözleri duyunca Urfa’ya yola çıkmadan önce annesinin söylediği sözler kulağında inim inim yankı yaptı.
Cemal, babasından kalma silahını alıp arkadaşıyla Ağrı’dan çıkmadan annesinden helallik istemiş, elini öpmüş, geldiğim vakit gelininle geleceğim demişti.
Annesinin içine dert düşmüştü. Cemal’in yapacağı akla uygun bir iş değildi, rıza göstermedi.
“Kızı istememişiz, niyetimiz var dememişiz! Dağdan inmiş gibi direkt kaçırmak olur mu? İstedik diyelim amcaları vermez! Buraya gelseler kaçırsan amcaları peşine düşer! Urfa’da kim bilir kimlerin yanında bilmezsin, etmezsin! Babası yok diye sahipsiz mi o kız? Onların gücüne yeter miyiz? Ölün mü gelsin buraya?”
Bu ve bunun gibi onlarca cümleyle vazgeçirmeye çalışmıştı oğlunu. Kızın gönlü olduktan sonra her şey kolay, her yol mübâhtı.
Devran’ın bakışlarını görünce ise annesinin haklılığını anladı. Hiç bilmedikleri şehirde hiç bilmedikleri bir adamın silahına kurşun olacaklardı. Devran kolunu kaldırınca görmüştü belindeki silahı.
Üstelik tek de gelmemişti en yakın arkadaşı Ahmet’te vardı. Kendi günahı değil birde onun günahına girecekti.
“Zorla değil, kendi ayağıyla geldi buraya.”
Nare sevdiği o sözleri söylerken azıcıkta olsa bir gocunma hissetmişti. Kaçmayı isteyen sadece Nare’ymiş gibi, kaçalım dediği için Cemal ona hayır diyememişte gelmiş gibi suçun Nare’de olduğunu hissettiren tınılar vardı sevdiğinin sesinde.
İstemsizce bakışlarını ona çevirdi. İfadesiz suratını okumak zordu Cemal’in ama elini tuttuğunda, sarıldığındaki sahipleniş yoktu bakışlarında.
Devran açıkça ona meydan okur bir tavra sahipken Nare elini tutmuş Cemal ile olmayı seçmişken ne duruşunda ne bakışında güç yoktu. Güçten de ziyade bu kız benim diyeceği sahiplikten çok uzaktı.
Bir dakika içinde değişir miydi her şey?
Devran duyduğuyla bakışlarını tutuşan ellerine çevirdi. Nare sıkı sıkıya kavrarken Cemal yavaşça bıraktı elini.
“Onun saflığına ver.” Dedi Devran, “Kaçınca başına neler geleceğini bilememiştir! Sen bilerek geldin değil mi? Ölüme ayağınla geldin!”
Devran bağırsa çağırsa sokağı inletse bu denli etkili olmazdı sözleri.
Cemal’in korkuya tutuşmuş parlamaya başlamıştı gözleri.
Sessizlik… Uzun sayılacak bir sessizlik girmişti araya Cemal bakışlarını Devran’dan çekmiyor tek kelime de etmiyordu.
Devran ise sıkılmıştı, bir an önce anlaması gerekenin peşine düşüp cevapları sorarak öğrenmeye girişti.
“Gece boyu böyle bakışacak mıyız? Yok mu söyleyeceğin?”
Nare neler olduğunu anlamazken “Sana söylemeye geldim.” Diyerek kendini açıklamaya girmişken Devran yeniden daha sert, kelimeleri ayırarak konuştu.
“Sana sus dedim!”
Yerinde huzursuzca kıpırdanıp “Bak şimdi Cemil! Cemil’di değil mi adın? Önemi yok gerçi, sana kaderini sunuyorum. Ya belindeki silahını çıkarırsın karşı karşıya geliriz ya da arkanı dönüp gidersin Urfa’dan çıkışınıza ses etmem!” dedi.
Cemal’in bakışları katılaştı birden. Buraya Nare ile gitmek için gelmişti. Ağır tehdit altında annesinin haklı cümlelerinin pişmanlığını yaşamaya başladı.
Yutkundu, belindeki silahı çıkarırdı çıkarmasına da tetiğe basabilir karşısındaki boylaşmaya çalışan adamı öldürebilir miydi?
Nare Devran’ın kararlılığından korkarken “Hayır!” diye itiraz etti, “Ben seni istemiyorum!”
Devran bakışlarını bu kez Nare’ye çevirdi ve Allah biliyor ya Nare korkudan söyleyeceğini unuttu.
Cemal’in muhasebesi hala sürerken Devran elini beline götürdü, ceketinin altına gizlenmiş silahının kabzasını kavradı Cemal yutkundu, elini aynı onun gibi silahına götürdü, her iki silah veya ikinden biri çıkarsa bu kez sokağı inleten ateşlenen silah olurdu.
Cemal ateşleyen mi olacaktı yoksa ateş edilen mi? Çok zamanı yoktu, Annesinin “Onlarla baş edemezsin!” sözü hayat buldu, elini silahından çekti, birkaç adım geri geri gidip Nare’ye bakmadan arkasını döndü arabaya doğru ilerledi.
Devran öfkeyle gözlerini kapatıp kendini tutmaya çalıştı açınca da hemen karşısındaki kızın sevdasının boş hayale dönüşünü izledi.
Nare dudakları aralı, hayrete düşmüş bakışlarına dolan yaşlarla Cemal’in arabaya binişini izledi. Hemen ardından beklemeden gidişini.
Öyle ani gelişmişti ki boğazında takılı kalan nefesin giderek canını acıttığını bilemedi. Gözyaşı taş döşeli yola düşerken Nare kendini tutamadı, boşalan dizlerinin üstüne, yere düştü.